27 Ekim 2011 Perşembe

DEJA-VU; 5.BÖLÜM

5.BÖLÜM

Tyler zihnini kahveyle toparlayamayacağını anlamış ve spor yapmaya karar vermişti. Evinde özenle düzenlediği bir başka yer olan spor odasına girdi. Ağırlık çalışmak istemiyordu. Bir köşede duran koşu bandı adama cazip geldi. Odada ki CD çaların Play tuşuna bastı. Müziği son ses açarak koşu bandına çıkıp koşmaya başladı.  

Genç adam bir süre yazmaya ara verme kararı almıştı. Yeni bir konu bulana kadar kendine izin verecekti. Bu sürede kafasını dinleyecek uzun süredir görüşmediği arkadaşlarıyla görüşecekti. Martin’in bu gün ki teklifi geldi aklına. Belki de çocukluğunun geçtiği o eve gitmeli ve geçmişin tatsız anılarının onu annesinden koparmasına izin vermemeliydi.

Genç adam bir süre daha koştuktan sonra boynuna aldığı havluyla saçlarındaki teri kuruladı. Müziği kapatıp duşun altına girdi. Kısa sürede duştan çıkmış, tıraş olmuş, saçına şekil vermiş ve kıyafetlerini giymişti. Kendine aynada son kez baktıktan sonra hızla merdivenleri inip arabasının anahtarlarını aldı ve garajın yolunu tuttu.

Arabasına atladığında telefonunu çıkardı. En son aranan numaraya basıp telefonun açılmasını bekledi.

“Alo?”

“Eric benim,” dedi. Arkadaşı yine ekrana bakmadan açmıştı anlaşılan telefonu.

“Selam dostum,” dedi Eric keyifle.

“Uçaktan indin mi?”

“Evet, şimdi eve varmak üzereyim.”

“Tamam, sen biraz dinlen. Sonra buluşuruz,” dedi Tyler.

Eric arkadaşını onayladıktan sonra telefonu kapattılar. Tyler’a arkadaşının sesini duymak iyi gelmişti. Eric’in mesleğinden dolayı çok fazla buluşamıyorlardı ama bağlarını hiçbir zaman koparmamışlar çocukken başlayan arkadaşlıklarını devam ettirmişlerdi.

Amerika’da günleri düşündüğünden daha iyi geçecekti Eric sayesinde. Memnuniyetle iç çekip gaza biraz daha yüklendi. Hızla evine doğru yol alıyordu. Eski evine…

 ******

        Fanny Madam’a dinlenmesi konusunda ısrar edip üzerini değiştirmek için odasına girdi. Evrak çantasını ve dizüstü bilgisayarını bir kenara bırakarak her zaman ki spor kıyafetlerini geçirdi üzerine. Saçlarını gelişi güzel omuzlarına bıraktıktan sonra odasının penceresinden dışarıyı izlemeye koyuldu...

Bahçede ki oyun alanına kaydı gözleri. Sonra istem dışı anılar canlanmaya başladı zihninde. Küçük ve yaramaz bir çocukken annesiyle geçirdiği vakitlerin kıymetini bilememişti. Eğer bir gün annesinin onu bırakıp gideceğini bilseydi birlikte daha çok vakit geçirmelerini sağlardı. Şimdi anıları düşünüp pişman olma zamanı değildi belki ama kız hayatının büyük bir bölümünü kaplayan hatıraları zihninden kovmayı başaramıyordu. O anıları olmadan yaşayamayacağını da biliyordu aslında. Annesini özlemle hatırladıktan sonra aklı Jimmy’e takıldı.

Oyun alanında en yakın arkadaşıyla geçirdiği vakitler geçti gözlerinin önünden tek tek. Jimmy, Talbert ailesinin komşularının oğluydu. Fanny’den bir yaş büyüktü. Genç kız, çocukken en yakın arkadaşı olan Jimmy’nin genç kızlık dönemlerinde hayatının aşkı olacağını bilmiyordu o zamanlar. Bilseydi belki her şey daha farklı olurdu. Tıpkı annesiyle olduğu gibi Jimmy’le geçirdiği zamanlarda yetmemişti kıza. İkisini de çok erken kaybetmişti. Gidişlerin vakti olur muydu emin değildi kız. Ama annesini de, Jimmy’i de, onu bırakıp gittikleri için affedemiyordu.

Kavuşturduğu ellerinin üzerinde bir ıslaklık hissedince düşüncelerden sıyrıldı Fanny. Elini yüzüne götürdüğünde ağladığını fark etti. Hızla yüzünü kurulayarak banyoya koşturdu. Yüzüne soğuk su çarptıktan sonra eve gelince temizlediği makyajın yerine hafif bir kalem çekip odasından çıktı.

Merdivenlerden inerken gayet sakin görünüyordu. Marco henüz okuldan dönmemişti. Alvin’de Holding’de olduğu için, ev, çalışanların etrafta koşuştururken çıkarttıkları seslerin haricinde sessizdi.

Kız merdivenlerin sonuna geldiğinde dışarı çıkmaya karar verdi. Cep telefonunun yanında olduğunu görünce duraksamadan evden çıkıp garajına ilerledi.

Çok sevdiği motorunu görünce gülümsedi. Garajda ki askıya astığı koruyucu ceketi giyip kaskını eline aldı. Motora bindiğinde gülümsemesi biraz daha büyüdü. İtinayla ellerini motorunun üzerinde gezdirdikten sonra anahtarı takıp çevirdi. Motorun çıkardığı sesle içini çekerek kaskını başına geçirdi.

Dikkatle garajdan çıktıktan sonra evin arka tarafına yönelip köşede bekleyen güvenlik görevlisine kapıyı açmasını işaret etti. Kendini dışarı attığında gaza biraz daha yüklendi. Motorun üzerine iyice eğilerek kaskının önünü açtı. Rüzgâr tenine değince mutlulukla iç geçirdi…

Evden bir iki sokak uzaklaştığında telefonunun çaldığını duydu kız. Kulağına taktığı kulaklığın açma düğmesine basarak karşıda ki kişinin konuşmasını bekledi. Marco’nun sesini duyunca gülümsedi.

“Selam Fanny. Eve geldim ama seni bulamadım. Evdekilere de nereye gittiğini söylememişsin. İyi misin?”

Fanny motorunu yolun kenarına çekerek kaskı başından çıkardı. “İyiyim,” dedi. “Piste gidiyorum, birkaç saate dönerim.”

“Ciddi misin?” diye bağırdı Marco telefonda. “Keşke bana da haber verseydin.”

“Bunun mümkün olmadığını biliyorsun ufaklık,” dedi Fanny ciddi bir sesle. Kardeşi her ne kadar motor kullanmaya onun kadar hevesli olsa da bu pistte son sürat yarış yapabileceği anlamına gelmezdi.

Marco ablasından alacağı yanıtın bu olacağını biliyordu elbette. Yinede şansını denemekten zarar gelmezdi. “Tamam,” dedi ısrar etmesinin fayda etmeyeceğini bildiği için. “Sonra görüşürüz.”

“Görüşürüz.”

Fanny telefonu kapatır kapatmaz kulaklığını çıkarıp kaskını yeniden başına geçirdi. Motorun küçük bölmesine telefonunu koyduktan sonra tekrar yola koyuldu. Artık nereye gittiğini bildiklerine göre rahatsız edilmesine gerek yoktu.

Neyse ki arabaların çok yoğun olduğu bir bölgede yaşamıyordu. Çevrede ki villaların ya da sitelerin sahiplerinin arabaları olurdu yalnızca civarda. Şimdi de durum farklı değildi. Motorun hızını biraz daha arttırdığı sırada karşıdan siyah bir cipin geldiğini gördü. Arabayı tanımıyordu. Hızla yanından geçerken içinde ki yüzün tanıdık geldiğini düşündü ama pek önemsemedi bunu. Muhtemelen hayal gücü ona oyun oynuyordu…

Anayola çıktığında yavaşlamak zorunda kaldı. Çünkü burada ki trafik hız yapmaya fırsat vermiyordu. Yolda ki diğer arabalar beklerken genç kız her bulduğu boşluktan geçiyor yavaşta olsa piste doğru ilerliyordu. Yarım saat sonra arkadaşlarıyla sık sık geldiği ve yarışlar yaptığı pistin önündeydi.

Kimliğini göstererek sahiplerini tanıdığı piste giriş yaptı. Çok büyük bir yer değildi burası. Ama Fanny’e yetecek kadar alanı vardı.

Piste girer girmez motorunun benzinini kontrol edip pistin kusursuz yollarında turlamaya başladı. Önce normal hızda sonra yüksek hızda sürmeye başladı motoru. Etrafta kimse yoktu.

Fanny’nin stres atmak için geldiği nadir yerlerdendi pist. Arkadaşlarıyla yaptığı yarışların haricinde buraya sık sık gelir ve tutkunu olduğu motoruyla hız sınırlarını zorlardı. Jimmy’le ikisinin hayatlarının en güzel günlerini geçirdikleri yerdi burası. Genç kızın ölen sevgilisi de kendi gibi hız ve motor tutkunuydu.

Fanny Jimmy’i hatırlayınca motorun kontrolünü kaybettiğini fark etti. Vitesi küçülterek hızını düşürdü. Yine de etrafında ki her şey silik silik görünüyordu. Biraz daha yavaşlamayı denedi. Artık çevresindeki seyirci koltuklarını belirgin bir şekilde görebiliyordu.

Biraz o şekilde motoru sürdükten sonra durdu. Kaskı çıkarıp motordan indi. Birkaç adım yürüyerek ileride ki çimlerin üzerine attı kendini.

Bir süredir düşüncelerini kontrol edemiyordu. Eskiden Jimmy’i yalnızca geceleri düşünmeye çalışır gündüz kontrolü tamamen elinde tutardı. Arabasının bozulduğu gün gördüğü adamdan sonra olmuştu her şey. Genç adamda ki bir şeyler kızın saklı olan bazı duygularını harekete geçirmiş, buda kontrolünün zayıflamasına yol açmıştı.

Bir daha kimseyi hayatının merkezi haline getirmemeye karar vermişti kız, Jimmy ve annesi kısa aralıklarla öldükten sonra. Her şeyim dediğin insanı kaybedince gerçekten her şeyini kaybetmiş gibi oluyordun çünkü. Kız bu acıyı iki kez yaşamıştı. Bir üçüncünün olmasına izin vermeyecekti. Hayatında ne başka bir Jimmy nede kalbinin derinlerine ittiği duyguları oradan çıkarmaya çalışacak birisi olacaktı.

Kaskı oturduğu yerde bırakıp kararlı adımlarla motoruna ilerledi. Koltuğa oturduktan sonra motoru harekete geçirdi. Yola çıkarak hızlı aralıklarla vitesi artırıp yine hız sınırlarını zorladı. Rüzgâr uzun saçlarını havalandırıyor nefesinin kesilmesine neden oluyordu. Kızın düşünmesini engelliyordu en azından. Şimdi dikkatini tamamen yola vermişti…

******

Tyler yanından hızla geçen motoru düşünerek içini çekti. O motorun üzerinde olmak ve kimseyi düşünmeden hiç bilmediği bir yere yolculuk yapmak için neler vermezdi. Hayatının kontrolünü daima elinde tutmuştu. Her şeye rağmen düzenli bir yaşam sürüyordu. Bazen, -şimdi olduğu gibi yazmak konusunda duraksama dönemine geçince- kendini dağıtır ve bir süre gece hayatına atılırdı. Ama bu çok kısa sürerdi. Genç adamın uyuşturucu ya da aşırı alkol gibi kötü alışkanlıkları yoktu.

Başını iki yana sallayarak şu an çok cazip gelen Ülke’yi terk etme fikrini zihninden kovdu. Evinden, Amerika’dan ayrılalı tam dokuz yıl olmuştu. Şimdi hazır geri dönmüşken kötü anıları ve cazip gelen fikirleri yok sayarak kararlılıkla bir zamanlar ailesinin yaşadığı evi ziyaret etmeliydi.

Hava kararıyordu. Trafik yoğun olduğu için bir saatten biraz daha fazla süren araba yolculuğunun ardından Martin’in evine gelmişti Tyler. Eski evinin dış görünüşünde büyük değişiklikler vardı. Tyler, Martin’in hala burada yaşadığını bilmese yanlış eve geldiğini düşünebilirdi. Bir zamanlar annesi ve babasıyla mutlu bir hayat sürdüğü mütevazı evleri şimdi bir köşke dönmüştü. Etrafta ki evlerin birçoğu aynı tarzdaydı. Tyler çok şeyin değiştiğini düşündü.  

Arabasından inerek evin giriş kapısına doğru ilerledi. Verandada hafif bir ışık yanıyordu ama etraf karanlıktı. Dikkatle ilerleyerek kapıyı çaldı. Belki de Martin’e haber vermeliydi gelmeden önce...

Genç adam tam geri dönmeye yeltenmişti ki kapı açılıverdi. Karşısında gördüğü hem tanıdık hem de yabancı olan yüze baktı bir süre. Hizmetli olduğu anlaşılan kadının ona neden tanıdık geldiğini bilmiyordu.

“Merhaba,” dedi ufak bir duraksamanın ardından.

Kız; “Merhaba,” diye yanıtladı Tyler’ı.

“Martin evde mi?”

“Evet, içeri geçerseniz geldiğinizi haber veririm efendim.”

Tyler kızı onaylayarak artık hiçbir hatıranın kalmadığı eski evine ilk adımını attı. Başını dikleştirerek bu melankolik havadan sıyrıldı.

“Tyler geldi derseniz beni tanıyacaktır,” dedi kıza.

Hizmetli koşar adım yanından uzaklaşırken bulunduğu salona göz attı. Eşyalar son modaydı. Martin’in ne iş yaptığını öğrenmesi gerektiğini düşündü. Kenarda yalnız başına duran koltuğa oturdu. Birkaç dakika sonra Martin’in neşeli sesi salonu doldurdu.

“Tyler! Seni burada görmek ne büyük bir şeref.”

Üvey kardeşinin iğneli laflarına aldırmayarak “Selam Martin,” dedi.

Martin elinde ki dergiyi bir kenara bırakıp Tyler’a sarıldı. “Hoş geldin,” dedi ilk defa alay olmayan sesiyle.

Tyler eliyle Martin’in sırtına vurdu. Gerçek bir gülümsemeyle hiçbir zaman anlaşamadığı kardeşine baktı.

 “Burada olmak gerçekten güzel,” dedi sözlerinin yansıttığı gerçekçilikten huzursuz olarak. Genç adam bu evi ve hatıralarını bir sandığa koyup zihninin en kuytu köşelerine saklamıştı. Hatıraların yeniden ortaya çıkıp onu huzursuz etmesine izin vermeyecekti.

Gerileyerek az önce kalktığı koltuğa oturdu.

“Nasılsın?” diye sordu Martin.

“Sanırım iyiyim,” diye mırıldandı genç adam. Martin gülümsedi. O sırada köşede bekleyen hizmetli kız gözüne ilişince, “Ne içersin?” diye sordu Tyler’a.

“Koyu bir kahve alabilirim.”

Kız Martin’in bir şey söylemesine fırsat bırakmadan hızla gözden kayboldu. Tyler bir süre kızın arkasından baktıktan sonra “Kim bu kız?” diye sordu.

“Tanımadın mı?” dedi Martin alayla. Tyler başını olumsuz anlamda iki yana salladı.

“Biz küçükken burada çalışan bir hizmetli vardı,” dedi Martin. “Adı Caroline’dı. Buda onun kızı Martha.”

Tyler şaşkınlıkla Martin’e baktı. Martha’yı hatırlıyordu elbette. İkisi de küçük bir çocukken, Martha’yla beraber oyunlar oynarlardı. Martin hiçbir zaman onlara katılmasa da Tyler Martha’yı severdi.

Martha, Tyler’dan iki üç yaş büyüktü. Hizmetli tekrar salona döndüğünde Tyler gülümsüyordu.

Kız bir zamanlar çocukluk arkadaşı olan adamın artık kendisini tanıdığını anlamıştı. Martin’den çekindiği için gülümseyemedi. Tyler’a kahvesini uzatırken genç adamın değişmiş olduğunu gördü. Çocukken gözlerinden hiç kaybolmayan o muzip ışıltı şimdi yok olmuştu. Bebeksi yüzünü yaşın ve yaşanmışlıkların verdiği çizgiler ele geçirmişti. Yine de çok yakışıklıydı. Bu olgun hava Tyler’ı daha da çekici kılıyordu.

Tyler, “Teşekkürler Martha,” dedi kıza. Genç kızın ürkek bir tavırla Martin’e baktığını görmüştü. Anlaşılan Martin çocukken nasılsa şimdi de öyleydi. Hizmetlilerle gereksiz diyaloglara girmez onların da bu sınırı aşmasına asla izin vermezdi.

Martha başını eğerek odadan çıktı. Tyler bir yolunu bulup kızla konuşmayı ve eski günleri yâd etmeyi kafasına koymuştu.

“Paris nasıl?” diye sordu Martin.

“En son bıraktığımda iyiydi,” dedi Tyler kahvesini yudumlarken. “Paris her zaman güzeldir.”

“Özellikle geceleri,” dedi Martin alayla. Tyler Martin’in her şeyi alaya alan havasından çabucak sıkılmıştı. Geçen zamanın kardeşini biraz olsun değiştirdiğini düşünerek aptallık etmişti anlaşılan.

“Hangi işle uğraşıyorsun?” diye sordu konu değiştirmek adına. Martin’in Paris hakkında ki gereksiz fikirlerini duymak istemiyordu.

“Avukatım,” dedi Martin. “Büyük bir Holding sahibinin tek avukatıyım.”

Tyler bunu duyunca şaşırdı. Holding sahiplerinin birden fazla avukata ihtiyaç duyduklarını biliyordu. “Neden bir tane avukatı var?”

“Ben birkaç tane avukata gerek bırakmayacak kadar iyi çalışıyorum. Zaten Holding’in benden başka bir sürü avukatı var. Ben sadece patronun özel işleriyle ilgileniyorum.” Martin’in kendini öven ses tonu karşısında Tyler gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

“Senin işler nasıl gidiyor?” diye sordu Martin.

Tyler bu sorudan rahatsız oldu. Üvey kardeşine hakkında fazla bilgi vermek istemiyordu. “Şimdilik idare ediyorum,” dedi kahvesini son kez yudumlarken. Ayağa kalkarak Martin’e elini uzattı. “Hoşça kal.”

Martin’de ayaklandı. “Güle güle,” dedi Tyler’ın elini sıkarken. “Bir daha ki sefere daha uzun bir ziyaret için bekliyorum seni.”

Tyler bir şey söylemedi. Çıkışa doğru ilerlerken Martha’nın merdivenlerden indiğini gördü. “Hoşça kal Martha,” dedi gülümseyerek.

Hizmetli başını eğdi. “Güle güle efendim.”

Tyler kendini dışarı attığında derin bir iç çekti. Arabasına binince camı sonuna kadar açıp CD çalara bir CD yerleştirdi.

Martin’in evinden uzaklaşırken rahatladığını hissetti. O evde kendini huzurlu hissedemiyordu. Annesi; babası öldükten sonra Martin’in babasıyla evlenmiş, Tyler’ın o evdeki rahat günleri sona ermişti. O zamanlar çok küçüktü. Babasını kaybetmeye alışamamışken birkaç yıl içinde evde yeni bir babanın hükmünün sürdüğünü görünce şok olmuştu. Yeni gelen babanın birde yaramaz ve sinsi bir oğlu vardı…

Tyler çocukluğunun karanlık anılarını zihninden kovdu. Arabanın hızını farkında olmadan artırdığını görünce yavaşladı. Dikkatini yola vermeye çalıştı.

Babası erken yaşta ölmeseydi her şey çok daha farklı olurdu…

Hiç yorum yok: