24 Ekim 2011 Pazartesi

DEJA-VU; 4.BÖLÜM

4.BÖLÜM

Kız arkasından hızlı adımlarla yetiştiğinde; “Acelemiz yok Madam,” dedi.

Madam daha fazla pot kırmamak için yüzüne yapmacık bir gülümseme yerleştirip Fanny’nin koluna girmesini bekledi. Kız gülümseyerek karşıladı bu hareketini.

“Mağazalar bizi bekliyor,” dedi yapmacık bir neşeyle. Fanny'nin alışverişten nefret eden nadir kadınlardan olduğunu Madam biliyordu elbette.

Bu defa gerçek, sıcak bir gülümseme kapladı Madam Alanis’in yüzünü. “Alışverişi kısa kesmeye çalışacağım,” dedi.

“Umarım öyle olur,” diye mırıldandı Fanny asansöre binerlerken…

Holding’in bahçesine çıktıklarında kız Alvin’in kendilerine doğru geldiğini gördü. Kolunda olduğu Madam’ın duruşunun değişmesiyle hafifçe kıkırdadı. Sinirle yüzüne bakan Madam’ı görmezden gelmeye çalışsa da Madam kızın kolundan çıkıp oradan uzaklaşınca Fanny afalladı.

Yinede Alvin yanına geldiğinde sevgiyle sarıldı babasının boynuna. “Biz Madam’la alışverişe çıkıyoruz,” dedi gülerek.

Alvin şaşırmıştı. Kız babasına Madam’ın yeni işinden de bahsetmediğini hatırladı.

“Madam artık benim yanımda çalışacak,” dedi. “Kıyafetlerimle ilgilenecek. Bir nevi modacım yani.”

Alvin şaşkın ifadesini toparlayarak kızına gülümsedi. Hızlı adımlarla Holding’in bahçesinden çıkan Madam’ın arkasından baktı bir süre.

“Çok iyi düşünmüşsün,” diye mırıldandı. “Madam kendini çok yoruyordu.”

Bunları söylerken hala Madam’ın arkasından baktığının ve Fanny’nin dikkatle kendisini incelediğinin farkında değildi.

“Ben Madam’ı bekletmeyeyim,” dedi kız zor tuttuğu kahkahasını bastırarak. Kendine yeni bir görev edinmişti…

“Tamam,” dedi Alvin. “Görüşürüz.”

Fanny babasının yanından uzaklaşırken; “Görüşürüz,” dedi.

Otoparkta kendisini bekleyen Madam’ın yanına gülümseyerek yaklaştı. “Kusura bakma. Beklettim seni,” dedi hiçbir şey olmamış gibi davranarak.

Madam; “Önemli değil,” diye mırıldandı. Bir yandan da kızın ifadelerini inceliyordu tehlikeli bir durum var mı diye.

Fanny aracını çalıştırdığında Madam’da rahatlayarak oturdu koltuğa…

******

Tyler saatlerdir baktığı ekrandan gözlerini ayırarak sandalyesinde arkasına yaslandı. Derin bir nefes alıp kahvesine uzandı. Bu gün kaçıncı bardağı içtiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Zihnini açık tutmasında yardımı oluyordu kahvenin.

Aylardır uğraştığı ama bir türlü devamını getiremediği kitabına bir kez daha göz attı. Bu güne dek yedi adet kitap çıkarmıştı ve hatırı sayılır bir çevre edinmişti kitap dünyasında. Yazım stili tutulmuş, işlediği ilginç polisiye kitaplarının 5. Baskısı bile çıkmıştı.

Ama aylardır bir duraksama döneminden geçiyordu adeta. Aklına ne yeni fikirler geliyor nede bir süre önce başladığı kitabının devamını getirebiliyordu. Uykusuz geçirdiği gecenin gözaltlarında bıraktığı morluğu gördü masadan kalkıp odasındaki aynanın karşısına geçtiğinde.

Darmadağın olmuş saçlarının arasından parmaklarını geçirerek sıkıntıyla yüzünü buruşturdu. Pencereye doğru yürüyüp manzaranın tadına varmaya çalıştı. Hiç bir işe yaramadı çabaları.

Ofisinin kapısının çalınmasıyla elindeki kahveyi masasına bırakıp sandalyesine oturdu.

“Girin.”

Kapının ardından genç adamın şu an görmek isteyeceği en son insan başını uzattı.

“Selam Martin,” dedi hoşnutsuz ifadesinin üzerine bir gülümseme koyarak.

Martin her zamanki sinir bozucu sırıtmasıyla odaya girip Tyler’ın masasının önündeki koltuğa oturdu. “Selam,” dedi rahatça oturduğu yerde kurularak. “Nasıl gidiyor?”

“İyi sayılır.” Arada oluşan kısa sessizlikten sonra; “Senin işler nasıl gidiyor?” diye sordu Tyler konu açmak adına.

“Her şey yolunda,” dedi Martin tekrar neşesine kavuşarak. “Tıkır tıkır işliyor işlerim.”

“Sevindim,” dedi Tyler hangi işte çalıştığını bile bilmediği üvey kardeşine.

Martin başını salladı. “Ben daha fazla rahatsız etmeyeyim seni, Amerika’ya dönüş yaptığını duyunca ziyaret etmek istedim.”

“Teşekkür ederim,” dedi genç adam.  “Seni yeniden görmek güzel.”

Martin; “Senide” dedi ayağa kalkarken. Sonra ufak bir el sıkışmasının ardından Tyler’ı evine davet ederek ofisten ayrıldı.

Genç adam Martin’in ardından bir süre baktıktan sonra hızla ofisten çıkarak evinin yolunu tuttu. Bir duş iyi gelebilirdi. Zaten son zamanlarda her şeyi kendisine iyi gelmesi umuduyla yapıyordu. Dokuz senedir yaşadığı Paris’ten ayrılıp tekrar Amerika’ya dönmüş, yer değişikliğinin kendine iyi geleceğini ummuş ve yeni bir kitaba başlayacağını umut etmişti. Ama genç adam nereye giderse gitsin beynindeki karmaşık düşüncelerde onu takip ediyordu.

Evine vardığında aklındakini uygulayarak kendini duşa attı. Uzun bir süre sıcak suyun altında kalarak kendine gelmeye çalıştı. Sonunda sıcağa daha fazla dayanamayıp duşu sonlandırdı. Hızla bir şort ve bir tişört giyerek tek başına yaşadığı evinde mutfağın nerede olduğunu hatırlamaya çalıştı. Neyse ki dokuz senenin ardından eve gelmeden önce temizlik yaptırması gerektiğini akıl edebilmişti.

Yatak odasından çıkarak merdivenlerden inip hatırladığı kadarıyla mutfak olduğunu düşündüğü yere ilerledi. Yanılmamıştı… İki gün önce aldığı poşetler dolusu erzakın dolaplara yerleştirildiğini görünce sevindi. Gelen temizlikçilere bunun için ekstra bahşiş vermeyi unutmaması gerektiğini düşündü.

Yıllardır kullandığı ve onu yarı yolda bırakmayan samimi arkadaşı kahve makinesine gülümseyerek yaklaştı. Her zamanki gibi kendine koyu bir kahve hazırlayarak çalışma odasına girdi.

Ahşap ve deri kokuyordu yeni dizayn ettirdiği odası. Bu kokuyu hep sevmişti. Şimdide kendini eski günleri özlerken buluyordu. Babasının odası da hep böyle kokardı…

Genç adam kendine hâkim olarak düşünceleri aklından uzaklaştırdı. Şu anda odaklanması gereken yeni bir kitabı vardı. Neyse ki yayın eviyle olan anlaşması bitmiş ve yeni kitabı için herhangi bir sözleşme imzalamamıştı. Her gün yayın evlerinden telefonlar gelse de genç adam projesini bitirmeden herhangi bir anlaşma yapmamaya kararlıydı.

Bilgisayarının ve bir sürü dosya kâğıdının olduğu masasına kuruldu. Kahvesinden büyük bir yudum alarak dikkatlice kenara koydu. Ellerini esneterek müzik aleti çalmak için hazırlık yapıyormuş gibi kaslarını gevşetti. Klavye parmaklarını yoruyor ve eklemlerinde bazı rahatsızlıklar baş gösteriyordu. Bunun için en yakın zamanda doktora gitmesi gerektiğini bilse de birçok insan gibi doktor fobisi olduğu için sağlık kontrolünü erteledikçe erteliyordu.

Kendini daha önce yazdıklarına odaklamaya çalıştı. Bir kaç gündür yeni kitabının projesini şekillendirdiğini sanmıştı. Ama şimdi yazdıklarını okuyunca karşısına kopuk kopuk, alakasız paragraflar çıktı.

Sinirle kahvesini tekrar eline alarak sandalyeden kalkıp muhteşem manzaralı cam kenarına ilişti. Gözlerini kısarak sürekli aklını zorlayan düşüncelerin zihnine hücum etmesine izin verdi. Önce karanlık yolda ilerleyişi, sonrada yol kenarında arabasının üzerine eğilmiş sinirle homurdanan kız geldi aklına. O kadar vahşi ve sinir bozucu olmasaydı hoş bir kız olabilirdi diye düşündü genç adam.

Tamirciye gittiklerinde onu orada bırakarak hiçbir şey söylemeden neden çekip gittiğini hala anlayamıyordu. Ya da ertesi gün aynı tamirciyi arayarak kızın ve arabasının durumunu neden sorduğuna da anlam veremiyordu. Kızın adını bile bilmiyordu…

Kahvesini ağzına götürdüğünde bardağın boş olduğunu gördü. Genç kızı son kez düşünmüştü. Bir daha karşılaşmayacaklarına emindi genç adam. Ondan daha önemli şeyler vardı düşünmesi gereken. Başta kitabını tamamlaması gerekiyordu. Yazmak onun tüm hayatıydı…

******

Madam Alanis’in yorgunluğunu gizlemeye çalıştığını gören Fanny alışverişi bitirerek aldıkları kumaşların ve elbiselerin faturalarını Holding’e göndermelerini istedi. Alanis’in tüm itirazlarına rağmen alışverişin yorgunluğunu atmak için güzel bir yemek yediler birlikte. Fanny, Madam’ın sohbetinin tadını unutmuştu. Eski günleri ve çocukken yaptığı yaramazlıkları dinlemek genç kıza tahmin ettiğinden çok daha iyi gelmişti.

Madam, annesinden bahsederken Fanny gözlerinin dolmasını engelleyemedi. Gözyaşlarını başkalarının yanında kolay kolay akıtmazdı. Şimdi de bu durum değişmeyecekti elbette.

Fanny, kendi duygusal havasından sıyrılarak Madam’ın, annesinden bahsederken yüzünde oluşan ifadeleri izledi. Alanis kimi zaman hüzünle gülümsüyor kimi zaman gözlerinin dolduğunu göstermemek adına bakışlarını Fanny’den kaçırıyordu. Fanny aklında kalan son soru işaretini de gidererek rahatladı. Madam’ın anlattıklarını ilgiyle dinlemeye devam ederken telefonu çaldı.

Ekranda ki numarayı görünce gülümseyerek telefonun açma tuşuna bastı.

“Selam güzellik,” dedi telefonun ucundaki ses.

Fanny kıkırdadı. “Selam Sally.”

“Tam bir haftadır sadece telefondan görüşebiliyoruz,”  diye devam etti Sally. “Artık hasretine son vermek için büyük bir zahmete katlanıp ikimiz adına muhteşem bir restoranda yer ayırttım.”

Fanny işlerinin yoğunluğu arasında en yakın arkadaşını ihmal etmişti. Bunun üzüntüsünü yaşıyordu zaten. Sally’nin neşeli sesiyle kendi neşesi de yerine gelmişti. Bir süre için Holding bekleyebilirdi ama Sally beklemezdi!

“Kusura bakma,” dedi arkadaşının söylediklerine gülümsemeye devam ederken. “Seni ihmal ettiğimi biliyorum ama en yakın zamanda bunu telafi edeceğim.”

Sally telefonun ucundan her zaman ki umarsız kahkahalarından birini attı. “Eğer eski sevgililerimden bir tanesi senin kadar anlayışlı olsaydı şimdiye kadar evlenmiştim.”

“Daha geçen gün telefonda eski sevgililerinden bir tanesinin bile benim sinirime sahip olmadığını ve bunun için her gün Tanrı’ya şükrettiğini söylüyordun.”

Sally kıkırtıları arasında; “Her şeyi hatırlamak zorunda mısın?” diye mırıldandı.

Fanny omzunu silkti. “Benim de ufak tefek kusurlarım var.”

Sally arkadaşıyla girdiği ağız dalaşını kaybettiğini anlamış olacak ki iç çekerek konuyu yine yemeğe getirdi. “Yarın akşam 5’te her zaman ki restoranda buluşuyoruz.”

Fanny şaşkınlıkla dolu bir ses çıkardı. “Her zaman ki restoranda mı? Muhteşem bir restoranda yer ayırttım demedin mi sen?”

“Her zaman gittiğimiz restoranın muhteşem olduğunu düşünmüşümdür hep,” dedi Sally. Fanny arkadaşının kendini beğenmiş ses tonundan rahatsız olmadı. Aksine çoğu zaman karmaşık olan iş hayatında Sally’nin tuhaf ve içten konuşmaları her şeyden normal gelirdi Fanny’e. Şimdi de yemek yemek kadar doğal buluyordu Sally’nin tuhaf ama zekice olan espri anlayışını.

“Yarın 5’te buluşalım öyleyse,” dedi gülerek. “Hatırlat ta bir daha ki buluşmayı ben ayarlayayım.”

“Eğer bu buluşmanın kaderini de senin eline bıraksaydım bir ay sonra bile görüşemeyebilirdik,” dedi Sally. Sonra Fanny’nin daha fazla üzerine gitmemeye karar vererek “Yarın görüşürüz,” deyip telefonu kapattı.

Fanny anlayışla kendisine bakan Madam’a gülümsedi. Alanis’te en az kendisi kadar tanırdı Sally’i. Yine iki arkadaşın tuhaf bir konuşma yaptığını düşünüyordu anlaşılan.

Fanny hesabı öderken Madam’da toparlanıp masadan kalkmıştı. İkisi birlikte kol kola girerek restorandan çıkıp evin yolunu tuttular.

Fanny yolda Madam’la geçmişi hakkında konuşmaya karar verdi. “Madam,” dedi hem soran hem de sakin olan bir sesle. “Sizin dışarıdan çok fazla arkadaşınız olmadığını biliyorum. Bizim yanımıza da çok genç yaşta gelmişsiniz. Hiç başka bir hayatınızın olmasını istediniz mi?”

Madam Alanis bu soruya o kadar şaşırmıştı ki yüzünden onlarca ifadenin geçtiğine yemin edebilirdi Fanny. Kız tam yanlış bir şey sorduğunu düşünüp Madam’a boş vermesini söyleyecekti ki Madam derin bir iç çekerek; “Düşünmedim,” diye mırıldandı.

Genç kız Madam’ın devam etmesini beklerken kısa bir sessizlik oldu arabada. “Fransa’dan buraya ilk geldiğimde çok bocalamıştım,” dedi Madam tuhaf bir gülümsemeyle. “Amerika hiçte rüyalar ya da özgürlükler Ülke’si gibi değildi. Her Ülke’nin güzel ve izbe yerleri vardır. Fransa’dan eğitim referansımı aldıktan sonra annemi de kaybettiğim için biriktirdiğim ve ailemden miras kalan ufak bir meblağla iş bulmak umuduyla buraya geldim. Ne yol biliyordum ne de nereye gideceğimi. Neyse ki Fransa’dan tanıdığım ve evlenerek Amerika’ya taşınan bir arkadaşım vardı.”

“Maia mı?” diye sordu Fanny. Madam’ın sayılı arkadaşlarından olan Maia’nın bir Fransız olduğunu hatırlıyordu.

Madam Alanis gülümsedi. “Hatırlıyorsunuz.”  Fanny yüz ifadesini korumaya çalışarak başıyla onayladı. Dikkatini yoldan ayırmamak için çaba göstermesi gerekti. Madam hakkında her şeyi bildiğini düşünüyordu ama Fransa’dan buraya nasıl geldiğini hiçbir zaman sormak aklına gelmemişti. Madam’a yakın olan annesiydi. 18 yaşında annesini kaybettikten sonra da hayata tutunmaya ve bir şeyler öğrenmeye çabalarken kendini birçok şeye kapatmıştı. Neyse ki çok geç olmadan Madam’ın hikâyesinin eksik kalan parçaları tamamlanıyordu.

Madam, Fanny’nin tepki vermediğini ve ifadesiz bir yüzle yolu takip ettiğini görünce devam etti. “Maia’nın adresini almıştım. Evini bulmam çok zor olmadı. Paramın bir kısmını yol için harcamak zorunda kalmıştım. Neyse ki Maia’nın evine vardığımda beni büyük bir sevecenlikle karşıladı. Evinde üç gün kaldıktan sonra bana bir ajanstan söz etti. Bir nevi dadılık ajansı gibi bir yerdi. Maia oradan birkaç kişiye iş bulduğunu söylemişti. Arkadaşıma güvenip ajansa gittim ve kaydımı yaptırdım. O sırada anneniz de ajansın sahibini tanıdığı için oraya başvurmuş. Benim referanslarımda o zaman ajansta ki diğer kızlardan daha iyiydi. Sonuç itibariyle anneniz beni gördü ve evine davet etti. Bay Alvin’le de tanıştıktan sonra sizin evinizde kalmaya başladım.”

Fanny Madam’ın sözünü keserek; “Orası senin de evin,”  dedi.

Madam, Fanny’nin bu sahiplenici tavrına gülümsedi. “Evet, orası benim de evim.”

Fanny, Madam’ı üzgün tavrından kurtarmak için; “İyi ki annem seninle karşılaşmış ve iyi ki hayatımızdasın,” dedi.

Alanis bu sözleri hüzünlü bir gülümsemeyle geçiştirmeye çalıştı önce. Sonra içini çekerek kendi kızı gibi gördüğü Fanny’e baktı. Talbert ailesi onun her şeyiydi. “Hayatımda ki en büyük şansım sizinle tanışmamdı,” diye mırıldandı.

Fanny yoldan kısa süreli gözlerini ayırarak Madam’a baktı. Tuhaftı ama artık Alanis’in yaşamında farklılıklar olması gerektiğine inanıyordu. Bakışlarını tekrar yola çevirdi.

Ne yapıp edecek ve birbirlerine ilgi duydukları belli olan Madam’la babasını bir araya getirmeye çalışacaktı. Bunun için çok fazla çaba harcamayacağını düşünüyordu. Babasına kimseleri yakıştıramazdı ama Madam herhangi biri değildi…


Hiç yorum yok: