12 Kasım 2011 Cumartesi

DEJA-VU; 6.BÖLÜM

6.BÖLÜM


Fanny, hava karardığı için pistte daha fazla kalmak istemedi. Kaskını tekrar başına geçirip kapıdaki güvenliğe pistten ayrıldığını bildirerek oradan uzaklaştı.

Bir süre sonra evine gelmişti. Motoru garaja park ederek koruyucu montunu aldığı askıya astı. Garajdan çıkarken şifreyi girip kapının kapanmasını bekledi. Arabalarına birçok şeyden daha fazla değer verirdi. O yüzden araçlarını en yüksek güvenlik önlemleriyle koruma altına almıştı bile.

Hız yapmanın ve adrenalinin verdiği mutlulukla ıslık çalarak evin giriş kapısına geldiğinde zili çalmasına gerek kalmadı. Madam Alanis çoktan kapıyı açmıştı. Kız, motorun çıkardığı sesten, geldiğinin anlaşıldığını düşündü.

“Selam,” dedi Madam’a gülümseyerek.

Alanis’te gülümsüyordu. “Hoş geldiniz.”

“Herkes evde mi?”

“Evet. Salondalar.”

Fanny kimseye görünmeden önce duş yapıp üzerini değiştirmeye karar verdi. Rüzgâr ve kask saçlarını darmadağın etmiş, motor kullanırken terlemişti. Madam’a göz kırparak evin içinde ki asansöre binip hızla odasının olduğu kata çıktı.

Odasına girdiğinde dolaptan siyah, dar bir pantolonla beyaz gömlek çıkardı. Akşam için rahat ve uygun kıyafetlerdi.

Duştan yarım saat sonra çıkmış, kıyafetlerini giymiş, saçlarını kurulayıp toplamıştı. Hafif bir makyajın ardından aynada kendisine son kez göz atarak aşağı kata indi.

Akşam yemeği hazırlanıyordu. Madam’ın ortalıkta koşturmadığını görünce sevindi. Sözünün tutulmasından hoşlanırdı. 

Salona adımını attığında tüm neşesi uçup gitti. Martin, Madam ve Alvin’le derin bir sohbete dalmıştı. Adamın rahatsız edici kahkahasını duyunca Fanny irkildi. Kendini toparlayarak yüzüne boş bir ifade oturtup sessiz adımlarla yürümeye başladı. Gayesi dikkat çekmemekti.

Masaya yaklaştığında getirilen servisleri kontrol etti. Marco’nun etrafta olmadığını görünce kardeşini aramak maksadıyla etrafa bakındı. O sırada Martin’le göz göze geldi. Ellerini ceplerine sokarak ağır ağır üçlünün bulunduğu yere yaklaştı.

“Hoş geldiniz,” dedi Martin’e. “Sohbetinizi bölmek istemedim.”

“Ah, önemli değil.” Martin oturduğu koltuktan ayağa kalkmıştı.

“Rahatsız olmayın,” dedi Fanny. Martin gerisin geri oturdu.

Kız derin bir nefes alarak Alvin’e baktı. Gülümsemeyi denedi. 

Babası, kızının zoraki tavırlarının farkındaydı. Avukatı Martin’i neden sevmediği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Genelde Fanny ile Alvin hiçbir konuda çakışmazlardı. Bunda Fanny’nin babasına benzemesinin payı büyüktü.

Alvin kızının rahatsızlığını gidermek amacıyla “Bizde Martin’in kardeşinden bahsediyorduk,” dedi.

Fanny konuyla çokta ilgilenmemişti. “Öylemi?”

Alvin sohbeti devam ettirmeye kararlıydı. “Evet,” dedi gülümseyerek. “Martin’in kardeşi Paris’ten yeni dönmüş. Yarın hep beraber yemek yememiz gerektiğini konuşuyorduk.”

Fanny omzunu silkti. “Siz bilirsiniz.”

O sırada salona giren Marco ablasını bu müşkül durumdan kurtardı. “Hoş geldiniz,” dedi Martin’e. Fanny kardeşi kadar kayıtsız kalabilseydi keşke şu adama. Marco ablasına dönünce gülümsedi.

Fanny kardeşinin pistten bahsedeceğini anlamıştı. Telaşla ileri atılıp bir iki adımda Marco’nın yanına geldi. “Sanırım yemek hazır,” dedi yüksek sesle. “En iyisi masaya oturalım.”

Marco ablasının derdini anlamıştı. Martin’in yanında ablasından ve yaptıklarından olabildiğince az bahsederlerdi. Bu Fanny’nin özel isteğiydi. Gülmemek için kendini zor tutan çocuk; “Ablam haklı,” dedi. “Yemekleri soğutmayalım.”

Neyse ki birkaç dakikada herkes masada ki yerini almıştı. Fanny yemekte sessiz kalmaya kararlıydı. Martin’in sesine olabildiğince az maruz kalmak için hızla yemeğini yemeye başladı. Arada Madam’ın endişeli bakışlarını üzerinde hissediyordu ama aldırmadı.

Martin’le Alvin konuşurken bir ara Fanny konuşmalarına kulak kesildi. “Yarın nasıl?” diye soruyordu Alvin.

Martin cevap vermeden önce duraksadı. “Sanırım onunla konuşmalıyım önce,” dedi. “Sonra size haber veririm.”

Fanny, Martin’in kardeşinden bahsettiklerini anladı. Onun da Martin kadar sinir bozucu olduğuna emindi. İnsanlara ön yargıyla yaklaşmaması gerektiğini biliyordu ama elinde değildi. “Yarın nerede yiyeceksiniz yemeği?” diye sordu. Tek derdi yemek yeneceği zaman o ortamda bulunmamaktı. Önceden tedbir almak her zaman işe yarardı.

“Henüz tarihi netleştiremedik,” dedi Alvin. “Martin kardeşiyle konuşacak önce.”

Fanny başıyla onayladı. Umarım kardeşi daveti reddeder diye düşünüyordu içinden…

******

Tyler, araba yolculuğundan her zaman ki gibi keyif almıştı. Eve gitmek yerine şehri turlamaya karar verdi. Trafik yoğun değildi ama akıcı da sayılmazdı. Yıllar önce arkadaşlarıyla gittiği bir yer geldi Tyler’ın aklına. Yolu tam olarak bildiğinden emin değildi ama denemeye değerdi. Zaten aracında yön bulma cihazı vardı.

Ara sokaklara saparak ilerlemeye başladı. Bir süre sonra şehrin neredeyse tamamını kuş bakışı görebileceği bir tepeye varmıştı. Genç adam bu yerin huzurunu seviyordu. Etrafta herhangi bir değişiklik olmadığını görünce sevindi. CD çaların sesini yükselterek aracından indi. Uçurumun kıyısına yaklaşıp şehri seyre daldı. Hava ılıktı. İlkbaharın son ayı olduğu için artık yazın sıcak günleri kendini hissettirmeye başlamıştı. 

Derin bir iç çekişin ardından arka fonda ki müziğe eşlik etmeye başladı. Belki de yanına gitarını alarak gelmeliydi. Daha gençken arkadaşlarıyla toplanıp hem eğlenir hem de müzik yaparlardı burada. Şimdi o arkadaş grubundakilerin nerede olduğunu bile bilmiyordu. Yalnızca çocukluk arkadaşı Eric’le samimi dostluğunu devam ettirmişti. Çevresinde ki diğer insanlar sıradan arkadaşlarıydı. Bir yıl görmese hatırlamayacağı insanlar…

Tyler’ın özleyeceği insan sayısı o kadar azdı ki, genç adam bu gerçeği fark edince irkildi. Hayatında değer verdiği insan sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi.

Günü birlik ilişkileri olmamıştı hiç bu güne dek ama uzun soluklu bir birlikteliğe de sıcak bakmıyordu. Şeyden sonra…

Genç adam başını iki yana salladı. Eliyle burun kemerini sıkıp gözlerini yumdu. Bu zamana kadar gayet rahat bir hayat sürmüştü. En azından Amerika’dan gittiğinden beri huzurlu sayılırdı. Şimdi bu tuhaf ruh hallerine bürünmesinin suçlusu bu Ülke olmalıydı. “Evet,” diye mırıldandı Tyler. “Tüm bu düşüncelerin sorumlusu Amerika.”

Tyler sıkıntıyla içini çektiği sırada telefonunun çaldığını fark etti. Ekranda ki numaraya baktı önce. Arayan kişinin kim olduğunu görünce huzursuz oldu. Telefon ısrarla çalmaya devam ediyordu. Genç adam açma tuşuna bastı.

“Martin?”

“Selam Tyler. Rahatsız etmiyorumdur umarım.”

Tyler Martin’in ciddi sesini duyunca şaşırdı. “Hayır,” dedi hemen. “Bir sorun mu var?”

“Ee… Aslında hayır. Sana bir şey sormak için aradım.”

“Evet?” diye teşvik etti Tyler kardeşini.

“Yarın meşgul müsün?”

Tyler bu soruyu beklemiyordu. “Neden sordun?”

“Patronuma senden bahsettim. Bir kardeşim olduğunu biliyordu elbette ama buraya geldiğini duyunca seninle tanışmak ve yemek yemek istedi.”   

Tyler bu anlamsız teklife şaşırdı. Anlaşılan Martin, Tyler oradan ayrılır ayrılmaz patronunun evine gitmişti. Üvey kardeşinin patronunun onunla yemek yemek istemesi genç adama tuhaf görünüyordu. Bu patron ya Martin’e çok değer veriyordu ya da bu davetin altında başka bir şey vardı.

“Bu davet biraz tuhaf değil mi?” diye sordu aklındaki soruları kardeşinin yanıtlamasını umarak.

Martin; “Biliyorum,” dedi. “Ama patronum benimle arkadaşmışçasına ilgilenir. Sadece seni merak etti. Başka akrabam olmadığını biliyor.”

Tyler birkaç dakika önce bu teklife kesinlikle hayır demeyi düşünüyorken birden fikrini değiştirdi. Bunu kardeşi için yapmıyordu elbette.

“Tamam,” dedi birkaç saniyelik duraksamanın ardından. “Yarın kaçta?”

Martin’in sesinden güldüğünü anladı. “Akşam altı senin için uygun mu?”

 “Uygun. Yemeği nerede yiyeceğiz?”

“Patronun evinde. Sen beş buçukta bana gel beraber gideriz yemeğe.”

“Tamam. Görüşürüz.”

Tyler Martin’in başka bir şey demesine fırsat bırakmadan telefonu kapattı. Hayatını küçük bir alanda yaşadığını fark ettiği için yemek davetini kabul etmişti. Elinde her türlü yaşaması için imkân vardı. Buna rağmen hayatında ki insan sayısının azlığı Tyler’a hastalıklı bir durumda olduğunu düşündürmüştü. Yeni insanlar tanımaya ve o insanlara değer vermeye başlaması gerekiyordu. Martin’in patronu hakkında olumlu izlenimler edinmişti şimdiye dek. Meşhur Holding sahibi Tyler için iyi bir başlangıç olacaktı…

Saatin epey geç olduğunu fark edince genç adam arabasına atlayıp evinin yolunu tuttu. Yarın için telaşlanmaya gerek görmüyordu. Muhtemelen resmi ve sıkıcı bir yemek olacaktı. Her şeye rağmen keyif almaya çalışacaktı Tyler.

Arabasının hızını artırıp kısa sürede evine vardı. Aracını garaja park ederek evine girdi. Geçtiği yerlerin ışıklarını yaktı tek tek. Karanlıktan nefret ederdi! Bunun küçüklükten kalma bir travma olduğunu düşünüyordu bazen. Sonra çocukken yaşadıklarını kafasına çok taktığını fark edip bu düşüncelerini zihninden atıyordu. Başka türlü normal bir yaşam sürmesi imkânsız hale gelecekti.

Mutfağa girerek kahve makinesinde kendine koyu bir kahve hazırladı. Salona geçtiğinde geniş DVD arşivi gözüne takıldı. Film izlemeyi severdi. Önce DVD’lerin durduğu bölüme yaklaştı sonra vazgeçip elinde kahve bardağıyla yatak odasına çıktı.

Evin birkaç odasının ışığı açıktı hala. Tyler kahve bardağını başucunda ki dolabın üzerine bırakıp gece lambasını yaktı. Üzerini değiştirip eşofmanlarını giydikten sonra kahvesini bitirmemeye karar verdi. Zaten uykuya dalması yeterince zor oluyordu. Kahveyle bu durumu daha da zorlaştırmaya niyeti yoktu. Neyse ki genç adam başını yastığa koyduktan yarım saat sonra uykuya dalabilmişti. Bu kadar çabuk uyumak Tyler için bir rekordu…

******

Fanny güneşli havanın kendisini mutlu ettiğini biliyordu. Yine mutlu bir güne uyanmış her zaman ki rutin aktivitelerden sonra aracına binebilmişti. Madam’ın hızlı adımlarla arabaya yaklaştığını gördü dikiz aynasından. Gülümsedi.

Anahtarı kontağa takarak arabayı çalıştırdı. Madam o sırada yanında ki koltuğa oturmuştu. Fanny yavaşça garajdan çıktı. Bahçeden ayrılıp yoldan gitmeye başladıklarında arkasına yaslandı. Tek kolunu açık camdan dışarı çıkarıp Madam’a baktı. Alanis mutlu görünüyordu.

Birkaç kişiyi dün Alanis’in odasını temizlemeleri ve düzenlemeleri için görevlendirmişti. Holding’de ki iç mimarlar seve seve gönüllü olmuşlardı bu işe. Madam için gelişmiş bir kaç dikiş makinesi ve kendi bedeninde olan prova mankenlerden almıştı. Üzerinde elbise prova edilmesi en nefret ettiği şeylerdendi. Mağazada ki kıyafetleri de orada denemez eve gelince bir sorun çıkarsa aldığı yere geri yollardı.

“Odan için istediğin özel bir şey var mı?” diye sordu.

Madam dalgın ifadesinden sıyrıldı bu soruyla. “Önce gerekli malzemeleri alıp yerleştirelim, sonra bakarız,” dedi. Fanny başıyla onayladı. Madam Alanis odasının hazır olduğunu görünce şaşıracaktı muhtemelen.

Genç kız mutlulukla iç geçirdi. Sonra aklı akşam ki yemeğe takıldı. Neyse ki bugün için Sally’e sözü vardı. O sayede Martin’e ve kardeşine tahammül etmek zorunda kalmayacaktı…

Holding’e vardıklarında Fanny kimseyle görüşmeden Madam’ı odasına çıkardı. Kapıyı açmadan önce biraz duraksadı. Ardından önce Madam sonra da kendisi girdi odaya.

“Ah, Bayan Fanny!” diye bağırdı Alanis. “Ne zaman hazırladınız odayı?”

“Senin için birkaç mimar bu işe gönüllü oldu,” dedi Fanny. “Gayet iyi iş çıkarmışlar.”

Fanny odanın dizaynını beğenmişti. Odada Madam’ın rahatça çalışabileceği yeterince boş alan vardı. Duvarlardaki dolaplar ve askılar hem kumaşlar hem de elbiseler için birebirdi.

Madam’ı odasıyla baş başa bırakmak isteyen Fanny; “İlk iş günün hayırlı olsun,” dedi. Alanis’in boynuna sarılıp yanağına küçük bir öpücük kondurdu. “Ben yan odada olacağım. Bir şeye ihtiyacın olursa hemen haber verirsin.”

“Teşekkürler,” dedi Madam mutlulukla. Fanny bir baş selamı verip odadan ayrıldı.

Kendi odasına geldiğinde masada duran yığın halinde ki dosyaları gördü. İşini sevdiği için hiçbir zaman şikâyet etmiyordu ama hem mimari çizimler yapmak hem de Holding’in gelirlerini ve giderlerini kontrol etmek bazen yorucu oluyordu. Babasından şirket yönetimi hakkında ki her şeyi öğrenmişti. Eğitimi mimarlık üzerineydi. Alvin gibi Fanny’de mimar olmayı seçmiş ve seçimlerinden dolayı asla pişmanlık duymamıştı.

Sandalyesine kurulup kendine bir kahve söyledi. En üstteki dosyayı eline alarak incelemeye başladı masasındakileri. Dosyalardan birinin içinde Madam için yaptığı alışverişin fişlerini görünce telefonu açıp sekreterini yanına çağırdı. İçeri giren orta yaşlı, kısa boylu kadını görünce gülümsedi.

“Bu fişleri muhasebeye iletin lütfen. Ödemesi yapılsın.”

“Peki efendim.”

Fanny sekreterinden özel fiş ödemelerinde önce kendisine danışılmasını istemişti. İşlerini düzenli yürütmeyi severdi. Her adına kesilen fişi ödemek riskli olurdu. Böylelikle nereye ne kadar para harcadığını biliyordu. Muhasebeyle olan toplantının yaklaştığını hatırlayınca derin bir iç çekti. En sıkıcı işlerden biriydi şirketin hesaplarının kontrol edilmesi…

Fanny dikkatini tekrar önünde ki dosyalara vermeyi denedi. Kısa sürede kendini çizimlere ve rakamlara kaptırmıştı bile…

Umarım beğenirsiniz.

Hiç yorum yok: