21 Kasım 2011 Pazartesi

DEJA-VU; 8.BÖLÜM

8.BÖLÜM

Tyler evine gelen hizmetliyi süzerken bir yandan da ortada bıraktığı döküntülerini toparlamaya çalışıyordu. İlk günden kızın gözünü korkutmanın anlamı yoktu.

“Özel eşyalarıma dokunmanızı istemiyorum. Özellikle kütüphanemde ki kitapların yerleri değişmezse memnun olurum. Akşam eve geldiğimde iyi bir karşılama ve güzel yemekler beni mutlu edecektir. Sabah 8’den akşam 8’e kadar çalışabilirsiniz. Sizin için uygun mu?”

Genç adamın isteklerini yadırgamış gibi görünmeyen kız başıyla onayladı. Belli ki böyle durumlara ve isteklere alışkındı. “Saatlerde, söylediklerinizde bana uygun efendim.”

“Güzel,” dedi Tyler memnuniyetle. Ajansı ararken bazı endişeleri vardı ama kızı görünce rahatlamıştı.

“Eve gelen giden fazla olmaz. Herkesi içeri almanızı istemiyorum. Eğer misafir bekliyorsam size haber veririm zaten. Erkek kardeşim Martin ve arkadaşım Eric her zaman uğrayabilirler. Onların haricindekileri bana bildirmenizi istiyorum.”

Kız tekrar kabul etti söylediklerini.

“Adınız neydi?” diye sordu Tyler.

“Brenda efendim.”

“Tekrar memnun oldum Brenda. Bu arada resmi olmamı mı istersin?”

“Siz bilirsiniz efendim.”

“Tamam, öyleyse ben şimdi çıkıyorum. Döndüğümde ücreti konuşuruz.”

Tyler kapıdan çıkarken hizmetli adamı uğurladı. Genç adam uzun zamandır ilk defa kendini evinde gibi hissediyordu… Tam arabasına binecekken hala kapıda bekleyen kıza döndü. “Evde eksik olanların listesini hazırlar mısın Brenda?”

“Tabii efendim.”

Tyler gönül rahatlığıyla arabasına binerek gülümsedi. İşleri yavaş yavaş yoluna koyuyordu. Amerika’ya temelli dönmemişti ama bu fikrini pekâlâ değiştirebilirdi. Evinde kalıcı bir hizmetlinin bulunması da iyi olmuştu…

Yola çıktığında Eric’le görüşmesi gerektiğini hatırladı. Telefonunu cebinden çıkarıp arkadaşını aradı.

Uykulu bir ses cevap verdi telefona. “Alo?”

Tyler sessizce güldü. “Bu saatte hala uyuduğuna inanamıyorum.”

“İşlerim vardı, geç yattım,” dedi Eric kendini savunmak istercesine.

Lafı uzatmamaya kararlı olan Tyler; “Hadi kalk artık,” dedi. “Birazdan evinin kapısında olurum.”

Eric’in homurdandığını duydu. Hala sırıtıyorken telefonu kapattı. Hızını artırarak arkadaşının evine kısa sürede ulaştı.

Arabasından inip üst üste zile bastı. Beklerken bir yandan da ayağını yere vuruyordu. Çocukluğundan kalan bir başka alışkanlık…

 Neyse ki beş dakika sonra Eric kapıyı açabilmişti. “Lanet olsun Tyler giyinmeme bile fırsat vermedin!” Eric, gömleğini düğmelerken çatık kaşlarının ardından arkadaşına baktı. Şu an fazlasıyla sinirli olduğu arkadaşına…

Tyler Eric’i elinin tersiyle kenara iterek içeri girdi. “Bu saate kadar uyuman senin suçun. Gelmeden öncede seni aradım, tabii hatırlıyorsan.”

“Tabi ki hatırlıyorum,” dedi Eric. Gömleğini düğmelemiş saçlarını eliyle yola getirmişti.  “O sinir bozucu konuşmanı nasıl unutabilirim.”

Tyler; “Harika!” dedi. “Etrafımda değişmeyen bir şeylerin olduğunu görmek güzel.”

İkisi de salonun ortasında dikiliyorlardı. Eric sırıttı. Arkadaşına sarılıp sırtına sertçe vurdu. “Seni özledim dostum.”

 Tyler içini çekti. “Bende seni özledim.”

Biraz geri çekilmeye çalıştı ama Eric hala sıkıca sarılıyordu genç adama. 

“Nefes almaya ihtiyacım var,” dedi Tyler yalandan bir öksürükle. 

Eric geri çekilirken gülüyordu. “Otursana,” dedi sonunda ev sahibi olduğunu hatırlayarak. “Bir şeyler içer misin?”

“Kahve alabilirim,” dedi Tyler arkasına yaslanırken. 

Eric’in mutfağa giderken; “Tahmin etmiştim,” dediğini duydu. 

Televizyonun kumandasını eline alarak kanallarda gezinmeye başladı. Bu akşamki yemeği düşünmemeye çalışıyordu. Zaman yaklaşıyordu! Derin bir nefes aldı hemen. İlk sevgilisiyle buluştuğu gün ki gibi heyecanlıydı. Neyse ki Eric’in yanında zaman çabuk geçerdi. Bunun için belki de arkadaşına teşekkür etmeliydi…

Eric elinde kahvelerle salona döndüğünde Tyler’ı başı ellerinin arasında, kendi kendine mırıldanırken buldu. Bardağı bilerek ses çıkarması için sertçe bıraktı masaya. Tyler anında başını kaldırdı.

“İyi misin?”

“Evet,” dedi genç adam. Eric elbette bu kısa cevaptan tatmin olmamıştı. Kahveyi masadan alıp arkadaşının eline tutuşturdu.

“Dökül bakalım.”

Tyler gülümsedi. Kahvesini yudumladıktan sonra “Bu gün bir yemeğe davetliyim,” dedi.

“Ne güzel!” dedi Eric neşeyle.

Genç adam homurdandı. “Bu sıradan bir yemek değil. Martin’in patronunun evine davetliyim!”

Eric’in yüz ifadesinin değişip şaşkınlığa büründüğünü görünce keyiflendi biraz. “Sonunda beni anlayabilmiş olmana sevindim dostum.”

Eric kahvesini sehpaya koyup ellerini havaya kaldırdı. “Bir dakika, bir dakika! Martin’in patronuyla senin ne alakan var?”

“Hiç alakam yok. Dün Martin patronunun benimle tanışmak istediğini söyleyip bu daveti yaptı. Bende kabul ettim.”

“Madem böyle stres yapacaktın neden kabul ettin?”

“Lanet olsun Eric, bana destek olmanı istiyorum köstek olmanı değil!”

Eric arkadaşının ne istediğini bilmediğini anlamıştı. Her zaman ki gibi kafasını dağıtmaya karar verdi. “Şimdiden akşam ne olacağını düşünüp telaşlanma. Olayları akışına bırak biraz! Bu arada bir süre tatil yapmaya karar verdim. Amerika’da kalıyorum.”

Tyler gülümsedi. Zorlama değildi bu, gerçek bir gülümsemeydi. “Bu haber gerçekten kutlamaya değer.”

Eric kasılarak arkasına yaslandı. Tek kaşını kaldırıp Tyler’a baktı. “Adıma bir parti düzenleyebilirsin. Çok gösterişli olmasına da gerek yok. İki yüz kişi yeterli olacaktır. Tabii güzel kızlarda bu grubun içinde olmalı!”

Tyler kahvesini yudumlarken bu sözleri söylemişti Eric. Genç adamın yudumu boğazında kaldı. Bir yandan öksürüp diğer yandan bir şeyler söylemeye çalışıyordu.

 Eric birkaç kelimeyi zorla anlayabildi. Galiba Tyler; “Canın cehenneme!” demişti…


İki sıkı dost söz konusu Playstation olunca anlaşmazlığa düşerlerdi. Şimdi de bu durumlardan birini yaşıyorlardı.

“Beni resmen uçurumdan aşağı yuvarladın!” dedi Eric sinirle.

Tyler omzunu silkti. “Ayağımın altında dolaşmasaydın.”

“Ne?” dedi Eric inanamazmış gibi. “Yolumda gidiyordum dostum. Sen gelip yandan bana vurdun.”

“Elim kaydı,” diye kendini savundu Tyler. Eric sinirli bir kahkaha attı. “İntikamımı alacağım.”

Tyler’ın yüzünü keyifli bir gülümseme kapladı. “Arabanı toplayabilirsen peşime düşersin. Bu arada aramızda ki birkaç turluk mesafeyi de aşman gerekiyor.”

Eric dişlerini sinirle birbirine bastırdı. Ama arabasıyla tekrar yola koyulduğunda sırıtıyordu. Aracı sağa sola çevirirken kendi de hareket ediyor, sürekli Tyler’a çarpıyordu.

Genç adam Eric’ten uzaklaşa uzaklaşa neredeyse ekranı göremeyecek hale gelmişti. “Kendine hakim ol!” dedi sinirle.  

Eric az önce Tyler’ın yaptığını yapıp omzunu silkti…

Bu şekilde geçen iki saatten sonra Eric pes etmişti. “Tamam,” dedi ayağa kalkarken. “Sen kazandın!”

Tyler’ın dudakları memnuniyetle yukarı kıvrıldı.

“Arabamla yalnızca bir gün geçireceksin!” dedi Eric. Tyler başıyla onayladı.

Eric’in haddinden fazla hız yapan muhteşem arabasıyla bir gün geçirme ihtimali genç adamın heyecanlanmasına neden oluyordu. Belki çocuklar gibi kavga ediyorlardı oyun oynarken ama sonuçları güzel oluyordu. Özellikle Tyler için…

******
Fanny inşaatında çalışan işçi sayısının her dakika daha da arttığını görünce gülümsedi. Bu işi yalnız başına da bitirebilirdi ama destek olan işçiler sayesinde, iki günde proje kabataslak bitecekti. Üçüncü günde umudunu kestiği ayrıntıları ekleyecekti verandaya. Gavin’e ne kadar teşekkür etse azdı.

Arkasından birinin ona seslendiğini duydu. Elinde ki metreyi bir kenara bırakıp o yöne döndü. Gavin elini sallayıp gelmesi için genç kıza işaret yapıyordu. Fanny koşar adım adamın yanına vardığında vincin hazır olduğunu gördü.

“Bu harika!” dedi heyecanla. Gavin başıyla onayladı, projenin biteceğine emindi artık.

Fanny aceleyle vinci yönlendirip kolonların taşınmasını istediği bölgeyi gösterdi. Bir yandan da işçilere talimatlar veriyordu. Kan ter içinde kalmış, saçlarının kısa olan tutamları yüzüne yapışmıştı. Birçok işçinin kendisiyle aynı durumda olduğunu bildiği için umursamadı.

 Otelin arka tarafında ki büyük boşluk Fanny’i rahatsız etmişti ilk gördüğünde. Burada bir şeylerin eksik olduğunu düşünmüştü. Şimdi o eksikliği tamamlıyorlardı. Arka tarafta ki modern veranda otele farklı bir hava katacaktı. Bahçede oturanlarda Fanny sayesinde güzel bir göz ziyafeti çekeceklerdi kendilerine.

Çizimler üzerinde ki incelemelerini tamamladığında her şeyin kusursuz olmasına özen gösterdiğini belirterek adamlara kolonları yerleştirebileceklerini söyledi…

Tek bir kolonu yerleştirmek bir saatlerini almıştı. Fanny havanın kararmakta olduğunu görünce telaşlandı. Cep telefonunu çıkarıp cevapsız aramaları pas geçerek saatin kaç olduğuna baktı. 17.00… İki saat daha çalışabilirlerdi.

İşçilerin arasına karışarak ikinci kolonun yerleştirilmesi için işaret verdi. Paniğe mahal vermeden projesini bitirebilirse ilk kez kendisini tebrik edecekti…

******

Tyler Eric’ten ayrıldıktan sonra eve gidip duş almış ve spor bir kıyafetle Martin’in evinin önüne gelmişti. Saat tam 17.30’du.

Zili çalmak için elini uzattığında kapı açılıverdi. Martin’in kravatını çekiştirdiğini görünce gülümsedi. Üvey kardeşi fazlasıyla resmi ve bakımlı görünüyordu. “Selam,” dedi heyecansız tutmaya çalıştığı sesiyle.

Martin gözlerini üzerinde gezdirdikten sonra “Selam,” dedi. Sonra dayanamayıp; “Böyle mi geleceksin?” diye sordu.

Tyler kardeşine kaşlarını çatarak baktı. Dudakları sıkılmaktan düz bir çizgi halini almıştı. Martin mesajı almış olacak ki aceleyle evden çıkıp kapıyı kapattı. “Tabii ki ne giyeceğine sadece sen karar verirsin.”

Tyler bilerek sessiz kaldı. Arabasına binip Martin’in yanında ki koltuğa oturmasını bekledi. Sonunda kardeşi yerini alınca motoru çalıştırıp yola çıktı.

Aracında ki yön bulma cihazını çalıştırıp Martin’e evin ne tarafta olduğunu sordu. Malikânenin ismi cihazda kayıtlıydı zaten. On dakikalık yolculuk boyunca birbirleriyle konuşmadılar. Tyler Martin’e bilerek patronu hakkında soru sormadı. Adamı ön yargısız, tarafsız bir gözle tanımak istiyordu…

Kısa yolculuklarının sonuna geldiklerinde Tyler hemen aracı malikânenin bahçesine sokup bekleyen görevliye anahtarı verdi. Evin ihtişamı karşısında hafif bir şok yaşadı. Sonra kendini toparlayarak Martin’in yanında yürüyüp evin kapısını çaldı.

Kapı anında açıldı. Üzerinde ki ince montu hizmetliye verirken etrafa kısa bir göz attı Tyler. O sırada karşıdan bir adamın kendisine doğru geldiğini gördü.

Martin’de ceketini çıkarmış girişte ki aynada kendine çeki düzen veriyordu. Tyler boğazını temizleyince üvey kardeşi hemen toparlandı. Patronunun yaklaşmakta olduğunu görüp gülümsedi.

Alvin yanlarına geldiğinde kibar bir gülümsemeyle Tyler’a elini uzattı önce. “Hoş geldiniz. Ben Alvin.”

“Memnun oldum, bende Tyler.”

Alvin daha sonra Martin’in de elini sıktı. Ardından misafirlerini salona buyur etti. Tyler rahat koltuğa oturduğunda içine gömüldüğünü hissetti. Bu durum genç adamı rahatsız etti. Evinde ki koltukların sert olmasını isterdi. Daha dik bir pozisyonda oturmaya çalışarak Alvin’e baktı.

Adam sandığı kadar yaşlı değildi. Hatta Tyler genç olduğunu bile söyleyebilirdi. Yüzünde ki çizgilerde olmasa yaşını asla ele vermezdi.

“Nasılsınız?” diyerek sessizliği böldü Alvin.

Tyler daha cevap veremeden Martin atıldı. “Teşekkür ederiz efendim, gayet iyiyiz.”

Tyler’ın alaycı gülümsemesi dudaklarında bir belirip bir kayboldu. “İyiyim, teşekkürler. Siz nasılsınız?” diye sordu. Martin’in olduğu tarafa bakmadı ama kardeşinin koltuğunda huzursuzca kıpırdandığını hissetti.

Alvin genç adamın bu çıkışından hoşlanmıştı. “Teşekkür ederim, bende gayet iyiyim,” dedi keyifle. Kısa bir duraksamanın ardından; “Umarım davetim sizi rahatsız etmemiştir,” diye ekledi.

Tyler konuşmanın gidişatından memnundu. “Davetinizin beni şaşırttığını itiraf etmeliyim,” dedi gülümseyerek. Karşılığında Alvin’den aynı samimiyette bir gülümseme aldı.  

“Martin’i uzun zamandır tanıyorum,” diyerek konuya açıklık kazandırmaya çalıştı Alvin. “Bir kardeşi olduğunu bana yeni söyledi. Daha önce ailesinden birinin yaşadığını bilmiyordum.”

Tyler ciddi bir ifadeyle Alvin’i onayladı. “Martin’le öz kardeş değiliz,” dedi hissizce.

Alvin’in yüzünde ki bariz şaşkınlık Tyler’ı huzursuz etti. Genç adam bakışlarını Martin’e dikti. Üvey kardeşi oturduğu yerde kızarıp bozarmış zaten ufacık göründüğü koltuğa iyice gömülmüştü. Bakışların kendine çevrildiğini görünce hemen toparlandı. Boğazını temizledi. “Tyler’ı öz kardeşim gibi görüyorum, dolayısıyla üvey kardeş olduğumuzu belirtme gereği duymadım efendim.”

Alvin’in yüzünde ki ifade ciddiydi. Başını eğerek Martin’e anladığını belirtti. Yinede bu durumdan hiç hoşnut olmadığını Tyler bile anlamıştı.

Alvin bakışlarını tekrar Tyler’a çevirdiğindeyse gülümsüyordu. “Masaya geçelim isterseniz.”

Tyler ayağa kalkarak Alvin’i takip etti. Masaya yaklaştığında kenarda bir kadının onları beklediğini gördü. Hizmetli gibi değildi ama ev sahibi gibi de durmuyordu.

Alvin, masanın yanına geldiklerinde; “Madam Alanis,” diye selamladı kadını. Madam başını eğerek önce Alvin’e sonra da misafirlere selam verdi. Ardından masaya yaklaşarak elini Tyler’a uzattı. “Ben Alanis.”

Genç adam Madam’ın uzattığı elini sıkmak yerine çevirip öptü. Madam’ın gözlerinde ki ışıltıdan hareketini beğendiğini anladı. “Bende Tyler, memnun oldum Madam.”

Madam dizlerini kırarak Tyler’la hemfikir olduğunu belirtti. Genç adam Alanis’in elini bıraktığında hep beraber masada yerlerini aldılar.

Madam’ın arkasında bir noktaya baktığını görünce Tyler’da istem dışı arkasına döndü. Salonun kapısından genç bir delikanlının girdiğini görünce yerinde doğruldu. Genç adam koşar adım masaya yaklaştığında babası gibi önce Tyler’a elini uzattı.

“Hoş geldiniz, ben Marco.”

“Merhaba, bende Tyler.”

Genç adamın gülümsemesi bulaşıcıydı. Tyler elinde olmadan gülümsemeye başladı. Marco Martin’le de selamlaştıktan sonra sandalyesine oturdu. Madam’ın elini öpmeyi de ihmal etmemişti.

Alvin; “Marco benim oğlum,” dedi. Tyler’ın merakını sezmişti anlaşılan. Marco’nun gülümseyerek kendisine baktığını görünce dikkatini ona verdi. En fazla 16 yaşlarında olmalıydı. Boyu çok uzun değildi, yüzünde ki bebeksi ifade yaşının daha da küçük olabileceğinin sinyallerini veriyordu.

Tyler odaya giren hizmetliler yüzünden gözlerini genç adamdan ayırıp dikkatini servis edilen yemeklere verdi.

Hiç yorum yok: