28 Kasım 2011 Pazartesi

DEJA-VU; 9.BÖLÜM

9.BÖLÜM


Aradan geçen iki saatin sonunda Fanny kolonların ancak üç tanesini yerine oturtabilmişti. Hava karardığı için adamları evlerine yollamış kendisi ufak ışıklandırmalarla çalışmaya devam etmişti. Gavin’in hala elindeki metreyle bir yeri ölçtüğünü görünce sinirlendi.

“Gavin!” dedi en otoriter ses tonuyla. “Sana eve gidebileceğini söylemiştim. Hem de tam bir saat önce!”

Gavin suçlu suçlu elinde ki metreyi bırakıp Fanny’e döndü. “Tamam, şimdi gidiyorum.”

Fanny başıyla sertçe onayladı. İhtiyar kurdun bazı rahatsızlıkları vardı ve buna rağmen inatla emekli olmak istemiyordu. Yaşı çok ileri olmasa da Fanny, Gavin’in kızının kaybolmasının ardından çöktüğünü biliyordu.

Genç kız, üç yıl önce birden bire ortadan kaybolmuştu. Alvin’in ve polisin tüm imkânlarını seferber edip yaptığı araştırmalar sonuç vermemişti. Gavin her gün yeni bir haber alabilecek olmanın verdiği umutla yaşadığını söylemişti iki yıl önce Fanny’e. Kaybolan kızın annesinin durumu da Gavin’den farklı değildi…

Fanny derin bir nefes aldı. Kendi ailesi aklına gelince ise içini yine özlem duygusu kapladı. Onları bu kadar kısa sürede özlemek sağlıklı değildi belki ama genç kız halinden memnundu. Otelin çevresinde devriye gezen güvenlik görevlilerinden birini yanına çağırıp güvenliği inşaatın olduğu bölgelerde artırmasını istedi. Sonra aracına atlayarak evine doğru hızla yol almaya başladı.

Martin’in ve kardeşinin gitmiş olmasını umuyordu. Aklına birden tamirde ki aracı gelince yavaşladı. Kıyafetleri berbat durumdaydı. Önce eve gidip üzerini değiştirmeye ardından kimseye görünmeden tamirciye gitmeye karar verdi…

Fanny evinin bahçesine geldiğinde aracını garajına park etti. Mümkün olduğunca az ses çıkarmaya çalışıyordu. Evin önünde Tom’u görünce gülümsedi. Kapıya yaklaştığında “Selam Tom,” diye seslendi.

İri yapılı badigart Fanny’i görünce nazikçe başıyla selam verdi. “Merhaba efendim.”

“Benimle yarım saat sonra bir yere gelir misin?” diye sordu Fanny. Tom hemen başıyla onayladı. Fanny gerekmedikçe konuşmayan görevliye gülümseyerek cebinden anahtarını çıkarıp eve girdi. Bilgisayar çantasını tek kolunun altına sıkıştırıp asansörün kapısını açtı.

Neyse ki etrafta kimse yoktu. Odasına geldiğinde üzerinde ki kirli kıyafetlerden kurtulduktan sonra kendini banyoya attı. Ilık suyun altında olabildiğince az kalarak banyodan çıktı. Spor kıyafetlerini giyip saçını sıkıca arkasına topladı. Önüne gelen perçemleri düzeltip alnının iki yanına eşit parçalar halinde dağıttı. Günlük bir makyaj yaptıktan sonra ayakkabılarını giydi.

Aracının anahtarının yanında olduğundan emin olunca sessizce asansöre binip giriş katına geldi. Salondan gülme sesleri geliyordu. Martin’in garip kahkahasını duyunca yüzünü buruşturdu. Kendini hızla evden dışarı atınca Tom’la çarpıştı.

Badigart, yalpalayan Fanny’i omuzlarından tutup olduğu yere sabitledi. “Özür dilerim efendim.”

“Ah, önemli değil,” dedi Fanny hemen. “Benim hatamdı.”

Tom ciddi bir ifadeyle genç kıza bakmaya devam edince Fanny garaja doğru ilerlemeye başladı. “Hadi gidelim Tom.”

Tom hemen Fanny’e yetişti. Genç kız garajdan aracını çıkarınca ikisi bir arabaya binip yola koyuldular. Fanny yolda Tom’a tamirciye gittiklerini ve araçlardan birini kendisinin kullanması gerektiğini söyledi. Badigart genç kızı sessizce onayladı.

Fanny gidecekleri yere kadar Tom’un konuşmayacağını biliyordu. CD çalara bir CD yerleştirip şarkının sesini açtı. Tom rahatsız olmuş gibi görünmüyordu. Fanny gönül rahatlığıyla arkasına yaslanıp kendini şarkının temposuna kaptırdı.

Tamircinin adresini babasından almıştı. Küçük not kâğıdını eline alıp kısa bir göz attı. Karanlık yolda hızla ilerlerken elinde ki kâğıda bakmasını onaylamamıştı anlaşılan Tom. Çünkü Fanny kaşlarını çattığını görmüştü.

“Ben alışkınım hıza,” dedi keyifle. “Tabii sen rahatsız olduysan yavaşlayabilirim.”

Tom’un dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi. “Hızı severim.”

Bu iki kelimelik cevap Fanny’i mutlu etti. Hızını biraz daha artırarak kısa sürede tamirciye ulaştı...

Aracını sağ salim görünce rahat bir nefes aldı. İşlemleri kısa sürede hallettikten sonra Tom’u öbür araca bindirip kendisi tamirciden çıkan arabasına bindi. Motoru çalıştırdığı sırada biri cama tıkladı. Genç kız camı açınca yüzü motor yağına bulanmış bir adamla karşılaştı.

“Siz yolda kaldığınızda bizi çağıran beyefendiyi hatırlıyor musunuz?” diye sordu yabancı.

Fanny sıktığı dişlerinin arasından “Evet,” dedi.

Tamirci başıyla onayladı. “O beyefendi ertesi gün bizi arayıp durumunuzu sordu. Belki bilmek istersiniz.”

Fanny yüzünde ki şaşkınlık ifadesini sildi hemen. “Öyle mi?” dedi umarsızca. “Peki, siz ne dediniz?”

“İyi olduğunuzu ve babanızın sizi gelip aldığını söyledik.”

“Teşekkür ederim,” dedi Fanny. Tamirci aracın yanından uzaklaşınca gaza bastı.

Tom’un da arkasından onu takip ettiğini görünce aracına kavuşmuş olmanın verdiği mutlulukla gülümsedi. Belki de sadece aracına kavuştuğu için mutlu değildi ama tam olarak neden güldüğünü kendisine itiraf etmeyecekti…

Tekrar evin önüne geldiklerinde iki aracıda garaja park ettiler.

“Teşekkürler Tom,” dedi Fanny eve girerken.

Tom başıyla onayladı.

Fanny artık ses yapmaktan rahatsız olmuyordu. Martin’lerin gittiğini düşünüyordu. Saate bakınca 20.03 olduğunu gördü. Evet, kesinlikle bu saate kadar oturmazlardı.

Salonun kapısına geldiğinde duraksadı. İçeriden ses gelmiyordu. Marco’nun heyecanla bağıran sesini duydu bir anda. Misafirlerin gittiğine artık emindi.

Salondan içeri neşeyle girip etrafına bakındı. Marco’nun yanında ki adamı görünce olduğu yere mıhlandı. Adamın arkası Fanny’e dönüktü. Ama içinden bir ses bunun Martin’in kardeşi olduğunu söylüyordu. Çevresine bakındı fakat babasıyla Martin’i göremedi. Önce kimseye görünmeden kaçmayı düşündü sonra korkaklık ettiğini anlayıp birkaç adım daha attı.

“Selam,” dedi güçlü bir sesle.

Aynı anda iki kafada Fanny’e döndü. Yabancı adamla göz göze geldiğinde hayır diye inledi içinden. Bu o olamazdı değil mi? Kesinlikle kâbus görüyordu. Bu adamı görünce aklına niye kâbusun geldiğini de bilmiyordu. İçinden şanssızlığına lanet etti!

İfadesini düzelttiğini umup genç adama yaklaştı. Onunda yüzünde şaşkın bir ifade vardı ama genç adam kendini Fanny kadar kolay toparlayamamıştı.

Marco ile genç adam ayağa kalktı hemen. Fanny elinin titremediğinden emin olmak için birkaç kez yumruk yapıp geri açtı parmaklarını. Sonra gözlerini adama dikip “Hoş geldiniz,” dedi.

Tyler artık daha normal bakıyordu genç kıza. Elini uzatarak “Merhaba,” dedi. Fanny uzattığı elini kısa bir süre tutup hemen bıraktı. 

Genç adam bu kısa temastan hoşlandığını şaşkınlıkla fark etti.

Marco ablasının dikkatini dağıttı hemen. “Selam Fanny.”

Genç kız kardeşine bakınca gülümsedi. “Selam ufaklık,” dedi elleriyle Marco’nun ipeksi saçlarını karıştırarak. Bunu birazda kendi dikkatini dağıtmak için yapmıştı.

Marco bu defa somurttu. “Artık 16 yaşındayım Fanny, bana ufaklık demekten vazgeç.”

“Elimde değil,” dedi Fanny kocaman bir gülümsemeyle. Marco’da dayanamayarak güldü. Sonra ikisi bir, yanlarında dikilen genç adama dönünce Marco tekrar ileri atıldı.

“Bay Tyler, Martin’in kardeşi… Yani Bay Martin’in.”

Fanny karşısındaki adamın ismini duyunca rahatladı. Bu isim garip bir şekilde genç adama yakışıyordu.

Martin’in kardeşi… Kimin aklına gelirdi ki? Bu adam hakkında düşündükleri bir bir zihninden geçiyor adeta genç kızla oyun oynuyordu. Jimmy’nin ilk öpücüğünden sonra, Fanny hayatında ilk kez bu kadar bocalıyordu.

Düşüncelerini zihninden kovamasa da aklına başında kalmasını emretti. Aradaki ufak duraksamanın ardından “Memnun oldum,” diyebildi. Artık gülmediğini genç adamda fark etmişti muhtemelen.

“Bende memnun oldum,” dedi Tyler. Genç kız hala ayakta durduklarını fark edince “Lütfen oturun,” dedi.

Tyler seri bir hareketle kalktığı koltuğa oturdu. Fanny ekranda ki araba yarışını görünce Marco ile adamın oyun oynadıklarını anladı.

Marco ablasının bakışlarını yakalamıştı. “Bay Tyler bana meydan okudu,” dedi. “Araba yarışında benden daha iyi oynayabileceğini iddia etti, bizde onu test ediyorduk.”

Fanny adamın karşısında ki koltuğa oturdu. “Öylemi.” Tyler’a bakmamaya özen göstermişti. Genç adam karanlıkta gördüğünden daha yakışıklıydı ve bu büyük bir sorundu! Düşüncelerini tekrar toparlamaya çalışıp Marco’ya odaklandı.

“İyi bir oyuncu olduğunu kabul etmeliyim,” diyerek devam etti Marco. “Ama senin kadar iyi olmadığına eminim Fanny.”

Genç kız gülümsedi. Tyler’a baktığında onun da gülümsediğini fark etti. Genç adam gözlerini Fanny’den ayırmıyordu.

Marco ise olan bitenin farkında değildi. “Aç mısın Fanny?” diye sordu.

Genç kız bu fırsatı değerlendirmeye hazırdı. “Evet!” dedi. Sesi fazla yüksek çıkmıştı. Tekrar kendine hakim olmaya çalıştı. “Fazlasıyla açım.”

Marco anında yerinden fırlayıp gözden kayboldu. Fanny kardeşinin mutfaktaki çalışanlara haber verdiğini biliyordu.

Genç adamla yalnız kalmaktan huzursuz oldu. “Bay Martin ile babam neredeler?” diye sordu sonsuzluk gibi gelen bir sessizliğin ardından. Hiç tanışmamışlar gibi davranmaya kararlıydı.

“Holding’de acil bir işleri çıkmış. Yarım saat önce evden ayrıldılar.”

Genç kız başıyla onayladı. Tyler’ın neden hala burada olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu ama bunda talihsizliğinin payının büyük olduğundan emindi.

Marco kısa süre sonra yanına Madam’ı da alarak salona döndü. Fanny, Alanis’i görünce gülümsedi. Yerinden kalkıp Madam’a sarıldı.

“Nerelerdeydiniz?” diye sordu Alanis.

“İşlerim vardı.”

Madam Alanis; “Hımm,” diye mırıldandı. Fanny’nin gülümsemesi daha da büyüdü.

O sırada Alanis genç adamı görünce; “Bay Tyler’la tanıştınız mı?” diye sordu.

Fanny başıyla onayladı. Hizmetlilerin yemekleri masaya taşıdığını görünce kız Madam’dan uzaklaştı. “Siz sohbetinize devam edin, bende karnımı doyurayım.”

Bu ortamdan biraz da olsa uzaklaşabilmek için her şeyi yapabilirdi. Kaçıp gitmesini söyleyen iç sesini susturarak zorla gülümsedi.

Tyler; “Bende artık gideyim…” dedi. Ama daha sözünü bitiremeden Marco atıldı.

“Lütfen biraz daha kalın, yarışımızı tamamlayalım.”

Tyler Marco’ya bakınca gülümsedi. “Tamam,” dedi ufak bir duraksamanın ardından. “Seni yenip öyle gideyim.”

Fanny hala konuşmakta ve şakalaşmakta olan üçlüye arkasını dönüp masaya ilerledi. Genç adam gideceğini söylediğinde nasılda sevinmişti. Kahretsin, Marco her şeyi berbat etmişti.

Masaya oturduğunda huzursuzca yemeğini didiklemeye başladı. Sonra yaptığının farkına varıp gözlerini yumdu. Derin nefeslerinin ardından kendini rahatlatmaya başladı. Bu adamı bir daha asla görmeyeceğini düşünmüştü ama kader kötü bir oyun oynamış ve bir daha karşılaşmalarını sağlamıştı. Bu gereksiz endişe ve sinirden olabildiğince çabuk sıyrılmaya çalıştı.

En azından şimdilik genç adama hiçbir şey belli etmemeliydi. Gece yatağına uzandığında, istediği kadar sinirlenebilirdi…

Hiç yorum yok: