4 Aralık 2011 Pazar

DEJA-VU; 10.BÖLÜM

10.BÖLÜM

Tyler dikkatini oyuna vermekte zorlanıyordu. Hayatının en büyük şoklarından birini yaşamıştı kızı karşısında görünce.

Fanny’le karşılaştığı ilk günden bu yana sürekli aklını meşgul ediyordu karanlıkta gördüğü yüzü. Aman Tanrım. Çok güzeldi! Karanlıkta, arabasının farıyla görebildiğinden çok daha güzel…

Marco’nun heyecanla bağırmasıyla yerinden zıpladı. “Ben yendim!”

Tyler düşüncelerinden sıyrılıp bulunduğu ortama döndü. Marco’nun kahkaha attığını görünce gülümsedi. “Tebrik ederim genç adam.”

Marco sustu. Yüzünde güldüğüne dair en ufak bir belirti yoktu. “Bilerek yaptın değil mi?” diye sordu ciddiyetle. “Bana bilerek yenildin.”

Tyler ne diyeceğini şaşırmıştı. Evet derse çocuk bozulacak hayır derse havası sönecekti. Marco’nun gülen yüzü için “Hayır,” demeyi tercih etti. “Harika bir yarış çıkardın ve kazandın.”

Marco şüpheli görünüyordu ama tekrar gülümsedi.

Genç adam o sırada varlığının fazlasıyla farkında olduğu Fanny’e kaçamak bir bakış attı. Kız dünyanın en ilginç şeyiymiş gibi önündeki yemeği inceliyordu. Tyler rahatsızlığının farkındaydı. Onunda en az kendisi kadar şaşırdığını kızı ilk gördüğünde anlamıştı.

Bu gün buraya gelmekle ne kadar iyi ettiğini bir kez daha tekrarladı içinden. Alvin’i ve ailesini sevmişti…

O gece kızı tamirciye bıraktıktan sonra bir daha karşılaşmayacaklarını düşünmüştü ama yanılmıştı işte. Kaderin cilvesi…

Tyler’ın içini çektiğini gören Marco sırıttı. “Bu kadar üzülmenize gerek yok, ilk turu siz almıştınız.”

Tyler daha fazla yanlış anlamaya mahal vermeden ayağa kalktı. “Seninle tanıştığıma memnun oldum Marco ve araba yarışında gerçekten iyisin.”

Madam Alanis o anda salona girince genç adamın gitmek üzere olduğunu gördü. “Gidiyor musunuz?”

“Evet,” dedi Tyler.

“Bay Alvin ve ağabeyinizi beklemeyecek misiniz?”

Genç adam kısaca “Hayır,” dedi. “Bay Alvin’e bir kez daha her şey için teşekkür ettiğimi söylerseniz sevinirim.”

Alanis Tyler’ı kibarca onayladı. Daha sonra kısa süre gözden kaybolup geri döndü. Elinde Tyler’ın ince ceketi vardı.

Genç adam ceketini giyerken bir kez daha teşekkür etti ev sahiplerine. Masaya bakmak için arkasına döndüğünde Fanny’le yüz yüze geldi. Kız yerinden kalkmış Tyler’ı uğurlamak için salonun kapısına gelmişti.

“Hoşça kalın.”

Kız başını eğdi. “Güle güle.”

Tyler daha fazla uzatmadan evden ayrıldı. Marco’yla bir kez daha vedalaştıktan sonra kapının arkasından kapandığını duydu. Rahat bir nefes alarak az ileride ki görevliye yanaştı.

İri yarı olan koruma diğerine; “Hayatımda gördüğüm en usta sürücülerden,” diyordu. Biraz daha zayıf olan güldü.

“Bayan Fanny’nin hız merakını bilmeyen yok.”

Tyler kızın adını duyunca duraksadı. Kalbinin neden normalden daha hızlı attığını bilmiyordu. Karanlıkta fark edilmemeyi umarak adamlara biraz daha yaklaştı. Ama ne yazık ki korumalardan biri onu fark etmişti.

“Kimsiniz?” diye sordu iri yarı olan.

Tyler karanlıktan çıkıp bahçe ışıklarından birinin altında durdu. “Arabamı alabilir miyim?”

Koruma tek söz etmeden başını eğip gözden kayboldu. Kısa sürede Tyler’ın arabası arkasındaydı. Aracına atlayıp hızla yola koyuldu.

Camı açtı içeri hava girmesini sağlamak için. Bu gün hayatının en ilginç günlerindendi. Alvin’le masada sohbet ederken adam bir kızı olduğundan ve Holding’de sağ kolu olduğundan bahsetmişti. Ama adını ya da diğer özelliklerini dile getirmemişti.

Tyler içini çekti. Artık Fanny’le bir kez daha karşılaşacaklarına emindi. En azından genç adam karşılaşmak için her şeyi yapmaya hazırdı.

Kıza duyduğu ilginin sadece bir takıntı olduğunu söyledi kendi kendine. Fanny’de ilgisini çeken bir şeyler vardı. Bakışlarında ki hüzün genç adamı etkilemişti. Kim bilir? Belki de Fanny’de kendinden bir şeyler bulmuştu…

Evine ulaştığında aracını park edip içeri girdi. Ceketini çıkardıktan sonra mutfağa ilerleyip ışığı yaktı. Kendine bir kahve hazırlarken buzdolabının üzerindeki not kâğıdı dikkatini çekti.

“Evi temizledim, kütüphanenizdeki kitapların tozunu aldım. Hiç birinin yerini değiştirmediğime emin olabilirsiniz. Evde eksik olan bir şey bulamadığım için liste yapmadım. Yarın sabah sekizde burada olurum ancak siz evde olmazsanız kapıda kalacağım. Anahtarım yok. Brenda…”

Tyler notu okuyunca gülümsedi. Hizmetliyi sevmişti, hala ücreti konuşmadıkları aklına gelince canı sıkıldı. Kız için bankada bir hesap açtırması en iyisi olacaktı. Otomatik ödemeye alır böylelikle her ay maaşı ne zaman vereceğini düşünüp sıkıntı yaşamazdı. İnsanlara elden para ödemeyi sevmiyordu.

Bir an, çok kısa bir an, loş salonda sırayla dizilmiş hizmetliler geldi gözünün önüne. Hepsi üvey babasının adaletsiz maaş dağıtımı için kurbanlık koyun gibi bekliyorlardı. Paralarını neye göre aldıklarını o yaşındayken anlayamamıştı Tyler ama büyüdükçe farkındalıkları artmış ve dünyanın hayal ettiği kadar güzel bir yer olmadığını anlamıştı…

Kendine yasakladığı eski anılarının zihnini ele geçirdiğini fark edince silkindi. Kahvesini eline aldıktan sonra mutfaktan ayrılıp montunun cebinden evin yedek anahtarını çıkardı. Gözünün önündeki komodinin üzerin koydu hizmetliye vermeyi unutmamak için.

Sonra çalışma odasına girdi. Bilgisayarını açıp karşısına geçti. Nedendir bilinmez yazma isteğinin ve ilham perilerinin geri geldiğini hissediyordu. Ekranda ki tanıdık Word sayfasını görünce gülümsedi.

Kahveyi dikkatle kenara koyup parmaklarını klavyeye yerleştirdi.

08.02.2011… Önce günün tarihini attı.

Güzel bir geceydi diye başladı yazmaya. Adamın aklına yolda kalmış bir bayanla karşılaşacağı gelmezdi elbette. Gecenin karanlığında arabasına eğilip homurdanan kızı görünce durmadan edememişti…

Tyler saatler sonra ekrana bakmayı bırakıp gözlerini ovuşturdu. Saatin epey geç olduğunu fark edince yazdıklarını kaydetti.

En son aklına gelecek olan şey kendi hayatını yazmak olurdu herhalde ama o gece karşılaştığı kız Tyler’ı bu kararından döndürecekti anlaşılan. Bilgisayarını kapatıp kahve bardağıyla odadan ayrıldı. Bardağı mutfağa koyup salonun ışığını açık bıraktı. Odasına geldiğinde dolaptan eşofmanlarını alıp üzerini değiştirdi.

Gece lambasını yakarak yatağa uzandı. Yazmak her zaman ki gibi uykusunu getirmişti. Gözlerini kapadığındaysa aklında uyumak değil Fanny’i düşünmek vardı…

******

Fanny televizyonu kısıp kapıdaki sese kulak kesildi. Arkasına döndüğünde babasının salonun girişinde dikildiğini gördü.

“Hala uyumamışsın,” dedi Alvin yorgun bir gülümsemeyle.

Tam olarak doğru olmasa da; “Seni bekledim,” dedi Fanny. Tyler’la tekrar karşılaşmasının aklını karıştırdığını babasına söylemeyecekti elbette.

Ayağa kalkıp Alvin’in yanına yaklaştı. “Holding’de bir sorun mu var?”

“Hayır,” dedi Alvin hemen. “İşçilerden biri hastaneye kaldırılmış, onun yanındaydık.”

“Ne?” dedi Fanny hayretle.

“Sıradan bir hastalık,” dedi Alvin. “İnşaatlarda yaralanmamış ama o bizim işçimiz. Ailemizin bir parçası. Kimsesi olmadığı için Martin’le beraber hastane işlemlerini hallettik bu saate kadar.”

 “Keşke bana haber verseydin, kendini bu kadar yormanı istemiyorum.”

Alvin kızının hastanelerden nefret ettiğini biliyordu. Bunu söylemek yerine omzunu silkti. “Bende senin yorulmanı istemiyorum.”

Fanny başını olumsuz anlamda salladı. “Seninle ben bir değilim, çok genç olmadığını biliyorsun.”

“Kendimi genç hissediyorum,” dedi Alvin. Tek kaşını kaldırıp Fanny’e baktı. “Yaşlı mıyım?”

Fanny babasının şakayla karışıkta olsa gerçekten ne düşündüğünü merak ettiğini anlamıştı. “Hayır,” dedi. “Ama gençte değilsin. Orta yaşlısın diyelim.”

Alvin gülümsedi. “Yorgunum Fanny. Sanırım haklısın, kendimi biraz frenlemem gerekiyor.”

Fanny babasının yorgunluktan çökmüş yüzüne üzüntü ve korkuyla baktı. Ailesinden birini daha kaybetmeye dayanamazdı. Alvin’in koluna girerek asansöre doğru yürümeye başladı.

“Yarın hastaneyi arar işçinin durumunu öğrenirim. Bu arada sabah erken çıkacağım, sen Madam Alanis’le beraber gidersin Holding’e.”

Alvin duraksadı. “Tamam. Madam’ın haberi var mı bundan?”

“Hayır,” dedi Fanny umarsızca. “Yarın sabah öğrenir…”

Fanny babasını odasına bıraktıktan sonra gelebilmişti kendi odasına. Saatine baktığında şaşırmıştı. Eğer biraz daha ayakta kalırsa sabah erken kalkamayacaktı. Eşofmanlarını giyip saatini kurdu. Yatağına uzandığında yorgunlukla inledi.

Bazen yoğun geçen günlerden sıkılıyor tatile ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Şu anda da o düşünceler içersindeydi. Aslında Tyler’ı düşünmemek için her şeyi yapabilirdi. Uzun zamandır aklında olan Dubai’ye gitme fikri üzerinde ciddi ciddi durdu.

Ama ne yaparsa yapsın Tyler aklından çıkmıyordu. Yatakta huzursuzca kıpırdandı. Hayatına kimseyi dahil etmemesi gerektiğini uyku sersemi bir kez daha hatırlattı kendine. Ama Fanny farkında olmasa da bu gece Jimmy’i düşünmeden uyuduğu ilk geceydi…

Uzaktan tiz bir sesin geldiğini duydu ama umursamadı Fanny. Yastığı başının altından çekip kafasını yatağa gömdü. Sesin azalmadığını aksine arttığını fark edince gözlerini araladı. Perçemlerini gözünün önünden çekip kolunun üzerinde doğruldu. Saat…

Baç ucundaki komodine uzanarak telefonun saatini kapattı. Yataktan aceleyle doğrulup oyalanmadan banyoya girdi. Kısa bir duşun ardından bol, spor bir pantolon ve pembe tişört geçirdi üzerine.

İnşaatta çalışırken kıyafetleri harap oluyordu. Saçını sıkıca arkasında toplayıp belli olmayan bir makyaj yaptı. Hava bu günde çok sıcaktı. Genç kız çıkmadan önce güneş kremini sürmeyi de ihmal etmedi.

Bilgisayarını ve telefonunu alıp odadan çıktı. Ses yapmamaya özen göstererek asansöre bindi. Kendini dışarı attığında derin bir nefes aldı. Aracını garajından çıkarıp hızla yola koyuldu.

İnşaatın tamamını bitirmeleri gerekiyordu bugün. Yarında ayrıntılara ayıracak vakti olmalıydı. Telefonunu çıkarıp Gavin’i aradı.

“Günaydın Gavin.”

“Günaydın.”

“İnşaatta mısın?”

“Evet, biz çalışmaya başladık. Sen yolda mısın?”

“Birazdan orada olurum.”

Fanny başka bir şey söylemeden telefonu kapattı. Ardından hastaneyi arayıp ismini babasından öğrendiği işçinin durumunu sordu. Endişelenecek bir şey olmadığını söylemişti hemşire.

Bir süre sonra da inşaat alanına varmıştı zaten. Otelin diğer inşaatları bitmişti. Sadece veranda için istila edilen yerlerde moloz ve kum yığınları vardı. Fanny işçileri ve Gavin’i selamlayıp başına kaskını geçirdi.

Bilgisayarını her zaman ki gibi düz bir alana koyup açtı. Projeleri gözünün önünde seriliyken işçileri yönlendirmeye başladı. Kısa sürede kendini işine kaptırmıştı...

Fanny biraz gerileyerek verandaya alıcı gözle baktı. Hala yapılması gereken birçok şey vardı ama yapı en azından eskisi gibi yıkık dökük durmuyordu. Merdivenler yapılırken dikkatini verandaya koyulabilecek olan eşyalara verdi.

Mutlaka masa ve sandalye olacaktı ama Fanny bunların sabit olmasını istiyordu. Verandanın üzeri açılıp kapanabildiği için kışın burayı kış bahçesi olarak kullanabilirlerdi.

Fanny biraz ileride Kevin’in bahçeden ayrılmak üzere olduğunu görünce koşturmaya başladı.

“Bay Kevin!”

Genç adam dönüp Fanny’e baktı.

“Bana mı seslendiniz?”

Fanny durup nefes almaya çalıştı. “Evet,” dedi ufak bir duraksamanın ardından. “Verandaya koyulacak eşyalar konusunda yardımınıza ihtiyacım var.”

Kevin başıyla onayladı. “Nasıl yardımcı olabilirim?”

“Eşyaların sabit olmasını istiyorum,” dedi Fanny otelin arka tarafına yürürlerken. “Sizin tanıdığınız iyi bir marangoz vardı, bu konuda ondan yardım almalıyız. Kolonların üzerine işleyeceğim işlemelerden masa ve sandalyelerde de olmasını istiyorum. Ayrıca etraf çiçeklendirilmeli.”

Kevin Fanny’i dinledikten sonra nefesini tuttu. “Bunların hepsi kaç günde yapılacak?”

“Yarın hepsinin bitmiş olması gerekiyor.”

Kevin’in ağzının şaşkınlıktan açık kaldığını gören Fanny gülümsedi. “Hadi ama en iyi iç mimarlardan birisiniz. Sakın bu isteklerimin sizi yıldıracağını söylemeyin.”

“Sanırım yıldırmayacak ama gözümü korkuttuğunu söylemeliyim.”

Fanny omzunu silkti. “Bu çok normal, projemi ilk kez duyan herkes sizin gibi tepki verdi…”

******
Fanny üç günlük emeklerinin karşılığını almıştı. Üçüncü günün sonunda, saat gece yarısı 2’yi bulmuşken tüm işçilerle beraber durup verandanın eşsiz güzelliğine bakmaya başladı.

Kevin sayesinde verandadaki mobilyalar istediği gibi olmuştu. Kolonların üzerine işlediği işlemeler verandaya mistik bir hava katıyordu. Hem modern hem de tarihi olan veranda kelimenin tam anlamıyla kusursuzdu. Fanny’nin ve ekip arkadaşlarının verdiği emeklerin hiç biri boşa gitmemişti.

Genç kız elini beline koyunca hafif bir sızı hissetti. Az önce çiçekleri yerleştirirken diğer birçok yeri gibi elini de kesmişti. Umursamadı.

Gecenin sessizliğini bozan bir alkış sesi duydu önce. Sonra bunu birkaç alkış daha takip etti. Ardından tüm ekip Fanny’i alkışlamaya başladı.

Manzarayı gören Fanny gözlerinin dolmasını engelleyemedi. Yinede gülümsemeyi başardı. Alkış sesleri durunca bu defa Fanny alkışlamaya başladı ekip arkadaşlarını. Bu bir nevi onların selamlaşmalarıydı.

“Hepinizi tebrik ederim,” dedi Fanny yüksek sesle. “Biz imkânsızı başardık!”

Gavin öne çıkıp Fanny’e yaklaştı. “İmkânsızı başarmamızı sağlayan sensin,” dedi genç kıza.

Fanny’nin başını olumsuz anlamda iki yanına salladığını görünce elini kaldırdı. “Bütün övgüleri hak ediyorsun. Elbette hepimizin emeği var bu işte ama imkânsıza inanmamızı sağlayan sensin. Bu projenin mimarı sensin!”

Bu sözlerin üzerine kalabalık ekipten yine bir alkış tufanı koptu. Sonra herkes birbirine sarılmaya başladı. Fanny ilk olarak Gavin’e sarıldı. “Teşekkür ederim, her şey için…”

“Asıl ben teşekkür ederim, bana bir kez daha umudun ne demek olduğunu gösterdiğin için…”

      Herkes tek tek otelden ayrıldıktan sonra Fanny projelerini ve bilgisayarını alıp arabasına bindi. İki gündür dağılmış haldeydi. Ne spor yapabiliyor nede motor kullanabiliyordu. Neyse ki birkaç gün sonra ki açılışta alnının akıyla herkese verandanın yapım aşamasını anlatabilecekti.

Aracını çalıştırıp hızla evinin yolunu tuttu.

Eve girdiğinde kapıyı sessizce kapattı. Ayaklarını zorla sürükleyerek asansöre ulaştı. Bilgisayarını tek eline alıp ağır asansör kapısını zorlanarak açtı. İçeri adımını atmışken arkasından Alvin’in seslendiğini duydu.

Yavaş yavaş olduğu yerde döndü. “Baba?”

“Bu ne hal Fanny?”

Fanny sırıttı. “İnşaat bitti.”

“Ama sende bitmişsin,” dedi Alvin kaşlarını çatmaya devam ederek.

“Bu kesinlikle doğru terim,” dedi Fanny. “Bende bittim…” Sesi sarhoş gibi çıkıyordu.

Alvin kızının yanına geldi birkaç adımda. Elinde ki bilgisayarı alarak bir kenara koydu. Fanny’i asansörün dışına çıkarıp kucağına aldı.

“Yürüyebilirim,” diye mırıldandı Fanny. Oysa çoktan başı babasının omzuna düşmüş ve gözleri kapanmıştı…

Beğenmeniz dileğiyle...

AYŞE KARASOY

Hiç yorum yok: