13 Aralık 2011 Salı

DEJA-VU; 11.BÖLÜM

11.BÖLÜM


Zaman kavramını tamamıyla yitirmiş olan Fanny gözlerini araladı. Güneş ışığının aniden onu karşılamasıyla tekrar kapattı göz kapaklarını. Sabah mı olmuştu? Gece hayal meyal babasının onu odasına taşıdığını hatırlıyordu. Acaba o dün gece miydi?

Genç kız homurdandı. Kendini zorlayarak yatakta doğruldu. Üzerinde hala dün ki kıyafetlerinin olduğunu görünce inledi.

Yataktan kalkıp banyoya girdi. Yalpalayınca duvara tutunma ihtiyacı hissetti. Yüzünü yıkadıktan sonra biraz daha açılmıştı. Tekrar odasına döndüğünde yataktaki beyaz çarşafların çamur ve kum olduğunu gördü. Ayrıca tanımını yapamadığı ama boya olduğunu düşündüğü lekelerde vardı çarşafta.

Çarşafları ve yastık yüzlerini çıkarıp odasının kapısının önüne koydu. Rahatsız edilmek istemiyordu. Hizmetliler kirlileri gelip kapının önünden alabilirlerdi.

Dolaptan eşofmanlarını çıkarıp banyoya girdi. Bu defa acele etmeden uzun uzun sabunladı saçlarını. Sıcak su ağrıyan kaslarının bir nebze de olsa rahatlamasını sağlamıştı. Yaklaşık bir saat sonra banyodan çıkmış saçlarını kurulayıp toplamıştı.

Bilgisayarının etrafta olmadığını görünce babasının gece aşağıda bıraktığını hatırladı. Odasında ki saate baktığında 10’u biraz geçtiğini gördü.

Muhtemelen babası ve Madam işe gitmişlerdi.

Odasından çıkıp aşağı indi. Hizmetlilerin günaydınlarına karşılık verip salona geçti. Marco’yu yemek masasında görünce şaşırdı.

“Günaydın,” dedi. Farkında olmadan kaşlarını çatmıştı.

Marco ablasını görünce gülümsedi. Bu gülümsemede Fanny’i iten bir şeyler vardı.

Hızla kardeşiyle arasında ki mesafeyi kapattı. “Bir sorun mu var?”

Marco başını sağa sola salladı. “Hayır,” dedi sonra. “Sen iyi misin?”

Fanny rahatlamamıştı ama yinede bir şey söylemedi. “İnşaat bittiği için iyiyim.”

Hizmetliler Fanny’e servis açarlarken ikisi de sessiz kaldılar. “Babam projeni görmeye gitti.”

“Öylemi?” dedi Fanny hayretle. Oysa Alvin’e projesini ilk kendisi gösterecekti.

“Seni uyandırmak istemediler,” dedi Marco ablasının endişesini gidererek. “Madam çok derin uyuduğunu söyledi.”

Fanny başıyla onayladı. Sessizce yemeğe başladılar. Fanny arada kardeşine bakıyor fakat Marco’nun dikkatinin yemeğinde olduğunu görünce konuşmaktan vazgeçiyordu.

Ama Marco dayanamadı. “Seninle biraz konuşabilir miyiz Fanny?”

“Elbette,” dedi Fanny hemen. “Bu gün okulu kırmışsın anladığım kadarıyla, benimde işim yok. Dışarı çıkıp konuşabiliriz.”

Marco gülümsedi. “Harika olur.”

Fanny yemekten sonra asansörün yakınlarında ki bilgisayarını da alıp odasına çıktı. Üzerine kısa kollu bir tişörtle şort giydi. Aynada kendisine baktığında kıyafetini beğenmedi sonra Madam’ın oğlan çocuğu gibi giyiniyorsunuz dediği geldi aklına. Belki de kıyafet konusunda ki takıntılarını şimdilik bir kenara bırakmalıydı. Saçlarını açık bırakıp taradı. Güzel bir makyaj yapıp bir kez daha aynaya bakmadan kendini Marco’nun yanında buldu.

Kardeşi beğeniyle uzun bir ıslık çaldı. “Muhteşem görünüyorsun!”

“Teşekkür ederim,” dedi Fanny. Ah, lütfen Tanrım, kızarmayayım

Marco’yla beraber evden çıktılar. Fanny aracını garajından çıkardığında kardeşi “Yakında ehliyet almayı düşünüyorum,” dedi.

Fanny büyüdüğünü hala kabullenemediği kardeşine hayretle baktı. Marco güldü.

Yola çıktıklarında kısa bir sessizlik oldu. Ama Fanny bu durumu geçiştirmemeye kararlıydı. “Ehliyet alabilecek yaşa geldin mi?”

“Evet,” dedi Marco kısaca. Fanny kardeşinin içini çektiğini duydu. Her zaman neşeli olan Marco bu gün bambaşka bir ruh haline bürünmüştü.

“Nasıl olsa kahvaltı yaptık, kulübe gitmeye ne dersin?” diye sordu Fanny.

Marco onayladı. “Fark etmez.”

Fanny hızını artırıp kısa sürede karate kulübüne geldi. Yıllarının geçtiği yere bakıp gülümsedi. Ardından Marco’yla beraber içeri girdi…

İki kardeş karate kıyafetlerini giymiş spor salonunun ortasında karşı karşıya duruyorlardı. “Bacaklarını biraz daha kır,” dedi Fanny.

Ama Marco onun yerine arkasını dönüp salonun öbür ucuna gitti. Fanny yavaş adımlarla kardeşini takip etti. Marco kenarda ki banka oturduğunda “Sorun ne?” diye sordu.

“Bir kız var,” dedi Marco. Fanny kardeşini sözünü kesmeden dinlemeye karar verdi. Mevzu hassastı. “Bizi bilirsin, yanımıza yaklaşan insanlara her zaman şüpheyle bakmak zorundayız. Özellikle zengin bir erkeksen bu durum hastalıklı bir hal alabiliyor. Daha önce de kız arkadaşlarım oldu. Hepsi param ya da mevkiim için benimle beraberlerdi. Fakat bu sefer durum farklı.”

Fanny kardeşinin söylediklerini hazmetmeye çalışırken sakin kalmaya zorladı kendini. “Farklı olan ne?”

“Ben,” dedi Marco. “Bu defa farklı olan benim. Bu kıza karşı hissettiklerim diğerleri gibi değil.” Birden ayağa kalktı. “Lanet olsun Fanny, bu sefer gerçekten âşık oldum.”

Fanny öne eğilip ellerini dizlerinde birleştirdi. “Bunun neresi kötü?”

“Güvenemiyorum anlasana,” dedi Marco sinirle. “Onun da diğer kızlar gibi olduğunu düşünüyorum bir an, sonra hareketlerindeki farklılık duraksamama neden oluyor. Ama içimde ki kahrolası güvensizliği bir türlü atamıyorum!”

Fanny doğruldu. Marco’nun yaşadığı endişelerin bir kısmını yaşamıştı onun yaşlarındayken. Ama o zamanlar yanında Jimmy vardı, onun sayesinde birçok sıkıntıdan kurtarmıştı kendini.

“Seni anlıyorum,” dedi. “Ama bu güvensizliğin senden başka kimseye zararı yok. Hayatı kontrol etmeye çalıştıkça kuklaya dönüşürsün. Bırak, bir şeyleri geldiği gibi yaşa. Eğer bu kızda diğerleri gibi çıkarsa ayrılırsın.”

Marco bocalamıştı. “Böyle mi düşünüyorsun?” diye sordu.

Fanny ayağa kalkıp kardeşinin karşısında dikilmeye başladı. “Aynen böyle düşünüyorum. Lanet olasıca hayat bizlerin plan yapmasından hoşlanmıyor. Hayatı planlamaya başladığımız zaman tökezliyoruz.”

Marco biraz düşündükten sonra ablasını onayladı ama gözlerinde ki tereddüdü görebiliyordu Fanny.

Kardeşini omuzlarından tutup sarstı. “Benimde planlarım vardı,” dedi sinirle. “Jimmy’le, annemle ilgili planlarım… Ama hiç birini gerçekleştiremedim. Bir şeyleri erteleme, çünkü yaşadığın bu güvensizlik yüzünden kıza açılamazsan geriye dönüp baktığında sevdiğini aynı yerde bulamayabilirsin. Çok geç olmadan harekete geç! Eğer pişman olursan sonuçlarına seninle beraber katlanacağıma söz veriyorum…”

Marco ablasının bu uzun ve etkileyici konuşmasını dinlerken rahatladığını hissetti. Bunun yanı sıra birçok şeyinde farkına varmıştı. “İlk defa Jimmy’den bahsettin,” dedi hayretle.

Fanny’nin elleri kardeşinin omuzlarından düşüp iki yanında yumruk halini aldı. Dudaklarını sıkıca birbirine kenetlediğini görmüştü Marco.

“Hazır konuşmaya başlamışken devam et Fanny,” dedi güven verici bir sesle. “Acılarını içine ata ata patlayacaksın bir gün!”

Fanny dudaklarındaki alaycı gülüşle omzunu silkti. “Öyleyse patlayana kadar böyle yaşamaya devam edeceğim.”
Bu sözlerden sonra Marco’ya hızlı adımlarla salonu terk eden ablasının ardından bakmak kaldı. Fanny kendini dışarı attığında elindeki eldivenleri çıkarıp bir kenara attı.

Üzerini değiştirdikten sonra biraz daha sakinleşmişti. Aklını toparlayıp olur olmaz sözler etmeyeceğinin garantisini aldı kendinden. Şimdi Marco’yla karşılaşmaya hazırdı!

******

Tyler geriye sarıp yazdıklarını okuduğunda sevinmişti. Yeni kitabının planı kabataslak hazırdı. Bu seferki tarzıyla ilgili kesin bir yargıya varamamıştı. Her şey yaşayacaklarına ve Fanny’nin genç adama yaşatacaklarına bağlıydı…

İki günün sonunda kendini evine kapatmakla iyi yaptığını anlamıştı. Eric’in ısrarlı telefonları yüzünden sık sık dikkati dağılsa da parmakları özgürce klavyenin üzerinde gezinmeye devam etmişti.

Bu günlükte yazdıklarının yeteceğini düşünüp ağır ağır ayağa kalktı. Saatlerce bilgisayar karşısında oturmaktan beli tutulmuştu. Şu sevmediği masaj salonlarına bir ziyarette bulunmalıydı belki de…

Çalışma odasından çıkıp kendini banyoya attı. Brenda’nın temizlik yaparken şarkı söylediğini duyuyordu. Evde birilerinin olması güzel bir duyguydu.

Duştan sonra üzerini giyinmiş ne yapacağını bilemez halde odasının ortasında kala kalmıştı. Gün için bir planı yoktu, kitabına devam etmekte istemiyordu şimdilik.

Odasından çıkıp aşağı, salona indi. DVD’lerin olduğu bölüme yaklaşıp eline rast gele bir film aldı. Oyunculara göz attığında yüzünü buruşturdu. Başka bir filme el attığında Brenda’nın boğazını temizlediğini duydu.

“Efendim?”

Tyler arkasına döndüğünde Eric’in kızın yanında durduğunu gördü.

“Seni aşağılık herif!”

Eric’in sözlerinden Brenda’nın rahatsız olduğunu anlamıştı. “Bize birer kahve getirir misin Brenda?”

“Ta…Tabii efendim.”

Kız gözden kaybolunca Tyler burnundan soluyan arkadaşına döndü.

“Hoş geldin,” dedi birkaç adım atarak. Ama bu sözlerin bir hata olduğunu kısa sürede anladı.

“Dalgamı geçiyorsun?”

“Hiç sanmıyorum,” dedi dudaklarını büzüp omzunu silkerek.

Eric sert adımlarla salondan içeri girip kendini kanepeye attı. “Lanet olsun,” diye inledi bir anda.

Tyler endişelenmişti. “Ne oldu?”

“Bu kanepe tahtadan mı yapıldı?”

Gülmesini engelleyemedi Tyler. “Hayır,” dedi alaylı bir tavırla. “Ama süngerden yapıldığını da söyleyemeyiz.”

Eric neyse der gibi elini salladı. “Nerelerdeydin?”

“Bazen annem gibi oluyorsun,” dedi Tyler. Eric’in soran ifadesi değişmemişti. İçini çekerek dikkatle arkadaşının yanına oturdu. “Buralardaydım.”

“Ve?”

“Ne?”

“Buralardaydın ve hiçbir telefonumu açmadın mı yani?” Tyler’ın itiraz etmek üzere olduğunu görünce Eric elini kaldırdı. “Diyelim ki çağrılarımı duymadın -bu ihtimal her ne kadar imkânsız olsa da- sonra telefonuna baktığında beni aramak aklına gelmedi mi?”

Tyler bir cevap ararken başını arkaya atıp tavana baktı. “Kitap yazıyordum…” dedi zayıf bir sesle.

Eric arkadaşını duymuş gibi görünmüyordu. “Sana bir şey olduğunu ya da Ülke’yi terk ettiğini düşünüp endişelendim. O lanet olası yemeğin kötü geçtiğini sanmıştım ama sen… Bir dakika! Kitap mı yazıyordun?”

Tyler doğrulup arkadaşının gözlerinin içine baktı. “Kitap yazıyordum,” dedi fısıltıyla. Hastalarına itinayla yaklaşan psikologlar gibiydi. “Özür dilerim,” diye devam etti tane tane konuşarak. “Bir daha kendimi evime kapattığımda sana haber veririm.”

“Kes şunu!” dedi Eric. Artık somurtmuyordu. “Bunu daha öncede söyleyebilirdin.”

“Konuşmama fırsat vermedin,” diye hatırlattı Tyler.

Eric omzunu silkip kabul etti. “Endişelenmiştim.”

Brenda’nın kahveleri getirmesiyle iki arkadaşta sakince oturmaya başladılar. “Polisiyemi yazıyorsun?” diye sordu Eric bir süre sonra.

Tyler’ın dudaklarından bir gülümseme geçti. “Hayır.”

“Hayır mı?”

Genç adam içini çekti. “Her söylediğimi sorgulayacak mısın? Bu arada bu günlük planın var mı?”

Eric düşünür gibi yaptı. “Ah, sanırım eski kız arkadaşlarımla bir buluşma ayarlamıştım. Bana öyle bakma! Hepsi liseden arkadaşım. Amerika’ya dönünce görüşmek istedim.”

Tyler onayladı. “Bende seninle gelsem sorun olur mu?” diye sordu.

Eric hayrete düşmüştü. “Sen benim eski kız arkadaşlarımla buluşmaya mı geleceksin?”

Tyler başıyla onayladı. Arkadaşının daha fazla soru sormasını engellemek için ayağa kalktı. Boşluk ve yalnızlık insana her şeyi yaptırabilirdi. Eric durumun ciddiyetini kavrıyordu yavaş yavaş.

“Sen iyi misin?” diye sordu.

Tyler salondan çıkarken “Daha iyi olduğum zamanlar olmuştu,” diye mırıldandı.

Eric arkadaşını takip etti. Tyler’ın Brenda’ya bazı talimatlar vermesini izledi. Ardından kızın eline bir anahtar tutuşturuşunu. Çıkarlarken Tyler’ın; “Ücreti bankada ki hesabına yatıracağım,” dediğini duydu.

Brenda başıyla onayladı. “Teşekkür ederim efendim.”

Dışarı çıktıklarında Tyler Eric’in arabasını gördü. “Borcumu unutmadım,” dedi Eric. “Belki bugün binmek istersin arabama.”

“Harika olur!” dedi Tyler keyifle. Eric’in bir şeyi havaya attığını görünce refleks olarak öne atıldı. Eline düşen nesnenin anahtar olduğunu görünce sırıttı. Sürücü kısmına geçerken içini çekti. Eric’te yanındaki koltukta yerini almıştı.

Anahtarı kontağa yerleştirip çevirdi. Araç hafifçe homurdandı. Sonra yavaşça gaza basıp ileri atıldı. Aracın hızını artırması için gaza ufak bir baskı yapması yeterli oluyordu. Bahçesinden çıktığında vitesi yükseltip gaza biraz daha yüklendi. Araba adeta uçuyordu…

“Bu kadar çılgınlık yeter!” dedi Eric bir süre sonra. Tyler arkadaşını duymamazlıkdan geldi. “Yarım saattir ölümle burun burunayım!” diye bağırdı Eric. “Hayattan bezen gençlerden değilim ben.”

“Ben öyleyim,” dedi Tyler keyifle. “Ve bu araba ölmek için birebir!”

Eric homurdandı. “Ben arabayı bir yerden bir yere gitmek için kullanıyorum genelde.”

Tyler gözünü bir iki saniye yoldan ayırıp arkadaşına baktı. Eric’in aniden direksiyona yönelmesiyle aracı yavaşlattı.

“Tamam,” dedi somurtarak. “Yavaşlıyorum.”

“Sonunda,” dedi Eric eliyle alnındaki olmayan teri siler gibi yaparak. “Arkadaşlarımızla buluşabiliriz artık ama sen yinede acele etme.”

Tyler aracın açık olan camından elini çıkardı. “Rüzgârın hızını hissedebiliyorum,” dedi kendinden geçmiş gibi.

“Sakın hissettiğin o hız, arabaya ait olmasın!”

Genç adam kahkahayı koyuverdi. “Artık kesinlikle eminim,” dedi kıkırtılarının arasından. “Sen birkaç gündür Helen’le mi görüşüyorsun?”

“Evet, ne var bunda?”

“Dostum ne zaman büyükannenle görüşsen onun gibi konuşmaya başlıyorsun.”

“Sende birkaç gün Helen’in yanında dur, gör üzerindeki etkilerini…”

Tyler yalandan titredi. “Lafı bile ürkütücü!”

Bu durum Eric için o kadarda ürkütücü değildi. Arkadaşının Helen’in karşısında ter dökmesi hoşuna bile gidebilirdi. “En yakın zamanda Helen’i ziyaret etmelisin,” dedi sıradan bir ses tonuyla. “Seni sormuştu geçen gün.”

Tyler direksiyonu sıkı sıkı tutarak çatılmış olan kaşlarıyla arkadaşına baktı. “Ciddi değilsin herhalde!”

“Gerektiğinde gayet ciddi bir adam olduğumu biliyorsun Tyler. Şimdide son derece ciddiyim.”

Genç adam arkadaşının yüzüne baktı bir süre daha. Yalan söylediğine dair en ufak bir belirti bulamayınca inledi. “Ne kadar zamanım var?” diye sordu cılız bir sesle.

Eric, arkadaşını anlamıştı. “On gün içinde seni görmek isteyecektir.”

“Kahretsin! Tanrı aşkına ben on gün içinde Helen’in karşısına çıkaracağım kızı nereden bulacağım?”

“O benim sorunum değil.”

“Sen nereden buldun kızı?”

Eric sırıttı. Arkadaşının endişelenmesi genç adamı sandığından daha mutlu etmişti. “Ben önceden hazırlıklıydım.”

“Lanet olsun!”

“Endişelenme,” dedi Eric. “Şimdiki buluşmada bir şeyler ayarlayabiliriz belki.”

“Umarım dediğin gibi olur,” diye mırıldandı Tyler. Helen’i dokuz senedir görmüyordu ama telefon görüşmeleriyle kendini asla unutturmamıştı yaşlı kadın. Her arayışında genç adama evlenip evlenmediğini sorar olumsuz yanıt alınca da söylenmeye başlardı. Basite alınacak söylenmeler değildi onlar. Sokakta gördüğün ilk kıza evlenme teklif ettirebilecek etkide sözlerdi. Tyler kaç kez o raddeye geldiğini hatırlamıyordu bile. Helen insanı canından bezdirirdi.

“Hafızası hala kuvvetli mi?” diye sordu Tyler. Kibar olmadığının farkındaydı ama telefonla bile acayip etkiler yaratabilen Helen’in yüz yüze nasıl davranacağını kestiremiyordu.

Eric omzunu silkti. “Benim beş sene önceki yalanımı hatırlıyor hala.”

Keşke Helen’i bu kadar sevmesem diye düşündü Tyler. Belki o zaman kadını sert bir yolla kendinden uzaklaştırabilirdi. Ama Eric ve Tyler’dan başka halini hatrını soracak kimsesi olmayan kadın, Tyler’ı oğlu gibi görüyordu ve Tanrı ona yardım etsin Tyler’da Helen’i uzun zaman önce kaybettiği büyükannesinin yerine koyuyordu.

Rahatlamak için derin bir nefes aldı. Eric’in arkadaşlarıyla buluşma noktasına gelmişlerdi. İlk işi Helen’e sevgilisi olarak tanıtabileceği bir kız bulmaktı. Tabii bu oyununa herkesin dahil olmayacağının da farkındaydı…

Her zaman ki gibi beğenmenizi dileyerek yayınlıyorum bölümü. Arkadaşlar, bölüm aralarında uzun soluklu boşluklar olabilir. Bazı aksilikler yüzünden her gün internete giremiyorum. Şimdiden iyi okumalar, sabrınız için teşekkürler... 

Hiç yorum yok: