22 Eylül 2011 Perşembe

Kristen Stewart'ın Farkı; Tarzı...

           Kristen Stewart; rol yeteneği, konuşmaları, hareketleri ve kıyafetleri ile Hollywood'ın en çok konuşulan ünlüleri arasında. Farkını her şekilde ortaya koyan yıldız, değişik bir yapısı olduğunu ve yaşıtlarıyla anlaşamadığını da bir kaç kez dile getirmişti.

        Klişeleşmiş hareketlerden uzak duran, insanların ne söyleyeceklerini düşünmeyen ve özgür iradesiyle karakterine uygun hareket eden Kris'e, bir çok insan gibi hayranlık duyuyorum. Kamera karşısında utancından şekilden şekle girişine herkes gibi bayılıyor ve verdiği röportajlarda ustaca kullandığı kelimeleri büyük bir beğeniyle okuyorum.

      Giyim tarzını da herkesten farklı bulduğum Kris, beni her seferinde haklı çıkarıyor. Özel davetlerde topuklu ayakkabılarla rahat edemediği için bir süre sonra converselerini ayağına geçiriyor ve "İşte bizim Kris!" dememize neden oluyor.


   
          Kendini tanıyan ve olduğu gibi görünen insanları takdir ediyorum. Kris'te bu takdire değen insanlardan biri...


         Sık sık seyahat eden Kris; hava alanlarında ve günlük yaşamında; kot pantolon, tişört ve converse kombinasyonundan hoşlanıyor.












         Aktris; modayı çok ciddiye almadığını, sözleriyle olduğu kadar hareketleriyle göstermekten de çekinmiyor.


       Davetlerde seçtiği kıyafetlerin haricinde, makyajıyla da sık sık kendinden söz ettiren Kris, hoş bir tona sahip olan yeşil gözlerini ön plana çıkararak akıllıca davranıyor. Doğru renkleri seçerek yaptığı makyajı, güzel yüzüne güzellik katıyor...


  





                   Kris; hayranlarının gösterdiği aşırı ilgiden bazen rahatsız olduğunu, bazende korktuğunu dile getirmişti. Ama ne olursa olsun o Twilight Serisi'yle kavuştuğu ünden memnun. "Bu işi yapıyorsak bazı şeylere de katlanmalıyız," diyen aktrisin önünde daha uzun bir yol var. Başarısının devamının geleceğini, Twilight'ın haricinde çektiği filmlerle de herkese kanıtlayan yıldız, bulunduğu yüksek mevkiyi sonuna kadar hak ediyor... Kendisini çekemeyip eleştirenlere ise, Hollywood'da oldukça sağlamlaştırdığı yeriyle yanıt veriyor....




Ayşe Karasoy

19 Eylül 2011 Pazartesi

Muhteşem Kore Dizilerinden; Secret Garden!

       Uzun zaman önce bir televizyon kanalında, tesadüfen tanıştım Kore dizileriyle. "Düşlerimin Prensi" adlı yapım, Kore dizileri kariyerimin başlangıç noktasıydı. O günden sonra, internette yaptığım araştırmalar sonucu, uzun bir liste hazırladım kendime. Tarzıma ve ruh halime uygun onlarca diziyi kategorilere ayırıp izlemeye başladım. Hepsinden ayrı ayrı zevkler aldım. Amerika'da ve diğer bir çok Ülke'de ilgiyle takip edilen Kore dizileri, Türkiye'de de oldukça büyük bir izleyici kitlesine sahip. Tarihi yapımlar hariç, bir dizinin en fazla 20 bölüm olduğu bu yapımlar, izleyiciyi masalsı bir dünyaya taşıyor. Bir çok gerçekçi dramanın da çıkış noktası olan ve ardından Amerika'da filme çevrilen Kore dizileri; her yaşa, her zevke hitap edecek kapasitede. Oyuncuların sempatikliği ve Korece'nin ilginç cazibesi, dizilerin konularının haricinde, izleyiciyi etkileyen diğer ayrıntılar.

         İzlediğim onlarca güzel Kore dizisinin arasında, bende yeri özel olanlarda var. Kendi sınıfında bam başka bir konuma sahip olan bu dizilerden biride; Secret Garden...

 
             
              Komediyi ve dramı fantastik bir dünyayla harmanlayan bu özel yapım, gerek oyuncuların inanılmaz rol yeteneği, gerekse senaristin geniş hayal gücü sayesinde, hatrı sayılır bir hayran kitlesine sahip. Aldığı tüm övgüleri sonuna kadar hak eden bu dizi, beni ilk bölümden itibaren içine çeken ender yapımlardan. Genelde dördüncü yada altıncı bölümden sonra açılan Kore dizilerinin aksine, bu dizi tüm standartları alt üst etti. İlk bölümden itibaren aşkının farkında olan ve bunu açıkça söylemekten çekinmeyen bir erkek baş rol vardı karşımızda (Kim Joo Won). Bunun yanı sıra, hayat şartlarına, konumuna ve karakterine uygun davranan kadın baş rolümüz Ra Im, genelde erkeğin peşinden koşan, aşık kız resmini sildi attı kafamızdan. İyi de yaptı! Mesleği dublörlük olan Ra Im, birinci bölümde garip bir karışıklık sebebiyle karşılaştı Kim Joo Won'la. Bundan sonraki olaylar ise inanılmaz bir biçimde ilerledi hem dizi karakterleri hem de bizim için.

          Dizinin içeriği hakkında daha fazla açıklama yapmayacağım. Kore dizilerini takip etmeyenler yada takibe almak isteyenler; tereddüt etmeyin. Hatta ilk açılışı Secret Garden'la yapabilirsiniz. Bu eşsiz yapım, sizi ilk dakikasında kendisine bağlayacak ve uzun süre etkisinden kurtulamayacaksınız. Özellikle benim gibi sert ve güçlü kız karakterini sevenler için dizide muhteşem sahneler var. Mutlaka izlemeye başlayın ve çevrenizdekilerin diyeceklerine aldırmadan kahkahalarınızı serbest bırakın...

Ayşe Karasoy                

13 Eylül 2011 Salı

The Hunger Games!


          The Hunger Games; (Açlık Oyunları) bu zamana kadar okuduğum en farklı serilerden biriydi. Yazarın sade ve akıcı bir dille kaleme aldığı romanları iki günde bitirdim. Serideki karakterlerin yaşam alanları fantastik olmanın yanı sıra o kadar gerçekçiydi ki, bir ara durup kendimi bunun sadece bir kurgu olduğuna inandırmam gerekti.
         
          Kitaptaki karakterlerin her biri hikayenin temel taşlarındandı ve serinin son kitabına kadar merakım hep en üst düzeydeydi. Her bir sayfada "Hiç aklıma gelmezdi," dediğim olaylarla karşılaştım.  
İlk satırdan itibaren farkını ortaya koyan bu macera sizi soluksuz bırakacak. Aşktan çok, hayatta kalmanın ön planda olduğu bu seriyi okumanızı yürekten tavsiye ediyorum. Eminim pişman olmayacaksınız...

Ayşe Karasoy

Pride & Prejudice..


        Gurur ve Ön yargı, nam-ı diğer; Aşk ve Gurur...
        İzleme zevkine eriştiğim onlarca film arasında, şüphesiz ilk üçte yerini alıyor bu baş yapıt. Önce kitabını okuduğum ve sonra büyük bir heyecanla  filmini izlediğim bu hikaye; ilkten insanı hüzne boğuyor ardından da mutlu ediyor.
        Her genç kızın -ya da yaşını başını almış ama hala bekar olan hanımların- hayalidir büyük çabalar sonucunda kazanılmış, sonsuza kadar süren aşklar. Farklı hayal güçlerine sahip onlarca yazarı, tek bir ortak noktada buluşturan duygu da aşktır çoğu zaman. Onların kaleme aldıkları, bizlerinde okurken iç geçirdiğimiz değişik aşk hikayelerinden biride, Aşk ve Gurur'da yer alıyor. Darcy ve Elizabeth'in aşkı... Tüm ön yargıları ve gururu yıkıp geçiyor ikisinin birbirlerine duydukları sevgi...
          1813 yılında yayımlanan Gurur ve Ön yargı o zamandan bu yana büyük sükseler yaparak devam etmiş yoluna. Hala buluştuğu her okuyucuyu etkisi altına alan bu kitap ve beraberindeki film, bana göre ölmeden önce okunacak ve izlenecek eserler arasında. Darcy ve Elizabeth'in aşkı için hem söyleyecek çok sözüm var hem de söz bulamayıp tıkandığım noktalar var. Bu yüzden iyisi mi siz ya filmi izleyin ya da kitabı okuyun. Eğer benim gibi, kitaplardan işlenen filmleri, izlemeden önce okuyarak hayalinizde canlandırmayı seviyorsanız, önce kitabı okuyun sonra filmi izleyin. Tabii hala ikisini de yapmadıysanız...  

Ayşe Karasoy

12 Eylül 2011 Pazartesi

Hayatımın Dönüm Noktalarından; Twilight...


     
         Kitap okumak benim için ilk okul dönemlerinde bir ödevden yada zorunluluktan ibaretti. İlk okulu bitirdikten sonra, uzun aralıklarla okuduğum farklı tarzlardaki kitapların ve çizgi romanların haricinde oldukça geniş bir yelpazeye sahip olan kitap dünyası hakkında da hiç bir fikrim yoktu.
         Sonra bir gün, çok sevdiğim bir arkadaşımın evine yaptığım ziyarette Twilight serisiyle tanıştım. O gün, benim hayatımın bir dönüm noktasıydı. İlk kitabı bir günde bitirdikten sonra ikinci, üçüncü ve dördüncüyü de aynı hız ve tatla sonlandırdım. Artık bende kitap okumanın zevkine varmıştım ve bu seriden sonra haftada bir olan kitap okuma oranım zamanla günde bire hatta ikiye çıktı. Şu an günde ikiden fazla roman bitirdiğim oluyor ve şu bir kaç senenin içinde okuduğum  kitapların sayısı hakkında da hiç bir fikre sahip değilim. Ama okunan kitaplar listeme baktığımda oldukça uzun bir yol kat ettiğimi görebiliyorum.
         Twilight'a dönecek olursam; hayatım boyunca okuduğum en güzel seriler arasında yerini aldı ve o yeri ömrümün sonuna kadar koruyacağına eminim. Bazı kitap yazarlarının ve eleştirmenlerin yavan ve basit bulduğu Alacakaranlık Serisi'ni, tüm klişeleşmiş "korkunç vampir" tanımlarından ayırdığı için ben şahsım adına el üstünde tutuyorum. Fark yaratanların acımasız eleştirilere maruz kaldığı bir dünyada yaşıyoruz ne yazık ki ama son zamanlarda yapılan istatistiklerde tüm dünyada kitap okuma oranının yükselmesi sayesinde, insanların bazı tabularını yıkıp, ön yargılarından kurtuldukları bir dünyaya doğru emin adımlarla ilerlediğimize eminim. Seri'nin hem kitap hem de film başarıları eleştirenlere gerekli yanıtları verdi zaten.
        Stephenie Meyer; hayal dünyası eşsiz olan ve Twilight'ın haricinde yazdığı kitaplarla da bu başarısını kanıtlayan bir yazardır. Bende her hayranı gibi yeni kitaplarını dört gözle bekliyorum... Bunca popülaritesine rağmen eğer hala Twilight Serisi'yle tanışma şerefine erişemediyseniz çok geç değil. En yakın kitapçıya gidin ve raflardaki yerini başarıyla koruyan Twilight Serisi'ni kaptığınız gibi kendinizi odanıza kapatın. Yanınıza kahve ve biraz yiyecek almayı da unutmayın. Eminim bu tavsiyelerimin değerini, kitaplardan başınızı kaldırıp, gerçek dünyaya dönemeyince anlayacaksınız...

Ayşe Karasoy