27 Ekim 2011 Perşembe

DEJA-VU; 5.BÖLÜM

5.BÖLÜM

Tyler zihnini kahveyle toparlayamayacağını anlamış ve spor yapmaya karar vermişti. Evinde özenle düzenlediği bir başka yer olan spor odasına girdi. Ağırlık çalışmak istemiyordu. Bir köşede duran koşu bandı adama cazip geldi. Odada ki CD çaların Play tuşuna bastı. Müziği son ses açarak koşu bandına çıkıp koşmaya başladı.  

Genç adam bir süre yazmaya ara verme kararı almıştı. Yeni bir konu bulana kadar kendine izin verecekti. Bu sürede kafasını dinleyecek uzun süredir görüşmediği arkadaşlarıyla görüşecekti. Martin’in bu gün ki teklifi geldi aklına. Belki de çocukluğunun geçtiği o eve gitmeli ve geçmişin tatsız anılarının onu annesinden koparmasına izin vermemeliydi.

Genç adam bir süre daha koştuktan sonra boynuna aldığı havluyla saçlarındaki teri kuruladı. Müziği kapatıp duşun altına girdi. Kısa sürede duştan çıkmış, tıraş olmuş, saçına şekil vermiş ve kıyafetlerini giymişti. Kendine aynada son kez baktıktan sonra hızla merdivenleri inip arabasının anahtarlarını aldı ve garajın yolunu tuttu.

Arabasına atladığında telefonunu çıkardı. En son aranan numaraya basıp telefonun açılmasını bekledi.

“Alo?”

“Eric benim,” dedi. Arkadaşı yine ekrana bakmadan açmıştı anlaşılan telefonu.

“Selam dostum,” dedi Eric keyifle.

“Uçaktan indin mi?”

“Evet, şimdi eve varmak üzereyim.”

“Tamam, sen biraz dinlen. Sonra buluşuruz,” dedi Tyler.

Eric arkadaşını onayladıktan sonra telefonu kapattılar. Tyler’a arkadaşının sesini duymak iyi gelmişti. Eric’in mesleğinden dolayı çok fazla buluşamıyorlardı ama bağlarını hiçbir zaman koparmamışlar çocukken başlayan arkadaşlıklarını devam ettirmişlerdi.

Amerika’da günleri düşündüğünden daha iyi geçecekti Eric sayesinde. Memnuniyetle iç çekip gaza biraz daha yüklendi. Hızla evine doğru yol alıyordu. Eski evine…

 ******

        Fanny Madam’a dinlenmesi konusunda ısrar edip üzerini değiştirmek için odasına girdi. Evrak çantasını ve dizüstü bilgisayarını bir kenara bırakarak her zaman ki spor kıyafetlerini geçirdi üzerine. Saçlarını gelişi güzel omuzlarına bıraktıktan sonra odasının penceresinden dışarıyı izlemeye koyuldu...

Bahçede ki oyun alanına kaydı gözleri. Sonra istem dışı anılar canlanmaya başladı zihninde. Küçük ve yaramaz bir çocukken annesiyle geçirdiği vakitlerin kıymetini bilememişti. Eğer bir gün annesinin onu bırakıp gideceğini bilseydi birlikte daha çok vakit geçirmelerini sağlardı. Şimdi anıları düşünüp pişman olma zamanı değildi belki ama kız hayatının büyük bir bölümünü kaplayan hatıraları zihninden kovmayı başaramıyordu. O anıları olmadan yaşayamayacağını da biliyordu aslında. Annesini özlemle hatırladıktan sonra aklı Jimmy’e takıldı.

Oyun alanında en yakın arkadaşıyla geçirdiği vakitler geçti gözlerinin önünden tek tek. Jimmy, Talbert ailesinin komşularının oğluydu. Fanny’den bir yaş büyüktü. Genç kız, çocukken en yakın arkadaşı olan Jimmy’nin genç kızlık dönemlerinde hayatının aşkı olacağını bilmiyordu o zamanlar. Bilseydi belki her şey daha farklı olurdu. Tıpkı annesiyle olduğu gibi Jimmy’le geçirdiği zamanlarda yetmemişti kıza. İkisini de çok erken kaybetmişti. Gidişlerin vakti olur muydu emin değildi kız. Ama annesini de, Jimmy’i de, onu bırakıp gittikleri için affedemiyordu.

Kavuşturduğu ellerinin üzerinde bir ıslaklık hissedince düşüncelerden sıyrıldı Fanny. Elini yüzüne götürdüğünde ağladığını fark etti. Hızla yüzünü kurulayarak banyoya koşturdu. Yüzüne soğuk su çarptıktan sonra eve gelince temizlediği makyajın yerine hafif bir kalem çekip odasından çıktı.

Merdivenlerden inerken gayet sakin görünüyordu. Marco henüz okuldan dönmemişti. Alvin’de Holding’de olduğu için, ev, çalışanların etrafta koşuştururken çıkarttıkları seslerin haricinde sessizdi.

Kız merdivenlerin sonuna geldiğinde dışarı çıkmaya karar verdi. Cep telefonunun yanında olduğunu görünce duraksamadan evden çıkıp garajına ilerledi.

Çok sevdiği motorunu görünce gülümsedi. Garajda ki askıya astığı koruyucu ceketi giyip kaskını eline aldı. Motora bindiğinde gülümsemesi biraz daha büyüdü. İtinayla ellerini motorunun üzerinde gezdirdikten sonra anahtarı takıp çevirdi. Motorun çıkardığı sesle içini çekerek kaskını başına geçirdi.

Dikkatle garajdan çıktıktan sonra evin arka tarafına yönelip köşede bekleyen güvenlik görevlisine kapıyı açmasını işaret etti. Kendini dışarı attığında gaza biraz daha yüklendi. Motorun üzerine iyice eğilerek kaskının önünü açtı. Rüzgâr tenine değince mutlulukla iç geçirdi…

Evden bir iki sokak uzaklaştığında telefonunun çaldığını duydu kız. Kulağına taktığı kulaklığın açma düğmesine basarak karşıda ki kişinin konuşmasını bekledi. Marco’nun sesini duyunca gülümsedi.

“Selam Fanny. Eve geldim ama seni bulamadım. Evdekilere de nereye gittiğini söylememişsin. İyi misin?”

Fanny motorunu yolun kenarına çekerek kaskı başından çıkardı. “İyiyim,” dedi. “Piste gidiyorum, birkaç saate dönerim.”

“Ciddi misin?” diye bağırdı Marco telefonda. “Keşke bana da haber verseydin.”

“Bunun mümkün olmadığını biliyorsun ufaklık,” dedi Fanny ciddi bir sesle. Kardeşi her ne kadar motor kullanmaya onun kadar hevesli olsa da bu pistte son sürat yarış yapabileceği anlamına gelmezdi.

Marco ablasından alacağı yanıtın bu olacağını biliyordu elbette. Yinede şansını denemekten zarar gelmezdi. “Tamam,” dedi ısrar etmesinin fayda etmeyeceğini bildiği için. “Sonra görüşürüz.”

“Görüşürüz.”

Fanny telefonu kapatır kapatmaz kulaklığını çıkarıp kaskını yeniden başına geçirdi. Motorun küçük bölmesine telefonunu koyduktan sonra tekrar yola koyuldu. Artık nereye gittiğini bildiklerine göre rahatsız edilmesine gerek yoktu.

Neyse ki arabaların çok yoğun olduğu bir bölgede yaşamıyordu. Çevrede ki villaların ya da sitelerin sahiplerinin arabaları olurdu yalnızca civarda. Şimdi de durum farklı değildi. Motorun hızını biraz daha arttırdığı sırada karşıdan siyah bir cipin geldiğini gördü. Arabayı tanımıyordu. Hızla yanından geçerken içinde ki yüzün tanıdık geldiğini düşündü ama pek önemsemedi bunu. Muhtemelen hayal gücü ona oyun oynuyordu…

Anayola çıktığında yavaşlamak zorunda kaldı. Çünkü burada ki trafik hız yapmaya fırsat vermiyordu. Yolda ki diğer arabalar beklerken genç kız her bulduğu boşluktan geçiyor yavaşta olsa piste doğru ilerliyordu. Yarım saat sonra arkadaşlarıyla sık sık geldiği ve yarışlar yaptığı pistin önündeydi.

Kimliğini göstererek sahiplerini tanıdığı piste giriş yaptı. Çok büyük bir yer değildi burası. Ama Fanny’e yetecek kadar alanı vardı.

Piste girer girmez motorunun benzinini kontrol edip pistin kusursuz yollarında turlamaya başladı. Önce normal hızda sonra yüksek hızda sürmeye başladı motoru. Etrafta kimse yoktu.

Fanny’nin stres atmak için geldiği nadir yerlerdendi pist. Arkadaşlarıyla yaptığı yarışların haricinde buraya sık sık gelir ve tutkunu olduğu motoruyla hız sınırlarını zorlardı. Jimmy’le ikisinin hayatlarının en güzel günlerini geçirdikleri yerdi burası. Genç kızın ölen sevgilisi de kendi gibi hız ve motor tutkunuydu.

Fanny Jimmy’i hatırlayınca motorun kontrolünü kaybettiğini fark etti. Vitesi küçülterek hızını düşürdü. Yine de etrafında ki her şey silik silik görünüyordu. Biraz daha yavaşlamayı denedi. Artık çevresindeki seyirci koltuklarını belirgin bir şekilde görebiliyordu.

Biraz o şekilde motoru sürdükten sonra durdu. Kaskı çıkarıp motordan indi. Birkaç adım yürüyerek ileride ki çimlerin üzerine attı kendini.

Bir süredir düşüncelerini kontrol edemiyordu. Eskiden Jimmy’i yalnızca geceleri düşünmeye çalışır gündüz kontrolü tamamen elinde tutardı. Arabasının bozulduğu gün gördüğü adamdan sonra olmuştu her şey. Genç adamda ki bir şeyler kızın saklı olan bazı duygularını harekete geçirmiş, buda kontrolünün zayıflamasına yol açmıştı.

Bir daha kimseyi hayatının merkezi haline getirmemeye karar vermişti kız, Jimmy ve annesi kısa aralıklarla öldükten sonra. Her şeyim dediğin insanı kaybedince gerçekten her şeyini kaybetmiş gibi oluyordun çünkü. Kız bu acıyı iki kez yaşamıştı. Bir üçüncünün olmasına izin vermeyecekti. Hayatında ne başka bir Jimmy nede kalbinin derinlerine ittiği duyguları oradan çıkarmaya çalışacak birisi olacaktı.

Kaskı oturduğu yerde bırakıp kararlı adımlarla motoruna ilerledi. Koltuğa oturduktan sonra motoru harekete geçirdi. Yola çıkarak hızlı aralıklarla vitesi artırıp yine hız sınırlarını zorladı. Rüzgâr uzun saçlarını havalandırıyor nefesinin kesilmesine neden oluyordu. Kızın düşünmesini engelliyordu en azından. Şimdi dikkatini tamamen yola vermişti…

******

Tyler yanından hızla geçen motoru düşünerek içini çekti. O motorun üzerinde olmak ve kimseyi düşünmeden hiç bilmediği bir yere yolculuk yapmak için neler vermezdi. Hayatının kontrolünü daima elinde tutmuştu. Her şeye rağmen düzenli bir yaşam sürüyordu. Bazen, -şimdi olduğu gibi yazmak konusunda duraksama dönemine geçince- kendini dağıtır ve bir süre gece hayatına atılırdı. Ama bu çok kısa sürerdi. Genç adamın uyuşturucu ya da aşırı alkol gibi kötü alışkanlıkları yoktu.

Başını iki yana sallayarak şu an çok cazip gelen Ülke’yi terk etme fikrini zihninden kovdu. Evinden, Amerika’dan ayrılalı tam dokuz yıl olmuştu. Şimdi hazır geri dönmüşken kötü anıları ve cazip gelen fikirleri yok sayarak kararlılıkla bir zamanlar ailesinin yaşadığı evi ziyaret etmeliydi.

Hava kararıyordu. Trafik yoğun olduğu için bir saatten biraz daha fazla süren araba yolculuğunun ardından Martin’in evine gelmişti Tyler. Eski evinin dış görünüşünde büyük değişiklikler vardı. Tyler, Martin’in hala burada yaşadığını bilmese yanlış eve geldiğini düşünebilirdi. Bir zamanlar annesi ve babasıyla mutlu bir hayat sürdüğü mütevazı evleri şimdi bir köşke dönmüştü. Etrafta ki evlerin birçoğu aynı tarzdaydı. Tyler çok şeyin değiştiğini düşündü.  

Arabasından inerek evin giriş kapısına doğru ilerledi. Verandada hafif bir ışık yanıyordu ama etraf karanlıktı. Dikkatle ilerleyerek kapıyı çaldı. Belki de Martin’e haber vermeliydi gelmeden önce...

Genç adam tam geri dönmeye yeltenmişti ki kapı açılıverdi. Karşısında gördüğü hem tanıdık hem de yabancı olan yüze baktı bir süre. Hizmetli olduğu anlaşılan kadının ona neden tanıdık geldiğini bilmiyordu.

“Merhaba,” dedi ufak bir duraksamanın ardından.

Kız; “Merhaba,” diye yanıtladı Tyler’ı.

“Martin evde mi?”

“Evet, içeri geçerseniz geldiğinizi haber veririm efendim.”

Tyler kızı onaylayarak artık hiçbir hatıranın kalmadığı eski evine ilk adımını attı. Başını dikleştirerek bu melankolik havadan sıyrıldı.

“Tyler geldi derseniz beni tanıyacaktır,” dedi kıza.

Hizmetli koşar adım yanından uzaklaşırken bulunduğu salona göz attı. Eşyalar son modaydı. Martin’in ne iş yaptığını öğrenmesi gerektiğini düşündü. Kenarda yalnız başına duran koltuğa oturdu. Birkaç dakika sonra Martin’in neşeli sesi salonu doldurdu.

“Tyler! Seni burada görmek ne büyük bir şeref.”

Üvey kardeşinin iğneli laflarına aldırmayarak “Selam Martin,” dedi.

Martin elinde ki dergiyi bir kenara bırakıp Tyler’a sarıldı. “Hoş geldin,” dedi ilk defa alay olmayan sesiyle.

Tyler eliyle Martin’in sırtına vurdu. Gerçek bir gülümsemeyle hiçbir zaman anlaşamadığı kardeşine baktı.

 “Burada olmak gerçekten güzel,” dedi sözlerinin yansıttığı gerçekçilikten huzursuz olarak. Genç adam bu evi ve hatıralarını bir sandığa koyup zihninin en kuytu köşelerine saklamıştı. Hatıraların yeniden ortaya çıkıp onu huzursuz etmesine izin vermeyecekti.

Gerileyerek az önce kalktığı koltuğa oturdu.

“Nasılsın?” diye sordu Martin.

“Sanırım iyiyim,” diye mırıldandı genç adam. Martin gülümsedi. O sırada köşede bekleyen hizmetli kız gözüne ilişince, “Ne içersin?” diye sordu Tyler’a.

“Koyu bir kahve alabilirim.”

Kız Martin’in bir şey söylemesine fırsat bırakmadan hızla gözden kayboldu. Tyler bir süre kızın arkasından baktıktan sonra “Kim bu kız?” diye sordu.

“Tanımadın mı?” dedi Martin alayla. Tyler başını olumsuz anlamda iki yana salladı.

“Biz küçükken burada çalışan bir hizmetli vardı,” dedi Martin. “Adı Caroline’dı. Buda onun kızı Martha.”

Tyler şaşkınlıkla Martin’e baktı. Martha’yı hatırlıyordu elbette. İkisi de küçük bir çocukken, Martha’yla beraber oyunlar oynarlardı. Martin hiçbir zaman onlara katılmasa da Tyler Martha’yı severdi.

Martha, Tyler’dan iki üç yaş büyüktü. Hizmetli tekrar salona döndüğünde Tyler gülümsüyordu.

Kız bir zamanlar çocukluk arkadaşı olan adamın artık kendisini tanıdığını anlamıştı. Martin’den çekindiği için gülümseyemedi. Tyler’a kahvesini uzatırken genç adamın değişmiş olduğunu gördü. Çocukken gözlerinden hiç kaybolmayan o muzip ışıltı şimdi yok olmuştu. Bebeksi yüzünü yaşın ve yaşanmışlıkların verdiği çizgiler ele geçirmişti. Yine de çok yakışıklıydı. Bu olgun hava Tyler’ı daha da çekici kılıyordu.

Tyler, “Teşekkürler Martha,” dedi kıza. Genç kızın ürkek bir tavırla Martin’e baktığını görmüştü. Anlaşılan Martin çocukken nasılsa şimdi de öyleydi. Hizmetlilerle gereksiz diyaloglara girmez onların da bu sınırı aşmasına asla izin vermezdi.

Martha başını eğerek odadan çıktı. Tyler bir yolunu bulup kızla konuşmayı ve eski günleri yâd etmeyi kafasına koymuştu.

“Paris nasıl?” diye sordu Martin.

“En son bıraktığımda iyiydi,” dedi Tyler kahvesini yudumlarken. “Paris her zaman güzeldir.”

“Özellikle geceleri,” dedi Martin alayla. Tyler Martin’in her şeyi alaya alan havasından çabucak sıkılmıştı. Geçen zamanın kardeşini biraz olsun değiştirdiğini düşünerek aptallık etmişti anlaşılan.

“Hangi işle uğraşıyorsun?” diye sordu konu değiştirmek adına. Martin’in Paris hakkında ki gereksiz fikirlerini duymak istemiyordu.

“Avukatım,” dedi Martin. “Büyük bir Holding sahibinin tek avukatıyım.”

Tyler bunu duyunca şaşırdı. Holding sahiplerinin birden fazla avukata ihtiyaç duyduklarını biliyordu. “Neden bir tane avukatı var?”

“Ben birkaç tane avukata gerek bırakmayacak kadar iyi çalışıyorum. Zaten Holding’in benden başka bir sürü avukatı var. Ben sadece patronun özel işleriyle ilgileniyorum.” Martin’in kendini öven ses tonu karşısında Tyler gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

“Senin işler nasıl gidiyor?” diye sordu Martin.

Tyler bu sorudan rahatsız oldu. Üvey kardeşine hakkında fazla bilgi vermek istemiyordu. “Şimdilik idare ediyorum,” dedi kahvesini son kez yudumlarken. Ayağa kalkarak Martin’e elini uzattı. “Hoşça kal.”

Martin’de ayaklandı. “Güle güle,” dedi Tyler’ın elini sıkarken. “Bir daha ki sefere daha uzun bir ziyaret için bekliyorum seni.”

Tyler bir şey söylemedi. Çıkışa doğru ilerlerken Martha’nın merdivenlerden indiğini gördü. “Hoşça kal Martha,” dedi gülümseyerek.

Hizmetli başını eğdi. “Güle güle efendim.”

Tyler kendini dışarı attığında derin bir iç çekti. Arabasına binince camı sonuna kadar açıp CD çalara bir CD yerleştirdi.

Martin’in evinden uzaklaşırken rahatladığını hissetti. O evde kendini huzurlu hissedemiyordu. Annesi; babası öldükten sonra Martin’in babasıyla evlenmiş, Tyler’ın o evdeki rahat günleri sona ermişti. O zamanlar çok küçüktü. Babasını kaybetmeye alışamamışken birkaç yıl içinde evde yeni bir babanın hükmünün sürdüğünü görünce şok olmuştu. Yeni gelen babanın birde yaramaz ve sinsi bir oğlu vardı…

Tyler çocukluğunun karanlık anılarını zihninden kovdu. Arabanın hızını farkında olmadan artırdığını görünce yavaşladı. Dikkatini yola vermeye çalıştı.

Babası erken yaşta ölmeseydi her şey çok daha farklı olurdu…

24 Ekim 2011 Pazartesi

DEJA-VU; 4.BÖLÜM

4.BÖLÜM

Kız arkasından hızlı adımlarla yetiştiğinde; “Acelemiz yok Madam,” dedi.

Madam daha fazla pot kırmamak için yüzüne yapmacık bir gülümseme yerleştirip Fanny’nin koluna girmesini bekledi. Kız gülümseyerek karşıladı bu hareketini.

“Mağazalar bizi bekliyor,” dedi yapmacık bir neşeyle. Fanny'nin alışverişten nefret eden nadir kadınlardan olduğunu Madam biliyordu elbette.

Bu defa gerçek, sıcak bir gülümseme kapladı Madam Alanis’in yüzünü. “Alışverişi kısa kesmeye çalışacağım,” dedi.

“Umarım öyle olur,” diye mırıldandı Fanny asansöre binerlerken…

Holding’in bahçesine çıktıklarında kız Alvin’in kendilerine doğru geldiğini gördü. Kolunda olduğu Madam’ın duruşunun değişmesiyle hafifçe kıkırdadı. Sinirle yüzüne bakan Madam’ı görmezden gelmeye çalışsa da Madam kızın kolundan çıkıp oradan uzaklaşınca Fanny afalladı.

Yinede Alvin yanına geldiğinde sevgiyle sarıldı babasının boynuna. “Biz Madam’la alışverişe çıkıyoruz,” dedi gülerek.

Alvin şaşırmıştı. Kız babasına Madam’ın yeni işinden de bahsetmediğini hatırladı.

“Madam artık benim yanımda çalışacak,” dedi. “Kıyafetlerimle ilgilenecek. Bir nevi modacım yani.”

Alvin şaşkın ifadesini toparlayarak kızına gülümsedi. Hızlı adımlarla Holding’in bahçesinden çıkan Madam’ın arkasından baktı bir süre.

“Çok iyi düşünmüşsün,” diye mırıldandı. “Madam kendini çok yoruyordu.”

Bunları söylerken hala Madam’ın arkasından baktığının ve Fanny’nin dikkatle kendisini incelediğinin farkında değildi.

“Ben Madam’ı bekletmeyeyim,” dedi kız zor tuttuğu kahkahasını bastırarak. Kendine yeni bir görev edinmişti…

“Tamam,” dedi Alvin. “Görüşürüz.”

Fanny babasının yanından uzaklaşırken; “Görüşürüz,” dedi.

Otoparkta kendisini bekleyen Madam’ın yanına gülümseyerek yaklaştı. “Kusura bakma. Beklettim seni,” dedi hiçbir şey olmamış gibi davranarak.

Madam; “Önemli değil,” diye mırıldandı. Bir yandan da kızın ifadelerini inceliyordu tehlikeli bir durum var mı diye.

Fanny aracını çalıştırdığında Madam’da rahatlayarak oturdu koltuğa…

******

Tyler saatlerdir baktığı ekrandan gözlerini ayırarak sandalyesinde arkasına yaslandı. Derin bir nefes alıp kahvesine uzandı. Bu gün kaçıncı bardağı içtiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Zihnini açık tutmasında yardımı oluyordu kahvenin.

Aylardır uğraştığı ama bir türlü devamını getiremediği kitabına bir kez daha göz attı. Bu güne dek yedi adet kitap çıkarmıştı ve hatırı sayılır bir çevre edinmişti kitap dünyasında. Yazım stili tutulmuş, işlediği ilginç polisiye kitaplarının 5. Baskısı bile çıkmıştı.

Ama aylardır bir duraksama döneminden geçiyordu adeta. Aklına ne yeni fikirler geliyor nede bir süre önce başladığı kitabının devamını getirebiliyordu. Uykusuz geçirdiği gecenin gözaltlarında bıraktığı morluğu gördü masadan kalkıp odasındaki aynanın karşısına geçtiğinde.

Darmadağın olmuş saçlarının arasından parmaklarını geçirerek sıkıntıyla yüzünü buruşturdu. Pencereye doğru yürüyüp manzaranın tadına varmaya çalıştı. Hiç bir işe yaramadı çabaları.

Ofisinin kapısının çalınmasıyla elindeki kahveyi masasına bırakıp sandalyesine oturdu.

“Girin.”

Kapının ardından genç adamın şu an görmek isteyeceği en son insan başını uzattı.

“Selam Martin,” dedi hoşnutsuz ifadesinin üzerine bir gülümseme koyarak.

Martin her zamanki sinir bozucu sırıtmasıyla odaya girip Tyler’ın masasının önündeki koltuğa oturdu. “Selam,” dedi rahatça oturduğu yerde kurularak. “Nasıl gidiyor?”

“İyi sayılır.” Arada oluşan kısa sessizlikten sonra; “Senin işler nasıl gidiyor?” diye sordu Tyler konu açmak adına.

“Her şey yolunda,” dedi Martin tekrar neşesine kavuşarak. “Tıkır tıkır işliyor işlerim.”

“Sevindim,” dedi Tyler hangi işte çalıştığını bile bilmediği üvey kardeşine.

Martin başını salladı. “Ben daha fazla rahatsız etmeyeyim seni, Amerika’ya dönüş yaptığını duyunca ziyaret etmek istedim.”

“Teşekkür ederim,” dedi genç adam.  “Seni yeniden görmek güzel.”

Martin; “Senide” dedi ayağa kalkarken. Sonra ufak bir el sıkışmasının ardından Tyler’ı evine davet ederek ofisten ayrıldı.

Genç adam Martin’in ardından bir süre baktıktan sonra hızla ofisten çıkarak evinin yolunu tuttu. Bir duş iyi gelebilirdi. Zaten son zamanlarda her şeyi kendisine iyi gelmesi umuduyla yapıyordu. Dokuz senedir yaşadığı Paris’ten ayrılıp tekrar Amerika’ya dönmüş, yer değişikliğinin kendine iyi geleceğini ummuş ve yeni bir kitaba başlayacağını umut etmişti. Ama genç adam nereye giderse gitsin beynindeki karmaşık düşüncelerde onu takip ediyordu.

Evine vardığında aklındakini uygulayarak kendini duşa attı. Uzun bir süre sıcak suyun altında kalarak kendine gelmeye çalıştı. Sonunda sıcağa daha fazla dayanamayıp duşu sonlandırdı. Hızla bir şort ve bir tişört giyerek tek başına yaşadığı evinde mutfağın nerede olduğunu hatırlamaya çalıştı. Neyse ki dokuz senenin ardından eve gelmeden önce temizlik yaptırması gerektiğini akıl edebilmişti.

Yatak odasından çıkarak merdivenlerden inip hatırladığı kadarıyla mutfak olduğunu düşündüğü yere ilerledi. Yanılmamıştı… İki gün önce aldığı poşetler dolusu erzakın dolaplara yerleştirildiğini görünce sevindi. Gelen temizlikçilere bunun için ekstra bahşiş vermeyi unutmaması gerektiğini düşündü.

Yıllardır kullandığı ve onu yarı yolda bırakmayan samimi arkadaşı kahve makinesine gülümseyerek yaklaştı. Her zamanki gibi kendine koyu bir kahve hazırlayarak çalışma odasına girdi.

Ahşap ve deri kokuyordu yeni dizayn ettirdiği odası. Bu kokuyu hep sevmişti. Şimdide kendini eski günleri özlerken buluyordu. Babasının odası da hep böyle kokardı…

Genç adam kendine hâkim olarak düşünceleri aklından uzaklaştırdı. Şu anda odaklanması gereken yeni bir kitabı vardı. Neyse ki yayın eviyle olan anlaşması bitmiş ve yeni kitabı için herhangi bir sözleşme imzalamamıştı. Her gün yayın evlerinden telefonlar gelse de genç adam projesini bitirmeden herhangi bir anlaşma yapmamaya kararlıydı.

Bilgisayarının ve bir sürü dosya kâğıdının olduğu masasına kuruldu. Kahvesinden büyük bir yudum alarak dikkatlice kenara koydu. Ellerini esneterek müzik aleti çalmak için hazırlık yapıyormuş gibi kaslarını gevşetti. Klavye parmaklarını yoruyor ve eklemlerinde bazı rahatsızlıklar baş gösteriyordu. Bunun için en yakın zamanda doktora gitmesi gerektiğini bilse de birçok insan gibi doktor fobisi olduğu için sağlık kontrolünü erteledikçe erteliyordu.

Kendini daha önce yazdıklarına odaklamaya çalıştı. Bir kaç gündür yeni kitabının projesini şekillendirdiğini sanmıştı. Ama şimdi yazdıklarını okuyunca karşısına kopuk kopuk, alakasız paragraflar çıktı.

Sinirle kahvesini tekrar eline alarak sandalyeden kalkıp muhteşem manzaralı cam kenarına ilişti. Gözlerini kısarak sürekli aklını zorlayan düşüncelerin zihnine hücum etmesine izin verdi. Önce karanlık yolda ilerleyişi, sonrada yol kenarında arabasının üzerine eğilmiş sinirle homurdanan kız geldi aklına. O kadar vahşi ve sinir bozucu olmasaydı hoş bir kız olabilirdi diye düşündü genç adam.

Tamirciye gittiklerinde onu orada bırakarak hiçbir şey söylemeden neden çekip gittiğini hala anlayamıyordu. Ya da ertesi gün aynı tamirciyi arayarak kızın ve arabasının durumunu neden sorduğuna da anlam veremiyordu. Kızın adını bile bilmiyordu…

Kahvesini ağzına götürdüğünde bardağın boş olduğunu gördü. Genç kızı son kez düşünmüştü. Bir daha karşılaşmayacaklarına emindi genç adam. Ondan daha önemli şeyler vardı düşünmesi gereken. Başta kitabını tamamlaması gerekiyordu. Yazmak onun tüm hayatıydı…

******

Madam Alanis’in yorgunluğunu gizlemeye çalıştığını gören Fanny alışverişi bitirerek aldıkları kumaşların ve elbiselerin faturalarını Holding’e göndermelerini istedi. Alanis’in tüm itirazlarına rağmen alışverişin yorgunluğunu atmak için güzel bir yemek yediler birlikte. Fanny, Madam’ın sohbetinin tadını unutmuştu. Eski günleri ve çocukken yaptığı yaramazlıkları dinlemek genç kıza tahmin ettiğinden çok daha iyi gelmişti.

Madam, annesinden bahsederken Fanny gözlerinin dolmasını engelleyemedi. Gözyaşlarını başkalarının yanında kolay kolay akıtmazdı. Şimdi de bu durum değişmeyecekti elbette.

Fanny, kendi duygusal havasından sıyrılarak Madam’ın, annesinden bahsederken yüzünde oluşan ifadeleri izledi. Alanis kimi zaman hüzünle gülümsüyor kimi zaman gözlerinin dolduğunu göstermemek adına bakışlarını Fanny’den kaçırıyordu. Fanny aklında kalan son soru işaretini de gidererek rahatladı. Madam’ın anlattıklarını ilgiyle dinlemeye devam ederken telefonu çaldı.

Ekranda ki numarayı görünce gülümseyerek telefonun açma tuşuna bastı.

“Selam güzellik,” dedi telefonun ucundaki ses.

Fanny kıkırdadı. “Selam Sally.”

“Tam bir haftadır sadece telefondan görüşebiliyoruz,”  diye devam etti Sally. “Artık hasretine son vermek için büyük bir zahmete katlanıp ikimiz adına muhteşem bir restoranda yer ayırttım.”

Fanny işlerinin yoğunluğu arasında en yakın arkadaşını ihmal etmişti. Bunun üzüntüsünü yaşıyordu zaten. Sally’nin neşeli sesiyle kendi neşesi de yerine gelmişti. Bir süre için Holding bekleyebilirdi ama Sally beklemezdi!

“Kusura bakma,” dedi arkadaşının söylediklerine gülümsemeye devam ederken. “Seni ihmal ettiğimi biliyorum ama en yakın zamanda bunu telafi edeceğim.”

Sally telefonun ucundan her zaman ki umarsız kahkahalarından birini attı. “Eğer eski sevgililerimden bir tanesi senin kadar anlayışlı olsaydı şimdiye kadar evlenmiştim.”

“Daha geçen gün telefonda eski sevgililerinden bir tanesinin bile benim sinirime sahip olmadığını ve bunun için her gün Tanrı’ya şükrettiğini söylüyordun.”

Sally kıkırtıları arasında; “Her şeyi hatırlamak zorunda mısın?” diye mırıldandı.

Fanny omzunu silkti. “Benim de ufak tefek kusurlarım var.”

Sally arkadaşıyla girdiği ağız dalaşını kaybettiğini anlamış olacak ki iç çekerek konuyu yine yemeğe getirdi. “Yarın akşam 5’te her zaman ki restoranda buluşuyoruz.”

Fanny şaşkınlıkla dolu bir ses çıkardı. “Her zaman ki restoranda mı? Muhteşem bir restoranda yer ayırttım demedin mi sen?”

“Her zaman gittiğimiz restoranın muhteşem olduğunu düşünmüşümdür hep,” dedi Sally. Fanny arkadaşının kendini beğenmiş ses tonundan rahatsız olmadı. Aksine çoğu zaman karmaşık olan iş hayatında Sally’nin tuhaf ve içten konuşmaları her şeyden normal gelirdi Fanny’e. Şimdi de yemek yemek kadar doğal buluyordu Sally’nin tuhaf ama zekice olan espri anlayışını.

“Yarın 5’te buluşalım öyleyse,” dedi gülerek. “Hatırlat ta bir daha ki buluşmayı ben ayarlayayım.”

“Eğer bu buluşmanın kaderini de senin eline bıraksaydım bir ay sonra bile görüşemeyebilirdik,” dedi Sally. Sonra Fanny’nin daha fazla üzerine gitmemeye karar vererek “Yarın görüşürüz,” deyip telefonu kapattı.

Fanny anlayışla kendisine bakan Madam’a gülümsedi. Alanis’te en az kendisi kadar tanırdı Sally’i. Yine iki arkadaşın tuhaf bir konuşma yaptığını düşünüyordu anlaşılan.

Fanny hesabı öderken Madam’da toparlanıp masadan kalkmıştı. İkisi birlikte kol kola girerek restorandan çıkıp evin yolunu tuttular.

Fanny yolda Madam’la geçmişi hakkında konuşmaya karar verdi. “Madam,” dedi hem soran hem de sakin olan bir sesle. “Sizin dışarıdan çok fazla arkadaşınız olmadığını biliyorum. Bizim yanımıza da çok genç yaşta gelmişsiniz. Hiç başka bir hayatınızın olmasını istediniz mi?”

Madam Alanis bu soruya o kadar şaşırmıştı ki yüzünden onlarca ifadenin geçtiğine yemin edebilirdi Fanny. Kız tam yanlış bir şey sorduğunu düşünüp Madam’a boş vermesini söyleyecekti ki Madam derin bir iç çekerek; “Düşünmedim,” diye mırıldandı.

Genç kız Madam’ın devam etmesini beklerken kısa bir sessizlik oldu arabada. “Fransa’dan buraya ilk geldiğimde çok bocalamıştım,” dedi Madam tuhaf bir gülümsemeyle. “Amerika hiçte rüyalar ya da özgürlükler Ülke’si gibi değildi. Her Ülke’nin güzel ve izbe yerleri vardır. Fransa’dan eğitim referansımı aldıktan sonra annemi de kaybettiğim için biriktirdiğim ve ailemden miras kalan ufak bir meblağla iş bulmak umuduyla buraya geldim. Ne yol biliyordum ne de nereye gideceğimi. Neyse ki Fransa’dan tanıdığım ve evlenerek Amerika’ya taşınan bir arkadaşım vardı.”

“Maia mı?” diye sordu Fanny. Madam’ın sayılı arkadaşlarından olan Maia’nın bir Fransız olduğunu hatırlıyordu.

Madam Alanis gülümsedi. “Hatırlıyorsunuz.”  Fanny yüz ifadesini korumaya çalışarak başıyla onayladı. Dikkatini yoldan ayırmamak için çaba göstermesi gerekti. Madam hakkında her şeyi bildiğini düşünüyordu ama Fransa’dan buraya nasıl geldiğini hiçbir zaman sormak aklına gelmemişti. Madam’a yakın olan annesiydi. 18 yaşında annesini kaybettikten sonra da hayata tutunmaya ve bir şeyler öğrenmeye çabalarken kendini birçok şeye kapatmıştı. Neyse ki çok geç olmadan Madam’ın hikâyesinin eksik kalan parçaları tamamlanıyordu.

Madam, Fanny’nin tepki vermediğini ve ifadesiz bir yüzle yolu takip ettiğini görünce devam etti. “Maia’nın adresini almıştım. Evini bulmam çok zor olmadı. Paramın bir kısmını yol için harcamak zorunda kalmıştım. Neyse ki Maia’nın evine vardığımda beni büyük bir sevecenlikle karşıladı. Evinde üç gün kaldıktan sonra bana bir ajanstan söz etti. Bir nevi dadılık ajansı gibi bir yerdi. Maia oradan birkaç kişiye iş bulduğunu söylemişti. Arkadaşıma güvenip ajansa gittim ve kaydımı yaptırdım. O sırada anneniz de ajansın sahibini tanıdığı için oraya başvurmuş. Benim referanslarımda o zaman ajansta ki diğer kızlardan daha iyiydi. Sonuç itibariyle anneniz beni gördü ve evine davet etti. Bay Alvin’le de tanıştıktan sonra sizin evinizde kalmaya başladım.”

Fanny Madam’ın sözünü keserek; “Orası senin de evin,”  dedi.

Madam, Fanny’nin bu sahiplenici tavrına gülümsedi. “Evet, orası benim de evim.”

Fanny, Madam’ı üzgün tavrından kurtarmak için; “İyi ki annem seninle karşılaşmış ve iyi ki hayatımızdasın,” dedi.

Alanis bu sözleri hüzünlü bir gülümsemeyle geçiştirmeye çalıştı önce. Sonra içini çekerek kendi kızı gibi gördüğü Fanny’e baktı. Talbert ailesi onun her şeyiydi. “Hayatımda ki en büyük şansım sizinle tanışmamdı,” diye mırıldandı.

Fanny yoldan kısa süreli gözlerini ayırarak Madam’a baktı. Tuhaftı ama artık Alanis’in yaşamında farklılıklar olması gerektiğine inanıyordu. Bakışlarını tekrar yola çevirdi.

Ne yapıp edecek ve birbirlerine ilgi duydukları belli olan Madam’la babasını bir araya getirmeye çalışacaktı. Bunun için çok fazla çaba harcamayacağını düşünüyordu. Babasına kimseleri yakıştıramazdı ama Madam herhangi biri değildi…


14 Ekim 2011 Cuma

DEJA-VU; 3.BÖLÜM

3.BÖLÜM


Eşofmanlarını giyip odasına dönen kız Madam’ı karşısında görünce şaşırmıştı.

“Madam?” diye bağırdı.

“Korkmayın,” dedi Alanis hemen kıza yaklaşarak. “Ben sadece şu Holding işinde kararlı olup olmadığınızı merak ettim.”

“Tabi ki kararlıyım,” dedi kız. Islak saçlarını yatağın üzerindeki havluyu alıp kurulamaya başladı.

Madam; “Ama...” diye söze başlasa da kız konuşmasına izin vermedi. “Madam… Senin için Holding’de bir oda ayarlayacağım. Orada benim için model çizip dikiş dikebilirsin.”

“Bayan Fanny ben… Bilmem ki…”

“Senin zevkine güveniyorum,” dedi kız. Madam’ın ürkek halini görünce gülümsedi. “Başaracağına eminim.”

“Siz nasıl isterseniz,” dedi Madam Alanis tatlı sesiyle. Kız Madam’ın gülen gözlerinden yeni işini beğendiğini anladı…

Madam’ın kendisini siz diye hitap etmesini hiçbir zaman istemese de bunun Madam’ın katı kurallarından olduğunu öğrenmişti zamanla. Ama Fanny’nin kendisine siz diye hitap etmesine izin vermezdi Madam Alanis. Elbette Marco’nun da öyle.

“Yarın beraber Holding’e gider senin için bir oda ayarlarız,” dedi kız. “Benim gözümün önünde olmanı istiyorum. Ben olmazsam evde kendini yormaya devam edeceksin.”

“Ah. Kendimi çocuk gibi hissediyorum,” dedi Madam. Her zamanki hareketlerinden birini yapıp ellerini nazikçe boynuna götürdü.

“Senin içinde, benim içinde en iyisi bu Madam,” dedi kız… Sonra sinsice sırıttı. “Aklımın sizde kalmasını ve işlerimde başarısız olmamı istemezsiniz herhalde!” dedi kaşlarını yukarı kaldırarak.

“Ah. Tamam. Yarın sabah görüşürüz,” dedi Madam. Başını inanamazmış gibi sallayıp odadan çıktı. Belki de Fanny’e zayıf taraflarını göstermekle hata etmişti. Ama odasına giderken gülümsüyordu.

Fanny bu işi de başarmış olmanın verdiği mutlulukla ışığı kapatıp rahat yatağına uzandı. Bir türlü gelmeyen uykusunu getirmek için gözlerini kapatsa da gözünün önüne gelen yüzden rahatsız olarak tekrar açıyordu gözlerini. “Şimdide kâbusum oluyor bu adam!” diye mırıldandı. Yatakta sağa sola döndü. Kendine itiraf edemese de adamın hiçbir şey söylemeden çekip gitmesine kızmıştı kız. Fazla hoşlanmasa bile teşekkür etmek isterdi yabancıya.

“Kahretsin!” diyerek doğruldu yataktan. Anlaşılan bu gece uyku girmeyecekti gözüne. Kapattığı ışığı gerisin geri açarak çantasından çıkardığı dosyaları koydu masasının üzerine.

Eline kalemi alarak incelemeye başladı evrakları. Bir yandan da dudaklarını yiyordu dikkatinin dağılmaması için. Çünkü sürekli dağılıyordu aklı. Hiç başına gelmeyen olaylarla karşılaşıyordu kız. Kâbus gibi geçirdiği günün bittiğini düşündüğünde yanılmıştı anlaşılan. Yarına adamın yüzünün aklından tamamen silineceğine emindi. Kendini rahatlatmaya çalışarak tekrar koyuldu dosyaları incelemeye. Bu kez dudaklarının yerine, kalemin arkasını yemeye başlayarak…

******

Perdelerin açılmasıyla içeri dolan güneş ışığıyla araladı kız gözlerini. Masada uyuya kaldığı için her yeri tutulmuştu. İnleyerek kalktı ayağa.

“İyi misiniz?” dedi Madam. Endişeyle kızın elleriyle tuttuğu beline baktı. “Hiç masada uyuya kalmazdınız.”

“Eksik olan dosyaları tamamladım gece,” diye mırıldandı kız. “Saat kaç?”

“Sekiz,” dedi Alanis dikkatle Fanny’i inceleyerek. “Sizde dünden beri bir tuhaflık var Bayan Fanny,” dedi sonra hemen.

Kız Madam’ın kendisini bu kadar iyi tanımasından ilk defa rahatsız olmuştu. Nasıl söyleyecekti dün karşılaştığı sinir bozucu bir adamın uykularını kaçırdığını. Bu güne kadar onlarca kişinin çıkma ve evlenme teklifini reddeden Fanny, bir yabancı yüzünden masasında uyuya kalmıştı. Ah! Ne büyük saçmalık!

“Bir şey yok Madam,” dedi Fanny ciddiyetle. Giyinmek için dolabına ilerledi Madam’ın yüzüne bakmadan. Sonra Alanis’in yeni işi geldi aklına. Madam’ı kolundan tutup dolabın önüne getirdi. “Şimdi başlamaya ne dersin?” diye sordu. “Haydi, bir kıyafet seç bana.”

Madam’ı şaşkın yüzüyle dolabın önünde bırakarak öttürdüğü ıslığın müziği eşliğinde banyoya ilerledi.

Elini yüzünü yıkayıp dişlerini fırçaladıktan sonra odasına döndü. Madam elinde beyaz bir elbiseyle karşıladı kızı. “Buna ne dersin?” dedi gülümseyerek.

Kız elbiseyi beğenmişti. Bu yeni alınmış olmalıydı. Bu güne dek hiç giymediğine emindi çünkü. Günlük hayatında spor giyinen kız işe giderken biraz daha resmi olmaya özen gösteriyordu. Bu kuralcılığını da babasından almıştı birçok huyu gibi.

Gülümsemeye çalıştı. “Harika!” dedi. Sonra dayanamayarak; “Biraz açık değil mi Madam?” diye mırıldandı.

Alanis; “Hayır!” diye atıldı hemen. “Erkek çocuğu gibi giyinmeyi bırakın artık Bayan Fanny. Çok güzelsiniz ve bu güzelliğinizi daha da ortaya çıkaracak kıyafetler giymeniz gerek. Hem benim zevkime güvendiğinizi söylemiştiniz.”

Madam kendince haklıydı elbet. Fanny ilk defa duymuştu Madam’ın günlük kıyafetleri hakkındaki fikrini. “Erkek çocuğu gibi giyinmiyorum,” dedi kaşlarını çatarak. “Spor kıyafetlerle rahat hissediyorum kendimi. Hepsi bu.”

“Bununla da rahat edeceksiniz,” diye garanti verdikten sonra Madam elbiseyi Fanny’nin üzerine tuttu. “Kumaşı harika. Böyle sıcak havalarda terlememeniz için birebir.”

Fanny Madam’ın elinden elbiseyi alarak aynanın karşısına geçti. Beyaz elbisenin üst kısmı dar kesimdi. Hafif göğüs ve sırt dekoltesiyle fazla dişi geldi kıza. Elbisenin etekleri bol kesimdi. Hem boyu da ortalama uzunluktan daha kısaydı.

“Başka bir elbise seçsen,” diye mırıldandı kız aynadan gördüğü Madam’ın gülümseyen yüzüne.

“Hayır,” dedi Madam. “Bu elbise çok yakışacak size.”

Kız ilk iş gününde Madam’ı kırmak istemediği için elbiseyi tehlikeli bir maddeymiş gibi parmaklarının ucunda tutarak banyoya ilerledi. Madam’ın arkasından kıkırdadığını duydu bir an. Sonra homurdanarak çaresizce giydi elbiseyi. Banyodaki aynaya bakmadan Madam’ın yanına geri döndü.

Fanny’i gören Madam ellerini birleştirip ağzına götürerek; “Çok güzelsiniz,” diye mırıldandı. Alanis’in gözlerinin dolduğunu gördü kız.

“Sana güveniyorum Madam,” dedi yine gülümseyerek. Yatağın kenarındaki hafif topuklu, daha çok spor beyaz ayakkabıya beğeniyle baktı. “Mükemmel bir seçim!” dedi, heyecanlı görünmeye devam etmeye çalışıyordu.

“Beğeneceğini tahmin etmiştim,” dedi Madam Alanis.

Fanny daha fazla oyalanmadan ayakkabıyı giyip saçlarına hızla fön çekerek serbest bıraktı. Her zamanki hafif makyajını yaparak kahvaltıya inmek için odadan çıkan Madam’ın peşine takıldı.

Masada kendisine beğeniyle dönen gözlerden sıkılarak; “Günaydın,” dedi. Sabah sabah yine damlamıştı Bay Martin evlerine... Adamın bakışlarından hep rahatsız olurdu kız. Adamın yaşı 35 olmalıydı. 

Alvin hoşlanıyordu Martin’den. Fanny’nin bu adama karşı duyduğu nefretini dile getirdiği bir gün; “Ben Martin’in aklını beğeniyorum,” demişti. “Çok zeki bir adam.”

Fanny nazik davranmaya çalıştı. “Hoş geldiniz,” dedi zamanının çoğunu evlerinde geçiren Martin’e.

Adam tuhaf bakışlarını kızın yüzünden ayırmadan sandalyesinden kalktı. Yerinden çıkarak Fanny’nin nefret dolu bakışları arasında bir sandalye çekip kızın oturmasını bekledi.

Gülümsemeye çalışan kız sert bakışlarını babasına da dikerek; “Teşekkür ederim,” diye mırıldandı. Kinayeli sözlerinin yerine ulaştığını, Alvin’in çatılan kaşlarından anlamıştı.

Sandalyeye oturan Fanny yemeğe başlamadan Madam’ın da masaya gelmesini bekledi. Kısa bir zaman sonra Madam Alanis üzerine giydiği siyah, sade elbisesiyle göründü salonda. Kumral saçlarını topuz yapmıştı. Yaptığı makyajla çok genç ve fazlasıyla alımlı görünüyordu. Marco’nun âşık olduğu yeşil gözlerini daha da ortaya çıkarmıştı makyajı.

Bu defa Marco kalktı masadan Madam’ın sandalyesini çekmek için. “Günaydın Madam,” dedi her zaman nazik olan sesiyle.

“Günaydın Mösyö,” dedi Madam. Fanny’nin yanındaki sandalyeye oturup, Marco’ya sıcak bir gülümseme gönderdi. Alvin’in de; “Günaydın,” demesiyle “Herkese günaydın,” diye ekledi Madam. Kızarmıştı.

Fanny ilk defa bu kadar yakından inceliyordu Madam’ın tepkilerini. Babasıyla konuşurken Madam’ın kızardığını görünce gülümsemeye başladı…

                                                               
Yemek sessiz geçti. Sadece işle ilgili konuşan Martin’le Alvin’in mırıldanmaları duyuluyordu. Fanny sıkılarak ayağa kalktı. “Afiyet olsun,” dedi masadan uzaklaşırken. Martin’in yüzüne bakmamaya özen göstermişti. Sabah sabah daha fazla sinirlerini bozmasını istemiyordu.

Odasına çıkıp evrak çantasını ve diz üstü bilgisayarını alarak aşağı indi, arka kapıya ilerleyerek kumandaya basıp garajın açılmasını bekledi. Arabası tamirde olduğu için yedek arabayı kullanacaktı. Uzun süredir kullanmadığı arabanın koltuğuna oturduğunda önce etrafı inceledi. Sonra motoru çalıştırıp bir süre ısınmasını bekledi.

Garajdan ağır ağır çıkarak duraksadı. Madam’ın şimdiye dek gelmesi gerekliydi. Kız unuttuğunu düşünerek aracından inip eve geri döndü. Hızla yanından geçen hizmetliye Madam’ın nerede olduğunu sordu.

Salonda olduğunu öğrenince kesin sonuca vardı. Madam ilk iş gününü unutmuştu… Hemen salona girerek koltukta Martin’le beraber sohbet eden Madam’a seslendi.

“Madam Alanis! İlk iş gününüzü unuttunuz herhalde.” Tatlı ve resmi konuşması Madam’ın aklını başına getirmeye yetmişti.

“Ah, Bayan Fanny,” diyerek zıpladı yerinden. Martin’e; “Hoşça kalın,” deyip telaşla kıza döndü. “Üzgünüm…” diye mırıldandı.

“Önemli değil Madam,” dedi kız gülümseyerek. Sonra zorla Martin’e baktı. “Sohbetinizi böldüğüm için kusura bakmayın.”  

Görgü kurallarını küçüklükten bu yana kendisine iyice öğreten ve benimseten Madam’ı sinirle hatırladı ilk defa. Çoğu zaman sert ve asiydi ama bir türlü tamamen görgü kurallarının dışında davranamıyordu. Martin söz konusu olduğunda tüm kuralları yok sayası ve yayvan gülümsemesiyle kendine bakan adamı bir daha gelememek üzere evinden kovası geliyordu.

Martin kızın kendi hakkında ki düşüncelerinden habersiz; “Önemli değil,” dedi ayağa kalkarken. “Bende Holding’e gidiyordum zaten.”

Fanny sadece başını sallamakla yetindi. Martin elini öpüp babasıyla çıkışa doğru ilerlerken adamın öptüğü elini üzerine sürdü.

“Iyy…” diye mırıldanıyordu bir yandan da sinirle. “Kibarlık budalası!” diye bağırdı arkasından. Adamın duyup duymaması umurunda değildi.

Madam Alanis hızla merdivenlerden inip salona geldiğinde kız hiçbir şey söylemeden arka kapıya ilerledi. Aracına binerek Madam’ın yanına oturmasını bekledi. Alanis’te tek kelime etmeden bindi arabaya. Fanny hızla gaza basarak arkasında bıraktığı toz dumanıyla uzaklaştı evden.

“Bana kızdınız mı?” diye sordu Madam biraz yol aldıktan sonra.

“Hayır,” dedi kız gülümseyerek. “Martin’den hoşlanmadığımı biliyorsun.”

“Evet,” dedi Madam. “Bana da pek samimi gelmiyor aslında o avukat. Onun teklifi üzerine konuştuk salonda Bayan Fanny.”

“İstediğin kişiyle konuşmakta özgürsün Madam,” dedi kız gazı biraz daha kökleyerek. Sinir bozucu adamlar hep onu bulmak zorunda mıydı? Dünyada erkekleri yok etmenin bir yolu yok muydu acaba? Babası ve Marco istisnaydı elbette…

Holding’e varana kadar ne kız, nede Madam başka tek kelime etmediler. Madam, sinirliyken Fanny’nin üzerine gidilmemesi gerektiğini iyi biliyordu. Çabuk sakinleşmeyeceğinin de farkındaydı...

Arabanın anahtarını görevliye teslim eden kız Madam’ın koluna girerek Holding merdivenlerini tırmandı. Her gün ki işlemlerini gerçekleştirip, birkaç imza attıktan sonra Madam’la kendi katlarına gelebildiler.

“İşiniz çok zor,” diye mırıldanıyordu Madam, Fanny’nin odasına girerlerken.

“Zamanla alıştım,” dedi kız gülümseyerek. Madam’ın yorulduğunu fark etmişti. Nefes nefese kalan kadını bir köşeye oturtarak kahve içmesi gerektiğini söyledi…

Aradan geçen yarım saatlik süreden sonra Fanny önündeki evraklardan başını kaldırıp dikkatle camdan bakan Madam’a döndü. Yandaki boş odanın Madam’a uygun hazırlanması için gerekli olan eşyaları sipariş vermeleri gerekiyordu. Alışverişe çıkmakta gerekliydi kumaşlar için.

Fanny sandalyesinden kalkarak yavaş adımlarla Madam’ın yanına geldi. Duvarı boydan boya kaplayan camdan aşağı, Madam’ın baktığı yere dikti gözlerini.

Alvin, Martin’le ve şirketin mimarlarıyla görüşüyordu Holding’in bahçesinde. Toplantıya Fanny’de çağırılmıştı ama kız Alanis’i yalnız bırakmak istemediği için reddetmişti daveti.

Fanny, yemekte Madam Alanis’in babasıyla konuşurkenki tavırlarını hatırladı. Yıllardır evlerinde bulunan Madam onlar için aileden sayılırdı. Evden dışarı fazla çıkmaz, dışarıdan herkesle muhatap olmazdı. Fanny hiç düşünmemişti Madam’ın da bir gün âşık olacağını. Onun evlerinden ayrılma fikrine dahi tahammül edemezdi.

Kız hafifçe öksürerek başını yere eğdi. Madam’ın kendisine döndüğünü biliyordu. Ona toparlanması için kısa bir süre tanıyıp başını yerden kaldırdı.

“Dalmışsın,” dedi kendine bile değişik gelen ses tonuyla.

“Manzaraya bakıyordum,” dedi Madam yine kızararak. Kız Madam’ın yeni kazandığı bu kızarma huyuna çabucak alıştığını fark etti.

“Hı hı,” dedi Fanny düşünceyle. Yüzünde muzip bir gülümseme belirdi. “Alışverişe çıkabiliriz.”

Madam kızın tavırlarından bazı şeylerin farkına vardığını sezmiş olsa da sesini çıkarmadan kabul etti alışveriş teklifini. Oysa yıllardır dikkatli davranmaya çalışırdı bu konuda. Şimdi neden bazı şeyleri yansıtıyordu hareketlerine? Kendine kızarak Fanny’nin odasından çıktı...


Her zamanki gibi beğenmeniz dileğiyle...