30 Kasım 2011 Çarşamba

P.S. I Love You...



P.S I LOVE YOU, hayatım boyunca izlediğim en güzel filmlerdendi. Rol yeteneklerine her projelerinde hayran kaldığım iki değerli oyuncunun bu yapımda baş rolde yer alması ve yönetmen ile senaristin oyuncular vasıtasıyla ustaca yansıttıkları doğal tavırlar, her filmde bulunamayacak türdendi.

Filmin konusuna gelince; Holly Kennedy (Hilary Swank) herkesin arayıpta bulamadığı türden bir adamla evlidir. (Gerry) Eşiyle birbirlerine delicesine bir aşk ve tutkuyla bağlıdırlar. Ama kör talih onların peşini bırakmaz ve Gerry amansız bir hastalığa yakalanıp hayata veda eder.

Bu talihsiz olayı yaşayan Holly, bunalıma girer ve bir türlü toparlanamaz. Ancak insanın hayatında görüp görebileceği en muhteşem eş olan Gerry, karısını iyi tanımaktadır ve onun, kendi ölümünden sonra yaşayacağı acıları atlatabilmesi için, ölmeden önce ona bir dizi mektup ile çeşitli mesajlar bırakır. İlk mektup Holly'e 30. yaş gününde gelir ve en güzel hediyesini onu asla yalnız bırakmayacak olan eşinden alır. Bütün mektuplar aynı imzayla sonlanır; NOT: SENİ SEVİYORUM...

Her biri ayrı güzelliklerle dolu olan mektuplar; Holly'nin kendini ve dünyayı yeniden keşfetmesini, eşinin ölümünü yüreğinde bir yara olarak taşımayı bırakmasını ve birlikte yaşadıkları güzel günleri gülümseyerek hatırlamasını sağlar...

Filmi izlerken göz yaşlarımı tutamadığımı itiraf ediyorum ve vizyonda tekrar böyle muhteşem aşk filmlerini görmeyi bekliyorum. Özlemeye başladığımız değerleri filmlerde yada kitaplarda aramak vahim bir durum belki ama böylesine büyük aşklara yada başarılabilen imkansızlıklara bir şekilde şahit olmak insanı mutlu ediyor...

2007 yapımı olan bu filmi hala izlemediyseniz, işinizi gücünüzü bırakıp bir kutu peçeteyle kendinizi odanıza kapatın ve filmi izleyin. Sonrasında bir çok şeyi sorgulayacağınıza ve benim gibi bu tarz olayların yalnızca filmlerde yaşanmaması gerektiğini vurgulayacağınıza eminim. Şimdiden iyi seyirler...

AYŞE KARASOY

The Hunger Games Official Trailer 2012



The Hunger Games, kitaplarını okuduktan sonra filminin çıkmasını dört gözle beklediğim olağanüstü bir macera. Gelen fragmanlardan da gördüğümüz kadarıyla ilk film, ilk kitabın hakkını verecek cinsten. Eğer hala bu maceraya atılmadıysanız çok geç kalmadan AÇLIK OYUNLARI SERİSİ'ni alın ve okuyun. Sonra da arkanıza yaslanıp çıkmasına az kalan filmi beklemeye koyulun...


AYŞE KARASOY

28 Kasım 2011 Pazartesi

DEJA-VU; 9.BÖLÜM

9.BÖLÜM


Aradan geçen iki saatin sonunda Fanny kolonların ancak üç tanesini yerine oturtabilmişti. Hava karardığı için adamları evlerine yollamış kendisi ufak ışıklandırmalarla çalışmaya devam etmişti. Gavin’in hala elindeki metreyle bir yeri ölçtüğünü görünce sinirlendi.

“Gavin!” dedi en otoriter ses tonuyla. “Sana eve gidebileceğini söylemiştim. Hem de tam bir saat önce!”

Gavin suçlu suçlu elinde ki metreyi bırakıp Fanny’e döndü. “Tamam, şimdi gidiyorum.”

Fanny başıyla sertçe onayladı. İhtiyar kurdun bazı rahatsızlıkları vardı ve buna rağmen inatla emekli olmak istemiyordu. Yaşı çok ileri olmasa da Fanny, Gavin’in kızının kaybolmasının ardından çöktüğünü biliyordu.

Genç kız, üç yıl önce birden bire ortadan kaybolmuştu. Alvin’in ve polisin tüm imkânlarını seferber edip yaptığı araştırmalar sonuç vermemişti. Gavin her gün yeni bir haber alabilecek olmanın verdiği umutla yaşadığını söylemişti iki yıl önce Fanny’e. Kaybolan kızın annesinin durumu da Gavin’den farklı değildi…

Fanny derin bir nefes aldı. Kendi ailesi aklına gelince ise içini yine özlem duygusu kapladı. Onları bu kadar kısa sürede özlemek sağlıklı değildi belki ama genç kız halinden memnundu. Otelin çevresinde devriye gezen güvenlik görevlilerinden birini yanına çağırıp güvenliği inşaatın olduğu bölgelerde artırmasını istedi. Sonra aracına atlayarak evine doğru hızla yol almaya başladı.

Martin’in ve kardeşinin gitmiş olmasını umuyordu. Aklına birden tamirde ki aracı gelince yavaşladı. Kıyafetleri berbat durumdaydı. Önce eve gidip üzerini değiştirmeye ardından kimseye görünmeden tamirciye gitmeye karar verdi…

Fanny evinin bahçesine geldiğinde aracını garajına park etti. Mümkün olduğunca az ses çıkarmaya çalışıyordu. Evin önünde Tom’u görünce gülümsedi. Kapıya yaklaştığında “Selam Tom,” diye seslendi.

İri yapılı badigart Fanny’i görünce nazikçe başıyla selam verdi. “Merhaba efendim.”

“Benimle yarım saat sonra bir yere gelir misin?” diye sordu Fanny. Tom hemen başıyla onayladı. Fanny gerekmedikçe konuşmayan görevliye gülümseyerek cebinden anahtarını çıkarıp eve girdi. Bilgisayar çantasını tek kolunun altına sıkıştırıp asansörün kapısını açtı.

Neyse ki etrafta kimse yoktu. Odasına geldiğinde üzerinde ki kirli kıyafetlerden kurtulduktan sonra kendini banyoya attı. Ilık suyun altında olabildiğince az kalarak banyodan çıktı. Spor kıyafetlerini giyip saçını sıkıca arkasına topladı. Önüne gelen perçemleri düzeltip alnının iki yanına eşit parçalar halinde dağıttı. Günlük bir makyaj yaptıktan sonra ayakkabılarını giydi.

Aracının anahtarının yanında olduğundan emin olunca sessizce asansöre binip giriş katına geldi. Salondan gülme sesleri geliyordu. Martin’in garip kahkahasını duyunca yüzünü buruşturdu. Kendini hızla evden dışarı atınca Tom’la çarpıştı.

Badigart, yalpalayan Fanny’i omuzlarından tutup olduğu yere sabitledi. “Özür dilerim efendim.”

“Ah, önemli değil,” dedi Fanny hemen. “Benim hatamdı.”

Tom ciddi bir ifadeyle genç kıza bakmaya devam edince Fanny garaja doğru ilerlemeye başladı. “Hadi gidelim Tom.”

Tom hemen Fanny’e yetişti. Genç kız garajdan aracını çıkarınca ikisi bir arabaya binip yola koyuldular. Fanny yolda Tom’a tamirciye gittiklerini ve araçlardan birini kendisinin kullanması gerektiğini söyledi. Badigart genç kızı sessizce onayladı.

Fanny gidecekleri yere kadar Tom’un konuşmayacağını biliyordu. CD çalara bir CD yerleştirip şarkının sesini açtı. Tom rahatsız olmuş gibi görünmüyordu. Fanny gönül rahatlığıyla arkasına yaslanıp kendini şarkının temposuna kaptırdı.

Tamircinin adresini babasından almıştı. Küçük not kâğıdını eline alıp kısa bir göz attı. Karanlık yolda hızla ilerlerken elinde ki kâğıda bakmasını onaylamamıştı anlaşılan Tom. Çünkü Fanny kaşlarını çattığını görmüştü.

“Ben alışkınım hıza,” dedi keyifle. “Tabii sen rahatsız olduysan yavaşlayabilirim.”

Tom’un dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi. “Hızı severim.”

Bu iki kelimelik cevap Fanny’i mutlu etti. Hızını biraz daha artırarak kısa sürede tamirciye ulaştı...

Aracını sağ salim görünce rahat bir nefes aldı. İşlemleri kısa sürede hallettikten sonra Tom’u öbür araca bindirip kendisi tamirciden çıkan arabasına bindi. Motoru çalıştırdığı sırada biri cama tıkladı. Genç kız camı açınca yüzü motor yağına bulanmış bir adamla karşılaştı.

“Siz yolda kaldığınızda bizi çağıran beyefendiyi hatırlıyor musunuz?” diye sordu yabancı.

Fanny sıktığı dişlerinin arasından “Evet,” dedi.

Tamirci başıyla onayladı. “O beyefendi ertesi gün bizi arayıp durumunuzu sordu. Belki bilmek istersiniz.”

Fanny yüzünde ki şaşkınlık ifadesini sildi hemen. “Öyle mi?” dedi umarsızca. “Peki, siz ne dediniz?”

“İyi olduğunuzu ve babanızın sizi gelip aldığını söyledik.”

“Teşekkür ederim,” dedi Fanny. Tamirci aracın yanından uzaklaşınca gaza bastı.

Tom’un da arkasından onu takip ettiğini görünce aracına kavuşmuş olmanın verdiği mutlulukla gülümsedi. Belki de sadece aracına kavuştuğu için mutlu değildi ama tam olarak neden güldüğünü kendisine itiraf etmeyecekti…

Tekrar evin önüne geldiklerinde iki aracıda garaja park ettiler.

“Teşekkürler Tom,” dedi Fanny eve girerken.

Tom başıyla onayladı.

Fanny artık ses yapmaktan rahatsız olmuyordu. Martin’lerin gittiğini düşünüyordu. Saate bakınca 20.03 olduğunu gördü. Evet, kesinlikle bu saate kadar oturmazlardı.

Salonun kapısına geldiğinde duraksadı. İçeriden ses gelmiyordu. Marco’nun heyecanla bağıran sesini duydu bir anda. Misafirlerin gittiğine artık emindi.

Salondan içeri neşeyle girip etrafına bakındı. Marco’nun yanında ki adamı görünce olduğu yere mıhlandı. Adamın arkası Fanny’e dönüktü. Ama içinden bir ses bunun Martin’in kardeşi olduğunu söylüyordu. Çevresine bakındı fakat babasıyla Martin’i göremedi. Önce kimseye görünmeden kaçmayı düşündü sonra korkaklık ettiğini anlayıp birkaç adım daha attı.

“Selam,” dedi güçlü bir sesle.

Aynı anda iki kafada Fanny’e döndü. Yabancı adamla göz göze geldiğinde hayır diye inledi içinden. Bu o olamazdı değil mi? Kesinlikle kâbus görüyordu. Bu adamı görünce aklına niye kâbusun geldiğini de bilmiyordu. İçinden şanssızlığına lanet etti!

İfadesini düzelttiğini umup genç adama yaklaştı. Onunda yüzünde şaşkın bir ifade vardı ama genç adam kendini Fanny kadar kolay toparlayamamıştı.

Marco ile genç adam ayağa kalktı hemen. Fanny elinin titremediğinden emin olmak için birkaç kez yumruk yapıp geri açtı parmaklarını. Sonra gözlerini adama dikip “Hoş geldiniz,” dedi.

Tyler artık daha normal bakıyordu genç kıza. Elini uzatarak “Merhaba,” dedi. Fanny uzattığı elini kısa bir süre tutup hemen bıraktı. 

Genç adam bu kısa temastan hoşlandığını şaşkınlıkla fark etti.

Marco ablasının dikkatini dağıttı hemen. “Selam Fanny.”

Genç kız kardeşine bakınca gülümsedi. “Selam ufaklık,” dedi elleriyle Marco’nun ipeksi saçlarını karıştırarak. Bunu birazda kendi dikkatini dağıtmak için yapmıştı.

Marco bu defa somurttu. “Artık 16 yaşındayım Fanny, bana ufaklık demekten vazgeç.”

“Elimde değil,” dedi Fanny kocaman bir gülümsemeyle. Marco’da dayanamayarak güldü. Sonra ikisi bir, yanlarında dikilen genç adama dönünce Marco tekrar ileri atıldı.

“Bay Tyler, Martin’in kardeşi… Yani Bay Martin’in.”

Fanny karşısındaki adamın ismini duyunca rahatladı. Bu isim garip bir şekilde genç adama yakışıyordu.

Martin’in kardeşi… Kimin aklına gelirdi ki? Bu adam hakkında düşündükleri bir bir zihninden geçiyor adeta genç kızla oyun oynuyordu. Jimmy’nin ilk öpücüğünden sonra, Fanny hayatında ilk kez bu kadar bocalıyordu.

Düşüncelerini zihninden kovamasa da aklına başında kalmasını emretti. Aradaki ufak duraksamanın ardından “Memnun oldum,” diyebildi. Artık gülmediğini genç adamda fark etmişti muhtemelen.

“Bende memnun oldum,” dedi Tyler. Genç kız hala ayakta durduklarını fark edince “Lütfen oturun,” dedi.

Tyler seri bir hareketle kalktığı koltuğa oturdu. Fanny ekranda ki araba yarışını görünce Marco ile adamın oyun oynadıklarını anladı.

Marco ablasının bakışlarını yakalamıştı. “Bay Tyler bana meydan okudu,” dedi. “Araba yarışında benden daha iyi oynayabileceğini iddia etti, bizde onu test ediyorduk.”

Fanny adamın karşısında ki koltuğa oturdu. “Öylemi.” Tyler’a bakmamaya özen göstermişti. Genç adam karanlıkta gördüğünden daha yakışıklıydı ve bu büyük bir sorundu! Düşüncelerini tekrar toparlamaya çalışıp Marco’ya odaklandı.

“İyi bir oyuncu olduğunu kabul etmeliyim,” diyerek devam etti Marco. “Ama senin kadar iyi olmadığına eminim Fanny.”

Genç kız gülümsedi. Tyler’a baktığında onun da gülümsediğini fark etti. Genç adam gözlerini Fanny’den ayırmıyordu.

Marco ise olan bitenin farkında değildi. “Aç mısın Fanny?” diye sordu.

Genç kız bu fırsatı değerlendirmeye hazırdı. “Evet!” dedi. Sesi fazla yüksek çıkmıştı. Tekrar kendine hakim olmaya çalıştı. “Fazlasıyla açım.”

Marco anında yerinden fırlayıp gözden kayboldu. Fanny kardeşinin mutfaktaki çalışanlara haber verdiğini biliyordu.

Genç adamla yalnız kalmaktan huzursuz oldu. “Bay Martin ile babam neredeler?” diye sordu sonsuzluk gibi gelen bir sessizliğin ardından. Hiç tanışmamışlar gibi davranmaya kararlıydı.

“Holding’de acil bir işleri çıkmış. Yarım saat önce evden ayrıldılar.”

Genç kız başıyla onayladı. Tyler’ın neden hala burada olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu ama bunda talihsizliğinin payının büyük olduğundan emindi.

Marco kısa süre sonra yanına Madam’ı da alarak salona döndü. Fanny, Alanis’i görünce gülümsedi. Yerinden kalkıp Madam’a sarıldı.

“Nerelerdeydiniz?” diye sordu Alanis.

“İşlerim vardı.”

Madam Alanis; “Hımm,” diye mırıldandı. Fanny’nin gülümsemesi daha da büyüdü.

O sırada Alanis genç adamı görünce; “Bay Tyler’la tanıştınız mı?” diye sordu.

Fanny başıyla onayladı. Hizmetlilerin yemekleri masaya taşıdığını görünce kız Madam’dan uzaklaştı. “Siz sohbetinize devam edin, bende karnımı doyurayım.”

Bu ortamdan biraz da olsa uzaklaşabilmek için her şeyi yapabilirdi. Kaçıp gitmesini söyleyen iç sesini susturarak zorla gülümsedi.

Tyler; “Bende artık gideyim…” dedi. Ama daha sözünü bitiremeden Marco atıldı.

“Lütfen biraz daha kalın, yarışımızı tamamlayalım.”

Tyler Marco’ya bakınca gülümsedi. “Tamam,” dedi ufak bir duraksamanın ardından. “Seni yenip öyle gideyim.”

Fanny hala konuşmakta ve şakalaşmakta olan üçlüye arkasını dönüp masaya ilerledi. Genç adam gideceğini söylediğinde nasılda sevinmişti. Kahretsin, Marco her şeyi berbat etmişti.

Masaya oturduğunda huzursuzca yemeğini didiklemeye başladı. Sonra yaptığının farkına varıp gözlerini yumdu. Derin nefeslerinin ardından kendini rahatlatmaya başladı. Bu adamı bir daha asla görmeyeceğini düşünmüştü ama kader kötü bir oyun oynamış ve bir daha karşılaşmalarını sağlamıştı. Bu gereksiz endişe ve sinirden olabildiğince çabuk sıyrılmaya çalıştı.

En azından şimdilik genç adama hiçbir şey belli etmemeliydi. Gece yatağına uzandığında, istediği kadar sinirlenebilirdi…

21 Kasım 2011 Pazartesi

DEJA-VU; 8.BÖLÜM

8.BÖLÜM

Tyler evine gelen hizmetliyi süzerken bir yandan da ortada bıraktığı döküntülerini toparlamaya çalışıyordu. İlk günden kızın gözünü korkutmanın anlamı yoktu.

“Özel eşyalarıma dokunmanızı istemiyorum. Özellikle kütüphanemde ki kitapların yerleri değişmezse memnun olurum. Akşam eve geldiğimde iyi bir karşılama ve güzel yemekler beni mutlu edecektir. Sabah 8’den akşam 8’e kadar çalışabilirsiniz. Sizin için uygun mu?”

Genç adamın isteklerini yadırgamış gibi görünmeyen kız başıyla onayladı. Belli ki böyle durumlara ve isteklere alışkındı. “Saatlerde, söylediklerinizde bana uygun efendim.”

“Güzel,” dedi Tyler memnuniyetle. Ajansı ararken bazı endişeleri vardı ama kızı görünce rahatlamıştı.

“Eve gelen giden fazla olmaz. Herkesi içeri almanızı istemiyorum. Eğer misafir bekliyorsam size haber veririm zaten. Erkek kardeşim Martin ve arkadaşım Eric her zaman uğrayabilirler. Onların haricindekileri bana bildirmenizi istiyorum.”

Kız tekrar kabul etti söylediklerini.

“Adınız neydi?” diye sordu Tyler.

“Brenda efendim.”

“Tekrar memnun oldum Brenda. Bu arada resmi olmamı mı istersin?”

“Siz bilirsiniz efendim.”

“Tamam, öyleyse ben şimdi çıkıyorum. Döndüğümde ücreti konuşuruz.”

Tyler kapıdan çıkarken hizmetli adamı uğurladı. Genç adam uzun zamandır ilk defa kendini evinde gibi hissediyordu… Tam arabasına binecekken hala kapıda bekleyen kıza döndü. “Evde eksik olanların listesini hazırlar mısın Brenda?”

“Tabii efendim.”

Tyler gönül rahatlığıyla arabasına binerek gülümsedi. İşleri yavaş yavaş yoluna koyuyordu. Amerika’ya temelli dönmemişti ama bu fikrini pekâlâ değiştirebilirdi. Evinde kalıcı bir hizmetlinin bulunması da iyi olmuştu…

Yola çıktığında Eric’le görüşmesi gerektiğini hatırladı. Telefonunu cebinden çıkarıp arkadaşını aradı.

Uykulu bir ses cevap verdi telefona. “Alo?”

Tyler sessizce güldü. “Bu saatte hala uyuduğuna inanamıyorum.”

“İşlerim vardı, geç yattım,” dedi Eric kendini savunmak istercesine.

Lafı uzatmamaya kararlı olan Tyler; “Hadi kalk artık,” dedi. “Birazdan evinin kapısında olurum.”

Eric’in homurdandığını duydu. Hala sırıtıyorken telefonu kapattı. Hızını artırarak arkadaşının evine kısa sürede ulaştı.

Arabasından inip üst üste zile bastı. Beklerken bir yandan da ayağını yere vuruyordu. Çocukluğundan kalan bir başka alışkanlık…

 Neyse ki beş dakika sonra Eric kapıyı açabilmişti. “Lanet olsun Tyler giyinmeme bile fırsat vermedin!” Eric, gömleğini düğmelerken çatık kaşlarının ardından arkadaşına baktı. Şu an fazlasıyla sinirli olduğu arkadaşına…

Tyler Eric’i elinin tersiyle kenara iterek içeri girdi. “Bu saate kadar uyuman senin suçun. Gelmeden öncede seni aradım, tabii hatırlıyorsan.”

“Tabi ki hatırlıyorum,” dedi Eric. Gömleğini düğmelemiş saçlarını eliyle yola getirmişti.  “O sinir bozucu konuşmanı nasıl unutabilirim.”

Tyler; “Harika!” dedi. “Etrafımda değişmeyen bir şeylerin olduğunu görmek güzel.”

İkisi de salonun ortasında dikiliyorlardı. Eric sırıttı. Arkadaşına sarılıp sırtına sertçe vurdu. “Seni özledim dostum.”

 Tyler içini çekti. “Bende seni özledim.”

Biraz geri çekilmeye çalıştı ama Eric hala sıkıca sarılıyordu genç adama. 

“Nefes almaya ihtiyacım var,” dedi Tyler yalandan bir öksürükle. 

Eric geri çekilirken gülüyordu. “Otursana,” dedi sonunda ev sahibi olduğunu hatırlayarak. “Bir şeyler içer misin?”

“Kahve alabilirim,” dedi Tyler arkasına yaslanırken. 

Eric’in mutfağa giderken; “Tahmin etmiştim,” dediğini duydu. 

Televizyonun kumandasını eline alarak kanallarda gezinmeye başladı. Bu akşamki yemeği düşünmemeye çalışıyordu. Zaman yaklaşıyordu! Derin bir nefes aldı hemen. İlk sevgilisiyle buluştuğu gün ki gibi heyecanlıydı. Neyse ki Eric’in yanında zaman çabuk geçerdi. Bunun için belki de arkadaşına teşekkür etmeliydi…

Eric elinde kahvelerle salona döndüğünde Tyler’ı başı ellerinin arasında, kendi kendine mırıldanırken buldu. Bardağı bilerek ses çıkarması için sertçe bıraktı masaya. Tyler anında başını kaldırdı.

“İyi misin?”

“Evet,” dedi genç adam. Eric elbette bu kısa cevaptan tatmin olmamıştı. Kahveyi masadan alıp arkadaşının eline tutuşturdu.

“Dökül bakalım.”

Tyler gülümsedi. Kahvesini yudumladıktan sonra “Bu gün bir yemeğe davetliyim,” dedi.

“Ne güzel!” dedi Eric neşeyle.

Genç adam homurdandı. “Bu sıradan bir yemek değil. Martin’in patronunun evine davetliyim!”

Eric’in yüz ifadesinin değişip şaşkınlığa büründüğünü görünce keyiflendi biraz. “Sonunda beni anlayabilmiş olmana sevindim dostum.”

Eric kahvesini sehpaya koyup ellerini havaya kaldırdı. “Bir dakika, bir dakika! Martin’in patronuyla senin ne alakan var?”

“Hiç alakam yok. Dün Martin patronunun benimle tanışmak istediğini söyleyip bu daveti yaptı. Bende kabul ettim.”

“Madem böyle stres yapacaktın neden kabul ettin?”

“Lanet olsun Eric, bana destek olmanı istiyorum köstek olmanı değil!”

Eric arkadaşının ne istediğini bilmediğini anlamıştı. Her zaman ki gibi kafasını dağıtmaya karar verdi. “Şimdiden akşam ne olacağını düşünüp telaşlanma. Olayları akışına bırak biraz! Bu arada bir süre tatil yapmaya karar verdim. Amerika’da kalıyorum.”

Tyler gülümsedi. Zorlama değildi bu, gerçek bir gülümsemeydi. “Bu haber gerçekten kutlamaya değer.”

Eric kasılarak arkasına yaslandı. Tek kaşını kaldırıp Tyler’a baktı. “Adıma bir parti düzenleyebilirsin. Çok gösterişli olmasına da gerek yok. İki yüz kişi yeterli olacaktır. Tabii güzel kızlarda bu grubun içinde olmalı!”

Tyler kahvesini yudumlarken bu sözleri söylemişti Eric. Genç adamın yudumu boğazında kaldı. Bir yandan öksürüp diğer yandan bir şeyler söylemeye çalışıyordu.

 Eric birkaç kelimeyi zorla anlayabildi. Galiba Tyler; “Canın cehenneme!” demişti…


İki sıkı dost söz konusu Playstation olunca anlaşmazlığa düşerlerdi. Şimdi de bu durumlardan birini yaşıyorlardı.

“Beni resmen uçurumdan aşağı yuvarladın!” dedi Eric sinirle.

Tyler omzunu silkti. “Ayağımın altında dolaşmasaydın.”

“Ne?” dedi Eric inanamazmış gibi. “Yolumda gidiyordum dostum. Sen gelip yandan bana vurdun.”

“Elim kaydı,” diye kendini savundu Tyler. Eric sinirli bir kahkaha attı. “İntikamımı alacağım.”

Tyler’ın yüzünü keyifli bir gülümseme kapladı. “Arabanı toplayabilirsen peşime düşersin. Bu arada aramızda ki birkaç turluk mesafeyi de aşman gerekiyor.”

Eric dişlerini sinirle birbirine bastırdı. Ama arabasıyla tekrar yola koyulduğunda sırıtıyordu. Aracı sağa sola çevirirken kendi de hareket ediyor, sürekli Tyler’a çarpıyordu.

Genç adam Eric’ten uzaklaşa uzaklaşa neredeyse ekranı göremeyecek hale gelmişti. “Kendine hakim ol!” dedi sinirle.  

Eric az önce Tyler’ın yaptığını yapıp omzunu silkti…

Bu şekilde geçen iki saatten sonra Eric pes etmişti. “Tamam,” dedi ayağa kalkarken. “Sen kazandın!”

Tyler’ın dudakları memnuniyetle yukarı kıvrıldı.

“Arabamla yalnızca bir gün geçireceksin!” dedi Eric. Tyler başıyla onayladı.

Eric’in haddinden fazla hız yapan muhteşem arabasıyla bir gün geçirme ihtimali genç adamın heyecanlanmasına neden oluyordu. Belki çocuklar gibi kavga ediyorlardı oyun oynarken ama sonuçları güzel oluyordu. Özellikle Tyler için…

******
Fanny inşaatında çalışan işçi sayısının her dakika daha da arttığını görünce gülümsedi. Bu işi yalnız başına da bitirebilirdi ama destek olan işçiler sayesinde, iki günde proje kabataslak bitecekti. Üçüncü günde umudunu kestiği ayrıntıları ekleyecekti verandaya. Gavin’e ne kadar teşekkür etse azdı.

Arkasından birinin ona seslendiğini duydu. Elinde ki metreyi bir kenara bırakıp o yöne döndü. Gavin elini sallayıp gelmesi için genç kıza işaret yapıyordu. Fanny koşar adım adamın yanına vardığında vincin hazır olduğunu gördü.

“Bu harika!” dedi heyecanla. Gavin başıyla onayladı, projenin biteceğine emindi artık.

Fanny aceleyle vinci yönlendirip kolonların taşınmasını istediği bölgeyi gösterdi. Bir yandan da işçilere talimatlar veriyordu. Kan ter içinde kalmış, saçlarının kısa olan tutamları yüzüne yapışmıştı. Birçok işçinin kendisiyle aynı durumda olduğunu bildiği için umursamadı.

 Otelin arka tarafında ki büyük boşluk Fanny’i rahatsız etmişti ilk gördüğünde. Burada bir şeylerin eksik olduğunu düşünmüştü. Şimdi o eksikliği tamamlıyorlardı. Arka tarafta ki modern veranda otele farklı bir hava katacaktı. Bahçede oturanlarda Fanny sayesinde güzel bir göz ziyafeti çekeceklerdi kendilerine.

Çizimler üzerinde ki incelemelerini tamamladığında her şeyin kusursuz olmasına özen gösterdiğini belirterek adamlara kolonları yerleştirebileceklerini söyledi…

Tek bir kolonu yerleştirmek bir saatlerini almıştı. Fanny havanın kararmakta olduğunu görünce telaşlandı. Cep telefonunu çıkarıp cevapsız aramaları pas geçerek saatin kaç olduğuna baktı. 17.00… İki saat daha çalışabilirlerdi.

İşçilerin arasına karışarak ikinci kolonun yerleştirilmesi için işaret verdi. Paniğe mahal vermeden projesini bitirebilirse ilk kez kendisini tebrik edecekti…

******

Tyler Eric’ten ayrıldıktan sonra eve gidip duş almış ve spor bir kıyafetle Martin’in evinin önüne gelmişti. Saat tam 17.30’du.

Zili çalmak için elini uzattığında kapı açılıverdi. Martin’in kravatını çekiştirdiğini görünce gülümsedi. Üvey kardeşi fazlasıyla resmi ve bakımlı görünüyordu. “Selam,” dedi heyecansız tutmaya çalıştığı sesiyle.

Martin gözlerini üzerinde gezdirdikten sonra “Selam,” dedi. Sonra dayanamayıp; “Böyle mi geleceksin?” diye sordu.

Tyler kardeşine kaşlarını çatarak baktı. Dudakları sıkılmaktan düz bir çizgi halini almıştı. Martin mesajı almış olacak ki aceleyle evden çıkıp kapıyı kapattı. “Tabii ki ne giyeceğine sadece sen karar verirsin.”

Tyler bilerek sessiz kaldı. Arabasına binip Martin’in yanında ki koltuğa oturmasını bekledi. Sonunda kardeşi yerini alınca motoru çalıştırıp yola çıktı.

Aracında ki yön bulma cihazını çalıştırıp Martin’e evin ne tarafta olduğunu sordu. Malikânenin ismi cihazda kayıtlıydı zaten. On dakikalık yolculuk boyunca birbirleriyle konuşmadılar. Tyler Martin’e bilerek patronu hakkında soru sormadı. Adamı ön yargısız, tarafsız bir gözle tanımak istiyordu…

Kısa yolculuklarının sonuna geldiklerinde Tyler hemen aracı malikânenin bahçesine sokup bekleyen görevliye anahtarı verdi. Evin ihtişamı karşısında hafif bir şok yaşadı. Sonra kendini toparlayarak Martin’in yanında yürüyüp evin kapısını çaldı.

Kapı anında açıldı. Üzerinde ki ince montu hizmetliye verirken etrafa kısa bir göz attı Tyler. O sırada karşıdan bir adamın kendisine doğru geldiğini gördü.

Martin’de ceketini çıkarmış girişte ki aynada kendine çeki düzen veriyordu. Tyler boğazını temizleyince üvey kardeşi hemen toparlandı. Patronunun yaklaşmakta olduğunu görüp gülümsedi.

Alvin yanlarına geldiğinde kibar bir gülümsemeyle Tyler’a elini uzattı önce. “Hoş geldiniz. Ben Alvin.”

“Memnun oldum, bende Tyler.”

Alvin daha sonra Martin’in de elini sıktı. Ardından misafirlerini salona buyur etti. Tyler rahat koltuğa oturduğunda içine gömüldüğünü hissetti. Bu durum genç adamı rahatsız etti. Evinde ki koltukların sert olmasını isterdi. Daha dik bir pozisyonda oturmaya çalışarak Alvin’e baktı.

Adam sandığı kadar yaşlı değildi. Hatta Tyler genç olduğunu bile söyleyebilirdi. Yüzünde ki çizgilerde olmasa yaşını asla ele vermezdi.

“Nasılsınız?” diyerek sessizliği böldü Alvin.

Tyler daha cevap veremeden Martin atıldı. “Teşekkür ederiz efendim, gayet iyiyiz.”

Tyler’ın alaycı gülümsemesi dudaklarında bir belirip bir kayboldu. “İyiyim, teşekkürler. Siz nasılsınız?” diye sordu. Martin’in olduğu tarafa bakmadı ama kardeşinin koltuğunda huzursuzca kıpırdandığını hissetti.

Alvin genç adamın bu çıkışından hoşlanmıştı. “Teşekkür ederim, bende gayet iyiyim,” dedi keyifle. Kısa bir duraksamanın ardından; “Umarım davetim sizi rahatsız etmemiştir,” diye ekledi.

Tyler konuşmanın gidişatından memnundu. “Davetinizin beni şaşırttığını itiraf etmeliyim,” dedi gülümseyerek. Karşılığında Alvin’den aynı samimiyette bir gülümseme aldı.  

“Martin’i uzun zamandır tanıyorum,” diyerek konuya açıklık kazandırmaya çalıştı Alvin. “Bir kardeşi olduğunu bana yeni söyledi. Daha önce ailesinden birinin yaşadığını bilmiyordum.”

Tyler ciddi bir ifadeyle Alvin’i onayladı. “Martin’le öz kardeş değiliz,” dedi hissizce.

Alvin’in yüzünde ki bariz şaşkınlık Tyler’ı huzursuz etti. Genç adam bakışlarını Martin’e dikti. Üvey kardeşi oturduğu yerde kızarıp bozarmış zaten ufacık göründüğü koltuğa iyice gömülmüştü. Bakışların kendine çevrildiğini görünce hemen toparlandı. Boğazını temizledi. “Tyler’ı öz kardeşim gibi görüyorum, dolayısıyla üvey kardeş olduğumuzu belirtme gereği duymadım efendim.”

Alvin’in yüzünde ki ifade ciddiydi. Başını eğerek Martin’e anladığını belirtti. Yinede bu durumdan hiç hoşnut olmadığını Tyler bile anlamıştı.

Alvin bakışlarını tekrar Tyler’a çevirdiğindeyse gülümsüyordu. “Masaya geçelim isterseniz.”

Tyler ayağa kalkarak Alvin’i takip etti. Masaya yaklaştığında kenarda bir kadının onları beklediğini gördü. Hizmetli gibi değildi ama ev sahibi gibi de durmuyordu.

Alvin, masanın yanına geldiklerinde; “Madam Alanis,” diye selamladı kadını. Madam başını eğerek önce Alvin’e sonra da misafirlere selam verdi. Ardından masaya yaklaşarak elini Tyler’a uzattı. “Ben Alanis.”

Genç adam Madam’ın uzattığı elini sıkmak yerine çevirip öptü. Madam’ın gözlerinde ki ışıltıdan hareketini beğendiğini anladı. “Bende Tyler, memnun oldum Madam.”

Madam dizlerini kırarak Tyler’la hemfikir olduğunu belirtti. Genç adam Alanis’in elini bıraktığında hep beraber masada yerlerini aldılar.

Madam’ın arkasında bir noktaya baktığını görünce Tyler’da istem dışı arkasına döndü. Salonun kapısından genç bir delikanlının girdiğini görünce yerinde doğruldu. Genç adam koşar adım masaya yaklaştığında babası gibi önce Tyler’a elini uzattı.

“Hoş geldiniz, ben Marco.”

“Merhaba, bende Tyler.”

Genç adamın gülümsemesi bulaşıcıydı. Tyler elinde olmadan gülümsemeye başladı. Marco Martin’le de selamlaştıktan sonra sandalyesine oturdu. Madam’ın elini öpmeyi de ihmal etmemişti.

Alvin; “Marco benim oğlum,” dedi. Tyler’ın merakını sezmişti anlaşılan. Marco’nun gülümseyerek kendisine baktığını görünce dikkatini ona verdi. En fazla 16 yaşlarında olmalıydı. Boyu çok uzun değildi, yüzünde ki bebeksi ifade yaşının daha da küçük olabileceğinin sinyallerini veriyordu.

Tyler odaya giren hizmetliler yüzünden gözlerini genç adamdan ayırıp dikkatini servis edilen yemeklere verdi.