24 Aralık 2012 Pazartesi

DEJA-VU 24.BÖLÜM


        Bir dakika bile geçmeden kapı hızla ardında kadar açıldı ve Tyler’ın hizmetlisi büyük bir gülümsemeyle kızı karşıladı. Fanny, kızın neşe saçan yüzünden gözlerini ayırdığında, ellerinin un bulaşığı olduğunu gördü.

Brenda Fanny’nin bakışlarını fark etmiş olacak ki; “Lütfen kusuruma bakmayın,” dedi. “İçeri geçin, Bay Tyler sizi bekliyor.”

Fanny kızın mahcup gülümsemesini görünce ister istemez ifadesini yumuşattı. İçeri girmeden önce elini uzatarak; “Sizinle daha önce gerektiği gibi tanışamadık,” dedi. “Ben Fanny.”

Brenda genç kızı daha da şaşırtarak birkaç adımda küçük verandaya çıktı ve ellerinin un bulaşığı olmasına aldırmadan Fanny’le içtenlikle tokalaştı. “Çok memnun oldum efendim, bende Brenda.”

Fanny, Brenda’yı sevmişti. Kız doğal bir zarafete ve masum bir neşeye sahipti. “Bende memnun oldum,” dedi. Sonrada beklentiyle içeri baktı. Bay Tyler’ın şimdiye kadar kapıya çıkmasını beklemişti ama anlaşılan beyefendinin keyfini bozmaya hiç niyeti yoktu.

Brenda, Fanny’nin hala tutmakta olduğu elini bırakıp az önceki davetini yineledi. “Lütfen içeri geçin.”

Fanny bu defa ufak bir baş onayıyla, önden içeri giren kızı takip etti. Bu arada kıza belli etmeden ellerindeki un bulaşığını üzerine silmişti. Daha önce geldiği için yolu biliyordu. Brenda’nın koluna hafifçe dokunarak kızın kendisine bakmasını sağladı. “Ben yolu biliyorum Brenda. İşin varsa benimle vakit kaybetme.”

Hizmetli önce itiraz edecekmiş gibi dudaklarını kıpırdattı ancak Fanny’nin samimiyetini fark etmiş olacak ki; “Bay Tyler salonda efendim,” diyerek Fanny’nin yanından geçmesini bekledi.

Fanny, Brenda’ya gülümseyerek salona adımını attı… Kız, Tyler’ı ne halde görürse görsün şaşırmazdı ama kendine hemen kabullendirdiği gibi adamı yerde puzzle yaparken bulmak kesinlikle beklentilerinin dışındaydı.

“Bay Tyler!” dedi bir solukta. Sesinin pürüzlü çıktığını duyunca yutkunma ihtiyacı hissetti.

Adam hiç istifini bozmadan başını kaldırıp şaşkına dönen Fanny’nin yüzüne baktı. “Hoş geldiniz Bayan Fanny. Birazdan yanınızda olacağım, lütfen oturun.”

Fanny, Tyler’ın gelişigüzel işaret ettiği koltuğa oturmak yerine sinirli adımlarla genç adamın yanına yaklaştı. “Geç kalmıyor muyuz?” diye sordu sıktığı dişlerinin arasından.

Tyler kolundaki saate bakmak için dikkatini puzzle-dan ayırdı. “Geç kaldığımızı sanmıyorum Bayan Fanny, tam 5 dakika erken gelen sizsiniz.”

Genç kız öyle olmadığını söylemek için dudaklarını araladı ama Tyler’ın evine geldiğinde saate bakmamıştı. İtiraz edip kendini savunmayı deli gibi istese de, içten içe adamın haklı olduğununda farkındaydı.

“5 dakika erken gitmemizde bir sakın… Ne yapıyorsunuz?” Fanny Tyler’ın deli gibi etrafına bakındığını görünce şaşkına dönmüştü. Adam adeta hayatı buna bağlıymış gibi gözlerini açmış koltuğun altını tarıyordu.

Kız ister istemez merakına yenik düşüp genç adamın yapmaya çalıştığı minik parçacıklı puzzle-a dikkat kesildi. Eksik kalan küçük yeri gördüğünde adamın ne aradığını anladı. İstem dışı etrafına bakınmaya başladı. Bir adım geriye atınca ayağını kaldırdığı yerden, kayıp puzzle parçası genç kıza göz kırptı.

Fanny’nin dudakları ağır ağır yukarı kıvrıldı. Hala aranmakta olan Tyler’a belli etmeden yere eğilip küçük parçayı aldı ve elinde evirip çevirdikten sonra yavaş hareketlerle puzzle-a yerleştirdi. Sonra da boğazını temizleyerek Tyler’ın dikkatini çekmeye çalıştı, neyse ki adam bu sefer toparlanıp seri bir hareketle ayağa kalkmıştı.

Genç kız karşısındaki adamın doğrulunca ortaya çıkan azameti karşısında belli etmeden biraz geri çekildi. “Ne aradığınızı öğrenebilir miyim?” diye sordu sakin bir ses tonuyla.

Tyler ellerini dağınık saçlarından geçirerek gülümsedi. “Puzzle yapıyordum gördüğünüz gibi ama son parçası kayıp.”

Fanny’den küçük bir; “Hım…” sesi çıktı. “Ben puzzle-ın tamamlandığını sanıyordum. Yanlış mı görüyorum yoksa?” Kız, içinde aniden yükselen gülme dürtüsünü bastırmak için dişlerini dudaklarına geçirdi. Bunun kendisini bir süre engelleyeceğini düşünüyordu.

Tyler, genç kıza delirmiş gibi baktı, sonrada Fanny’nin ısrarla gözlerini diktiği yöne döndü. Genç adam puzzle-ın tamamlandığını gördüğünde şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Bu nasıl…”

Tyler sözünü tamamlayamadan Fanny kahkahalara boğuldu. Adamın derin bakışları içine işlese de kendini durduramıyordu. Sonunda dayanamayıp gülmekten iki büklüm olan bedenini en yakınındaki koltuğa bıraktı.

Fanny belki de yıllardır ilk kez bu kadar içten ve gerçek bir kahkaha atıyordu ancak bunu, çok uzun zaman sonra fark edecekti…

******

Tyler Fanny’i izlerken ilk kez zamanı durdurmayı diledi. Kızın az önceki numarası yüzünden aklından bin bir türlü hinlik geçiyordu. Ona deli gibi bağırabilir, kapıya koyabilir ya da arabasını çizebilirdi. Fakat bunların hiç birini yapmak içinden gelmiyordu, aslında Tyler’ın şu anda istediği tek şey; Fanny’i kendine çekip büyük bir iştahla öpmekti…

Fanny’nin gülmeyi kesip ayağa kalktığını görünce, hiç istemeden daldığı hayal dünyasından sıyrıldı. Kız ne yazık ki kendini çabuk toplamıştı. Tyler biraz daha o müzikal kahkahayı duyabilmek için her şeyini verebilirdi. Ah, diye düşündü. Ona ne zaman bu kadar bağlandım?

Ellerini iki yanına açarak “Üzgünüm,” dedi Fanny.

Tyler kaşlarını kaldırarak kıza üzgün olmadığını bildiğini belli etti.

Fanny sessizce kıkırdadı. “Gerçekten üzgünüm. Her ne kadar belli edemesem de.”

Tyler’da sonunda kıza gülümsemek zorunda kaldı, Fanny’nin gülerken çevresine yaydığı inanılmaz bir enerjisi vardı ve genç adam bu durumdan kızın bir haber olduğundan emindi. Fakat gülmediği anlarda, yani çoğu zaman, Fanny’nin gözlerinde buğulu bir hüzün kol geziyordu. Tyler o hüzün bulutlarını birkaç dakikalığına da olsa dağıttığı için memnundu.

Genç adam duruşunu biraz daha dikleştirerek kısa süre önce yerle bir olan karizmasını toparlamaya çalıştı. Fanny’de bu çabanın farkına varmış gibi görünüyordu. Az önceki kahkahadan kalma izlerin yerini, dudaklarının kenarında canlanan alaycı kıvrımlar aldı. Tyler kendini can yakıcı bir saldırıya hazırladı. Ancak kız; “Artık gidebilir miyiz?” demekle yetindi.

Genç adam bocaladığını belli etmeden gülümsedi. “Arabamın anahtarlarını alıp geliyorum hemen.” Ancak daha birkaç adım atamadan Fanny’nin kolunu tutan eli tarafından durduruldu. Şaşkınlıkla dönerek genç kıza baktı. Fanny eli yanmış gibi aniden irkilerek geri çekilmişti. Tyler kolundan bedenine sıcak bir elektrik akımının dağıldığını hissediyordu. Beklenti dolu gözlerle kıza bakmaya devam etti.

Fanny “Benim arabam var,” dedi. Tyler’ın hala bocaladığını görmüş olacak ki “Nasıl olsa aynı yere gidiyoruz, bir tane arabaya sığarız değil mi?” diye sordu.

Tyler arabaya sığacaklarından emindi ancak Fanny’nin ruh halinin önceden kestirilemeyen türden olduğunu çoktan fark etmişti. “Emin misiniz?” diye sordu. Sonradan kızın gazabına uğrayıp yol kenarında bırakılmayı istemezdi.

Fanny az önce kolunu tutan elini çoktan cebine sokmuştu. “Tabii ki eminim!” dedi hafif bir sinirle.

Genç adam daha fazla üstelemeden teklifi kabul etti. Kızın arkasından evden çıkarken Brenda’ya seslenmeyi de ihmal etmemişti.

Dışarı çıktıklarında Fanny yolu bilmediği için arabanın anahtarlarını Tyler’a uzattı. Genç adam sürücü koltuğuna geçtiğinde kızında yolcu koltuğunda yerini aldığını gördü. Emniyet kemerlerini taktıktan sonra yola çıktılar. Tyler arabayı tanımıştı. Kızla bu araba sayesinde tanışma imkânı bulmuştu.

“Sanırım arabanızda ciddi bir sorun yokmuş,” dedi sohbet açmak adına.

Camdan dışarı bakan Fanny başını genç adama çevirdi. “Gördüğünüz gibi hayır, ciddi bir sorun yokmuş.” Tyler sessizce başını salladı. Kızın kendisiyle sohbet edecek havada olmadığını anlamıştı.

Bir süre tek kelime etmeden yol aldılar. Tyler sessizliği bastırmak için radyoyu açmayı düşündü bir an, ancak araba kendisinin olmadığı için bu fikri kafasından uzaklaştırdı. Sonunda Fanny camdan dışarı bakmayı bırakıp Tyler’ın yüzünde sabitledi gözlerini. Genç adam kızın bir şey söylemek üzere olduğunu hissetmişti bu yüzden gözlerini yoldan ayırmadan Fanny’nin konuşmasını bekledi.

“O gece,” diye mırıldandı kız. “Beni neden tamircide bırakıp gittiniz?”

Tyler böyle bir soruyla karşı karşıya kalacağını düşünmemişti. Aslında uzun bir süre kendi aklını da meşgul eden bu konuyu diğer soru işaretleriyle beraber zihninin derinliklerine itmiş ve bir daha da oradan çıkarmamaya karar vermişti. Kızın bir cevap beklediğini biliyordu. Fanny bir iki kelimeyle geçiştirebileceği biride değildi.

“O an için öyle davranmak doğru gelmişti,” dedi genç adam. Sesinin sakin ve pürüzsüz çıkması hoşuna gitti. “Beni görmekten o zamanda çok hoşnut değildiniz.”

Bu cevaptan sonra aralarında ufak bir sessizlik oluştu. “Anladım,” dedi Fanny bir süre sonra.

Tyler aldığı yanıtla rahatladı. Kızın konuyu daha fazla deşmesini istemiyordu. Ancak aralarında yeniden o soğuk sessizliğin oluşmasına da izin vermeyecekti.

“Bayan Fanny,” dedi kızın dikkatini yeniden üzerine çekmek için. Derin mavi gözler gözlerine odaklanınca yutkunarak devam etti. “Helen’le konuşurken sözlerimizin çakışmaması için birkaç konuya açıklık getirmeliyim. Muhtemelen bizim nasıl tanıştığımız öncelikli sorusu olacaktır. Bunun için otelin açılışında tanıştığımızı söyleyebiliriz. Bu süre ilişkimizin başlaması için kısa olsa da, Helen konuyu deşmeyecektir. Kişisel konularda istediğiniz bilgileri verebilirsiniz. Hala iki yabancı kadar uzak olsak ta Helen’e bunu yansıtmayacağınızı umuyorum.”

Tyler istekleriyle kızı sıkmamayı umuyordu. Bunun kendisi için ne kadar büyük bir iyilik olduğunu bilse, Fanny belki daha esnek davranırdı. Neyse ki kız; “Tamam,” dedi omzunu silkerken. “İtiraz etmemi gerektirecek herhangi bir şey söylemediniz.”

Tyler, Fanny’nin bu kadar uysal davranması karşısında şaşırmamaya çalışıyordu ama kızın aklının başka şeylerle meşgul olduğunun da farkındaydı. Fanny’nin verdiği kısa ve dikkatsiz cevaplar bir erkek için onur kırıcıydı aslında, hele ki Tyler gibi istediği her kızın dikkatini çekecek cazibeye sahip bir erkek için bu durum fazlasıyla can sıkıcıydı.

Adam içinde yükselen sinirini sevimli bir gülümsemenin ardına sakladı. Ortada hiçbir sorun yokken öfkelenmekte neyin nesiydi? Dengesiz ruh halleri delirmekte olduğunu mu gösteriyordu yoksa?

Zihnini gereksiz düşüncelerden soyutladı. Fanny’nin dikkati de artık kendisinde değildi. Ne zaman dikkatini çektim ki zaten? Diye düşündü adam. Bu durumu meydan okuma olarak algılamamak için ilgisini hızla ilerledikleri yola verdi. Eğer Fanny için mücadeleye girerse, galip çıkamama ihtimalinin yüksek olacağını düşünüyordu. Bu kız, dört mevsimden daha çeşitli bir ruh haline büründürmüştü adamı. Asıl ilginç olan ise Tyler’ın bu durumdan gittikçe daha fazla keyif almasıydı…  

Helen’in evine varana kadar bir daha konuşmadılar. Genç adam yıllarca gidip geldiği yolların tanıdık huzuru karşısında gülümsedi. Helen’i seviyordu. Ona olan duygularını ifade etmek için süslü kelimelere ya da gereksiz ispat çabalarına ihtiyacı yoktu. Onlarınki gerçek bir aile sevgisiydi. Hiçbir zaman karşılıklı seni seviyorum sözleri dile getirilmese de, kalplerinin bir yerinde birbirlerine ayırdıkları o kocaman yerin farkındaydılar.

Gidecekleri yere vardıklarında Tyler arabayı park edip indi. Fanny’de yanında yerini almış şaşkınlıkla etrafını seyrediyordu. Genç adam, kızın burayı sevdiğini gözlerinden anlamıştı. Bunun kendisini neden bu kadar mutlu ettiğini ise daha bol bir zaman diliminde düşünecekti…

UMARIM BEĞENİRSİNİZ...

10 Aralık 2012 Pazartesi

DEJA-VU; 23.BÖLÜM


Eric, evinin kapısını açtığında burnuna gelen tanıdık parfüm kokusu karşısında gülümsedi. İtalya’yı seviyordu. Yıllarını burada geçirmişti ve işinden vazgeçmediği sürece İtalya’da yaşamaya devam edecekti.

Dar koridordan geçerek perdeleri kapalı olan salona girdi. İçeri sızmak için çaresizce çırpınan güneş ışınlarına büyük bir iyilik yaparak, pencereleri esir alan perdeleri kenara çekti. Şimdi her şey daha hoş görünüyordu gözüne. Seyahat çantasını ve bilgisayarını koltuğun üzerine bırakıp mutfağa geçti. Buzdolabına uzanan elini son anda geri çekerek cebine soktu. Yolda gelirken bir şeyler atıştırmış, açlığını bastırmıştı.

Genelde, işinden izin aldığı nadir zamanlarda, patronu da dâhil tüm çalışanlar genç adamı rahat bırakırlardı. İzin dönemlerini biriktirerek kullandığı için şu an uzun bir tatil döneminde olması gerekiyordu aslında ama İtalya’yı ziyaret edecek olan yatırımcı, Eric’in patronuna en iyi elemanıyla röportaj yapmak istediğini söylemişti. Elbette bu noktada devreye Eric giriyordu. 

Genç adam yatak odasına girdiğinde geniş yatağına derin bir özlemle baktı. Tek gecelik ilişkileri sık sık söz konusu olsa da, onları hiçbir zaman evine getirmemişti. Bu yüzden, rahat yatağa baktığında, aklına değişik kadınların görüntüleri değil huzurla uykuya daldığı anlar geliyordu.

Kendi kendine gülümserken aniden gelen bağırış sesleriyle irkildi. Seri adımlarla pencereye yaklaşıp perdeyi biraz araladı. Her zamanki gibi yandaki evde oturan komşular kavga ediyorlardı. Genç adam uzun zamandır burada yaşamasına rağmen, şimdi yan evin bahçesinde hışımla dolaşan iri yarı adamın karısını bir kez bile görmemişti.

Mahallerine yakın küçük markette bu çiftle ilgili söylentiler çalınıyordu bazen kulağına. O kadını görmeyen yalnızca kendisi değildi, özellikle tam karşısındaki evde oturan meraklı Tara bu insanları iyi tanıyamadığından yakınır ama kadının korkutucu kocasından ürktüğü için yan evin kapısını bile çalamazdı.

Eric sevimli ve küçük bir mahallede yaşıyordu yıllardır. -Arada sırada istisnalar çıksa da- uzun zaman önce önemini yitirmiş komşuluk duyguları burada çok güçlüydü. Belki de sırf bu yüzden, İtalya’yı, mahallesini terk edip, Amerika’ya yerleşmeyi aklından bile geçirmiyordu.

Sevgi bazen tüm bağları öldürebildiği gibi, bazen de insana yeni ufuklar açabiliyordu. Eric, bunun canlı kanıtıydı. Büyük annesi Helen’in boğucu ilgisinden kurtulabilmek için İtalya’daki gazetecilik işini kabul etmiş ve burada karşılaştığı ölçülü sevgiyle yepyeni bir hayata adım atmıştı.

Bekâr annelerin çoğu zaman kızlarını kendisiyle tanıştırmak istemesine rağmen, adam bunlardan kurtulmanın yollarını da buluyordu. Yılların çapkını için, masum kızları korkutup kaçırmak hiçte zor bir iş değildi.

Araladığı perdeyi yavaşça kapatarak artık eskisi kadar genç olmadığını düşündü. Şimdiye kadar yaşadığı ilişkilerde işler ciddiye bindiği zaman ortadan toz olurdu. Yinede her erkek gibi kalbinin anahtarını güvenle teslim edebileceği birini arıyordu...

Düşüncelerinin tehlikeli bir yöne doğru yol aldığını fark edince yüzünü buruşturdu.

Üzerindeki tişörtü tek hamleyle çıkarıp yatağın üzerine gelişi güzel fırlattı. Odasının yarısından fazlasını kaplayan giysi dolabına yaklaşıp sürgülü kapıyı açtı. Özenle istiflenmiş kıyafetlerinin içinden gri bir takım elbise seçerek yatağın üzerine dikkatle bıraktı.

Birazdan patronuyla görüşmeye gideceği için takım elbise giymeyi tercih etmişti. Günlük yaşamında spor giyinse de iş görüşmelerinde bazı tercihlerini bir kenara bırakmayı başarıyordu.

Pantolonundan da kurtulduktan sonra banyoya girip tıraş malzemelerini dolaptan çıkardı. Duş almak için vakti yoktu, bu yüzden alelacele tıraş olup yatak odasına döndü.

Dolabından aldığı gömleği üzerine geçirip seri hareketlerle düğmelerini ilikledi. Kol düğmelerini ve saatini çekmeceden alıp taktı. Son olarak takım elbisesini de giyip aynanın karşısına geçti. Neyse ki fit bir vücuda sahipti ve özellikle takım elbiseleri üzerinde iyi taşıyordu.

Saçlarına hızla şekil vererek salona geçti. Evrak dolabından gerekli dosyaları alıp bilgisayar çantasının içine koydu. Son bir kez etrafı kolaçan edip unuttuğu bir şey olup olmadığını kontrol etti. Her şeyin yolunda olduğunu görünce, güvenle evinden çıkıp merdivenlere yöneldi.

Bahçe içinde olan evlere çocukluğundan bu yana ilgisi vardı ve neyse ki hayallerini gerçekleştirebilecek maddi güce sahipti. Harika bahçıvanı sayesinde ise, hayallerinin çok ötesinde olan ve gece bile güzel görünmeyi başarabilen bir bahçeye sahip olmuştu.   

Fanny’nin kendi evi hakkındaki düşüncelerini merak etmeye başladı birden. Kız, alanında isim yapmış, muhteşem bir mimardı. Eric’in aykırı insanlara karşı ayrı bir saygısı vardı, birçok şeyin sıradan olduğu hayatta, değişimin gücüne inananların ve bunu karakterleriyle de destekleyenlerin saygıyı herkesten çok hak ettiklerini düşünüyordu. Fanny’de, klişeleşmiş birçok şeyin zıttı olan huylar taşıyordu.

Eric, Tyler’ın bu kıza olan ilgisini fark etmiş ve o andan itibaren ikisini bir araya getirebilmek için elinden ne geliyorsa yapmaya başlamıştı. Helen’le tanıştırabilmek için, Tyler, Fanny’den daha iyisini bulamazdı, bu fikir Eric’in kafasında şekillendikten sonra asıl hamleyi Sally sayesinde yapmıştı genç adam. Genç kızın yardımı sayesinde, iki inatçı zıt kutbu bir araya getirmeyi başarmışlardı.

Fanny ile Sally bambaşka karakterlere sahiplerdi. Yinede Eric, bu ikilinin kalbî uyumuna bayılmıştı. İkisi de birbirleri için her şeyi yapacak gibi duruyorlardı. Örneğin; Sally, Fanny’nin cinayetine kurban gitmeyi göze alarak, Eric’e yardım etmişti. Helen’le ilgili meseleye kulak misafiri olmuş gibi davranıp Fanny’i Tyler’ın kollarına itmişti.

Genç adam arabasına binerken gülümsedi. Aslında kendisi de Tyler’ın bu konuyu öğrenince vereceği tepkiden çekiniyordu. Ama ne olursa olsun, Eric iyi bir hamle yapmıştı. Ne Tyler, nede Fanny bunun aksini iddia edebilirdi.

Genç adam Fanny’nin otelin açılışında bacağına attığı tekmenin, egosu üzerindeki etkilerini hala kalbinin derinlerinde hissediyordu. Bu yüzden en iyisi, Fanny’nin korkunç gazabını üzerine çekmemek için çenesini kapalı tutmasıydı…

Emniyet kemerini takarak aracını çalıştırdı. Amerika’ya gittiğinde de kendi arabasının aynısından kiralamıştı. Bir eşyayı eskitene kadar kullanıp sonra yenisini almak Eric’in başlıca huylarındandı. Tyler birçok kez bu konu yüzünden genç adamı dalga konusu haline getirdiyse de, Eric, hakkındaki olumsuz yorumlara kulaklarını kapatmayı uzun zaman önce ilke edinmişti kendine.

Dikkatle geri geri garajdan çıkarak yola koyuldu. Şimdi tek düşünmesi gereken, işini en iyi nasıl yapabileceğiydi. Her zamanki gibi mükemmel bir performans ortaya koyup, şanını yürütmeliydi.

******

 Yatağına uzanır uzanmaz derin bir iç çekti Fanny.

Nick ile Sally’nin neredeyse hiçbir ortak noktaları yoktu. İlk kez iki insanı bir araya getirebilmek için bu kadar ter dökmüştü genç kız. Şimdi tek isteği, emeklerinin karşılığını alabilmekti. Tüm samimiyetiyle hayatındaki değerli insanların mutlu olmalarını diliyordu.

Gözlerini tavandan ayırıp yatakta yan döndü. Perdeleri açık olan camdan, muhteşem bir manzara oluşturan yıldızları seyre daldı…

Yarınki rahatsız edici buluşmayı her ne kadar zihninden uzaklaştırmaya çalışsa da başarılı olamıyordu. Tyler’la görüşecek olması yeterince gerginlik vericiyken, birde hiç tanımadığı, muhtemelen karakteri sinir bozucu olan yaşlı bir kadınla muhatap olmak zorunda kalacaktı.

Bu işten caymak için artık çok geçti, dolayısıyla yapması gerekeni yapıp, borcunu ödemesi, sonrada ardına bile bakmadan Tyler’la bağlarını koparması en iyisi olacaktı.

Tekrar sırt üstü yatarak ellerini başının altında birleştirdi. Gelecekle ilgili endişelenmeyi yarına bırakmaya karar vererek, bir an önce uykuya dalmayı dileyip gözlerini kapattı…

Günün ilk ışıklarıyla gözlerini açan Fanny yatakta hızla doğruldu. Neyse ki rahat bir uyku çekmiş ve zinde olarak uyanmıştı.

Tyler’la buluşmadan önce Holding’de halletmesi gereken işleri vardı. Koşar adım banyoya gidip gerekli bakımını yaptı.

Giysi dolabını açtığında, gözüne ilk çarpan dar, beyaz pantolonu alıp, üzerine mavi bir gömlek uydurdu. Beyaz spor atletini de yatağın üzerine bıraktığında kombinasyonu tamamlamıştı.

Saçlarına ne model vereceğini düşünürken, giyinmeye başladı. Belki de uzun saçlarını salık bırakmalıydı. Son kararı verdiğinde makyaj malzemelerinin olduğu masaya yaklaşıp hafif bir makyaj yaptı.

Tam hazır olduğunu düşünüp odadan çıkacakken kapısının usulca çalındığını duydu. Saat henüz sabahın 7’siydi.

Bu erken vakitte kimin geldiğini merak ederek kapının kilidini açıp başını dışarı uzattı. Madam Alanis’i karşısında görünce telaşlanıp kapıyı ardına kadar açtı.

“Madam, bir şey mi oldu?”

Alanis, birkaç adım atıp kızın odasına girdikten sonra suçlu bir tavırla ellerini öne doğru uzattı. “Ah, hayır Bayan Fanny, telaşlanmayın! Ben sadece…”

Kız, Madam’ın duraksadığını görünce geriye doğru birkaç adım atıp gözlerini kıstı. “Sen sadece ne Madam?”

Alanis derin bir nefes alıp ellerini iki yanında yumruk yaptı. “Dün giderken Bayan Sally bana bir şey söyledi,” dedi bir çırpıda. Fanny’nin duruşunu dikleştirip kollarını göğsünde kavuşturduğunu görünce panikledi.

“Sally ne söyledi?” diye sordu Fanny şüpheyle.

Madam derin bir nefes aldı. “Sizin bugün Bay Tyler’la buluşacağınızı söyledi.”

İşte! Sonunda söyleyip kurtulmuştu Madam Alanis. Şimdi sıra, Fanny’nin yakıcı öfkesinin sönmesini bekleyip, söyleyeceklerinin sonunu getirmesindeydi.  

Fanny’nin soluğunu hızla dışarı vermesiyle Madam irkildi.

Genç kız, Sally’nin çenesini kapalı tutabileceğini ummakla hata ettiğini anlamıştı. Her şey bu kadar karmaşık olmak zorunda mıydı?

Fanny tüm sinirlerinin ayakta olmasına aldırmadan derin bir nefes daha aldı. “Bu gün Bay Tyler’la buluşacağım,” dedi korkunç bir sükûnetle. “Ancak bununla ilgili anlatamayacağım şeyler var ve sende dâhil herhangi birinin, aramızdaki münasebeti gereksiz varsayımlarla süslemesini istemiyorum.”

Fanny sözlerini bitirdikten sonra bakışlarını, yavaş yavaş kendinden uzaklaşan Madam’a dikti.

Alanis yutkunduktan sonra başını ağır bir ifadeyle önüne eğdi. “Üzgünüm Bayan Fanny...”
Fanny içinden kendine lanetler yağdırarak çaresizce etrafına bakındı. Farkında olmadan Madam’ın kalbini kırmıştı ve ne yazık ki bu tarz duygusal kaoslarda nasıl davranması gerektiğini hiçbir zaman bilememişti.

Arada oluşan kısa sessizliğin ardından; “Gerçekten bunu yapacak mısın?” diye sitem etti komik bir ciddiyetle.

Madam Alanis başını yerden kaldırıp şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırmaya başladı. “Efendim?”

Fanny omzunu silkip elini pantolonunun cebine soktu. “Az önce dile getirdiğim sözler yüzünden kırıldın ve bunca yıllık yaşanmışlığımıza rağmen duygularını bana ifade etmek yerine içine atıyorsun.” Fanny Madam’ın konuşmak için ağzını açtığını görünce kaşlarını kaldırarak “Ve…” diye devam etti sözlerine. “Hislerini saklamakta o kadar başarısızsın ki az önce kalbinden geçenlerle orantılı olarak, yüzün bin bir türlü ifadeye büründü.”

Alanis’in yüzündeki şaşkınlığın yerini sıcak bir gülümseme aldı. Fanny bu değişimin ardından kalbindeki korkunç sis tabakasının kalktığını ve yüreğine yeniden güneşin doğduğunu hissetti.

“Ah Bayan Fanny,” dedi kadın daha çok kendine kızar bir halde. “Sanırım haklısınız.”

“Ben genelde haklıyımdır,” dedi Fanny sahte bir kibirle. “Ancak az önceki cümlende kullandığın sanırım kelimesi egomu tamamıyla yerle bir etti.”      
                 
 Madam’ın dudaklarından ufak bir kıkırtı kaçtı. Ancak Alanis kendince hata ettiğini düşünerek aldığı eğitim ve yılların getirdiği alışkanlık nedeniyle hemen elini dudaklarına götürdü. Fanny böyle zamanlarda Alanis’e ne zaman baksa, okumayı çok sevdiği dönem romanlarının kibar şaperonlarından birini karşısında görmüş gibi hissediyordu kendini.

“Benim yanımda kendini kısıtlamayı ne zaman bırakacaksın?” diye sordu kız alaycı bir dudak bükmeyle.

Madam Alanis derin bir nefes alıp elini her zamanki gibi boynuna götürdü. “Alışkanlıklar ne yazık ki kolay bırakılmıyor…”

Fanny alışkanlıkların insana neler yaptığını iyi bilirdi. Ancak şimdi bu konu üzerinde tartışmanın ne yeri, nede zamanıydı.

“Madam,” dedi birkaç adım atıp kadının omuzlarına ellerini koyarak. “Şimdi gitmem gerek ama emin ol eve döndüğümde seninle uzun bir konuşma yapacağız.”

Alanis başıyla onayladı. “Öyleyse dönüşünüzü bekliyor olacağım ve merakım için sizden özür dilerim.”

Fanny ellerini Madam’ın omuzlarından çekip salık saçlarının arasından geçirdi. “İşte tamda bu konu üzerinde konuşacağız.”

Alanis’in anlamamış ifadesini görünce çarpık bir gülüşle arkasını dönüp masanın üzerinden bilgisayar çantasını aldı. Büyük bir samimiyetle uzanıp Madam’ın yanağına içten bir öpücük kondurdu. Ardından, şaşkınlıkla donup kalmış olan Madam Alanis’i arkasında bırakarak odadan çıktı.

 Kız, Holding’e girdiğinde insanların harıl harıl çalıştığını ve etrafta koşturduğunu görünce gülümsedi. Emek harcamadan başarının elde edilemeyeceğini tecrübe etmeye gerek duymadan, uzun zaman önce babası sayesinde öğrenmiş ve yaşamında ilke edinmişti.
Çalışanları işe almadan evvel mutlaka her mülakatla ilgilenir ve birkaç soruyla, insanların iş dünyası hakkındaki fikirlerini öğrenirdi. Elbette eğitim durumlarındaki bilgilerde yeterince önemliydi ama Fanny kişilik ile çalışma azminin alınan eğitimden daha önemli olduğunu düşünüyordu.

Karşılaştığı insanlarla selamlaşarak odasına girdi. Masasında yığılı olan dosyalara yaklaşıp bilgisayarını kurdu. Yeterince vakti olmadığını bildiği için üzülerek kahve makinesine sırtını dönüp koltuğuna oturdu. Muhasebecisinin getirdiği dosyaların çokluğu karşısında şaşkına döndü ancak ne yazık ki her sayfayı okuyacak durumda değildi. Bu yüzden kilitli çekmeceyi açıp acil olmadığını düşündüğü belgeleri oraya koydu. Elbette daha sonra kontrol etmek üzere…

Sonra kendine bir dakika dinlenme izni bile vermeden uzun süre çalıştı. Kafasında soru işaretlerinin belirmesine neden olan dosyaların üzerine işaret koyup bir kenara ayırdı. Gider dosyalarında bazı problemler vardı. Ancak Fanny böylesine önemli bir konuyu daha bol bir zaman diliminde muhasebecisiyle incelemeyi düşünüyordu.

İşlerinin büyük kısmını halletmişti. Saatine baktığında 10.37 olduğunu gördü. Kendine, görülmesi gereken arazileri inceleyebilecek kadar zaman bırakmıştı. Gönül rahatlığıyla bilgisayarını kapatıp çantasına yerleştirdi. Her zamanki alışkanlığı nedeniyle unuttuğu bir şey olup olmadığını kontrol etmek için etrafına bakındı ardından odasından çıkıp aracının yolunu tuttu…

Fanny, Tyler’ın evine giden düz yola girdiğinde hızını düşürdü. Bunu hem heyecanını bastırmak için hem de yolda kontrolsüzce kaykay süren çocukların can güvenliği için yapmıştı. Arazileri araştırmak epey zamanını almıştı. Neyse ki aklındaki projelerle uyum sağlayacak birkaç arsa ayarlamayı başarmıştı. Şimdi yapması gereken; geniş çaplı bir toplantı düzenleyip, başlatmayı düşündüğü inşaatlar konusunda babasının ve diğer çalışanların onayını almaktı…   

Arabayı Tyler’ın evinin bitişiğine park edip açık olan bahçe kapısından içeri girdi. Başını dikleştirerek derin bir nefes aldı.

Tüm sakinleşme çabalarına rağmen zile uzanan elinin titrediğini görünce kaşlarını çattı. Gereksiz yere bu kadar heyecan yaptığı için kendi kendine söylendi. “Basit bir buluşma olacak,” diye mırıldandı ardından çabucak zile bastı...


BEĞENMENİZ DİLEĞİYLE...

14 Kasım 2012 Çarşamba

DEJA-VU; 22.BÖLÜM


       Fanny hızla eve doğru yol alırken CD koleksiyonunu karıştıran 40 yaşındaki hocasına alıcı gözle baktı. Aklına üşüşen düşünceler karşısında hem şaşkına uğruyor hem de mutlu oluyordu. Savaş halinde geçen beş dakikanın ardından telefonundan Sally’nin numarasını bulup çevirdi. 

“Selam güzellik.”

Nick’in başını hışımla kaldırıp kendisine baktığını gördü. Dilerim ne yapmaya çalıştığımı anlamaz, diye yalvardı içinden.

Karşıdan gelen ses çokta neşeli değildi. “Şu anki halimi görsen az önce kullandığın güzellik kelimesini bir çırpıda geri alırdın.”

“Neden?” diye sordu Fanny keyifle.

“Tam üç davam bu gün sonlandı,” dedi Sally. “Ve bir boşanma avukatıyla kavga ettim.”

“Boşanma avukatıyla senin ne ilgin var ki?” Nicholas’ın yanında ilgiyle kendisini izlediğinin farkında olan Fanny gülümsemeye zorladı kendini.

“Sorunda orada,” diye cevap verdi sorusuna arkadaşı. “Bir ilgim olmadığı için kavga ettik.”

“Adam sana çıkma teklif etti, sende reddettin yani.”

“Aynen öyle oldu.”

“Tamam, yarım saat sonra bize yemeğe gel. Daha ayrıntılı konuşuruz. Geç kalmazsan memnun olurum.”

Kızın bir şey söylemesine fırsat bırakmadan telefonu kapattı. Ciddi durmaya çalışarak Nick’e baktı. “Sally… Davalarında ufak bir sorun yaşamışta.”

Adam tek kaşını havaya kaldırdı. Gözlerini kısınca kız rahatsızca kıpırdandı.

“Bende kafasını dağıtması için onu yemeğe davet ettim.”

“Yani aslında arkadaşını yemeğe davet etmek için aramadın.”

“Pek sayılmaz,” diye mırıldandı kız. Sonra konuyu değiştirmek ve hocasının dikkatli gözlerinden kaçmak için sahte bir gülümseme oturttu yüzüne. “Biliyor musun, Sally bir boşanma avukatının çıkma teklifini reddetmiş.”

“Bilmiyordum ama sayende öğrendim…” diye homurdandı Nick.

Fanny’nin sabrı taşmaya başlıyordu. “En yakın arkadaşımı sana ayarlamaya çalışıyormuşum gibi davranma Nicholas!”

Aslında yaptığı tam olarak buydu ama Tanrı’ya şükür insanların düşünce okumak gibi bir yeteneği yoktu. Özellikle bu koca adam yanındayken şükretmesi gereken birçok şey vardı.

Telefonunun ekranının yanıp söndüğünü gördü ama kimin aradığını bildiği için dikkate almadı. Nick yanında hareketsizce durmuş kollarını göğsünde birleştirerek camdan dışarı bakmaya başlamıştı.

Büyük bir cesaret örneği göstererek; “Hayatında biri var mı?” diye sordu.

Sağ taraftaki aynadan Nick’in gülümsediğini gördü. “Hayır, karakterime uygun birini bulamadım henüz.”

“Karakterine uygun birini aramanın yanlış olduğunu söylemiştim sana. Zıt kutuplar birbirini çeker.”

“Bazen de iter,” diye mırıldandı Nick.

Fanny işleri oluruna bırakmaya karar verdi. Sally’nin Nick hakkında ne düşüneceğini bilmiyordu. Birkaç kez karşılaşmışlardı ama o zamanlar Sally’nin hayatında biri vardı.
Aralarındaki yaş farkının önemi yoktu genç kıza göre. Nick yaşını göstermiyor, Sally’de yaşından daha olgun duruyordu. Bunda her gününü dolu dolu geçirmesinin payı büyüktü elbette.

Evinin önüne geldiğinde garaj kapısının açılmasını bekledi ardından aracını park edip Nick’le eve doğru yürümeye başladı.

“Gülümse Nick!” dedi sinirli bir tavırla. Adam inatçı tavrını sürdürmeye devam edince; “Bir daha pistine gelmeyeceğim,” diye mırıldandı.

Bu defa hocasının dikkatini çekebilmişti. “Ne demek istiyorsun?” diye sordu adam şüpheyle.

“Beni duydun,” dedi Fanny. Adımlarını hızlandırıp güvenlik görevlilerine başıyla selam verdi.

Nick birkaç uzun adımda Fanny’e yetişmişti, kızı kolundan tutup kendine çevirdi. “Açıkla!” dedi otoriter bir ses tonuyla.

“Öncelikle bu maço tavırlarının bana sökmeyeceğini hatırlatmayı ve kolumu ellerinden almayı kendime bir borç bilirim,” dedi Fanny. Söylediklerinin anlaşıldığından emin olduktan sonra devam etti. “Seni ne zaman yensem sinirleniyorsun ve yalnızlığına son vermeye çalıştıkça da bana azılı suçlu muamelesi yapıyorsun. Bu yüzden senden uzak durmaya karar verdim.”

“Böyle bir şey olmayacak!” dedi Nick. Ardından sözlerinin emrivakiliğini fark edip gülümsedi. “Bana kız ayarlamaya çalışmandan hoşlanmıyorum.” Fanny’nin dudaklarının aralandığını görünce hemen ekledi. “Nedeni bana kalsın.”

Genç kız yıllardır tanıdığı hocasının gözlerinde daha önce hiç fark etmediği bir hüzün gördü.

“Nedenini anlatmayı istemiyor musun?” diye sordu. Adam başını olumsuz anlamda sallayınca “Cinsel tercihlerin mi farklı?” deyiverdi.

Nicholas önce sendeledi sonra şaşkınlıkla kaşlarını yukarı kaldırdı. “Tanrı aşkına Fanny!” dedi dehşete düşmüş bir sesle. “Bunu nereden çıkardın?”

Fanny cevabını almıştı. “Bilmiyorum,” dedi utançla omzunu silkerek. “Benim yerimde kim olsa aynı şeyi düşünürdü.”

“Lanet olsun!” dedi adam elini saçlarından geçirirken. “Böyle düşüneceğin hiç aklıma gelmemişti.”

Fanny çoktan yürümeye başlamıştı. “Unut gitsin,” diye seslendi omzunun üzerinden.
Nick için bunu geçmişe gömmek o kadar kolay olmayacaktı ama çaresizce kızı onayladı…


Nick’in geldiğini gören sevinçle ayağa fırlıyor adamın boynuna sarılıyordu. Fanny gülümsedi. Madam ile Marco Nick’i çok seviyorlardı ve hislerini göstermekten de kaçınmıyorlardı. Selamlaşmayla geçen beş dakikanın ardından herkes Fanny’e dönebilmişti.

Kız elleriyle vücuduna vurmaya başladı.

“Ne yapıyorsun?” diye sordu Marco.

Fanny gözlerini kocaman açtı. “Gerçekten bir an görünmez olduğumu düşünmüştüm,” dedi heyecanla.

“Ah!” dedi Madam Alanis bilmiş bir edayla. “Size hoş geldiniz demeyi unuttuk.”

“Demiş kadar oldunuz,” dedi Fanny neşeyle. Ama aklı salonda göremediği babasındaydı.

Durumu fark eden Madam; “Bay Alvin birazdan burada olur,” dedi. “Telefon görüşmesi yapıyor terasta.” Fanny onayladı, ardından hep birlikte mis gibi kokuların geldiği yemek masasında yerlerini aldılar.

Nick ellerini masaya yerleştirip gözlerini keyifle kıstı. “Tanrım, ev yemeklerini ne kadar özlemişim.”

“Bana minnettar olabilirsin,” dedi Fanny peçetesini kucağına yerleştirirken.

“Sana her zaman minnettarım,” dedi Nick. Fanny gözlerini devirdi. Hocasının yarıştan sonraki hallerini unuttuğuna dair garip bir his vardı içinde. O sırada hızlı adımlarla salona giren Alvin’in sesi duyuldu. “Merhaba Nicholas, hoş geldin.”

Nick ayaklandı. “Merhaba, iyi akşamlar.”

Alvin Nick’e oturması için eliyle işaret yaptı. “Rahatsız olmana gerek yok.”

Fanny babasının yüzündeki ifadeden, Madam’la olan buluşmasının iyi geçtiğini anladı. Alanis’in babasını görünce kızaran yüzündende bunu çıkarabiliyordu. Marco’da Lillian’ı düşünüyor olacak ki servis yapılırken sevmediği yemekleri bile kibarca tabağına kabul etti.

Herkesin kendi dünyasında yaşadığını gören Fanny’nin içini garip bir hüzün dalgası sarmaladı. Yıllar geçiyor ve kız ilerleyen kariyerinin haricinde olduğu yerde sayıyordu. İstediği gibi kalbini herkese kapatmış ve özgür –yalnız- bir hayat yaşamıştı. Şimdi verdiği kararların şahsı tarafından sorgulanması tuhaf bir ironiydi.

Dudaklarında kırgın bir tebessümle tabağındaki yemeği didikledi. Böyle yaşamayı kendisi seçmemişti ama yapısı gereği hayatın tüm ihanetlerine katlanıp gülümseyebilecek biri değildi. Kimden, neden intikam almak istediğini bilmiyordu. Ama yıllardır bu duygu tüm benliğini esir almıştı.

Bakışlarını masada dolaştırdı ve gözlerini kendisine dikmiş olan Nick’te duraksadı. Adamın yüzü aniden kızarınca Fanny nefesini tuttu. Nicholas’ın ifadelerinin bu günkü çeşitliliği kızın hayrete düşmesine neden oluyordu. Eğer hocasını yıllardır tanımasa gördüklerini farklı yorumlayabilirdi.

Oysa Fanny, Nick’in açık ettiği duygularını görmezden gelmekten başka bir şey yapmıyordu.

Marco’nun neşeli sesi, sessizliğin üzerine bir bomba gibi düştü. “Fanny bana motor koleksiyonunu gezdirdi Nick!” dedi heyecanla. “Hayran kaldığımı belirtmeme gerek yok sanırım.”

Fanny Nicholas’ın belli belirsiz gülümsediğini gördü. “Teşekkür ederim,” dedi adam kibar bir ifadeyle. Sesi boğuk çıkmıştı.

O sırada evin içinde yankılanan zilin sesi zoraki gülümsemelerin sonlanmasına, çalışanların ise kapıya koşturmalarına neden oldu. Masadakilerin dikkati de salonun kapısında toplanmıştı. Fanny kimin geldiğini bildiği için bozuntuya vermeden yemeğine devam etti.

Sally, salondan içeri hışımla girdiğinde Marco ayağa fırladı. “Aman Tanrım!” dedi yapmacık bir heyecanla. “Bu halinizle öfke tanrıçalarını andırıyorsunuz Bayan Sally.”
Sally’nin gözlerini üzerine diktiğini hisseden Fanny’nin omzu karıncalandı.

“Hayatında kaç defa öfke tanrıçası gördün Marco?” diye sordu arkadaşı ufak bir sessizliğin ardından. O arada Alvin Sally’le tokalaşmış masada kıza bir servis daha açılmıştı. Fanny Nick’in karşısına arkadaşı için bir sandalye çekildiğini görünce içinden güldü.

Herkes tekrar yerini aldığında; “Bu güne dek gördüğüm en etkili öfke tanrıçası Fanny’di,” diye yanıtladı Marco havada kalan soruyu.

Fanny bu yanıttan sonra kardeşine kaşlarını çatarak baktı ardından başını ağır ağır arkadaşına çevirdi. “Selam.”

“Selam mı?” dedi Sally sinirle. Sonra aniden Marco’ya dönerek; “Gördüğün tüm öfke tanrıçalarını ve şahit olduğun bütün sinir krizlerini unut ufaklık,” dedi. “Az sonra bu konuya yepyeni bir boyut gelecek!”

Fanny arkadaşının bu kadar sinirlenmesini beklemiyordu. Nick ve Madam ilgiyle iki kız arasındaki diyalogu izliyor, Alvin ve Marco ise alışık oldukları bu tartışmalar karşısında gülümsüyorlardı.

“Sinirlerinin tavan yapmasının nedeni ben değilim,” dedi Fanny bir konuyu açıklığa kavuşturarak. Sally itiraz edecek gibi oldu ama Fanny elini kaldırarak kızı durdurdu ve arkadaşını iyice görebilmek için masanın o tarafına eğildi. “Ve inan bana güzel arkadaşım, bir boşanma avukatının sana çıkma teklif etmesinin suçlusu da ben değilim.”

Sally’nin gözlerindeki uyarıcı bakış genç kızı durdurmanın aksine tetikliyordu. “Eğer seni buraya neden çağırdığımı merak ediyorsan sorman yeterli,” dedi Fanny omzunu silkerek.

“Pekâlâ,” dedi Sally. Sesi hala sinirli çıkıyordu. “Beni emrivaki ile buraya çağırmanın nedeni neydi arkadaşım?”

“Seni rahatlatmak ve kafanı dağıtmak istemiştim… Mecazi anlamda yani.”

Masadan yükselen kıkırtılar ortamdaki gerginliğin uçup gitmesini sağladı. Fanny göz ucuyla Sally’nin gülmemek için dudaklarını ısırdığını gördü. “Her şey yoluna girdiyse,” dedi tek kaşını havaya kaldırarak. “Yemeğimize devam edebilir miyiz?”


Yemek yenmiş, herkes birbiriyle genel konularda konuşmuştu. Oysa Fanny’nin istediği bu değildi. Salonda kahve içerlerken kızın aklından bin bir türlü düşünce geçiyordu. Nick’le ne kadar uğraşırsa uğraşsın adam Sally’e gereğinden fazla ilgi göstermemişti. Hatta ufak tefek konuşmaları bile bir baş işaretiyle geçiştiriyordu.

Duruma el atmak istiyor ama kendi kendine sabırlı olması gerektiğini hatırlatıyordu. Madam Alanis’in çocukluk anılarını anlattığını fark edince içinden yükselen isyan çığlıklarını bastırdı. Eğer sohbet arasında Jimmy’nin adı geçerse kız kontrolünü sağlamakta zorlanacaktı.

“Bobbie’yi hatırlıyor musun?” diye sordu Marco kahkahalarının arasından. Konuya tam olarak hâkim olamayan Fanny zorla gülümsedi. “Hiç unutmadım,” dedi düz bir sesle.

Fanny’i iyi tanıyanlar, -özellikle Sally- kızın gözlerinde oluşan hüznü rahatlıkla görebilirlerdi. Genç kızın duygularını yansıttığı anlar, annesinden ve Jimmy’den bahsedilen kısa süreli zamanlardı.

“Bobbie kim?” diye sordu Nicholas gerçek bir merakla.   

“Komşumuzun köpeğiydi,” dedi Madam muhabbetin gidişatını tek eline alarak.
Nicholas’tan kısa bir baş onayı geldi.

Fanny kimseyle Jimmy ya da annesi hakkında konuşmamıştı şimdiye dek. Nick’te çok fazla bilgiye sahip değildi bu konu hakkında. Fanny’nin tahammül edemediği duygulardan biri acımaydı. Acısı anlatınca hafiflemeyecek ve anlattığı kişi kendini daha iyi hissetmeyecekti, bunların yanı sıra kız, karşısındakinin duygularının acımaya döndüğünü anlarsa sinirlerine hâkim olamayacağını biliyordu.

Hatıralara ışık tutmak kalbi kanatmaktan başka bir işe yaramazdı ve Fanny’nin yıllardır öğrendiği bir şey varsa kör olmak istemediklerini görmekten çok daha iyiydi.

“Sizin motor koleksiyonunuzun methini Fanny’den çok duydum,” dedi Sally bir anda. Belli ki muhabbeti değiştirmek istiyordu. Fanny ise motor koleksiyonu muhabbetinden bıkmıştı.

Neyse ki Nicholas bu sefer konuya kökten çözüm getirmişti. “Bir gün sizi de piste beklerim. Koleksiyonu kendi gözlerinizle görürsünüz.”

“Neden olmasın!” dedi Sally.

Fanny hemen atıldı. “En yakın zamanda Sally’le pistini ziyaret ederiz Nick.”

Adamdan onay alınca zafer dansı yapmamak için zor tuttu kendini. Sonunda, kadının fendi, erkeği yenmişti…
******

Tyler Eric’ten gelen telefonla gözlerini bilgisayar ekranından ayırdı.

“Selam dostum.”

Genç adam arkadaşının sesini duyunca rahatlamıştı. “Selam. Milano’da mısın?”

“Evet, yarım saat önce uçaktan indim.”

“Her şey yolunda mı?”

“Sanırım… Henüz patronla görüşmedim. Eve uğradıktan sonra hemen şirkete gitmek için kesin talimat aldım. Şu an yoldayım.”

“Öylemi, şu önemli yatırımcının kim olduğunu merak ettim şimdi. Patronun bu işi çok ciddiye alıyor sanırım.”

Eric telefonun ucundan ufak bir kahkaha attı. “Patronumun başka neleri ciddiye aldığını duysan şaşar kalırsın dostum. Geçen gün en küçük torunu için doktordan randevu aldığını duydum. Gerekçesi; yaptığı tüm şirinliklere diğer torunlarının gülmesi ama ufaklığın tepkisiz kalması.”

Tyler yorgun olmasına rağmen gülümsedi. “Desene işin zor.”

“Tahmin bile edemezsin…” Eric verdiği yanıttan sonra aralarına sessizliğin girmesine izin vermedi. “Fanny ile her şey yolunda mı?” diye sordu duygularını belli etmeyen bir sesle.

Tyler’da bu soruyu defalarca sormuştu kendine ama henüz net bir cevap belirmemişti kafasında. “Bilmiyorum…” diye mırıldandı. İçinde yaşadığı belirsizlik sesine yansımıştı. “Yarın Helen ile bir buluşmamız var.”

Eric’in soluğunu içine çektiğini duydu. “Tanrı yardımcınız olsun dostum!”

“Sanırım dualarına ihtiyacım var, neyse sonra görüşürüz. Dikkat et kendine.”

“Tamam, sende kafana her şeyi takma. Helen’in tahmin edilemeyen bir kadın olduğunu uzun zaman önce ikimizde keşfettik sanırım.”

“Evet, acı ama güzel bir keşifti,” diye onayladı Tyler arkadaşını, ardından telefonun kapatma tuşuna bastı.

İki parmağıyla burun kemerini sıkarak arkasına yaslandı. Genç adam, kitaplarını yazarken genelde ufak çaplı stres krizleri yaşıyordu ama bu seferki farklıydı. İlk kez gerçek hayatı konu aldığı bir kitap yazıyordu ve kısa süre önce farkına vardığı gibi kurguyu yazıya dökmek çok daha kolaydı.

Yazdıklarını kaydederek bilgisayarını kapattı, ellerini masanın iki yanına koyup ağır ağır ayağa kalktı. Beline aniden giren sancıyla irkildi. Bu, uzun süre hareketsiz oturmanın cezasıydı.

Saat çoktan gece yarısını geçmişti. Yarınki buluşmayı olabildiğince kafasından uzaklaştırmaya çalışmıştı ama yatağına girince bir sürü düşüncenin beynine üşüşeceğini biliyordu. Işıkları kapatıp çalışma odasından ayrıldı. Merdivenlere yönelerek bir üst kata çıktı. Salonun ışığını açıp kendi odasına girdi. Üzerindeki kıyafetleri çıkararak kısa bir şort giydi ardından kendini geniş yatağın serin kollarına bıraktı…


BİLGİSAYARIMA KAVUŞMUŞ OLMANIN VERDİĞİ MUTLULUĞUN EŞLİĞİNDE YENİ BÖLÜMÜ HUZURLARINIZA SUNUYORUM. BEĞENMENİZ DİLEĞİYLE:)