6 Ocak 2012 Cuma

DEJA-VU; 14.BÖLÜM

14.BÖLÜM


Yarım saat sonra Fanny bileklerinin ağrıdığını hissetti ama dolapların hepsini düzenlemişlerdi. İki kızda yatağın üzerine oturup bağdaş kurdular. “Annen yine pasta yapıyor galiba.”

Sally sinirli bir hareketle başını salladı. “Pastaneyi su basmış, doğal olarak kısa süreliğine işini eve taşıdı.”

“Anladım,” dedi Fanny. Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıyordu

Sally durumu fark etti. “Ne?”

“Elena kapıyı bana açtığında yüzüme bile bakmadan inanılmaz bir hızla mutfağa koşturdu da, o görüntü geldi aklıma.”

Sally inledi. Ardından garip bir kıkırtı çıktı dudaklarından. “Bu ara yoğun, bazen sabaha kadar uyumuyor.”

Fanny başıyla onayladı. Arada oluşan kısa sessizlikte genç kız, arkadaşına Madam’la babasının durumlarından bahsetmeyi düşündü ama sonra vazgeçti. Henüz hiçbir şey net değildi.

“Ben gideyim,” dedi ayaklanarak. Sally’de onunla beraber ayaklarını yataktan sarkıttı.

“Neden? Bu günün tatil değil mi?”

“Evet, ama Holding’e uğramalıyım.”

Sally onayladı, birbirleriyle vedalaşıp ayrıldılar. Fanny arabasına atladığı gibi Holding’in yolunu tuttu...

Hayatta ki her şeyin birileriyle paylaşılması gerektiğini düşünmüyordu Fanny. Bazen insan bildiklerini kendine saklamalıydı. Fakat yinede Tyler vakasını arkadaşına anlatması gerektiğini düşünmüştü… Pişman değildi değil mi?  Hayır. Sally, Tyler’ı –eğer- görürse Fanny’e laf çarpıtmadığı sürece sorun olmayacaktı…

Her zamanki gibi bin bir düşüncenin döndüğü karmaşık zihniyle aracını Holding’in önünde bekleyen görevliye bıraktı.

Babasının odasına çıkarken yolda gördüklerine selam verdi. Kısa sürede Alvin’in karşısındaydı.

“Hoş geldin,” dedi adam kızını görmenin verdiği mutlulukla.

Fanny babasına sarıldı. “Madam’la konuştunuz mu?” diye sordu sonra hemen.

Alvin sandalyesine kuruldu, kızının da karşısına oturmasını bekledi. “İki üç gündür kısa kısa sohbetler ediyorduk zaten, bu gün biraz daha ilerlettim durumu.”

Fanny gülümsedi. “Bu harika!”

Alvin “Öyle,” dedi.

Babasını uzun zamandır bu kadar enerjik görmemişti kız. “Ben Alanis’in yanına uğrayayım,” dedi.

Babası tamam der gibi başını salladı. Sonra masasının üzerindeki dosyalarla ilgilenmeye başladı.

Fanny Madam’ın odasının kapısını tıklattı. Ardından kapıyı açıp ortalarda görünmeyen Madam’a bakındı.

“Kimsiniz?” diyen bir ses duydu odanın duvarla ayrılmış küçük bölmesinden. Fanny ses yapmadan o yöne ilerledi. Madam mankenin önünde diz çökmüş muhteşem bir elbisenin eteklerini iğneliyordu. Genç kız ellerini göğsünde birleştirip duvara yaslandı.

Elbise mavinin değişik bir tonuna sahipti. Renginin gözlerine benzediğini fark etti Fanny. Kuyruğunun biraz daha uzun olduğu ve ince tüllerin elbiseyi kucakladığı yerler çok zarif duruyordu. Üst kısmı değişik renklerde taşlarla süslenmişti.

Genç kız boğazını temizledi. Madam hızla doğrulup yüzünü ona döndü. “Muhteşem görünüyor,” dedi Fanny. 
Yüzünde ciddi bir ifade vardı ama beğenisini gözlerindeki ışıltı ifade ediyordu.

Alanis bıkkın bir şekilde güldü. “Sizin şimdi görmemeniz gerekiyordu elbiseyi. Akşam evde gösterecektim.”

Fanny omzunu silkti. “Fark etmez. Birkaç saat önce görmüş oldum.”

Madam başıyla onayladı sonra elbiseye büyük bir hayranlıkla baktı. “Beğendiniz mi gerçekten?”

“Beğenmek kelimesi az kalır,” dedi Fanny. Yaslandığı duvardan ayrılıp elbiseye daha yakından baktı. “Bu kadar kısa sürede bu elbiseyi tamamlamış olman bir mucize.”

“Ah, teşekkür ederim. Çok zorlanmadım.”

Fanny araştıran gözlerini Madam’a dikti. “Seni bu işe başlatmakla hatamı ettim acaba diye düşünmeden edemiyorum. Kendini yormaman gerekiyordu. Herhangi bir elbiseyi satın alabilirdik.”

Madam Alanis küçük bir çocuk gibi kaşlarını çattı. “Kendimi yormuyorum Bayan Fanny. Çalışmaktan mutluluk duyuyorum. Hayatım boyunca boş oturduğum bir günüm bile geçmedi.”

“Ve sen bundan şikâyetçi değilsin?”

“Kesinlikle değilim.”

Fanny derin bir nefes alıp onayladı, Madam’ı anlıyordu.

“Tamam öyleyse,” dedi. Alanis’in aydınlanan yüzüne gülümsedi. “Ben çıkıyorum, otele uğrayacağım. Sen yine babamla dönersin eve.”

Madam gözlerini kaçırdı. “Tabii…”

Fanny ciddi durmakta zorlandığı için daha fazla orada duramadı. Tanrım… Aşk insana neler yaptırıyordu. Daima kontrollü olan Madam, bir anda yeni yetme genç kızlara dönüşebiliyordu.

Fanny bunu hem komik hem de acınası bir durum olarak görüyordu. Kendisi Jimmy’leyken böyle değildi. Aslında ilişkilerinde Jimmy çocuksu, Fanny ise daha olgun olandı. Her ne kadar Jimmy kızdan büyük olsa da...

Fanny, Jimmy aklına gelince şaşırdı. Onu ne zamandır ilk kez bu kadar uzun aralıklarla anımsıyordu. Bu korkunç bir durumdu! Hayır, bu tehlikeli bir durumdu.

Fanny yeni bir ilişkiye başlamamak için Jimmy’nin hatırasını sürekli aklında canlı tutuyordu. Zaman geçtikçe acısı kabuk bağlamış ama asla kapanmamıştı. Yıllar sonra birdenbire kalbinin iyileşme imkânı yoktu öyle değil mi? Hayır, hayır. Bu olamazdı. Olmamalıydı

******
Tyler dolabının önünde dikilirken somurtuyordu. Yarınki otel açılışına davet edildiğinde şaşırmıştı. Alvin’in numarasını ekranda gördüğünde aklına gelen ilk kişi Fanny’di. Ama bu davetten genç kızın haberinin olmadığını biliyordu.

Özel bir davette takım elbise giyilirdi. Fakat genç adamın bir tane bile takım elbisesi yoktu. O tarz kıyafetlerinin bir kısmını Paris’teki evinde bırakmıştı. Nede olsa Amerika’ya temelli dönmediğini düşünüyordu.

İlk iş olarak alışverişe çıkmalı ve Eric’e de daveti haber vermeliydi. Alvin yanında misafir getirebileceğini söylemişti. Adamın kız arkadaşını kastettiğini biliyordu ama olmadığı için Eric’le idare edeceklerdi.

Tyler seri hareketlerle giyinip Brenda’ya haber vererek evden ayrıldı. Alışveriş yaparken Eric’i de yanına alsa iyi olacaktı. Arkadaşını arayarak kısa sürede evine geleceğini bildirdi.

“İşim var,” dedi Eric. Sesi sinirli çıkıyordu.

“Bir sorun mu var?”

“Buraya gelirken izin almıştım iş yerinden ama büyük bir haber için beni geri çağırıyorlar.”

Tyler elinde olmadan bağırdı. “Daha yeni başladın iznini kullanmaya, sen olmadan idare edemezler mi?”

Eric telefonun ucundan uzun ve yorgun bir soluk aldı. “Bizim işler öyle yürümüyor dostum. Eğer büyük bir haber varsa orada olmam lazım.”

“Artık sokaklarda haber peşlerinde koşturmadığını sanıyordum.”

“Koşturmuyorum ama masa başında çalışmam eskisi kadar yoğun çalışmadığım anlamına gelmiyor. Bazı işlerde tecrübeli çalışanları arıyorlar.”

“Ne zaman gideceksin?” diye sordu Tyler. Bir yandan da arabanın hızını kesiyordu.

“İki gün sonra.”

“Tamam, öyleyse benimle yarınki davete gelebilirsin.”

“Ne daveti?”

“Bugün Alvin aradı beni. Büyük bir otelin açılışı yapılacakmış yarın. Sanırım otelin mimarları arasında Fanny’de var.”

Eric tuhaf bir ses çıkardı. “Şu kızı merak ediyorum doğrusu.”

“Verdiğin sözü unutma!” diye hatırlattı Tyler.

Eric kahkaha attı. “Buraya gelince konuşmaya devam ederiz. Öteki hattan biri arıyor.”

“Tamam. Görüşürüz birazdan.”

Tyler telefonu kapattıktan sonra homurdandı. Eric’e kızlarla buluştukları gün Fanny’den bahsetmişti. Elbette peşinen arkadaşından söz almıştı, alay konusu olmamak için.

Kızdan, arkadaşının düşündüğü şekilde hoşlanmıyordu, bunu Eric’in kafasına sokması biraz zor olmuştu. Ama şimdilik acil bir durum yoktu. Yarınki davette arkadaşının bir gaf yapmamasını ya da gereksiz sohbetlere girmemesini umuyordu Fanny’le. Ne olur ne olmaz diye önceden tembihlemeliydi belki de Eric’i...

Tyler Eric’in evine geldiğinde aracı durdurup kapının ziline bastı. Koşar adımlarla kapıyı açan Eric parmağını dudaklarına götürüp sus işareti yaptı. Elinde iş telefonu vardı. Muhtemelen patronuyla görüşme yapıyordu.

Tyler içeri girip Eric’in arkasından salona yürüdü. Etrafa yayılan kâğıt parçalarını ve dizüstü bilgisayara takılmış kabloları görünce gülümsedi. Eric kendini yine işine kaptırmıştı.

“Peki efendim,” dedi Eric. Sonra hızla telefonu kapatarak kendini koltuğa attı.

Gözlerini kapatıp başını koltuğun arkasına yasladı. “Yarın akşama kadar iznim var,” diye mırıldandı. “Onu da zar zor alabildim. Patrona kalsa hemen şimdi beni yanında görmek istiyor.”

Tyler’da arkadaşının yanına oturdu. “Bu kadar önemli olan haber ne?”

“Bir röportaj, önemli bir röportaj.”

Tyler kendi işinin patronu olduğu için sevinirdi hep. Babasından kalan mirası mantıklı bir yatırıma dönüştürmüş ve eline kesintisiz para geçmesini sağlamıştı. Hem de her geçen gün durumu daha iyiye gidiyordu.

“Emir altında çalışmak zor olmalı,” diye mırıldandı.

Eric doğruldu. Yüzündeki yorgun ifadeden uzun zamandır çalıştığı anlaşılıyordu. “İşimi seviyorum,” diye mırıldandı. Bir süre gözlerini etrafa saçılmış kâğıt parçalarına dikti. “Yinede sana imrendiğim zamanlar olmuyor değil.”

Tyler omzunu silkti. “Belki de gazeteciliği bırakmanın zamanı gelmiştir.” Arkadaşı gözlerini dikip ona delirmiş gibi bakınca genç adam ellerini havaya kaldırdı. “Hey! Sadece yardımcı olmaya çalışıyorum.”

Eric dizlerinin üzerine çöküp yerdeki kâğıt parçalarını bir araya getirmeye başladı. “Biliyorum. Bu arada sen neden gelmiştin?”

“Alışverişe çıkmamız gerek. Smokin gibi bir şeye ihtiyacım var.”

Eric sırıttı. “Yarınki açılış için mi?”

“Tabii ki,” diye homurdandı Tyler. “Başka ne için olabilir ki?”

“Aklıma bir şey geliyor,” diye mırıldandı arkadaşı.

Genç adam içini çekti. “Daha fazla konuşmadan yola çıkalım, seni arabada bekliyorum.”

Ardından Eric’in bir şey söylemesine fırsat bırakmadan evden çıkıp aracına bindi. Torpidodan bir müzik CD’si çıkarıp taktı. Müziğin sesini uygun bir tona getirerek arkasına yaslandı. Ayağıyla tempo tutmaya başlamışken Eric’in evden çıktığını gördü.

Arkadaşı yan koltukta yerini aldığında gaza bastı. “Sadece takım elbisemi alacaksın?” diye mırıldandı Eric biraz yol aldıktan sonra.

“Bilmiyorum,” dedi genç adam. “Duruma göre bakarız.”

“Papyon takacak mısın?”

Tyler kısa süre gözlerini arkadaşına dikti. “Senin derdin ne?”

“Soru sormak benim hayatımın bir parçası,” diye yanıtladı Eric. “Hem ne aradığımızı bilirsek bulmamız daha kolay olur.

Beğenmeniz dileğiyle...

AYŞE KARASOY

Hiç yorum yok: