2 Mart 2012 Cuma

DEJA-VU; 17.BÖLÜM

17.BÖLÜM

Ailesine söylediği gibi yapıp birkaç kişiyle konuşmaya daldı. Verandanın inceliklerinden ve işçiliğinden bahsederken zaman akıp gitmişti. Kız tekrar kalabalık grubunun yanına dönmeye karar verdi.

Onları bıraktığı yere geldiğinde sadece Madam ve Alvin’le karşılaştı.

İkisini de rahatsız etmek istemiyordu ama bir şey sorup hemen ayrılacaktı yanlarından. “Diğerleri nerede?”

“Dans edilen odaya geçtiler,” dedi Madam. “Bay Tyler ve Bay Eric’te yanlarındalar.”

Fanny’nin dudakları büzüldü. Kalabalıkta dans etmeyi sevmezdi ama bu günlük istisna yapabilirdi. Hele babasının sinirli bakışlarını gördükten sonra! Muhtemelen adam Bay Eric’e yaptığı hareket yüzünden kızgındı...

Fanny hızlı adımlarla insanların kuyruk halinde beklediği odaya ilerledi. Kapıdaki güvenlik geniş odanın düzenini sağlamaya uğraşıyordu. Fanny aradan sıyrılıp içeri girdi.

Güzel bir müzik vardı arka fonda. Başını uzatıp dans edenlerin arasında Sally’i bulmaya çalıştı. Genç kızın Marco’yla dans ettiğini görünce gülümsedi. Gönül rahatlığıyla odanın derinliklerine süzülüp bir duvara yaslandı. Önünden geçen garsonun tepsisinden kırmızı şarap aldı. Tamda dans ortamına uygun…

Az önce görüş alanından çıkan Marco’yu tekrar gördü. Sally’i başarıyla döndürüyordu dans pistinin ortasında. Şarabı dudaklarına götürürken gülümsedi.

Yanına birinin yanaştığını fark etti ama dönüp bakmadı. Muhtemelen kalabalıktan kaçmak isteyen biri Fanny gibi yapıp kendini bu gizli köşeye atmıştı. Birkaç dakika geçti, yanındaki kişinin varlığının fazlasıyla farkındaydı, dayanamayıp başını sağ tarafa çevirdi.

Ah, hadi ama… Tyler kızın aklından geçenleri anlamış gibi gülümsedi. “Merhaba.”

Bu kadar tesadüfte olamazdı! Koca odada nasıl bulmuştu bu adam genç kızı?

“Merhaba,” dedi gülümseme gereği duymadan. Beklenti dolu gözlerle adama baktı. Belli ki adam arkadaşına yaptığı hareket konusunda konuşacaktı Fanny’le.

Ama Tyler herhangi bir tepki vermeden ve konuşmadan genç kıza bakıyordu. Hem de cesur ve sıcak gözlerle… Fanny kalbinin ritminin bozulduğunu hissetti.

Tyler ile Martin’in hiç benzemediğini düşündü hayretle. Aklına gelenler dilinden de dökülüverdi.

“Bay Martin’e benzemiyorsunuz.”

Tyler gülümsedi. “Çünkü üvey kardeşiz.”

Bu sözler Fanny’nin savunma duvarlarından bir kısmının hasar görmesine neden oldu. Adamın Martin’in kardeşi olduğunu düşünmek işine geliyordu. En azından onu sevmemek için bir bahanesi oluyordu. Şimdiyse…

“Düşündüklerinizi yüzüme söylemenizi tercih ederim,” diyerek Fanny’nin aklını karıştırmaya devam etti Tyler.

Genç kız bocalamıştı. “Ne?”

“Az önce benim hakkımda düşünüyordunuz. Neden düşünmek yerine fikirlerinizi bana söylemiyorsunuz?”

Bu yumuşak sözler Fanny’nin az kalsın gülümsemesine neden olacaktı. Ama kendini tuttu elbette. Nede olsa hala aklı başındaydı!

“Ne düşündüğüm önemli değil,” diye geçiştirdi. Düşündüklerini diline dökse muhtemelen adam arkasına bakmadan kaçardı. Aslında bunu yapmalıydı ama kendine ilk tanıştıkları günden itibaren -hemen hemen- nazik davranan bu adama o kötülüğü yapmak gelmiyordu içinden.

Tyler omzunu silkti. “Siz bilirsiniz. Ama benden hoşlanmadığınızı ve her görüşünüzde gerildiğinizi söyleyebilseydiniz rahatlardınız.”

O kadar mı belli ettim duygularımı? diye geçirdi içinden Fanny. Yüzüne politik gülümsemesini koydu. “Bunlar sizin kuruntularınız,” dedi kibarca. Ama içinden bambaşka şeyler geçiriyordu.

Tyler cevap vermek yerine gözlerini karşıya dikip ellerini smokininin ceplerine soktu. Fanny’de adamın yaptığını yapıp gözlerini ileriye dikti ama ellerini sokacak cebi yoktu. Adamla aralarındaki mesafeyi biraz açtı.

Bir süre dans edenlere baktılar sonra Tyler aniden Fanny’e döndü. “Bu dansı bana lütfeder misiniz?”

Genç kız adama bakakaldı. Duyduğu sözler doğru olamazdı. Ne cins bir adamdı bu böyle? Eğer birisi Fanny’nin arkadaşına Eric’e yaptığı hareketi yapsaydı genç kız dans teklif etmek yerine intikam almanın yollarını arardı. Bu adamın gözlerindeyse ne hain pırıltılar nede öç alma isteği vardı.

Fanny bir kez olsun her şeyi düşünmemeye karar verdi. Adam arkadaşını umursamıyorsa bu Fanny’nin sorunu değildi ya! Kendini toparlar toparlamaz elini genç adama uzatarak “Tabii,” diye mırıldandığını duydu.

Vücudu genç kızın komutlarını dinlemeden hareket ediyordu. Lanet olsun! Sadece bir kerelik, deyip durdu içinden. Her ne kadar ılımlı düşüncelere yeni geçiş yapmaya başladıysa da bu, adamla dans etmesini gerektirmezdi. İçindeki yaramaz Fanny “Düşünme,” diye fısıldıyordu genç kızın beynine.

Tyler, Fanny’nin öbür elindeki kadehi alıp kenardaki servis masasına bıraktı. Sonra ağır ağır dönüp duran insanların arasına karıştılar.

Karşı karşıya durduklarında Tyler elini nazikçe Fanny’nin beline sardı. Genç kızda tek elini adamın avucuna bırakırken diğer elini omzuna koydu.

Fanny, Sally’lerin danslarını bitirip bu odadan çıkmış olmalarını umdu.

Müziğin ritmine ayak uydurdular hemen. Aslında müzikten çok birbirlerine uyum sağlamışlardı. İkisi de hiç konuşmadan dans pistinde uçarcasına dönüyorlardı. Fanny olabildiğince az bakıyordu Tyler’ın gözlerine. Ama başını ne zaman yukarı kaldırsa adamın bakışlarının yüzünde dolaştığını görüyordu.

Sonunda Fanny’nin cesur tarafı galip geldi ve çekinmeden gözlerini genç adamın yeşil gözlerine dikti. Karşısında evrenin en güzel yeşilini barındıran bir çift göz vardı. Detayları unutturan, insanın ayaklarını yerden kesen ve duyulan nefreti sıcaklığıyla eriten gözler…

Başka bir zamanda, başka bir yerde karşılaşsalardı, Fanny, Tyler’dan böylesine korkup kaçmazdı. Aslında korktuğu genç adamın öldüğünü sandığı hislerini geri uyandırmaya çalışmasıydı.

Belki Tyler yaptıklarının farkında değildi ama eski hislerini geri kazanırken canı yanıyordu kızın. Zaten kalbinde kendini hissettiren ağır bir yarası vardı. Daha fazlası olsun istemiyordu, daha fazla acı çekmek istemiyordu! Bu şekilde birilerine değer vermeye dayanamazdı.

Genç kız gözlerinin dolduğunu hissedince hemen yana çevirdi başını. Tyler’ın derin bir soluk aldığını duydu. Adamın sırtında hissettiği eli kasılmış, kızı daha sıkı sarmaya başlamıştı. Bu sancılı anlardan kısa bir süre sonra müzik sona erdi.

Pistten uzaklaşırlarken Tyler genç kıza teşekkür etti. Ardından hala tutmakta olduğu elini öpüp hızlı adımlarla kızın yanından uzaklaştı.

Fanny yaşadığı duyguların karmaşası yüzünden sarsılmıştı. Niyeti hemen bu odayı terk etmekti ama birinin kolunu tutmasıyla o yöne döndü.

“Fanny?”

“Selam,” dedi bozuk bir sesle arkadaşına.

Sally telaşlanmıştı. Fanny’i dans pistinde Tyler’ın gözlerine dalmış halde görünce ne yapacağını şaşırmıştı. Ama şimdi arkadaşının yüzündeki ifade tüm ümitlerini yok etmişti.

“Ne oldu?” diye sordu. Bir yandan da kızı çekiştirmeye devam ediyor sessiz bir köşe bulmaya çalışıyordu. Sonunda kimsenin olmadığı bir yere vardılar.

“Hiç, Bay Tyler’la dans ettik.”

“Onu gördüm,” dedi Sally sabırsız bir ses tonuyla. “Sonrasında ne oldu?”

“Bay Tyler dans için bana teşekkür etti ve gitti.”

Gitti mi?”

“Evet, insanları bırakıp gitmek onun huyu sanırım. Tamircideki davranışlarını da düşünürsek...”

“Sanırım haklısın, tuhaf bir adam,” diye mırıldandı Sally. Sonra kaşlarını çattı. Konudan konuya atlayarak “Bay Eric’e yaptığın hareket çok sert kaçmadı mı?” diye sordu.

Fanny hiddetlendi. “Az bile…” Sally’nin sözlerini kesen kıkırtısıyla of-ladı. Bir tane normal insan olmayacak mıydı etrafında? “Neden gülüyorsun?”

“Sen hareketini yapıp giderken Eric’in yüzündeki ifadeyi görecektin,” dedi Sally gülmekten vazgeçerek. “Tabii Bay Tyler’ın kahkahaları da yabana atılamaz. Sen uzaklaştıktan sonra Eric ayağa kalktı ve arkadaşına sinirle baktı ardından ikisi bir deli gibi gülmeye başladılar.”

“Güldüler mi?”

“Evet!” dedi Sally. Anlaşılan oda hayret etmişti. “Adam karizmasının yerle bir oluşuna aldırmamıştı bile. Sen gittikten sonra uzun süre güldüler. Sonra çareyi dans pistine kaçmakta bulduk, Bay Tyler’la oda peşimizden geldi.”

Fanny temkinli bir tavırla başını çevirmeden gözlerini odada gezdirdi. Bay Tyler ile tuhaf arkadaşının kaçık olduklarını düşünüyordu.

“Eric burada değil,” dedi Sally. “Az önce dışarı çıktığını gördüm.”

Fanny başıyla onayladı. “Hadi bizde çıkalım.”

Sally, Fanny’i hareketlenmeden durdurdu. “Önce seninle bir şey konuşmak istiyorum.”

“Tamam, burada mı?”

Sally etrafına bakındı. “Evet, buranın nesi var ki?”

“Hiç,” dedi Fanny kısaca. “Seni dinliyorum.”

Sally derin bir nefes aldı. “Konuşmamı bitirmeden odadan çıkma ve sorduğum soruya cevap vermeden önce etraflıca bir düşün.”

“Avukat taktiğimi bu?” diye sordu Fanny alayla. “Önce anlaşmayı yap sonra darbeyi indir.”

Sally omzunu silkti. “Her mesleğin belli bir felsefesi vardır.”

“Ne romantik…” diye mırıldandı Fanny.

Sally arkadaşını duymazdan geldi. “Dinle beni.” Fanny’nin dikkatini tamamen kendisinde yönelttiğinden emin olduktan sonra devam etti. “Bay Tyler’a karşı bir borcun olduğunu düşündüğünü biliyorum. Bu borcunu ödemek için sana bir fırsat çıktı.”

Fanny kaşlarını çattı. “Nasıl bir fırsatmış bu?”

“Şey… Hemen itiraz etme ama ben Tyler’la Eric’i konuşurken duydum. Onları dinlemek istemiyordum ama bir köşede Marco’nun telefon görüşmesini bitirmesini beklerken ister istemez kulak misafiri oldum konuşmalarına.”

“Lafı geveleme!” dedi Fanny. Sally’nin böyle oyalanmasının bir nedeni olmalıydı mutlaka ve Fanny bu nedenden hoşlanmayacağını hissetmişti.

“Bay Tyler’ın bir kıza ihtiyacı varmış,” deyiverdi Sally. Fanny’nin yüzünden bin bir türlü ifadenin geçtiğini görünce kızardı. “Senin anladığın türden değil. Tyler’ın, Eric’in büyükannesine tanıştırmak zorunda olduğu bir kız varmış… Yani yokmuş ama olmalıymış…”

Fanny gözlerini kapatıp ellerini havaya kaldırdı. “Hey! Dur bir dakika. Şunu adam akıllı anlat.”

Sally derin bir nefes daha aldı. Zor kısmı atlatmıştı. “Tam olarak duyamadım ama Eric’in büyükannesi, artık Tyler’ın bir kız arkadaşının olduğunu görmek istiyormuş sanırım. Bunu uydurmuşta olabilirim çünkü yarım yamalak konuşuyorlardı. Ama avukatlık içgüdülerim bunun böyle olduğunu söylüyor.”

Fanny’nin ağzı bir karış açılmıştı. “Tanrı aşkına Sally, dediklerinin bir kelimesini dahi anlamadım!”

 “Biliyorum,” diye sızlandı Sally. “Duyduklarımı toparlamaya çalışıyorum.”

“Acele et,” dedi Fanny. Bileğini kaldırıp dar zincirlerin ortasındaki kibar saatine baktı. “Tam iki dakikan var.”

“Süre çok az!” diye bağırdı Sally.

Fanny omzunu silkti. “Bir dakika 57 saniye.”

Arkadaşı hiddetlenmişti. “Bay Tyler, Eric’in büyükannesini bu zamana kadar oyalamış. Ama Amerika’ya döndüğü için artık Helen’e bir kız arkadaşının olduğunu söylemeliymiş. Tabii kızı Helen’le de tanıştırmalıymış.”

Fanny düşünceli bir ifadeyle dudaklarını büzdü. “Büyük anlama kabiliyetim sayesinde çözümlediğim kadarıyla; Helen; Eric’in büyükannesi ve Tyler’da bu kadına değer veriyor. Sevgili büyükanne, Tyler’a yurtdışında olduğu için yıllardır telefondan baskı yapıyormuş ama artık yüz yüze görme şansı olduğu için kız arkadaşının olduğunu bilmek ve onunla tanışmak istiyormuş.”

Sally ellerini çırptı. “İşte bu!”

“Peki, benden istediğin nedir?” diye sordu Fanny. Aslında konuyu kavramıştı çoktan.

“İşte sana fırsat. Bay Tyler’a kız arkadaşı olmayı teklif etmeye ne dersin?”

Fanny başını bir kere aşağı eğip arkadaşını kibarca onayladı. Ellerini yumruk yapmış yavaş yavaş havaya kaldırıyordu. “Sen çok mu içtin?” diye sordu sakin ve tehlikeli bir ses tonuyla.

Sally bir adım geri gitti. “Hayır, as… Aslında hiç içmedim.”

“Öyle mi?” diye sordu Fanny. Sesi şüpheli çıkmıştı. Arkadaşıyla arasındaki bir adımlık mesafeyi kapattı. “Bu konuşmayı hiç yapmadığımızı var sayıyorum. Sende bir daha bu konuda tek kelime etmeyeceksin!”

Sally yutkundu. “Kendin için ne yapıyorsun?” diye sordu sonra sinirle. Fanny’nin bu sakin ve ürkütücü hali genç kızın ürpermesine neden olurdu hep. Bu defa korkusu ters etki yapmış ve cesaretlenmesine neden olmuştu.

Şimdi gerileme sırası Fanny’deydi. “Ne demek istiyorsun?” diye sordu. Yumruk yaptığı elleri çoktan iki yanında gevşemişti.

“Kendin için, kalbin için ne yapıyorsun?” diye yineledi Sally sorusunu.

Fanny gülümsedi. Değişik bir gülümsemeydi bu. “Her gün nefes egzersizleri yapıp soğuk duş alıyorum,” dedi. “Kalbe iyi geldiğini söylüyorlar.”

Sally neredeyse sinirle ayağını yere vuracaktı. “Sen iflah olmazsın Fanny!”

“Bunu bu zamana kadar anlamalıydın arkadaşım.”

“Ah, beni bağışla lütfen. Ama artık teşhisini koydum.”

Sally’nin acıklı ses tonu karşısında Fanny’nin keyfi yerine geldi. “Hadi çıkalım şuradan.”

Bu defa arkadaşı genç kızı durdurmadı. Fanny’le girdiği tartışmadan mağlup ayrılmıştı yine. Bu berbat bir duyguydu. Avukatlığı neden Fanny’de bir işe yaramıyordu ki?

“Düşünmeyi kes!” dedi Fanny. “Beni kararımdan döndüremeyeceksin. Bir dahakine daha iyi fikirlerle gel.” Sally’nin cevap vermediğini görünce genç kızın gülümsemesi silindi. “Hatta bir daha bana bu tarz fikirlerle gelme. Mümkünse tabii…”

Sally’nin “Mümkünseymiş…” diye mırıldandığını duydu. Arkadaşı her zamanki hazımlarından biriyle mücadele ediyordu. Fanny’e ne zaman yenilse Sally aynı durumda olurdu.

Genç kız bu durumun çok uzun sürmeyeceğini biliyordu. Sally’nin başı havaya kalkmış kaşları sinirle çatılmıştı. Fanny’nin yüzündeyse alaycı bir ifade vardı. Dışarıdan bakan bir insan onların kavga ettiğini kesinlikle anlardı…


BEĞENMENİZ DİLEĞİYLE...

2 yorum:

viva dedi ki...

ya bunlari senmi yaziyorsun? Harika, okurken sanki film görür gibi tüm karakterler gözümün önünde canlandi, cok begendim, mutlaka kitap olarak bastirmaya calis hikayeni bence -bitince yani : )

Ayşe Karasoy dedi ki...

Öncelikle merhaba. Hoş geldiniz bloguma. Evet, blogumda yayınladığım her şeyi kendim yazıyorum. Buna Deja-Vu adlı kitabımda dahil. Beğenmenize çok sevindim, çünkü bende yazarken çok keyif alıyorum. Karakterlerin o kadar gerçekçi olmasının nedeni belki de yazarken ayrıntılara çok önem veriyor olmamdan kaynaklanıyordur. İleride ne olacağı belli olmaz, elbette bende yazdıklarımın kitap halinde yayınlanmasını çok isterim. Tekrar teşekkür ederim:)