30 Mart 2012 Cuma

DEJA-VU; 19.BÖLÜM

19.BÖLÜM

Yarım saatlik yolculuğun ardından havaalanının kapısından içeri girdi. Yapılan duyurulardan ve insanların telaşla etrafta koşuşturmasından rahatsız oldu. Eric’in uçağının kalkmasına 7 dakika 
kalmıştı. Tyler kapıyı görebileceği bir kafeye oturup kahve istedi kendine.


İçeceğini yudumlamaya yeni başlamışken kapıdan telaşla giren Eric’i gördü. Hesabı ödeyip kahvesini yarım bırakmak zorunda kaldı. Eric’in işlemlerini rahatça halledebilmesi için vedayı kısa 
kestiler.


“Gidince beni ara,” dedi Tyler.

Eric bir kez daha sarıldı arkadaşına. “Mutlaka arayacağım, ayrıca bu günün ayrıntılarını görüşmemiz gerek.”

Tyler gözlerini devirdi. “Tamam, geç kalacaksın.”

Eric koşar adımlarla uzaklaşırken Tyler bir süre onu izledi. Arkadaşı işlemleri halletmek için gözden kaybolunca, genç adamda dışarı çıkıp aracına bindi.

Aracın yönünü sessiz sığınağının olduğu tarafa çevirerek gaza biraz daha bastı. Hayatında ilk kez ne yazacağını bilmiyordu. Bütün duyguları birbirine karışmıştı. Saçmalayamıyordu bile! Defteri eline alana kadar beklemeye karar verdi. Bilgisayarını evde bıraktığı içinde pişman olmuştu…

******

Fanny verdiği kararlardan pişmanlık duymamayı öğrenmişti zamanla. Şimdi hissettiği de pişmanlık değil kızgınlıktı. Ne diye o adama iyilik yapmak zorunda hissetmişti ki kendini! Sally’le konuştuktan bir süre sonra farkında olmadan Tyler’ı düşünmeye başlamıştı. Adamın yardımlarının karşılığını bir şekilde vermek zorundaydı ve bu ufak aşk oyunu iyi bir yol gibi gözükmüştü.

Yatağında oturmuş günün muhasebesini yaparken bu işten nasıl sıyrılabileceğini bulmaya çalışıyordu. Ama bir söz vermişti değil mi? Şimdi geri dönmek olmazdı.

“Alt tarafı bir yemek,” diye mırıldandı kendi kendine. Başını ellerinin arasına alarak dizlerini karnına çekti. “Adi herif!” Neden o kadar imalı konuşmuştu ki? Fanny gayet kibar bir tavırla yaklaşmıştı adama. Hatta Eric’e yaptığı hakaretin zerresini dokundurmamıştı Tyler’a. Ama buna rağmen iyi niyeti su istimal edilmişti. Şu Tyler sürekli huy değiştiren bir adamdı belki de. Davetten kimseye haber vermeden ayrılmasının nedeni de bu olmalıydı. Babasının yüzünün Tyler’ın oradan ayrıldığını öğrenince nasıl düştüğünü görmüştü Fanny. O herifin bunu yapmaya hakkı yoktu. Bir anda ailesinin hayatına dahil olup sonrasında hiçbir şey söylemeden çekip gidemezdi! Neyse ki Helen yüzünden görüşmek zorunda kalacaklardı. O zaman bunun hesabını soracaktı Fanny.

Yastığını elini alıp sağını solunu yumrukladı. Bunu biraz kabarması için birazda sinirlerini gevşetmek için yapmıştı. Gece lambasını kapatıp uzandı. Odada sadece açık olan pencereden içeri sızan ay ışığı vardı.

Gelecek günlerin planını yapmak zordu bu haldeyken. Ama her şeyden önce Tyler’la buluşup Helen’in nasıl biri olduğunu öğrenmesi gerekiyordu. Sahte sevgili olduklarına göre kız kendi hayatındakileri de çarpıtarak söyleyebilirdi kadına. Holding’i olduğunu değil de bir mimarlık şirketi olduğunu söylemeyi tercih ederdi mesela…

Kısa bir süre için Tyler’ı ve Tyler’la ilgili olan her şeyi zihninden kovdu. Neyse ki otelin açılışı sorunsuz gerçekleşmiş ve bir başarıya daha imza atmışlardı. Yeni projeler şimdiden masasına doluşmaya başlamıştı muhtemelen.

Gözlerinin yavaş yavaş kapanmaya başladığını fark edince rahatladı. Bir süre sonra bilincini kaybetmişti…

******

Tyler not defterine uzun süredir bakıyordu ama tek kelime bile yazamamıştı. Bu gün nasıl bir gündü böyle? Zorla yazdığı yazıları sonra beğenmeyip karaladığı için defteri kapatıp ayağa kalktı. İçinden gelen ani dürtüyle güçlü bir çığlık attı. Bu yeterli gelmeyince aynı işlemi bir kez daha tekrarladı. Rahatladığını hissediyordu…

Defalarca atılan çığlıklardan sonra Tyler konuşamayacak haldeydi. Nefes nefese aracına yönlendi. Ertesi güne sesi kısılacaktı muhtemelen. Şimdi bile boğazı kaynar su dökülüyormuş gibi yanıyordu.
Defteri arka koltuğa fırlatıp aracını çalıştırdı. Eric’te gittiğine göre yapacak işlerinin sayısı azalmıştı. Amerika’da görmek istediği ve özlediği birçok yer vardı. Yarın uzun soluklu seyahatlerinden birine çıkabilirdi. “Tabii bir aksilik çıkmazsa,” diye mırıldandı kendi kendine…


Genç adam evine geldiğinde kıyafetlerini değiştirip kendini yatağa attı. Tüm bedeni yorgunluktan inliyordu adeta. Özellikle de boğazı. Eric’in daha önce kendisine mazoşist dediğini hatırlıyordu. Arkadaşı kesinlikle haklıydı, işler yolunda gitmediğinde Tyler kendine bir şekilde zarar vermeyi başarırdı.

“Lanet olası düşünceler,” diye mırıldandı. “Gidin başımdan!” Artık kafayı yediğini düşünüyordu genç adam. Kendi kendiyle olan konuşmaları kavgaya dönüşmüştü. Bundan sonraki evre, karşısında kimse olmamasına rağmen havaya yumruk savurmaktı galiba. Gözlerini kapatıp uykuya dalmayı bekledi. Böylesi düşünmekten çok daha iyiydi…


Gece nasıl yattıysa sabahta aynı şekilde kalktı Tyler. Boğazında ki yanma hissedilmeyecek gibi değildi. Birkaç kez yutkunmayı denedi ama acıya tahammül edemediği için bundan vazgeçti. Yere düşen pikeyi görünce yatakta doğruldu. Ne yazık ki ayaklarının olması gerektiği yerde başı vardı. Bazen sağa sola dönerken uyandığı için, uyurken sürekli kıpırdandığını biliyordu. Tabii bu sabahki gibi yere düşen yastık ve pike de nasıl uyuduğuna dair iyi ipuçlarıydı.

Gözlerini ovalayarak banyoya ilerledi. Yüzünü yıkadıktan sonra acıyan boğazına bir çare bulmak amacıyla aşağı indi. Brenda’nın mutfakta çıkardığı gürültüleri duyunca gülümsedi.

Kendine biraz çeki düzen vererek sessizce mutfak kapısından içeri girdi. Brenda İtalyan’ca bir şarkı mırıldanıyordu.

“Günaydın,” dedi Tyler. Ama sesi kurbağa gibi çıkmıştı. Brenda’nın yerinden sıçradığını görünce yüzünü buruşturdu. “Özür dilerim, korkuttum sanırım.”

Brenda kocaman açılmış gözleriyle Tyler’a döndü. “Önemli değil efendim, sesinize ne olduğunu sorabilir miyim?”

“Kısıldı,” dedi Tyler kısaca. Brenda dudaklarını birbirine bastırıp başını bir kez aşağı eğdi. “Omlet ve krep yaptım efendim. İster misiniz?”

Tyler; “Şakamı yapıyorsun?” diye mırıldandı. “Tabii ki isterim.” Aman Tanrım, sesini düzeltmek için bir şeyler yapmalıydı. “Bana bir bardak su verir misin Brenda?”

“Tabii efendim.”

Tyler suyu zorla da olsa içtikten sonra biraz rahatlamıştı. Brenda’nın boğazını temizlediğini duyunca başını kaldırdı. “Bildiğim bir karışım var, sesinizi düzelteceğine eminim. Yapmamı ister misiniz?”

“Nasıl bir karışım bu?” diye sordu Tyler. Bilmediği şeyleri yiyip içmezdi.

“Büyükannemden öğrenmiştim. Biz İtalyan’ların sıkça kullandığı bir karışımdır. Güvenilir olduğuna emin olabilirsiniz.”

Tyler başıyla onayladı. Bozuk sesini ne daha fazla duymak istiyor nede Brenda’ya duyurmak istiyordu. Kahvaltısı büyük bir hızla önüne gelince şaşırdı. Kahveyle beraber omleti yemeye çalıştı. 
Ardından Brenda’nın karışımını içip ayağa kalktı.


“Etkisini ne kadar sürede gösterir?”

“Yarına kadar bu sesle gezmek sorundasınız. Ayrıca gece yatmadan karışımı bir kez daha içmeniz gerekiyor ama yarına normale döneceğinizin garantisini verebilirim.”

“Tamam, teşekkürler.”

Tyler karışımın biraz daha erken etki etmesini tercih ederdi. Bu sesle ne geziye çıkabilir nede az sayıda olan arkadaşlarıyla buluşabilirdi. Ofisine gidip bilgisayarının karşısına oturdu. Ama dün gece duş almadığı için kendinden gelen kokudan rahatsız oldu.

Çareyi yukarı çıkıp banyo yapmakta buldu genç adam. Sıcak su zihni yenilemek için iyi bir seçenekti… Duşun keyfini çıkarırken dışarıdan Brenda’nın seslendiğini duydu.

“Söyle Brenda.”

“Bir ziyaretçiniz var.”

Tyler suyu kapattı. “Kimmiş?”

“Adının Fanny olduğunu söyledi efendim. Ayrıca kendisine kapıda beklemesini söylediğim için biraz sinirli!”

Tyler Fanny’nin adını duyunca havluyu beline sarıp dışarı fırlamıştı bile. Brenda ani bir hareketle arkasını dönüp; “Ben konuğunuzla ilgileneyim efendim,” dedi.

Tyler uygunsuz bir davranışta bulunduğunun farkındaydı ama şu an hiçbir şey umurunda değildi. 
“Fanny kapıda beklemeye devam etsin,” dedi. “Ben geliyorum birazdan.”

,
Brenda başıyla onaylayıp tek kelime etmeden odadan çıktı. Tyler dolabını açıp spor bir pantolonla gömlek geçirdi üzerine. Saçları hala ıslak olduğu için kolayca şekil alıyordu. Eliyle birkaç kez arkaya tarayıp odadan çıktı. Merdivenleri acele etmeden, ağır ağır indi. Neyse ki bacakları sözünü dinliyordu.

Kapıya geldiğinde derin bir nefes aldı. Boğazı sabah ki kadar acımıyordu. Aralık olan kapıyı sonuna kadar açtı. Fanny’nin sırtı kapıya dönüktü. Sık sık soluk aldığını ve ellerini yumruk yaptığını gördü 
Tyler. İçin için gülerken “Merhaba,” dedi.


Fanny hızla yüzünü genç adama döndü. “Merhaba mı?” Tyler kızın gözünden çıkan okların hedefindeydi. Ups! Bir insan sinirlenince bile bu kadar güzel olabilir miydi?

“Siz misafirlerinizi kapıda mı bekletirsiniz?” diye sordu kız hışımla.

Tyler hala Fanny’nin partide söylediği acı sözlerin etkisindeydi. “Evet, davetsiz gelen misafirlerim kapıda bekletilirler,” dedi kısık olduğu için sertlik katamadığı sesiyle.

Fanny derin bir nefes çekti içine. Ardından tek kaşını havaya kaldırıp alaycı bir ifade takındı. 
“Söylediklerinizi tam olarak anlayamadım. Kurbağa misali çıkan sesinizden olsa gerek.”


Tyler gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. “Kapıda daha fazla dikilmeyin isterseniz. İçeri girelim.”

Fanny gözlerini kocaman açtı bu sözlerden sonra. Kısık bir sesle “Gerçekten mi?” diye sordu. Tyler bocalamıştı. “Gerçekten beni içeri davet edecek kadar kibarlaşabilir misiniz bir anda. Aman Tanrım. Bu inanılmaz bir değişim!”

Tyler sözlerdeki abartılı kinayeye daha fazla dayanamayıp kahkahayı koyuverdi. “Sizinle konuşmak eğlenceli Bayan Fanny.”

“Keşke bende aynı şeyi söyleyebilseydim,” diye mırıldandı Fanny. Tyler gülümsemesi hala yüzündeyken kapının ağzından çekilip kızı içeri davet etti. Fanny ufak bir tereddüdün ardından hızlı adımlarla Tyler’ın önünden geçip içeri girdi.

Adam büyük bir keyifle kapıyı kapatıp kızı takip etti.

“Bu taraftan efendim.” Brenda’nın ortaya çıkması iyi olmuştu.

Tyler Fanny’nin önüne geçip salondaki tekli koltuğun başında dikilmeye başladı. Kızın oraya oturmasını istemiyordu. Bu defa genç adam hedefi tam on ikiden vurmuştu çünkü Fanny koltuğa yönelmişti.

Brenda “Ne içersiniz?” diye sorunca birbirlerine sinirli bakışlar atmaktan vazgeçtiler. Fanny geniş koltuklardan birine oturup arkasına yaslandı. “Hiçbir şey,” dedi sert bir sesle. “Fazla kalmayacağım.”

Brenda’nın bocaladığını gören Tyler gülümseme ihtiyacı hissetti. “İki kahve lütfen.”

Hizmetli başını eğip büyük adımlarla odadan ayrıldı. Fanny’nin gazabından korkmuştu muhtemelen.

Genç adam tekli koltuktan ayrılıp Fanny’nin yanına oturdu. Kız sinirle kaşlarını çattı.

“Sizinle Helen hakkında görüşeceğim.”

“Sizi dinliyorum,” dedi Tyler. Ne soracağını tahmin ediyordu.

“Helen’in nasıl biri olduğunu öğrenmek istiyorum. Ayrıca kendisine hakkımdaki her şeyi açıklamaya niyetim yok. Holding’im olduğunu değil mimarlık ofisim olduğunu söyleyeceğim.”

Tyler şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Bu tahminlerinin dışındaydı. “Neden?”

Fanny inanamazmış gibi başını iki yana salladı. “Kendinize olan güveninizi anlıyorum elbette Bay Tyler ama bu kadarı biraz fazla değil mi?”

Tyler iyice bocalamıştı. Rahatça arkasına yaslanmaktayken birden doğrulup gözlerini kıza dikti. “Ne demek istiyorsunuz?”

Fanny; “Sizde bir Holding varisini tavlayabilecek kapasite var mı?” diye sordu. Adamın cevap vermesini beklemeden “Tabii ki yok,” diye mırıldandı. “Helen’in şaşırıp kalp krizinden ölmesini istemem. Yani hayat şartlarımı sizin kapasitenize göre ayarlamam gerektiğini düşündüm.”

Tyler hayatında ilk kez böylesine incelikle aşağılanmıştı. Bu sözler genç adamı sinirlendirmenin aksine güldürüyor ve kamçılıyordu. “Öylemi düşünüyorsunuz?” diye sordu.
Fanny başıyla onayladı.

“Hakkımda başka ne düşündüğünüzü merak ettim doğrusu,” dedi Tyler. Boğazının yanmasıyla birkaç kez öksürdü. Lanet olası öksürük

Başını Fanny’e çevirdiğinde kızın tek parmağını çenesine koyduğunu ve düşüncelere dalmış olduğunu gördü. Bu haliyle bile bir tablodan fırlamış gibi görünüyordu.

“Hakkınızda düşünmeye pek fırsatım olmadı,” diye mırıldandı Fanny. Bu sözleri söylerken gözlerini kapatmıştı. “İzin verirseniz sizinle olan münasebetimi bir gözden geçireyim. Sonra fikrimi söylerim.”

Tyler saatlerce hatta günlerce bekleyebilirdi. Fanny’nin güzel gözlerini göz kapakları saklamıştı belki ama adam er geç, o eşsiz gözlerin engin mavisiyle buluşacağını biliyordu. Ucunda böyle bir ödül olduktan sonra beklemenin lafı bile olmazdı.

Tyler Fanny’nin yüzünün her bir milimini ezberlerken Brenda odaya girdi. Genç adam parmağını dudaklarına götürüp sus işareti yaptı. Brenda başıyla onaylayıp dumanı tüten kahveleri sehpaya bıraktıktan sonra sessizce salondan ayrıldı.

Birkaç saniye sonra Fanny gözlerini araladı. Dudaklarında güzel bir gülümseme vardı. Gözlerini Tyler’a dikti. Ardından saydırmaya başladı. “Siz, tanıdığım kadarıyla bencil ve ukalasınız. Her istediğini elde etmeye alışkın olan tiplerdensiniz. Hayatınızda pek zorluk çektiğinizi sanmıyorum,” dedi Fanny. Ardından kendi kendini başıyla onayladı.

Tyler içinden yanılıyorsun dedi. Ama gülümsüyordu. “Sizden daha farklı bir şeyler beklerdim,” diye mırıldandı. Sessiz konuşunca boğazının acısı azalıyordu.

“Ne gibi?” diye sordu Fanny.

Tyler omzunu silkti. “Boş verin.”

Sehpadaki kahveyi eline alıp yudumladı. Fanny’nin gülümsediğini gördü yan gözle. “Ne?”

“İlginç alışkanlıklarınız var. Bir anda iki bardak kahve mi içersiniz?”

Tyler kahvesi elinde kalakaldı. “O bardak sizin içindi.”

“Hımm, unutkansınızda,” diye mırıldandı Fanny. “Size hiçbir şey içmeyeceğimi söylemiştim.”

Tyler sırıttı. “Belki fikrinizi değiştirirsiniz diye düşünmüştüm. Kötü bir ev sahibi olduğumu düşünüyorsunuz ama misafirlerimin karşısına geçip tek başıma kahve içmek alışkanlıklarımın arasında yok.”

“Bende sürekli fikir değiştiren biri değilimdir,” dedi Fanny. Sonra muhabbetin gidişatından hoşlanmamış gibi silkindi. “Helen nasıl biri?” diye sordu aniden.

Tyler elindeki kahveyi bırakıp ciddi bir ifade takındı. “Helen’in benim için ne kadar değerli olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım ama hakkında size bilgi veremem çünkü kendisi yapmacık insanlardan nefret eder. Onunla karşılaştığınız zaman şimdi nasılsanız öyle olun. Yani kendiniz gibi. Başka bir şey yapmanıza gerek kalmaz böylelikle.”

Fanny başıyla onayladı. Demek ki açıklama mantıklı gelmişti. “Buluşma ne zaman olacak?”

“Ne zaman istersek.”

“Yarın sizin için uygun mu?”

“Evet,” dedi Tyler.

Fanny bu onaylamanın ardından ayaklandı. “Yarın öğlen 1’de burada olurum. Bekletilmekten hoşlanmam, geldiğimde hazır olursanız sevinirim.”

Ne tesadüftür ki Tyler’da dakik bir adamdı. Fanny’nin sözlerine yanıt vermek yerine, önce davranıp salonun kapısına doğru ilerledi.

Arkasından genç adamı takip eden kız; “Hoşça kalın,” dedi.

“Yarın 1’de görüşürüz…”


Fanny’nin evden ayrılmasıyla derin bir soluk aldı Tyler. Ne zor bir kızdı ama!

Her şeye rağmen genç adam Fanny’e karşı boş değildi. Duygularının azda olsa farkına vardığına göre savunma duvarlarını kaldırmanın zamanı gelmişti. Bir sıfır mağlup başladığı aşk savaşında skoru eşitlemek şimdilik tek hedefiydi…

UMARIM BEĞENİRSİNİZ...

Hiç yorum yok: