14 Kasım 2012 Çarşamba

DEJA-VU; 22.BÖLÜM


       Fanny hızla eve doğru yol alırken CD koleksiyonunu karıştıran 40 yaşındaki hocasına alıcı gözle baktı. Aklına üşüşen düşünceler karşısında hem şaşkına uğruyor hem de mutlu oluyordu. Savaş halinde geçen beş dakikanın ardından telefonundan Sally’nin numarasını bulup çevirdi. 

“Selam güzellik.”

Nick’in başını hışımla kaldırıp kendisine baktığını gördü. Dilerim ne yapmaya çalıştığımı anlamaz, diye yalvardı içinden.

Karşıdan gelen ses çokta neşeli değildi. “Şu anki halimi görsen az önce kullandığın güzellik kelimesini bir çırpıda geri alırdın.”

“Neden?” diye sordu Fanny keyifle.

“Tam üç davam bu gün sonlandı,” dedi Sally. “Ve bir boşanma avukatıyla kavga ettim.”

“Boşanma avukatıyla senin ne ilgin var ki?” Nicholas’ın yanında ilgiyle kendisini izlediğinin farkında olan Fanny gülümsemeye zorladı kendini.

“Sorunda orada,” diye cevap verdi sorusuna arkadaşı. “Bir ilgim olmadığı için kavga ettik.”

“Adam sana çıkma teklif etti, sende reddettin yani.”

“Aynen öyle oldu.”

“Tamam, yarım saat sonra bize yemeğe gel. Daha ayrıntılı konuşuruz. Geç kalmazsan memnun olurum.”

Kızın bir şey söylemesine fırsat bırakmadan telefonu kapattı. Ciddi durmaya çalışarak Nick’e baktı. “Sally… Davalarında ufak bir sorun yaşamışta.”

Adam tek kaşını havaya kaldırdı. Gözlerini kısınca kız rahatsızca kıpırdandı.

“Bende kafasını dağıtması için onu yemeğe davet ettim.”

“Yani aslında arkadaşını yemeğe davet etmek için aramadın.”

“Pek sayılmaz,” diye mırıldandı kız. Sonra konuyu değiştirmek ve hocasının dikkatli gözlerinden kaçmak için sahte bir gülümseme oturttu yüzüne. “Biliyor musun, Sally bir boşanma avukatının çıkma teklifini reddetmiş.”

“Bilmiyordum ama sayende öğrendim…” diye homurdandı Nick.

Fanny’nin sabrı taşmaya başlıyordu. “En yakın arkadaşımı sana ayarlamaya çalışıyormuşum gibi davranma Nicholas!”

Aslında yaptığı tam olarak buydu ama Tanrı’ya şükür insanların düşünce okumak gibi bir yeteneği yoktu. Özellikle bu koca adam yanındayken şükretmesi gereken birçok şey vardı.

Telefonunun ekranının yanıp söndüğünü gördü ama kimin aradığını bildiği için dikkate almadı. Nick yanında hareketsizce durmuş kollarını göğsünde birleştirerek camdan dışarı bakmaya başlamıştı.

Büyük bir cesaret örneği göstererek; “Hayatında biri var mı?” diye sordu.

Sağ taraftaki aynadan Nick’in gülümsediğini gördü. “Hayır, karakterime uygun birini bulamadım henüz.”

“Karakterine uygun birini aramanın yanlış olduğunu söylemiştim sana. Zıt kutuplar birbirini çeker.”

“Bazen de iter,” diye mırıldandı Nick.

Fanny işleri oluruna bırakmaya karar verdi. Sally’nin Nick hakkında ne düşüneceğini bilmiyordu. Birkaç kez karşılaşmışlardı ama o zamanlar Sally’nin hayatında biri vardı.
Aralarındaki yaş farkının önemi yoktu genç kıza göre. Nick yaşını göstermiyor, Sally’de yaşından daha olgun duruyordu. Bunda her gününü dolu dolu geçirmesinin payı büyüktü elbette.

Evinin önüne geldiğinde garaj kapısının açılmasını bekledi ardından aracını park edip Nick’le eve doğru yürümeye başladı.

“Gülümse Nick!” dedi sinirli bir tavırla. Adam inatçı tavrını sürdürmeye devam edince; “Bir daha pistine gelmeyeceğim,” diye mırıldandı.

Bu defa hocasının dikkatini çekebilmişti. “Ne demek istiyorsun?” diye sordu adam şüpheyle.

“Beni duydun,” dedi Fanny. Adımlarını hızlandırıp güvenlik görevlilerine başıyla selam verdi.

Nick birkaç uzun adımda Fanny’e yetişmişti, kızı kolundan tutup kendine çevirdi. “Açıkla!” dedi otoriter bir ses tonuyla.

“Öncelikle bu maço tavırlarının bana sökmeyeceğini hatırlatmayı ve kolumu ellerinden almayı kendime bir borç bilirim,” dedi Fanny. Söylediklerinin anlaşıldığından emin olduktan sonra devam etti. “Seni ne zaman yensem sinirleniyorsun ve yalnızlığına son vermeye çalıştıkça da bana azılı suçlu muamelesi yapıyorsun. Bu yüzden senden uzak durmaya karar verdim.”

“Böyle bir şey olmayacak!” dedi Nick. Ardından sözlerinin emrivakiliğini fark edip gülümsedi. “Bana kız ayarlamaya çalışmandan hoşlanmıyorum.” Fanny’nin dudaklarının aralandığını görünce hemen ekledi. “Nedeni bana kalsın.”

Genç kız yıllardır tanıdığı hocasının gözlerinde daha önce hiç fark etmediği bir hüzün gördü.

“Nedenini anlatmayı istemiyor musun?” diye sordu. Adam başını olumsuz anlamda sallayınca “Cinsel tercihlerin mi farklı?” deyiverdi.

Nicholas önce sendeledi sonra şaşkınlıkla kaşlarını yukarı kaldırdı. “Tanrı aşkına Fanny!” dedi dehşete düşmüş bir sesle. “Bunu nereden çıkardın?”

Fanny cevabını almıştı. “Bilmiyorum,” dedi utançla omzunu silkerek. “Benim yerimde kim olsa aynı şeyi düşünürdü.”

“Lanet olsun!” dedi adam elini saçlarından geçirirken. “Böyle düşüneceğin hiç aklıma gelmemişti.”

Fanny çoktan yürümeye başlamıştı. “Unut gitsin,” diye seslendi omzunun üzerinden.
Nick için bunu geçmişe gömmek o kadar kolay olmayacaktı ama çaresizce kızı onayladı…


Nick’in geldiğini gören sevinçle ayağa fırlıyor adamın boynuna sarılıyordu. Fanny gülümsedi. Madam ile Marco Nick’i çok seviyorlardı ve hislerini göstermekten de kaçınmıyorlardı. Selamlaşmayla geçen beş dakikanın ardından herkes Fanny’e dönebilmişti.

Kız elleriyle vücuduna vurmaya başladı.

“Ne yapıyorsun?” diye sordu Marco.

Fanny gözlerini kocaman açtı. “Gerçekten bir an görünmez olduğumu düşünmüştüm,” dedi heyecanla.

“Ah!” dedi Madam Alanis bilmiş bir edayla. “Size hoş geldiniz demeyi unuttuk.”

“Demiş kadar oldunuz,” dedi Fanny neşeyle. Ama aklı salonda göremediği babasındaydı.

Durumu fark eden Madam; “Bay Alvin birazdan burada olur,” dedi. “Telefon görüşmesi yapıyor terasta.” Fanny onayladı, ardından hep birlikte mis gibi kokuların geldiği yemek masasında yerlerini aldılar.

Nick ellerini masaya yerleştirip gözlerini keyifle kıstı. “Tanrım, ev yemeklerini ne kadar özlemişim.”

“Bana minnettar olabilirsin,” dedi Fanny peçetesini kucağına yerleştirirken.

“Sana her zaman minnettarım,” dedi Nick. Fanny gözlerini devirdi. Hocasının yarıştan sonraki hallerini unuttuğuna dair garip bir his vardı içinde. O sırada hızlı adımlarla salona giren Alvin’in sesi duyuldu. “Merhaba Nicholas, hoş geldin.”

Nick ayaklandı. “Merhaba, iyi akşamlar.”

Alvin Nick’e oturması için eliyle işaret yaptı. “Rahatsız olmana gerek yok.”

Fanny babasının yüzündeki ifadeden, Madam’la olan buluşmasının iyi geçtiğini anladı. Alanis’in babasını görünce kızaran yüzündende bunu çıkarabiliyordu. Marco’da Lillian’ı düşünüyor olacak ki servis yapılırken sevmediği yemekleri bile kibarca tabağına kabul etti.

Herkesin kendi dünyasında yaşadığını gören Fanny’nin içini garip bir hüzün dalgası sarmaladı. Yıllar geçiyor ve kız ilerleyen kariyerinin haricinde olduğu yerde sayıyordu. İstediği gibi kalbini herkese kapatmış ve özgür –yalnız- bir hayat yaşamıştı. Şimdi verdiği kararların şahsı tarafından sorgulanması tuhaf bir ironiydi.

Dudaklarında kırgın bir tebessümle tabağındaki yemeği didikledi. Böyle yaşamayı kendisi seçmemişti ama yapısı gereği hayatın tüm ihanetlerine katlanıp gülümseyebilecek biri değildi. Kimden, neden intikam almak istediğini bilmiyordu. Ama yıllardır bu duygu tüm benliğini esir almıştı.

Bakışlarını masada dolaştırdı ve gözlerini kendisine dikmiş olan Nick’te duraksadı. Adamın yüzü aniden kızarınca Fanny nefesini tuttu. Nicholas’ın ifadelerinin bu günkü çeşitliliği kızın hayrete düşmesine neden oluyordu. Eğer hocasını yıllardır tanımasa gördüklerini farklı yorumlayabilirdi.

Oysa Fanny, Nick’in açık ettiği duygularını görmezden gelmekten başka bir şey yapmıyordu.

Marco’nun neşeli sesi, sessizliğin üzerine bir bomba gibi düştü. “Fanny bana motor koleksiyonunu gezdirdi Nick!” dedi heyecanla. “Hayran kaldığımı belirtmeme gerek yok sanırım.”

Fanny Nicholas’ın belli belirsiz gülümsediğini gördü. “Teşekkür ederim,” dedi adam kibar bir ifadeyle. Sesi boğuk çıkmıştı.

O sırada evin içinde yankılanan zilin sesi zoraki gülümsemelerin sonlanmasına, çalışanların ise kapıya koşturmalarına neden oldu. Masadakilerin dikkati de salonun kapısında toplanmıştı. Fanny kimin geldiğini bildiği için bozuntuya vermeden yemeğine devam etti.

Sally, salondan içeri hışımla girdiğinde Marco ayağa fırladı. “Aman Tanrım!” dedi yapmacık bir heyecanla. “Bu halinizle öfke tanrıçalarını andırıyorsunuz Bayan Sally.”
Sally’nin gözlerini üzerine diktiğini hisseden Fanny’nin omzu karıncalandı.

“Hayatında kaç defa öfke tanrıçası gördün Marco?” diye sordu arkadaşı ufak bir sessizliğin ardından. O arada Alvin Sally’le tokalaşmış masada kıza bir servis daha açılmıştı. Fanny Nick’in karşısına arkadaşı için bir sandalye çekildiğini görünce içinden güldü.

Herkes tekrar yerini aldığında; “Bu güne dek gördüğüm en etkili öfke tanrıçası Fanny’di,” diye yanıtladı Marco havada kalan soruyu.

Fanny bu yanıttan sonra kardeşine kaşlarını çatarak baktı ardından başını ağır ağır arkadaşına çevirdi. “Selam.”

“Selam mı?” dedi Sally sinirle. Sonra aniden Marco’ya dönerek; “Gördüğün tüm öfke tanrıçalarını ve şahit olduğun bütün sinir krizlerini unut ufaklık,” dedi. “Az sonra bu konuya yepyeni bir boyut gelecek!”

Fanny arkadaşının bu kadar sinirlenmesini beklemiyordu. Nick ve Madam ilgiyle iki kız arasındaki diyalogu izliyor, Alvin ve Marco ise alışık oldukları bu tartışmalar karşısında gülümsüyorlardı.

“Sinirlerinin tavan yapmasının nedeni ben değilim,” dedi Fanny bir konuyu açıklığa kavuşturarak. Sally itiraz edecek gibi oldu ama Fanny elini kaldırarak kızı durdurdu ve arkadaşını iyice görebilmek için masanın o tarafına eğildi. “Ve inan bana güzel arkadaşım, bir boşanma avukatının sana çıkma teklif etmesinin suçlusu da ben değilim.”

Sally’nin gözlerindeki uyarıcı bakış genç kızı durdurmanın aksine tetikliyordu. “Eğer seni buraya neden çağırdığımı merak ediyorsan sorman yeterli,” dedi Fanny omzunu silkerek.

“Pekâlâ,” dedi Sally. Sesi hala sinirli çıkıyordu. “Beni emrivaki ile buraya çağırmanın nedeni neydi arkadaşım?”

“Seni rahatlatmak ve kafanı dağıtmak istemiştim… Mecazi anlamda yani.”

Masadan yükselen kıkırtılar ortamdaki gerginliğin uçup gitmesini sağladı. Fanny göz ucuyla Sally’nin gülmemek için dudaklarını ısırdığını gördü. “Her şey yoluna girdiyse,” dedi tek kaşını havaya kaldırarak. “Yemeğimize devam edebilir miyiz?”


Yemek yenmiş, herkes birbiriyle genel konularda konuşmuştu. Oysa Fanny’nin istediği bu değildi. Salonda kahve içerlerken kızın aklından bin bir türlü düşünce geçiyordu. Nick’le ne kadar uğraşırsa uğraşsın adam Sally’e gereğinden fazla ilgi göstermemişti. Hatta ufak tefek konuşmaları bile bir baş işaretiyle geçiştiriyordu.

Duruma el atmak istiyor ama kendi kendine sabırlı olması gerektiğini hatırlatıyordu. Madam Alanis’in çocukluk anılarını anlattığını fark edince içinden yükselen isyan çığlıklarını bastırdı. Eğer sohbet arasında Jimmy’nin adı geçerse kız kontrolünü sağlamakta zorlanacaktı.

“Bobbie’yi hatırlıyor musun?” diye sordu Marco kahkahalarının arasından. Konuya tam olarak hâkim olamayan Fanny zorla gülümsedi. “Hiç unutmadım,” dedi düz bir sesle.

Fanny’i iyi tanıyanlar, -özellikle Sally- kızın gözlerinde oluşan hüznü rahatlıkla görebilirlerdi. Genç kızın duygularını yansıttığı anlar, annesinden ve Jimmy’den bahsedilen kısa süreli zamanlardı.

“Bobbie kim?” diye sordu Nicholas gerçek bir merakla.   

“Komşumuzun köpeğiydi,” dedi Madam muhabbetin gidişatını tek eline alarak.
Nicholas’tan kısa bir baş onayı geldi.

Fanny kimseyle Jimmy ya da annesi hakkında konuşmamıştı şimdiye dek. Nick’te çok fazla bilgiye sahip değildi bu konu hakkında. Fanny’nin tahammül edemediği duygulardan biri acımaydı. Acısı anlatınca hafiflemeyecek ve anlattığı kişi kendini daha iyi hissetmeyecekti, bunların yanı sıra kız, karşısındakinin duygularının acımaya döndüğünü anlarsa sinirlerine hâkim olamayacağını biliyordu.

Hatıralara ışık tutmak kalbi kanatmaktan başka bir işe yaramazdı ve Fanny’nin yıllardır öğrendiği bir şey varsa kör olmak istemediklerini görmekten çok daha iyiydi.

“Sizin motor koleksiyonunuzun methini Fanny’den çok duydum,” dedi Sally bir anda. Belli ki muhabbeti değiştirmek istiyordu. Fanny ise motor koleksiyonu muhabbetinden bıkmıştı.

Neyse ki Nicholas bu sefer konuya kökten çözüm getirmişti. “Bir gün sizi de piste beklerim. Koleksiyonu kendi gözlerinizle görürsünüz.”

“Neden olmasın!” dedi Sally.

Fanny hemen atıldı. “En yakın zamanda Sally’le pistini ziyaret ederiz Nick.”

Adamdan onay alınca zafer dansı yapmamak için zor tuttu kendini. Sonunda, kadının fendi, erkeği yenmişti…
******

Tyler Eric’ten gelen telefonla gözlerini bilgisayar ekranından ayırdı.

“Selam dostum.”

Genç adam arkadaşının sesini duyunca rahatlamıştı. “Selam. Milano’da mısın?”

“Evet, yarım saat önce uçaktan indim.”

“Her şey yolunda mı?”

“Sanırım… Henüz patronla görüşmedim. Eve uğradıktan sonra hemen şirkete gitmek için kesin talimat aldım. Şu an yoldayım.”

“Öylemi, şu önemli yatırımcının kim olduğunu merak ettim şimdi. Patronun bu işi çok ciddiye alıyor sanırım.”

Eric telefonun ucundan ufak bir kahkaha attı. “Patronumun başka neleri ciddiye aldığını duysan şaşar kalırsın dostum. Geçen gün en küçük torunu için doktordan randevu aldığını duydum. Gerekçesi; yaptığı tüm şirinliklere diğer torunlarının gülmesi ama ufaklığın tepkisiz kalması.”

Tyler yorgun olmasına rağmen gülümsedi. “Desene işin zor.”

“Tahmin bile edemezsin…” Eric verdiği yanıttan sonra aralarına sessizliğin girmesine izin vermedi. “Fanny ile her şey yolunda mı?” diye sordu duygularını belli etmeyen bir sesle.

Tyler’da bu soruyu defalarca sormuştu kendine ama henüz net bir cevap belirmemişti kafasında. “Bilmiyorum…” diye mırıldandı. İçinde yaşadığı belirsizlik sesine yansımıştı. “Yarın Helen ile bir buluşmamız var.”

Eric’in soluğunu içine çektiğini duydu. “Tanrı yardımcınız olsun dostum!”

“Sanırım dualarına ihtiyacım var, neyse sonra görüşürüz. Dikkat et kendine.”

“Tamam, sende kafana her şeyi takma. Helen’in tahmin edilemeyen bir kadın olduğunu uzun zaman önce ikimizde keşfettik sanırım.”

“Evet, acı ama güzel bir keşifti,” diye onayladı Tyler arkadaşını, ardından telefonun kapatma tuşuna bastı.

İki parmağıyla burun kemerini sıkarak arkasına yaslandı. Genç adam, kitaplarını yazarken genelde ufak çaplı stres krizleri yaşıyordu ama bu seferki farklıydı. İlk kez gerçek hayatı konu aldığı bir kitap yazıyordu ve kısa süre önce farkına vardığı gibi kurguyu yazıya dökmek çok daha kolaydı.

Yazdıklarını kaydederek bilgisayarını kapattı, ellerini masanın iki yanına koyup ağır ağır ayağa kalktı. Beline aniden giren sancıyla irkildi. Bu, uzun süre hareketsiz oturmanın cezasıydı.

Saat çoktan gece yarısını geçmişti. Yarınki buluşmayı olabildiğince kafasından uzaklaştırmaya çalışmıştı ama yatağına girince bir sürü düşüncenin beynine üşüşeceğini biliyordu. Işıkları kapatıp çalışma odasından ayrıldı. Merdivenlere yönelerek bir üst kata çıktı. Salonun ışığını açıp kendi odasına girdi. Üzerindeki kıyafetleri çıkararak kısa bir şort giydi ardından kendini geniş yatağın serin kollarına bıraktı…


BİLGİSAYARIMA KAVUŞMUŞ OLMANIN VERDİĞİ MUTLULUĞUN EŞLİĞİNDE YENİ BÖLÜMÜ HUZURLARINIZA SUNUYORUM. BEĞENMENİZ DİLEĞİYLE:)

Hiç yorum yok: