10 Aralık 2012 Pazartesi

DEJA-VU; 23.BÖLÜM


Eric, evinin kapısını açtığında burnuna gelen tanıdık parfüm kokusu karşısında gülümsedi. İtalya’yı seviyordu. Yıllarını burada geçirmişti ve işinden vazgeçmediği sürece İtalya’da yaşamaya devam edecekti.

Dar koridordan geçerek perdeleri kapalı olan salona girdi. İçeri sızmak için çaresizce çırpınan güneş ışınlarına büyük bir iyilik yaparak, pencereleri esir alan perdeleri kenara çekti. Şimdi her şey daha hoş görünüyordu gözüne. Seyahat çantasını ve bilgisayarını koltuğun üzerine bırakıp mutfağa geçti. Buzdolabına uzanan elini son anda geri çekerek cebine soktu. Yolda gelirken bir şeyler atıştırmış, açlığını bastırmıştı.

Genelde, işinden izin aldığı nadir zamanlarda, patronu da dâhil tüm çalışanlar genç adamı rahat bırakırlardı. İzin dönemlerini biriktirerek kullandığı için şu an uzun bir tatil döneminde olması gerekiyordu aslında ama İtalya’yı ziyaret edecek olan yatırımcı, Eric’in patronuna en iyi elemanıyla röportaj yapmak istediğini söylemişti. Elbette bu noktada devreye Eric giriyordu. 

Genç adam yatak odasına girdiğinde geniş yatağına derin bir özlemle baktı. Tek gecelik ilişkileri sık sık söz konusu olsa da, onları hiçbir zaman evine getirmemişti. Bu yüzden, rahat yatağa baktığında, aklına değişik kadınların görüntüleri değil huzurla uykuya daldığı anlar geliyordu.

Kendi kendine gülümserken aniden gelen bağırış sesleriyle irkildi. Seri adımlarla pencereye yaklaşıp perdeyi biraz araladı. Her zamanki gibi yandaki evde oturan komşular kavga ediyorlardı. Genç adam uzun zamandır burada yaşamasına rağmen, şimdi yan evin bahçesinde hışımla dolaşan iri yarı adamın karısını bir kez bile görmemişti.

Mahallerine yakın küçük markette bu çiftle ilgili söylentiler çalınıyordu bazen kulağına. O kadını görmeyen yalnızca kendisi değildi, özellikle tam karşısındaki evde oturan meraklı Tara bu insanları iyi tanıyamadığından yakınır ama kadının korkutucu kocasından ürktüğü için yan evin kapısını bile çalamazdı.

Eric sevimli ve küçük bir mahallede yaşıyordu yıllardır. -Arada sırada istisnalar çıksa da- uzun zaman önce önemini yitirmiş komşuluk duyguları burada çok güçlüydü. Belki de sırf bu yüzden, İtalya’yı, mahallesini terk edip, Amerika’ya yerleşmeyi aklından bile geçirmiyordu.

Sevgi bazen tüm bağları öldürebildiği gibi, bazen de insana yeni ufuklar açabiliyordu. Eric, bunun canlı kanıtıydı. Büyük annesi Helen’in boğucu ilgisinden kurtulabilmek için İtalya’daki gazetecilik işini kabul etmiş ve burada karşılaştığı ölçülü sevgiyle yepyeni bir hayata adım atmıştı.

Bekâr annelerin çoğu zaman kızlarını kendisiyle tanıştırmak istemesine rağmen, adam bunlardan kurtulmanın yollarını da buluyordu. Yılların çapkını için, masum kızları korkutup kaçırmak hiçte zor bir iş değildi.

Araladığı perdeyi yavaşça kapatarak artık eskisi kadar genç olmadığını düşündü. Şimdiye kadar yaşadığı ilişkilerde işler ciddiye bindiği zaman ortadan toz olurdu. Yinede her erkek gibi kalbinin anahtarını güvenle teslim edebileceği birini arıyordu...

Düşüncelerinin tehlikeli bir yöne doğru yol aldığını fark edince yüzünü buruşturdu.

Üzerindeki tişörtü tek hamleyle çıkarıp yatağın üzerine gelişi güzel fırlattı. Odasının yarısından fazlasını kaplayan giysi dolabına yaklaşıp sürgülü kapıyı açtı. Özenle istiflenmiş kıyafetlerinin içinden gri bir takım elbise seçerek yatağın üzerine dikkatle bıraktı.

Birazdan patronuyla görüşmeye gideceği için takım elbise giymeyi tercih etmişti. Günlük yaşamında spor giyinse de iş görüşmelerinde bazı tercihlerini bir kenara bırakmayı başarıyordu.

Pantolonundan da kurtulduktan sonra banyoya girip tıraş malzemelerini dolaptan çıkardı. Duş almak için vakti yoktu, bu yüzden alelacele tıraş olup yatak odasına döndü.

Dolabından aldığı gömleği üzerine geçirip seri hareketlerle düğmelerini ilikledi. Kol düğmelerini ve saatini çekmeceden alıp taktı. Son olarak takım elbisesini de giyip aynanın karşısına geçti. Neyse ki fit bir vücuda sahipti ve özellikle takım elbiseleri üzerinde iyi taşıyordu.

Saçlarına hızla şekil vererek salona geçti. Evrak dolabından gerekli dosyaları alıp bilgisayar çantasının içine koydu. Son bir kez etrafı kolaçan edip unuttuğu bir şey olup olmadığını kontrol etti. Her şeyin yolunda olduğunu görünce, güvenle evinden çıkıp merdivenlere yöneldi.

Bahçe içinde olan evlere çocukluğundan bu yana ilgisi vardı ve neyse ki hayallerini gerçekleştirebilecek maddi güce sahipti. Harika bahçıvanı sayesinde ise, hayallerinin çok ötesinde olan ve gece bile güzel görünmeyi başarabilen bir bahçeye sahip olmuştu.   

Fanny’nin kendi evi hakkındaki düşüncelerini merak etmeye başladı birden. Kız, alanında isim yapmış, muhteşem bir mimardı. Eric’in aykırı insanlara karşı ayrı bir saygısı vardı, birçok şeyin sıradan olduğu hayatta, değişimin gücüne inananların ve bunu karakterleriyle de destekleyenlerin saygıyı herkesten çok hak ettiklerini düşünüyordu. Fanny’de, klişeleşmiş birçok şeyin zıttı olan huylar taşıyordu.

Eric, Tyler’ın bu kıza olan ilgisini fark etmiş ve o andan itibaren ikisini bir araya getirebilmek için elinden ne geliyorsa yapmaya başlamıştı. Helen’le tanıştırabilmek için, Tyler, Fanny’den daha iyisini bulamazdı, bu fikir Eric’in kafasında şekillendikten sonra asıl hamleyi Sally sayesinde yapmıştı genç adam. Genç kızın yardımı sayesinde, iki inatçı zıt kutbu bir araya getirmeyi başarmışlardı.

Fanny ile Sally bambaşka karakterlere sahiplerdi. Yinede Eric, bu ikilinin kalbî uyumuna bayılmıştı. İkisi de birbirleri için her şeyi yapacak gibi duruyorlardı. Örneğin; Sally, Fanny’nin cinayetine kurban gitmeyi göze alarak, Eric’e yardım etmişti. Helen’le ilgili meseleye kulak misafiri olmuş gibi davranıp Fanny’i Tyler’ın kollarına itmişti.

Genç adam arabasına binerken gülümsedi. Aslında kendisi de Tyler’ın bu konuyu öğrenince vereceği tepkiden çekiniyordu. Ama ne olursa olsun, Eric iyi bir hamle yapmıştı. Ne Tyler, nede Fanny bunun aksini iddia edebilirdi.

Genç adam Fanny’nin otelin açılışında bacağına attığı tekmenin, egosu üzerindeki etkilerini hala kalbinin derinlerinde hissediyordu. Bu yüzden en iyisi, Fanny’nin korkunç gazabını üzerine çekmemek için çenesini kapalı tutmasıydı…

Emniyet kemerini takarak aracını çalıştırdı. Amerika’ya gittiğinde de kendi arabasının aynısından kiralamıştı. Bir eşyayı eskitene kadar kullanıp sonra yenisini almak Eric’in başlıca huylarındandı. Tyler birçok kez bu konu yüzünden genç adamı dalga konusu haline getirdiyse de, Eric, hakkındaki olumsuz yorumlara kulaklarını kapatmayı uzun zaman önce ilke edinmişti kendine.

Dikkatle geri geri garajdan çıkarak yola koyuldu. Şimdi tek düşünmesi gereken, işini en iyi nasıl yapabileceğiydi. Her zamanki gibi mükemmel bir performans ortaya koyup, şanını yürütmeliydi.

******

 Yatağına uzanır uzanmaz derin bir iç çekti Fanny.

Nick ile Sally’nin neredeyse hiçbir ortak noktaları yoktu. İlk kez iki insanı bir araya getirebilmek için bu kadar ter dökmüştü genç kız. Şimdi tek isteği, emeklerinin karşılığını alabilmekti. Tüm samimiyetiyle hayatındaki değerli insanların mutlu olmalarını diliyordu.

Gözlerini tavandan ayırıp yatakta yan döndü. Perdeleri açık olan camdan, muhteşem bir manzara oluşturan yıldızları seyre daldı…

Yarınki rahatsız edici buluşmayı her ne kadar zihninden uzaklaştırmaya çalışsa da başarılı olamıyordu. Tyler’la görüşecek olması yeterince gerginlik vericiyken, birde hiç tanımadığı, muhtemelen karakteri sinir bozucu olan yaşlı bir kadınla muhatap olmak zorunda kalacaktı.

Bu işten caymak için artık çok geçti, dolayısıyla yapması gerekeni yapıp, borcunu ödemesi, sonrada ardına bile bakmadan Tyler’la bağlarını koparması en iyisi olacaktı.

Tekrar sırt üstü yatarak ellerini başının altında birleştirdi. Gelecekle ilgili endişelenmeyi yarına bırakmaya karar vererek, bir an önce uykuya dalmayı dileyip gözlerini kapattı…

Günün ilk ışıklarıyla gözlerini açan Fanny yatakta hızla doğruldu. Neyse ki rahat bir uyku çekmiş ve zinde olarak uyanmıştı.

Tyler’la buluşmadan önce Holding’de halletmesi gereken işleri vardı. Koşar adım banyoya gidip gerekli bakımını yaptı.

Giysi dolabını açtığında, gözüne ilk çarpan dar, beyaz pantolonu alıp, üzerine mavi bir gömlek uydurdu. Beyaz spor atletini de yatağın üzerine bıraktığında kombinasyonu tamamlamıştı.

Saçlarına ne model vereceğini düşünürken, giyinmeye başladı. Belki de uzun saçlarını salık bırakmalıydı. Son kararı verdiğinde makyaj malzemelerinin olduğu masaya yaklaşıp hafif bir makyaj yaptı.

Tam hazır olduğunu düşünüp odadan çıkacakken kapısının usulca çalındığını duydu. Saat henüz sabahın 7’siydi.

Bu erken vakitte kimin geldiğini merak ederek kapının kilidini açıp başını dışarı uzattı. Madam Alanis’i karşısında görünce telaşlanıp kapıyı ardına kadar açtı.

“Madam, bir şey mi oldu?”

Alanis, birkaç adım atıp kızın odasına girdikten sonra suçlu bir tavırla ellerini öne doğru uzattı. “Ah, hayır Bayan Fanny, telaşlanmayın! Ben sadece…”

Kız, Madam’ın duraksadığını görünce geriye doğru birkaç adım atıp gözlerini kıstı. “Sen sadece ne Madam?”

Alanis derin bir nefes alıp ellerini iki yanında yumruk yaptı. “Dün giderken Bayan Sally bana bir şey söyledi,” dedi bir çırpıda. Fanny’nin duruşunu dikleştirip kollarını göğsünde kavuşturduğunu görünce panikledi.

“Sally ne söyledi?” diye sordu Fanny şüpheyle.

Madam derin bir nefes aldı. “Sizin bugün Bay Tyler’la buluşacağınızı söyledi.”

İşte! Sonunda söyleyip kurtulmuştu Madam Alanis. Şimdi sıra, Fanny’nin yakıcı öfkesinin sönmesini bekleyip, söyleyeceklerinin sonunu getirmesindeydi.  

Fanny’nin soluğunu hızla dışarı vermesiyle Madam irkildi.

Genç kız, Sally’nin çenesini kapalı tutabileceğini ummakla hata ettiğini anlamıştı. Her şey bu kadar karmaşık olmak zorunda mıydı?

Fanny tüm sinirlerinin ayakta olmasına aldırmadan derin bir nefes daha aldı. “Bu gün Bay Tyler’la buluşacağım,” dedi korkunç bir sükûnetle. “Ancak bununla ilgili anlatamayacağım şeyler var ve sende dâhil herhangi birinin, aramızdaki münasebeti gereksiz varsayımlarla süslemesini istemiyorum.”

Fanny sözlerini bitirdikten sonra bakışlarını, yavaş yavaş kendinden uzaklaşan Madam’a dikti.

Alanis yutkunduktan sonra başını ağır bir ifadeyle önüne eğdi. “Üzgünüm Bayan Fanny...”
Fanny içinden kendine lanetler yağdırarak çaresizce etrafına bakındı. Farkında olmadan Madam’ın kalbini kırmıştı ve ne yazık ki bu tarz duygusal kaoslarda nasıl davranması gerektiğini hiçbir zaman bilememişti.

Arada oluşan kısa sessizliğin ardından; “Gerçekten bunu yapacak mısın?” diye sitem etti komik bir ciddiyetle.

Madam Alanis başını yerden kaldırıp şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırmaya başladı. “Efendim?”

Fanny omzunu silkip elini pantolonunun cebine soktu. “Az önce dile getirdiğim sözler yüzünden kırıldın ve bunca yıllık yaşanmışlığımıza rağmen duygularını bana ifade etmek yerine içine atıyorsun.” Fanny Madam’ın konuşmak için ağzını açtığını görünce kaşlarını kaldırarak “Ve…” diye devam etti sözlerine. “Hislerini saklamakta o kadar başarısızsın ki az önce kalbinden geçenlerle orantılı olarak, yüzün bin bir türlü ifadeye büründü.”

Alanis’in yüzündeki şaşkınlığın yerini sıcak bir gülümseme aldı. Fanny bu değişimin ardından kalbindeki korkunç sis tabakasının kalktığını ve yüreğine yeniden güneşin doğduğunu hissetti.

“Ah Bayan Fanny,” dedi kadın daha çok kendine kızar bir halde. “Sanırım haklısınız.”

“Ben genelde haklıyımdır,” dedi Fanny sahte bir kibirle. “Ancak az önceki cümlende kullandığın sanırım kelimesi egomu tamamıyla yerle bir etti.”      
                 
 Madam’ın dudaklarından ufak bir kıkırtı kaçtı. Ancak Alanis kendince hata ettiğini düşünerek aldığı eğitim ve yılların getirdiği alışkanlık nedeniyle hemen elini dudaklarına götürdü. Fanny böyle zamanlarda Alanis’e ne zaman baksa, okumayı çok sevdiği dönem romanlarının kibar şaperonlarından birini karşısında görmüş gibi hissediyordu kendini.

“Benim yanımda kendini kısıtlamayı ne zaman bırakacaksın?” diye sordu kız alaycı bir dudak bükmeyle.

Madam Alanis derin bir nefes alıp elini her zamanki gibi boynuna götürdü. “Alışkanlıklar ne yazık ki kolay bırakılmıyor…”

Fanny alışkanlıkların insana neler yaptığını iyi bilirdi. Ancak şimdi bu konu üzerinde tartışmanın ne yeri, nede zamanıydı.

“Madam,” dedi birkaç adım atıp kadının omuzlarına ellerini koyarak. “Şimdi gitmem gerek ama emin ol eve döndüğümde seninle uzun bir konuşma yapacağız.”

Alanis başıyla onayladı. “Öyleyse dönüşünüzü bekliyor olacağım ve merakım için sizden özür dilerim.”

Fanny ellerini Madam’ın omuzlarından çekip salık saçlarının arasından geçirdi. “İşte tamda bu konu üzerinde konuşacağız.”

Alanis’in anlamamış ifadesini görünce çarpık bir gülüşle arkasını dönüp masanın üzerinden bilgisayar çantasını aldı. Büyük bir samimiyetle uzanıp Madam’ın yanağına içten bir öpücük kondurdu. Ardından, şaşkınlıkla donup kalmış olan Madam Alanis’i arkasında bırakarak odadan çıktı.

 Kız, Holding’e girdiğinde insanların harıl harıl çalıştığını ve etrafta koşturduğunu görünce gülümsedi. Emek harcamadan başarının elde edilemeyeceğini tecrübe etmeye gerek duymadan, uzun zaman önce babası sayesinde öğrenmiş ve yaşamında ilke edinmişti.
Çalışanları işe almadan evvel mutlaka her mülakatla ilgilenir ve birkaç soruyla, insanların iş dünyası hakkındaki fikirlerini öğrenirdi. Elbette eğitim durumlarındaki bilgilerde yeterince önemliydi ama Fanny kişilik ile çalışma azminin alınan eğitimden daha önemli olduğunu düşünüyordu.

Karşılaştığı insanlarla selamlaşarak odasına girdi. Masasında yığılı olan dosyalara yaklaşıp bilgisayarını kurdu. Yeterince vakti olmadığını bildiği için üzülerek kahve makinesine sırtını dönüp koltuğuna oturdu. Muhasebecisinin getirdiği dosyaların çokluğu karşısında şaşkına döndü ancak ne yazık ki her sayfayı okuyacak durumda değildi. Bu yüzden kilitli çekmeceyi açıp acil olmadığını düşündüğü belgeleri oraya koydu. Elbette daha sonra kontrol etmek üzere…

Sonra kendine bir dakika dinlenme izni bile vermeden uzun süre çalıştı. Kafasında soru işaretlerinin belirmesine neden olan dosyaların üzerine işaret koyup bir kenara ayırdı. Gider dosyalarında bazı problemler vardı. Ancak Fanny böylesine önemli bir konuyu daha bol bir zaman diliminde muhasebecisiyle incelemeyi düşünüyordu.

İşlerinin büyük kısmını halletmişti. Saatine baktığında 10.37 olduğunu gördü. Kendine, görülmesi gereken arazileri inceleyebilecek kadar zaman bırakmıştı. Gönül rahatlığıyla bilgisayarını kapatıp çantasına yerleştirdi. Her zamanki alışkanlığı nedeniyle unuttuğu bir şey olup olmadığını kontrol etmek için etrafına bakındı ardından odasından çıkıp aracının yolunu tuttu…

Fanny, Tyler’ın evine giden düz yola girdiğinde hızını düşürdü. Bunu hem heyecanını bastırmak için hem de yolda kontrolsüzce kaykay süren çocukların can güvenliği için yapmıştı. Arazileri araştırmak epey zamanını almıştı. Neyse ki aklındaki projelerle uyum sağlayacak birkaç arsa ayarlamayı başarmıştı. Şimdi yapması gereken; geniş çaplı bir toplantı düzenleyip, başlatmayı düşündüğü inşaatlar konusunda babasının ve diğer çalışanların onayını almaktı…   

Arabayı Tyler’ın evinin bitişiğine park edip açık olan bahçe kapısından içeri girdi. Başını dikleştirerek derin bir nefes aldı.

Tüm sakinleşme çabalarına rağmen zile uzanan elinin titrediğini görünce kaşlarını çattı. Gereksiz yere bu kadar heyecan yaptığı için kendi kendine söylendi. “Basit bir buluşma olacak,” diye mırıldandı ardından çabucak zile bastı...


BEĞENMENİZ DİLEĞİYLE...

Hiç yorum yok: