24 Aralık 2012 Pazartesi

DEJA-VU 24.BÖLÜM


        Bir dakika bile geçmeden kapı hızla ardında kadar açıldı ve Tyler’ın hizmetlisi büyük bir gülümsemeyle kızı karşıladı. Fanny, kızın neşe saçan yüzünden gözlerini ayırdığında, ellerinin un bulaşığı olduğunu gördü.

Brenda Fanny’nin bakışlarını fark etmiş olacak ki; “Lütfen kusuruma bakmayın,” dedi. “İçeri geçin, Bay Tyler sizi bekliyor.”

Fanny kızın mahcup gülümsemesini görünce ister istemez ifadesini yumuşattı. İçeri girmeden önce elini uzatarak; “Sizinle daha önce gerektiği gibi tanışamadık,” dedi. “Ben Fanny.”

Brenda genç kızı daha da şaşırtarak birkaç adımda küçük verandaya çıktı ve ellerinin un bulaşığı olmasına aldırmadan Fanny’le içtenlikle tokalaştı. “Çok memnun oldum efendim, bende Brenda.”

Fanny, Brenda’yı sevmişti. Kız doğal bir zarafete ve masum bir neşeye sahipti. “Bende memnun oldum,” dedi. Sonrada beklentiyle içeri baktı. Bay Tyler’ın şimdiye kadar kapıya çıkmasını beklemişti ama anlaşılan beyefendinin keyfini bozmaya hiç niyeti yoktu.

Brenda, Fanny’nin hala tutmakta olduğu elini bırakıp az önceki davetini yineledi. “Lütfen içeri geçin.”

Fanny bu defa ufak bir baş onayıyla, önden içeri giren kızı takip etti. Bu arada kıza belli etmeden ellerindeki un bulaşığını üzerine silmişti. Daha önce geldiği için yolu biliyordu. Brenda’nın koluna hafifçe dokunarak kızın kendisine bakmasını sağladı. “Ben yolu biliyorum Brenda. İşin varsa benimle vakit kaybetme.”

Hizmetli önce itiraz edecekmiş gibi dudaklarını kıpırdattı ancak Fanny’nin samimiyetini fark etmiş olacak ki; “Bay Tyler salonda efendim,” diyerek Fanny’nin yanından geçmesini bekledi.

Fanny, Brenda’ya gülümseyerek salona adımını attı… Kız, Tyler’ı ne halde görürse görsün şaşırmazdı ama kendine hemen kabullendirdiği gibi adamı yerde puzzle yaparken bulmak kesinlikle beklentilerinin dışındaydı.

“Bay Tyler!” dedi bir solukta. Sesinin pürüzlü çıktığını duyunca yutkunma ihtiyacı hissetti.

Adam hiç istifini bozmadan başını kaldırıp şaşkına dönen Fanny’nin yüzüne baktı. “Hoş geldiniz Bayan Fanny. Birazdan yanınızda olacağım, lütfen oturun.”

Fanny, Tyler’ın gelişigüzel işaret ettiği koltuğa oturmak yerine sinirli adımlarla genç adamın yanına yaklaştı. “Geç kalmıyor muyuz?” diye sordu sıktığı dişlerinin arasından.

Tyler kolundaki saate bakmak için dikkatini puzzle-dan ayırdı. “Geç kaldığımızı sanmıyorum Bayan Fanny, tam 5 dakika erken gelen sizsiniz.”

Genç kız öyle olmadığını söylemek için dudaklarını araladı ama Tyler’ın evine geldiğinde saate bakmamıştı. İtiraz edip kendini savunmayı deli gibi istese de, içten içe adamın haklı olduğununda farkındaydı.

“5 dakika erken gitmemizde bir sakın… Ne yapıyorsunuz?” Fanny Tyler’ın deli gibi etrafına bakındığını görünce şaşkına dönmüştü. Adam adeta hayatı buna bağlıymış gibi gözlerini açmış koltuğun altını tarıyordu.

Kız ister istemez merakına yenik düşüp genç adamın yapmaya çalıştığı minik parçacıklı puzzle-a dikkat kesildi. Eksik kalan küçük yeri gördüğünde adamın ne aradığını anladı. İstem dışı etrafına bakınmaya başladı. Bir adım geriye atınca ayağını kaldırdığı yerden, kayıp puzzle parçası genç kıza göz kırptı.

Fanny’nin dudakları ağır ağır yukarı kıvrıldı. Hala aranmakta olan Tyler’a belli etmeden yere eğilip küçük parçayı aldı ve elinde evirip çevirdikten sonra yavaş hareketlerle puzzle-a yerleştirdi. Sonra da boğazını temizleyerek Tyler’ın dikkatini çekmeye çalıştı, neyse ki adam bu sefer toparlanıp seri bir hareketle ayağa kalkmıştı.

Genç kız karşısındaki adamın doğrulunca ortaya çıkan azameti karşısında belli etmeden biraz geri çekildi. “Ne aradığınızı öğrenebilir miyim?” diye sordu sakin bir ses tonuyla.

Tyler ellerini dağınık saçlarından geçirerek gülümsedi. “Puzzle yapıyordum gördüğünüz gibi ama son parçası kayıp.”

Fanny’den küçük bir; “Hım…” sesi çıktı. “Ben puzzle-ın tamamlandığını sanıyordum. Yanlış mı görüyorum yoksa?” Kız, içinde aniden yükselen gülme dürtüsünü bastırmak için dişlerini dudaklarına geçirdi. Bunun kendisini bir süre engelleyeceğini düşünüyordu.

Tyler, genç kıza delirmiş gibi baktı, sonrada Fanny’nin ısrarla gözlerini diktiği yöne döndü. Genç adam puzzle-ın tamamlandığını gördüğünde şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Bu nasıl…”

Tyler sözünü tamamlayamadan Fanny kahkahalara boğuldu. Adamın derin bakışları içine işlese de kendini durduramıyordu. Sonunda dayanamayıp gülmekten iki büklüm olan bedenini en yakınındaki koltuğa bıraktı.

Fanny belki de yıllardır ilk kez bu kadar içten ve gerçek bir kahkaha atıyordu ancak bunu, çok uzun zaman sonra fark edecekti…

******

Tyler Fanny’i izlerken ilk kez zamanı durdurmayı diledi. Kızın az önceki numarası yüzünden aklından bin bir türlü hinlik geçiyordu. Ona deli gibi bağırabilir, kapıya koyabilir ya da arabasını çizebilirdi. Fakat bunların hiç birini yapmak içinden gelmiyordu, aslında Tyler’ın şu anda istediği tek şey; Fanny’i kendine çekip büyük bir iştahla öpmekti…

Fanny’nin gülmeyi kesip ayağa kalktığını görünce, hiç istemeden daldığı hayal dünyasından sıyrıldı. Kız ne yazık ki kendini çabuk toplamıştı. Tyler biraz daha o müzikal kahkahayı duyabilmek için her şeyini verebilirdi. Ah, diye düşündü. Ona ne zaman bu kadar bağlandım?

Ellerini iki yanına açarak “Üzgünüm,” dedi Fanny.

Tyler kaşlarını kaldırarak kıza üzgün olmadığını bildiğini belli etti.

Fanny sessizce kıkırdadı. “Gerçekten üzgünüm. Her ne kadar belli edemesem de.”

Tyler’da sonunda kıza gülümsemek zorunda kaldı, Fanny’nin gülerken çevresine yaydığı inanılmaz bir enerjisi vardı ve genç adam bu durumdan kızın bir haber olduğundan emindi. Fakat gülmediği anlarda, yani çoğu zaman, Fanny’nin gözlerinde buğulu bir hüzün kol geziyordu. Tyler o hüzün bulutlarını birkaç dakikalığına da olsa dağıttığı için memnundu.

Genç adam duruşunu biraz daha dikleştirerek kısa süre önce yerle bir olan karizmasını toparlamaya çalıştı. Fanny’de bu çabanın farkına varmış gibi görünüyordu. Az önceki kahkahadan kalma izlerin yerini, dudaklarının kenarında canlanan alaycı kıvrımlar aldı. Tyler kendini can yakıcı bir saldırıya hazırladı. Ancak kız; “Artık gidebilir miyiz?” demekle yetindi.

Genç adam bocaladığını belli etmeden gülümsedi. “Arabamın anahtarlarını alıp geliyorum hemen.” Ancak daha birkaç adım atamadan Fanny’nin kolunu tutan eli tarafından durduruldu. Şaşkınlıkla dönerek genç kıza baktı. Fanny eli yanmış gibi aniden irkilerek geri çekilmişti. Tyler kolundan bedenine sıcak bir elektrik akımının dağıldığını hissediyordu. Beklenti dolu gözlerle kıza bakmaya devam etti.

Fanny “Benim arabam var,” dedi. Tyler’ın hala bocaladığını görmüş olacak ki “Nasıl olsa aynı yere gidiyoruz, bir tane arabaya sığarız değil mi?” diye sordu.

Tyler arabaya sığacaklarından emindi ancak Fanny’nin ruh halinin önceden kestirilemeyen türden olduğunu çoktan fark etmişti. “Emin misiniz?” diye sordu. Sonradan kızın gazabına uğrayıp yol kenarında bırakılmayı istemezdi.

Fanny az önce kolunu tutan elini çoktan cebine sokmuştu. “Tabii ki eminim!” dedi hafif bir sinirle.

Genç adam daha fazla üstelemeden teklifi kabul etti. Kızın arkasından evden çıkarken Brenda’ya seslenmeyi de ihmal etmemişti.

Dışarı çıktıklarında Fanny yolu bilmediği için arabanın anahtarlarını Tyler’a uzattı. Genç adam sürücü koltuğuna geçtiğinde kızında yolcu koltuğunda yerini aldığını gördü. Emniyet kemerlerini taktıktan sonra yola çıktılar. Tyler arabayı tanımıştı. Kızla bu araba sayesinde tanışma imkânı bulmuştu.

“Sanırım arabanızda ciddi bir sorun yokmuş,” dedi sohbet açmak adına.

Camdan dışarı bakan Fanny başını genç adama çevirdi. “Gördüğünüz gibi hayır, ciddi bir sorun yokmuş.” Tyler sessizce başını salladı. Kızın kendisiyle sohbet edecek havada olmadığını anlamıştı.

Bir süre tek kelime etmeden yol aldılar. Tyler sessizliği bastırmak için radyoyu açmayı düşündü bir an, ancak araba kendisinin olmadığı için bu fikri kafasından uzaklaştırdı. Sonunda Fanny camdan dışarı bakmayı bırakıp Tyler’ın yüzünde sabitledi gözlerini. Genç adam kızın bir şey söylemek üzere olduğunu hissetmişti bu yüzden gözlerini yoldan ayırmadan Fanny’nin konuşmasını bekledi.

“O gece,” diye mırıldandı kız. “Beni neden tamircide bırakıp gittiniz?”

Tyler böyle bir soruyla karşı karşıya kalacağını düşünmemişti. Aslında uzun bir süre kendi aklını da meşgul eden bu konuyu diğer soru işaretleriyle beraber zihninin derinliklerine itmiş ve bir daha da oradan çıkarmamaya karar vermişti. Kızın bir cevap beklediğini biliyordu. Fanny bir iki kelimeyle geçiştirebileceği biride değildi.

“O an için öyle davranmak doğru gelmişti,” dedi genç adam. Sesinin sakin ve pürüzsüz çıkması hoşuna gitti. “Beni görmekten o zamanda çok hoşnut değildiniz.”

Bu cevaptan sonra aralarında ufak bir sessizlik oluştu. “Anladım,” dedi Fanny bir süre sonra.

Tyler aldığı yanıtla rahatladı. Kızın konuyu daha fazla deşmesini istemiyordu. Ancak aralarında yeniden o soğuk sessizliğin oluşmasına da izin vermeyecekti.

“Bayan Fanny,” dedi kızın dikkatini yeniden üzerine çekmek için. Derin mavi gözler gözlerine odaklanınca yutkunarak devam etti. “Helen’le konuşurken sözlerimizin çakışmaması için birkaç konuya açıklık getirmeliyim. Muhtemelen bizim nasıl tanıştığımız öncelikli sorusu olacaktır. Bunun için otelin açılışında tanıştığımızı söyleyebiliriz. Bu süre ilişkimizin başlaması için kısa olsa da, Helen konuyu deşmeyecektir. Kişisel konularda istediğiniz bilgileri verebilirsiniz. Hala iki yabancı kadar uzak olsak ta Helen’e bunu yansıtmayacağınızı umuyorum.”

Tyler istekleriyle kızı sıkmamayı umuyordu. Bunun kendisi için ne kadar büyük bir iyilik olduğunu bilse, Fanny belki daha esnek davranırdı. Neyse ki kız; “Tamam,” dedi omzunu silkerken. “İtiraz etmemi gerektirecek herhangi bir şey söylemediniz.”

Tyler, Fanny’nin bu kadar uysal davranması karşısında şaşırmamaya çalışıyordu ama kızın aklının başka şeylerle meşgul olduğunun da farkındaydı. Fanny’nin verdiği kısa ve dikkatsiz cevaplar bir erkek için onur kırıcıydı aslında, hele ki Tyler gibi istediği her kızın dikkatini çekecek cazibeye sahip bir erkek için bu durum fazlasıyla can sıkıcıydı.

Adam içinde yükselen sinirini sevimli bir gülümsemenin ardına sakladı. Ortada hiçbir sorun yokken öfkelenmekte neyin nesiydi? Dengesiz ruh halleri delirmekte olduğunu mu gösteriyordu yoksa?

Zihnini gereksiz düşüncelerden soyutladı. Fanny’nin dikkati de artık kendisinde değildi. Ne zaman dikkatini çektim ki zaten? Diye düşündü adam. Bu durumu meydan okuma olarak algılamamak için ilgisini hızla ilerledikleri yola verdi. Eğer Fanny için mücadeleye girerse, galip çıkamama ihtimalinin yüksek olacağını düşünüyordu. Bu kız, dört mevsimden daha çeşitli bir ruh haline büründürmüştü adamı. Asıl ilginç olan ise Tyler’ın bu durumdan gittikçe daha fazla keyif almasıydı…  

Helen’in evine varana kadar bir daha konuşmadılar. Genç adam yıllarca gidip geldiği yolların tanıdık huzuru karşısında gülümsedi. Helen’i seviyordu. Ona olan duygularını ifade etmek için süslü kelimelere ya da gereksiz ispat çabalarına ihtiyacı yoktu. Onlarınki gerçek bir aile sevgisiydi. Hiçbir zaman karşılıklı seni seviyorum sözleri dile getirilmese de, kalplerinin bir yerinde birbirlerine ayırdıkları o kocaman yerin farkındaydılar.

Gidecekleri yere vardıklarında Tyler arabayı park edip indi. Fanny’de yanında yerini almış şaşkınlıkla etrafını seyrediyordu. Genç adam, kızın burayı sevdiğini gözlerinden anlamıştı. Bunun kendisini neden bu kadar mutlu ettiğini ise daha bol bir zaman diliminde düşünecekti…

UMARIM BEĞENİRSİNİZ...

Hiç yorum yok: