17 Şubat 2012 Cuma

DEJA-VU; 16.BÖLÜM

16.BÖLÜM

Otelin önüne geldiklerinde şoför arabayı durdurdu. Birkaç saniye içinde otel görevlileri kapıları açmışlardı. Fanny eteklerini toplayarak dikkatle indi araçtan.

Etraftaki lüks araçların trafiğine, şık giyimli insanların otelin çevresinde oluşturduğu kalabalığa baktı. Ardından gözlerini otele dikti. Yapı şimdi tamamen bittiği için tek kelimeyle muhteşem görünüyordu. 1800’lerin ve günümüzün mimarisinin uygulandığı otel, modernize edilmiş bir şatoya benziyordu.

Fanny birinin elini tutup koluna geçirdiğini hissetti. Başını yana çevirerek gülümsedi.

“Harika görünüyor,” dedi Marco. “Tabii şu meşhur verandayı görmek içinde can atıyorum.”

Fanny kıkırdadı. Önlerinden giden Madam’la babasının peşine takıldılar. İnsanlar otelin bahçesini dikkatle inceledikten sonra içeri giriyorlardı. Fanny yetkililerin ve otel sahiplerinin olduğu tarafa yöneldi.

“Açılış açık alanda mı yapılacak?” diye sordu Marco.

Genç kız duraksayarak omzunu silkti. “Otel sahiplerinin keyiflerine bağlı.”

Marco “Hım,” dedi. “Bu durumda verandaya bakabiliriz.”

“Elbette.”

Fanny kardeşinin elini tutup hızlı adımlarla otelin arka tarafına ilerledi. Verandanın etrafındaki kalabalığı görünce ister istemez adımları yavaşladı. İnsanlar olağan üstü bir şeymiş gibi verandayı elleriyle işaret ediyorlar sonrada hayretle mırıldanıyorlardı.



“Hadi ama bu çok abartı değil mi?” diye mırıldandı Fanny. Marco’nun kendisini duyduğunu biliyordu. “Eğer verandayı gazetelerde abartmasalardı, insanlar bu kadar şaşkın ifadeler kullanmazlardı.”

“Verandayı görme şerefine nail olursam bende şaşıracağım,” dedi Marco. Bir yandan da parmaklarının üzerinde yükseliyor muhteşem yapıtı daha ayrıntılı görmeye çalışıyordu.

Fanny kardeşinin karnına bir dirsek geçirdi. “Abartılacak bir şey değil. Otelin tamamı çok daha fazla tepkiyi hak ediyor!”

Marco “Tamam,” dedi. Karnını ovuştururken bir çocukla konuşurmuş gibi tane tane devam etti sözlerine. “Elbette otelin tamamı ilgi çekici ama senin verandan da üç gün gibi kısa bir sürede tamamlandı. Çok kısa bir sürede. Ayrıca kusursuz ve eşsiz bir yapıt!”

Fanny gözlerini kardeşinden ayırıp karşıya dikti. “Tamam,” dedi omzunu silkerken. “Belki otele de tepki göstermişlerdir, biz sadece verandayı gördük.”

Marco bu kabullenişten sonra ablasının kolunu çekiştirdi. “Hayır, henüz göremedik.”

İnsanlar Fanny’i görünce kenara çekilmeye başlamışlardı. Fanny kardeşini adımlarını yavaşlatması konusunda uyarmak için kolunu sıktı. Marco anında duraksadı. Genç kız ağır bir ifadeyle, selam veren insanlara başını eğerek gülümsedi. İçinden neler geçirdiğiniyse yalnızca Tanrı bilebilirdi.

Marco’nun verandayı incelemesi ve coşkulu yorumlar yapması tam on beş dakika sürmüştü.

 Sonunda Fanny’nin zorlamasıyla verandadan uzaklaştılar…

“Daha içeride bir sürü işim var Marco!”

“Tamam, birazdan kalabalığın arasına karışmış olursun. Nede seversin ya!”

Fanny sinirle bir soluk çekti içine. Küçük kardeşler bazen gerçekten sinir bozucu olabiliyorlardı.

“Ama beni yinede seviyorsun,” dedi Marco sırıtırken.

Fanny inledi. “Seslimi düşündüm ben?”

“Sanırım güzel düşüncelerinin bir kısmını duyma zevkine eriştim.”

“Dua et de tamamını duymak zorunda kalma!”

Marco yalandan titredi. “Beni korkutuyorsunuz Bayan Talbert.”

Fanny tatminle gülümsedi. “Güzel…”


            Bir yandan didişirken bir yandan da otele giriş yapabilmişlerdi. Fanny kalabalığı görünce nefesini tuttu. Bu insanları tek tek selamlayıp konuşacak olmasının yanı sıra açıklama yapacağı basın mensuplarının varlığı da yabana atılamazdı.

Elbisenin eteğini tek eliyle kaldırıp ağır ağır yürümeye devam etti. Bir ara dayanamayarak dişlerinin arasından “Bazen kahraman mimar olmak istiyorum,” diye mırıldandı. “Mesleğimi gizli yapabilirdim yani. Bu tarz toplantılara katılmaz kimseye böyle sırıtmak zorunda kalmazdım.”

Marco bu sözlere başını geriye atıp kahkahayla güldü. Fanny çattığı kaşlarının ardından kardeşinin sarsılan omuzlarından birinin üzerine elini attı. Tehlikeli bir sertlikle omzunu sıkınca Marco yaptığı hatanın farkına vardı. Çünkü salondakilerin yarısı az önceki kahkahanın sahibine değil, yanındaki güzel kıza bakıyordu.

Marco elini ağzına götürüp öksürdü. “Affedersin Fanny.”

“Affetmem!” dedi kız tehditkâr bir fısıltıyla. Marco bu defa gerçekten büzüldü. Fanny gülümsemesini hiç bozmadan Marco’nun omuzlarından elini çekip kardeşinin koluna girdi. Varlığını fark eden insanlar akın akın üzerine geliyorlardı şimdi. Karate kursunda öğrendiği gibi gardını almak için hareketlenmek istiyordu. Kendini zor tuttu!

Takım elbiseleri yüzünden birbirine benzeyen adamların sırayla elini sıkmasına izin verdi. Arada birkaç kelimelik söz ediyor, iltifatlara “Teşekkürler,” diyerek karşılık veriyordu.

Lanet olsun. Diğer mimarlar neredeydi? Fanny sayısını tahmin edemediği kadar çok insanın tebrikinden sonra uyuşmuş elini ovaladı. Marco’nun koluna girerek Alvin ile Madam’ın bulunduğu tarafa yöneldi. Sürekli önlerini kesen insanlar yüzünden yarım saat sonra hala hedeflerine ulaşamamışlardı.

Marco’nun sıkılmadığını aksine eğlendiğini gören Fanny homurdandı. “Anormallik bendemi, sendemi anlayamıyorum!”

“Ben kendimde bir anormallik olduğunu düşünmüyorum,” dedi Marco. “Ama senin çokta normal olduğunu söyleyemeyiz.”

Fanny bu sözlerden sonra istem dışı kasıldı. Dişlerini sıkmaktan alnının kenarındaki bir kas atmaya başlamıştı. Gözlerini Madam’dan ayırmadan “Haklısın,” diye mırıldandı.

O sırada Marco ise içinden kendine lanetler yağdırıyordu. “Üzgünüm,” dedi. “Öyle demek istemedim.”

Fanny geçiştirmek ister gibi sıkkın bir ifadeyle “Biliyorum,” dedi.

Sonrasında konuşamadılar çünkü Fanny Madam’ın yanına ulaşır ulaşmaz Marco’nun kolundan çıkmıştı.

Temkinli gözlerle kendisine bakan Madam’a gülümsedi. “Nasıl gidiyor?”

“Ben tahmin ettiğimden daha iyiyim,” dedi Madam. “Asıl siz nasılsınız?”

Bilmiyorum, diye geçirdi içinden Fanny. Dudaklarından çıkan kelimeyse “İyiyim,” oldu.

Madam elbette iyi olduğuna inanmamıştı. Yinede üstelememesi Fanny’i memnun etti. Babasının yanındaki mimar kalabalığını görünce Madam’a kısa süreliğine veda edip o tarafa yöneldi. 
İçlerinde çok sevdiği ve eskiden beri tanıdığı insanlar vardı. Alvin, kızını görünce elini beline dolayıp daha yakınına çekti. “İşte meşhur verandanın mimarı…” Ah, artık böyle mi anılacaktı?


Bir saat sonra Fanny her an birisi bir şey sorabilir diye neredeyse ağzı açık bekleyecekti. Neyse ki bu süre zarfında Sally gelmiş ve biraz olsun genç kızın kafasını dağıtmıştı. Fanny basın toplantısını başarıyla atlattığı içinde iyi hissediyordu kendini.

Sally’le beraber makyajlarını tazelemek için arka tarafa geçip lavaboya ilerlemeye başladılar.

Sally’nin durgun hali Fanny’nin dikkatinden kaçmamıştı. Kendi sorunlarından da biraz olsun uzaklaşabilmek için arkadaşının yüzünü inceledi. “Sorun ne?”

Sally gözlerini yerden kaldırıp Fanny’e baktı. Lavabonun kapısını açıp içeri girdiler. “Sorun mu?”

“Evet,” diye tekrarladı Fanny. Ellerini beline götürüp arkadaşının karşısında dikilmeye başladı. Sally çaresiz gözlerle önündeki kararlı kıza bakarken yutkundu.

“Fanny üzgünüm ama terbiyem gereği tuvalete girmek zorundayım. Yoksa hoş olmayan sahneler yaşayabiliriz.”

Fanny’nin dudaklarından bir kıkırtı kaçtı. “Tamam, gir. Bende o sırada makyajımı düzelteyim.”

Sally, Fanny son sözlerini söylerken kendini tuvalete atmıştı bile. Fanny çantasından malzemeleri çıkarıp makyajını tazelemeye başladı. Aynaya eğildiğinde belinin ağrıdığını fark etti. Günlerce kendisini yormasının acısı şimdi çıkıyordu.

Doğrulduğunda Sally’nin arkasında olduğunu gördü. “Şimdi konuşabiliriz.”

Sally ellerini yıkarken “Seni dinliyorum,” diye mırıldandı.

“Belli ki bir sorunun var. Ben seni dinlemek istiyorum. Anlatmaya başla.”

Sally ellerini kurulayıp çantasından ağır hareketlerle birkaç makyaj malzemesi çıkardı. “Sorun Ryder. Bir süredir eskisi gibi anlaşamıyoruz.”

“Bana bundan bahsetmedin,” dedi Fanny. Belini lavaboya yasladı. “Her şeyin yolunda olduğunu sanıyordum.”

Sally içini çekip makyaj tazelemesini kısa kesti. “İdare etmeye çalışıyordum!” dedi sinirle. “Ama Ryder’ın sorumsuzlukları yüzünden başımın derde girmesinden bıktım. Sürekli bir yerlere borç yapıyor, çalışmıyor ve bana da evime postalanan faturaları ödemek kalıyor.”

Fanny doğruldu. “Kahretsin Sally, bunca zamandır benim neden haberim olmadı bunlardan? O herifin iyi bir dayağa ihtiyacı var!”

Sally sinirli bir kahkaha attı. “Hey, hey sakin ol. Eskiden onu sevdiğim için katlanıyordum bunlara ama beş yıldır birlikteyiz ve benim sevgim tükendi. İlişkimiz monotonlaştı. Artık ben onun muhasebecisi gibiyim.”

Fanny derin bir nefes aldı. “Ayrıl öyleyse.”

“Buraya gelmeden önce o işi hallettim,” dedi Sally duygusuz bir sesle. Ya da her zamanki avukat yüzünü kullanıyor ve duygularını saklıyordu. Fanny dikkatle yaklaştı arkadaşına. Genç kız yüzünü Fanny’e döndü. Bir süre birbirlerine baktılar sonra Sally’nin gözünden bir damla yaş düştü.

Fanny teselli biletini almıştı. Kollarını açıp arkadaşına sıkı sıkı sarıldı.

“Ona alışmıştım Fanny. Bırakmak hiç kolay olmadı,” diye mırıldandı Sally. Bir yandan da burnunu çekiyordu.

“Biliyorum canım…”

“Kalbimde uzun zamandır koca bir boşluk var ve ben bu gün o boşluğu daha da büyüttüm.”

“Zamanla iyi olacaksın,” diye fısıldadı Fanny. Zamanın nasıl mucizelere sebep olduğunu kendisi çok iyi biliyordu. Sally’nin sırtını sıvazlayarak biraz daha teselli verdi arkadaşına.

Bir süre sonra Sally kendini toparlamıştı zaten. Yüzünü yıkayıp adam akıllı bir makyaj yaptı bu defa. Perma yaptırdığı saçlarını elleriyle dağıttı. Üzerine çeki düzen verdikten sonra gülümsedi.

“Nasıl görünüyorum?”

Fanny gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. “Hımm, az önce ağlayan birine benzemiyorsun.”

“Bende bunu duymak istiyordum!” dedi Sally. Sonrada çantasını eline alıp Fanny’nin koluna asıldı.
 “Hadi, çıkalım buradan.”


İki kız hallerinden memnun bir halde tekrar insan kalabalığına karıştılar. Fanny bazı arkadaşlarıyla Sally’i tanıştırdı, ardından etrafındaki birkaç insanla sohbet eden Madam’ın yanına yaklaştılar.

Alanis kızları görünce gözlerinin parlamasını engelleyemedi. Fanny durumu toparlamak için orta yaşın üzerinde olan bayanlarla kısa konuşmalar yapıp yanlarından uzaklaşmalarını sağladı.

Herkes gittikten sonra Madam; “Bay Alvin’e minnettarım ama yalnız başımayken tanımadığım insanlarla olduğumdan daha mutluyum,” dedi.

Fanny bir an kendi sözlerini duyar gibi oldu sonra Bay Alvin kelimesine takıldı. “O hanımları babam mı yolladı seninle konuşmaları için?”

“Evet,” diye mırıldandı Madam. Fanny arkasına baktığında Alvin’in, Marco’yla beraber yanlarına gelmekte olduğunu gördü. Fazla yakınlarında oldukları için Alanis’e bu konuda bir şey söyleyemedi.

“Her şey yolunda mı?” diye sordu Alvin. Lafını ortaya atmıştı ama bakışları Madam’ın üzerindeydi. 

İkisi bir; “Evet,” dediler. Alvin gülümsedi.

Fanny, Sally ile babası sohbet ederken etrafına bakındı. O sırada ortaya geçici olarak koyulmuş yiyecek büfesine yaslanan biri çekti dikkatini. Hayatında görmek isteyeceği en son insan! Genç adam dikkatle Fanny’e bakıyordu.

Fanny gözlerini istese de Tyler’dan ayıramadı. Adamın gözlerindeki yoğunluğu aralarındaki mesafeye rağmen görebiliyordu. Birisi kolunu dürtükleyince Fanny gözlerini kırpıştırdı. Yanındakine dönerken genç adamın hareketlendiğini gördü.

“Neye bakıyorsun öyle?” diye sordu Sally. Az önce Fanny’nin gözlerini diktiği yere baktı ama kimseyi göremedi.

Genç kızın şaşkınlığı yerini kısa sürede kızgınlığa bırakmıştı. Marco ile konuşan babasına döndü.

“Bay Tyler’ı kim çağırdı buraya?”

Alvin’in içtiği içki boğazında kaldı. Ufak bir öksürük krizinin ardından alev alev yanan gözlere baktı. “Ben çağırdım,” dedi yutkunmaya çalışırken.

“Neden?”

“Çünkü onu sevdim ve Martin gelmediği halde onun gelmesinde sakınca görmedim.”

Martin’in açılışa gelmeyeceğini öğrendiğinde havalara uçacaktı Fanny sevinçten ama kardeşi her şeyi berbat etmişti. Kız tam ağzını açmıştı ki yan tarafından bir ses duydu. Kahretsin… Genç adam konuşmalarını duymuş muydu acaba?

“Merhaba.”

Genç adama bakmayı ısrarla reddederken bakışları kıkırdayan Sally’e takıldı. Gözlerini kısarak sinirli bir bakış attı arkadaşına. Bu genç kızı durdurmaya yetmemişti ama en azından artık sadece gülümsüyordu.

Fanny, Sally’le uğraşırken Tyler genç kızın yanına gelmişti. “Merhaba, nasılsınız?”

Fanny irkilerek haddinden fazla yakınında olan Tyler’dan bir iki adım uzaklaştı. “Merhaba, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?” İyiyim demek gelmemişti içinden.

Tyler çarpık gülümsemesiyle “Ben gayet iyiyim,” dedi. Son kelimedeki vurgu dikkatlerden kaçacak gibi değildi. Fanny çoktan tepesine çıkmış olan sinirleriyle normal bir konuşma yapmasının mümkün olmayacağını anlamıştı. Tam arkasını dönüp gidecekken “Merhaba,” diyen başka bir ses duydu.

İnlememek için kendisini zor tutarken hayatında ilk kez gördüğü yakışıklı adama takıldı gözleri. 
Tyler adamı tanıyordu anlaşılan. “Bu arkadaşım Eric,” dedi eliyle adamı gösterirken. Ardından sırayla herkese takdim etti Eric’i. Sally’nin adını bilmediği için orada ufak bir duraksama olmuştu.


Eric’in gözleri üzerinde uzun süre kaldığı için rahatsız olmuştu Fanny. Kaşlarını çattı. Karşılığında Eric’ten büyük bir gülümseme aldı. Gözlerini devirmemeye çalışarak ortamdan kaçmak için bir bahane bulmaya çalıştı.

“Benim görüşmem gereken kişiler var. Size iyi sohbetler.” En mantıklı açıklama bu gibi gelmişti.

Tam önünde Tyler durduğu için Eric’in arkasından dolanmaya yeltendi. Ama adam bir adım geriye atınca duraksadı. Bu defa öbür tarafa adım attı ama Eric yine önünü kesti.

Fanny sinirden gülümserken elindeki çantayı Madam’a uzattı. Artık sınırlı olan sabrı taşmıştı. Alanis’in gözlerindeki uyarıcı bakışı görmezden geldi.

Başını kaldırıp yukarı baktığında Eric’le çarpıştı gözleri. Herif sırıtıyordu! Fanny sıktığı dişlerinin arasından “Bir sorun mu var?” diye sordu. Çember halinde etraflarını saran ailesinden ses çıkmıyordu.

Eric kollarını göğsünde birleştirdi. “Bilmem. Bir sorun mu var?”

“Evet,” dedi Fanny. “Bir sorun var.” Sizin burada olmanızda başlı başına bir sorun zaten.

“Ah!” dedi Eric hayretle. “Neymiş o sorun?”

“Sizin mantıksız davranışınız.”

Eric’in gözleri büyüdü. “Ben asla bir bayana karşı mantıksız davranışta bulunmam. Yaptığım şeyin bir anlamı vardır mutlaka.” Gözleri kısa süreliğine Tyler’a kaydı son sözlerinden sonra.

Fanny keyifle gülümsedi. Bu çömezler eğer kızla dalga geçmeye çalışıyorlarsa derslerini almaları gerekiyordu. Hızlı bir hareketle arkasına dönüp Tyler’a baktı. Genç adam Eric’e sinirli ve uyarıcı gözlerle bakıyordu.

Bu Fanny’nin hedefi bire indirmesine neden oldu. Eric’in dikkati kısa bir an dağılınca arkasına geçip kaskatı duran dizlerinin eklem yerlerine kuvvetli tekmeler attı. İki hamlede Eric kolları göğsündeyken dizlerinin üzerine çökmüştü. Adam ne olduğunu anlamaya çalışırken Fanny yüzüne bakmadan Madam’dan çantasını aldı.

Ardından başı yukarıda, dudaklarındaki tatminkâr gülümsemesiyle ailesinin bulunduğu yerin tam zıt-tına ilerlemeye başladı.

Zaten gün boyu bir şeylere vurma ihtiyacı hissetmişti. Eric iyi bir hamleydi. Kiminle dans ettiğini bilmesi gerekiyordu. Keşke orada kalıp Tyler’ın tepkisine de baksaydı. Eric’in yüzündeki şok ifadesini unutmayacaktı hiçbir zaman.

Kendini hiç olmadığı kadar iyi hissediyordu. Şu anda bir tek arka fonda müziği ve ağır çekimi eksikti. Aslında otelin içinde onlarca kamera vardı. Bir tanesi mutlaka ufak tartışmalarını kaydetmiş olmalıydı. Fanny görevlilerle görüşüp güvenlik kayıtlarını almaya karar verdi. CD’ye yapacağı ufak tefek montajlarla istediği efektleri ekleyebilirdi. Ardından mükemmel görüntüler çıkacaktı ortaya...

HER ZAMAN Kİ GİBİ BEĞENMENİZİ DİLEYEREK YAYINLIYORUM YENİ BÖLÜMÜ. İYİ OKUMALAR...