18 Nisan 2012 Çarşamba

DEJA-VU; 20.BÖLÜM

20.BÖLÜM


Fanny arabasının kapısını çarparak kapattı. Tyler’ı görünce ister istemez sinirleniyor tüm duyuları diken üstündeymiş gibi hissediyordu. Alışık olmadığı bu durum karşısında stratejiler belirlemeye kalkışsa da bunun başarılı bir hamle olmadığını kısa sürede anlamıştı.

Derin bir soluk alarak saatine baktı. Lillian ve Marco’yla buluşması için 15 dakikası vardı. Aracın yönünü sözleştikleri restorana çevirerek gaza yüklendi.

Helen’in nasıl biri olduğunu az çok çözmüştü. Eric’ten aldığı bilgilere göre kadın bilmiş büyükannelerdendi. Fanny büyükannelerini tanıyamamıştı. İkisi de sözleşmiş gibi Fanny doğmadan önce hayatlarını kaybetmişlerdi. Kendinde bir lanet olduğunu düşünürdü zaman zaman. Yanına yaklaşan ya da kalbine giren –hemen hemen- herkes hayatını kaybediyordu. Belki de Bay Tyler’la daha yakın olmalıydı, böylelikle kendini yormadan bu dünyadan onu def etmeyi başarabilirdi. Düşüncelerinin verdiği hazla içini çekti.

Genç kızın zihni bir anda bambaşka bir konu üzerinde yoğunlaştı. Bu gün babasıyla Madam Alanis yemeğe çıkacaklardı. Fanny elinden geleni yapmış gerisini babasına bırakmaya karar vermişti. Artık Alvin istemedikçe bu konu hakkında konuşmayacak Madam’ın da kendisine açılmasını bekleyecekti. Tüm bunlara rağmen buluşmalarının iyi geçmesini canı gönülden diliyordu…

Restorana vardığında aracını park edip çantasını alarak arabadan indi. İçeri girdiğinde birkaç kişinin arasından Marco’nun endişeli bakışlarıyla karşılaştı.

Hızlı adımlarla o yöne yürüyerek tek başına oturan kardeşinin başında dikildi. “Bir sorun mu var?”

“Hayır,” dedi Marco ayağa kalkarken. “Geldiğine göre bir sorun yok.”

“Geleceğimi söylemiştim.”

“İşinin çıkmasından korktum.”

Fanny rahatlayarak gülümsedi. Marco’ya oturmasını işaret ederek kendide kardeşinin karşısına geçti. “Lillian nerede?”

“Lavaboda.”

İkisi de sözlerini yeni bitirmişken Fanny restoranın karşı tarafından ufak tefek kızıl saçlı bir kızın kendisine yaklaştığını gördü. Yaklaştıkça kızın silueti belirginleşiyor mavi gözlerinin etrafa yaydığı ışıltı dikkatlerin üzerine çekilmesine neden oluyordu.

İlk gördüğünde kıza kanı ısınmıştı. Şimdi gönül rahatlığıyla rutin abla konuşmasını yapabilirdi. Ağır ağır doğrularak karşısında dikilen Lillian’a elini uzattı.

“Merhaba.”

“Merhaba efendim,” dedi kız ince sesiyle. Fanny fazlasıyla narin görünen eli uzun bir süre tutup bıraktı. Lillian değişik bir ifadeyle Marco’ya baktı. Onun sırıttığını görünce soluğunu hızla dışarı verip sevgilisinin yanına oturdu.

Fanny kızın rahatsızlığını anlıyordu. “Bana efendim diye hitap etmene gerek yok,” dedi gülümseyerek. “Fanny demen yeterli.”

Lillian başını eğdi. “Tamam, sanırım siz benim adımı biliyorsunuz.”

Fanny onayladı. “Marco’yla senin hakkında uzun bir sohbet gerçekleştirdik.”

“Öyle mi?” dedi kız. Yerinde birkaç kez kıpırdandı. “Hakkımda ne anlattığını sorsam ukalalık mı etmiş olurum?”

Fanny tatminle gülümsedi. “Marco’nun yanındayken ukala olmaktan endişelenmene gerek yok. Kendisi bu unvanı başarıyla taşır.” Kardeşinin yoğun bakışlarına cesaretle karşılık verdi. “Hatta öyle anlar gelir ki,” diye devam etti sözlerine. “Ablasına nasıl bakması gerektiğini bile unutur.”

Lillian’ın kıkırdadığını duyan Marco şaşkınlıkla o yöne döndü. Kız hemen ağzını kapattıysa da Marco’nun çatılan kaşlarıyla karşı karşıya kalmaktan kaçamamıştı.

“Hey!” diye seslendi Fanny. “Sadece sizi rahatlatmaya çalışıyorum.”

İki gencin kendisine döndüğünü görünce arkasına yaslanıp eğlencesinin tadına vardı. “İkinizde kırılacakmış gibi gergindiniz. Muhtemelen Lillian benim nasıl biri olduğumu merak ediyordu, sense yakışıklı kardeşim; kız arkadaşına nasıl davranacağımı kestiremiyordun.”

Karşısında kocaman açılmış gözlerle kendisine bakan çiftten onay alınca bilmiş bir edayla gülümsedi. “Tecrübeyle sabit olan bazı konular vardır. Bunlardan biride sevgilini ailenin her hangi bir ferdiyle tanıştırırken yaşadığın stresin benzersiz olmasıdır.”

Marco elini yavaşça masaya vurdu. “Anlaşıldı,” dedi sırıtırken. “Artık herkes rahatladığına göre ne yiyeceğimize karar verebilir miyiz?”
Siparişlerin gelmesinin ardından sohbetleri koyulaştı. Fanny Marco’nun doğru bir seçim yaptığına emindi. Lillian hem kibar hem de akıllı bir kızdı. Yanıtlarını ne zaman ne şekilde vereceğini biliyor doğrularının arkasında duruyordu.

Genç kız kardeşinin gözlerinde gördüğü aşk dolu bakışlardan dolayı gururlandı. Annesi öldüğünde Marco küçücüktü. Madam ve babasıyla beraber ellerinden geleni yapmışlar ve kardeşini bu günlere getirmişlerdi.

Zamanın nasıl geçtiğini anlamamalarına rağmen Lillian bir süre sonra kalkmak zorunda kaldı. “Anneme söz verdim,” dedi Fanny’nin boynuna sarılırken.

Marco’da;  “Taksiyle Lilly’i bırakır sonra eve dönerim,” dedi.

Fanny giden gençlerin ardından bir süre gülümseyen gözlerle baktı. Jimmy’nin ailesiyle tanışmasına gerek kalmamıştı. Komşu oldukları için günlerinin çoğunu beraber geçiriyorlardı zaten. Oğulları ölünce anne baba tek çocuklarını kaybetmenin verdiği acıyla ülkeyi terk etmişlerdi. Fanny bir süre önce dünyayı gezdiklerini duymuş sonrasındaysa bağlantıları tamamen kopmuştu.

Hesabı ödedikten sonra restorandan ayrıldı... Akşam yemeği vaktine daha vardı. Rahatlamak için her zaman olduğu gibi yarış pistine gitmeye karar verdi. Nich’le biraz sohbet etmeninde kendine iyi geleceğini biliyordu…

Piste girdiğinde Nick’in tamirhanede olduğunu öğrendi. Aracını park ettikten sonra etrafta bolca araba parçasının olduğu küçük alana ilerledi. Nick’i havada asılı duran bir yarış arabasının altına uzanmışken buldu.

“Burada ufak bir delik var,” diye seslendi adam çalışanlara. “Arabanın neden dertlendiği belli oldu.”

Nick motorlarla ve yarış araçlarıyla insanlardan çok daha iyi anlaşıyordu. Fanny yaşlandıkça hocasına benzediğini düşünmeden edemiyordu. Genç kızda evlenmeyi düşünmüyor ve bir gün Holding’den ayrılmaya karar verirse kendine yarış pisti açmak istiyordu.

Etrafındaki çalışanların hareketlenmesiyle elini dudaklarına götürdü. “Bana bir bez parçası uzatın,” diye bağırdı Nick.

Fanny seri hareketlerle nerede olduğunu iyi bildiği paçavralardan bir tanesini alıp hocasına uzattı. “Bu sorunu nasıl fark edemediğinizi anlamıyorum,” dedi Nick boğuk bir sesle. “Size verdiğim eğitimleri dinlerken kulağınıza pamuk tıktığınızdan şüpheleniyorum.”

Fanny, Nick’in klasikleşmiş sözlerini duyunca kahkaha atmamak için dudaklarını birbirine bastırdı. Çömez olduğu dönemlerde kulağına pamuk tıkmayı sık sık düşünmüştü aslında. Nick’de, bu konudan cayması için kendisine hiç yardımcı olmamıştı.

İşçileri el işaretleriyle dışarı yönlendirdi. Nick’in hala söylendiğini duyabiliyordu.

“Bu yaşta bu kadar sinir zararlı değil mi?” diye seslendi arabanın altına.

Sözlerinden sonra aracın altında ufak bir arbede yaşandı. Önce yere düşen İngiliz anahtarının sesi geldi, ardından Nick’in küfürle karışık inlemesi.

“Fanny, sana birisine aniden seslenmemen gerektiğini öğretmediler mi?”

“Hayır,” dedi Fanny düşünceli bir sesle. “Sanırım bu ahlak kurallarının içersinde yer almıyor.”

“Kesinlikle yer almalı!” diye homurdandı adam arabanın altından çıktığında.

Fanny’nin yere çömeldiğini ve elinde ilk yardım çantasıyla kendisini beklediğini görünce homurdanmaları kıkırtıya dönüştü. “Pratik zekânı her zaman takdir etmişimdir.”

“Biliyorum,” dedi kız ayaklanırken. Hocasının alnındaki ufak çizikten sızan kanı temizledi önce, sonrada yara bandını yapıştırdı.

“Şimdi daha hoş görünüyorsun,” dedi eserine uzaktan bakarak. Nick sırıttı. Elindeki eldivenleri çıkarıp Fanny’e sarıldı. “Seni görmek güzel.”

“Senide öyle.”

“Yarışmak mı istiyorsun?”

Fanny memnuniyetle gülümsedi. “Beni iyi tanıyorsun.”

Nick gözlerini devirdi. “Bunu söylediğine inanamıyorum, hayatımdaki en gizemli insanlardan birisin.”

Fanny omzunu silkti. “Gizemli olmak suç değil sanırım.”

“Sanırım,” dedi adam cılız bir sesle. Ardından en iyi motorlarının olduğu tarafa yöneldi. “Seni bozguna uğratmak için sabırsızlanıyorum.”

Fanny tek kaşını kaldırıp alayla Nick’e baktı. “Sen başına ciddi bir darbe mi aldın arabanın altında?” Hocasının yüzünün düştüğünü görünce keyiflendi. “İşte böyle, hayatta bazı şeyler imkânsızdır. Senin beni yenmende öyle!”

Nick en sevdiği motoruna atlayıp koruyucu ceketini giyerken bile sinirli görünüyordu.

“Eğer bir insanı bozguna uğratmak istiyorsan sinirlerine hakim olmalısın,” dedi Fanny. “Hırs ve sinir enerjini kolayca yiyip bitirirler. Bu sefer sen gerekli gücü bulabilmek için vücuduna yüklenmeye başlarsın. Sonra kolların ve bacakların hissizleşmeye başlar. Ardından terler ve su ihtiyacı hissedersin. Buda senin sonun olur.”

Nick’in ağzının bir karış açıldığını görünce gülümsedi. “Biliyor musun?”   Diye devam etti sözlerine. “Çok şey bilmek bazen gerçekten işe yarıyor...”

İki yarışçı pistte yerlerini aldıklarında son derece kontrollü görünüyorlardı. Fanny baştan aşağı siyahlara bürünmüş Nick’se en sevdiği renk olan maviyle kıza eşlik etmek istemişti.

Yarışı almayı canı gönülden diliyorlardı ve Fanny biliyordu ki, Nick’i yenmek az önce söylediği kadar kolay değildi. Yılların getirdiği tecrübenin yanı sıra, adam gerçekten iri ve kaslı görünüyordu. Genç kız hocasının daha ne kadar vücut çalışacağını merak ediyor ama bunu sormaya korkuyordu.

Motora ufak bir gaz verip homurdanmasını sağladı. Ayağının tekini yerden kaldırıp hazır pozisyonda beklemeye başladı.

Karşılarında elinde bayrakla bekleyen görevli başla komutunu verince adeta fişek gibi öne atıldılar. Fanny biraz yol aldıktan sonra motora iyice yerleşti ve pozisyonunu korudu.

Karşısındaki keskin viraja girmeden dizini iyice kırdı ve tamamen yan yattı. Ağırlığını dönemeçten sonra eşitleyerek düz sürmeye başladı. Yıllardır her virajda aynı heyecanı ve adrenalini yaşıyordu. Motor yarışlarının kaderini belirleyen yerlerdi virajlar. Hızını kontrol edip, doğru alanda eğilip doğrulmayı aylarca süren eğitimden sonra öğrenebilmişti.

Ensesinde Nick’in varlığını hissedebiliyordu. Arayı istediği kadar açamamıştı ve yıllar sonra ilk kez bir yarışı kaybederse çaptan düştüğünü düşünüp günlerce motor pistlerinde pratik yapardı. Kendine bu eziyeti yapmayı istemese de bazen vücudu beyninin komutlarını dinlemeden hareket ediyordu.

Aynasından Nick’i kontrol ederek tekrar viraja girdi. Doğrulduğunda arayı üç saniye daha açtığına yemin edebilirdi. Keyfi yerine gelince motorun üzerinde ki hâkimiyetinin tamamını kullandı ve kısa aralıklarla vitesi artırdı.

Gittikçe açılan aradan memnuniyet duyuyordu. Kusursuz asfalt yolda ilerlerken, pistin kenarında, çalışanların tezahürat yaptığını gördü. Sesleri duyamasa da, hepsinin Nick’i tuttuğuna emindi.

Bu kadar kişinin arasında hocasını yenmeyi istemezdi ama adamları başka yere gönderecek zamanları olmamıştı. Nick’in bundan rahatsız olmamasını umarak bir saat sonra yarışı az bir farkla kazandı.

Keskin bir dönüş yapıp bitiş çizgisinde durdu. Nick 5 saniye sonra yanındaydı. Adam kafasından kaskını hızla çıkarıp motoru sabitledi ve ayağa kalktı.

“Lanet olsun!”

Fanny oturduğu yerden keyifle hocasının çırpınışını izliyordu. “Rövanş istiyorum!” dedi adam burnunun dibine gelip kaskına doğru elini sallayarak.

Kız ağır başlı bir ifadeyle başını bir kez aşağı eğdi. Ardından kaskının önünü açıp “Sizi yenmekten her zaman keyif alırım hocam,” dedi.

Nicholas, ilk mağlubiyetini, usta bir sürücü karşısında yaşamıştı… O zamanlar gururunu kurtarmak için adamın çok iyi bir sürücü olduğunu söyleyip duruyordu.

Ama zaman ilerleyip Fanny güçlü bir rakip olunca, sürekli yarışları kaybetmeye başlamış ve günlerce nerede hata yaptığını arayıp durmuştu. Şimdi Fanny’nin yeteneğinin Tanrı vergisi olduğunu düşünüyordu. Yinede bu, durumu daha katlanılabilir yapmıyordu.  

Genç kıza arkasını dönerek olgunluktan uzak bir davranışla odasına yöneldi. İyi bir duş alacak ve Fanny’le daha sonra yüzleşecekti…

Fanny, Nick’in gidişini bir süre izledikten sonra motordan aşağı indi. Kendi motoru olsaydı hocasına daha büyük bir fark atabilirdi. Nick’in sinirlenince küçük bir çocuk gibi olduğunu düşünürdü hep. Bu durum hoşuna gitse de karşısında böyle anlarda gülmemeye çalışıyordu.

Nicholas hayatının aşkını hala bulamamıştı. Genç kız adama bazen yalnız öleceğini söylüyor zaman zamanda tanıdığı kızların resimlerini gösteriyordu. Nick’in kendisinden başka hiçbir kızla çok iyi anlaştığını görmemişti. Soğuk bir nezaketle hepsini selamlar sonra kendi kabuğuna çekilirdi. Eğer vereceği tepkiden korkmasa, hocasına cinsel tercihinin ne yönde olduğunu sormayı çok isterdi. Ama arada sırada Nick’in günlük ilişkileri de olmuyor değildi.

Konunun üzerinde daha fazla durmayarak soyunma odasına yöneldi. Sürücü kıyafetlerini çıkararak duşa girdi ardından kendi kıyafetlerini üzerine geçirip saatine göz attı. Muhtemelen yemeğe geç kalmıştı ve telefonu sessizde olduğu için arayanları duymamıştı. Cevapsız aramalara şöyle bir göz gezdirip burnunu kıvırdı.

İş için arayanları, geri dönmek üzere aklının bir köşesine yazdı. Dışarı çıktığında Nick’in bir duvara yaslanıp kendisini beklediğini gördü...

UMARIM BEĞENİRSİNİZ...