12 Mart 2013 Salı

DEJA-VU; 26.BÖLÜM


Arabaya bindiklerinde kızın keyfi yerindeydi. Tyler’ın parfümünün kokusu aracın içini doldururken ister istemez derin bir nefes aldı. Eğer kendini dizginleyemezse bu adama alışmaya başlayacaktı. Hislerini kontrol altına alabilmek için araba hareket ettikten sonra bir süre hiç konuşmadı. Sessiz dakikalardan sonra ise aklına takılan soruyu sormak için daha fazla bekleyemeyeceğini anladı.

“Bay Tyler,” dedi sakin bir sesle. “Helen yalnız mı yaşıyor?”

Genç adamın bu soruya şaşırması kızı huzursuz etti. Adamın cevap vermesini beklerken kaşları istem dışı çatıldı.

Tyler boğazını temizledikten sonra “Hayır,” dedi. “Hiç evlenmemiş olan yardımcısıyla birlikte yaşıyorlar.”

Fanny bu cevaptan sonra rahatlayarak çatılmış olan kaşlarını düzeltti. Helen her ne kadar sağlıklı ve dinç gözükse de azımsanamayacak bir yaştaydı ve yalnız yaşaması uygun değildi.

Kız, Tyler’ın gözlerini üzerinde hissedince başını çevirip genç adamın bakışlarına karşılık verdi.

“Helen’in yalnız yaşama ihtimali sizi rahatsız mı etti?”

Fanny omzunu silkti. “Tabii ki rahatsız etti. Yalnız bir hayat sürmek sanıldığı kadar kolay değildir.”

Tyler’ın gözlerindeki ifade değişince Fanny kasıldı. Adamın yalnızlık konusunda tecrübeli olduğunu anladığına dair zırvalıklarla dolu bir konuşma yapmasını bekledi. Oysa Tyler sadece gülümsemiş ve bakışlarını tekrar yola dikmişti. Fanny afallamasını gizleyebilmek için birkaç saniyeye ihtiyaç duydu.

Bu adam Fanny’nin sandığı gibi yüzeysel bir züppe değildi. O anlamlı bakışları her genç kızın kalbinin hızla çarpmasına yeterdi ve adamın kendi çekiciliğinin farkında olduğu da belliydi. Genç kız kalbinin çevresine ördüğü kalın duvarın, Tyler’ın delici yeşil gözlerine bakınca etkisini ağır ağır yitirdiğini ve her bir yakıcı bakışmada tuğlaların teker teker yerinden söküldüğünü hissediyordu.

Aşkı tekrar hayatına sokmak, yapmayı istediklerinin arasında en son sırada bile yer almıyordu ve Fanny bu durumu tehlikeli derecede tehdit eden yanındaki çekici adamdan elinden geldiğince uzak kalmalıydı. Korkunun yanına yaklaşmasına bile izin vermeyen buz küpü Fanny, hakkında hiçbir şey bilmediği bu adamdan; Tyler’dan korkuyordu! Evet, bunu itiraf edebilecek kadar dürüsttü kendisine karşı…

Yinede şayet kalbi kendisine ihanet edip saklandığı yerden aniden ortaya çıkmazsa, Fanny yıllar önce kendisini adadığı şövalyelik görevini başarıyla yerine getirmeye devam edecekti.  Geri çekilmek, Fanny’nin onuruna yediremeyeceği türden bir davranıştı...

******

Yolculuğun sessizliğinden yine rahatsız olan Tyler kaçamakça bir bakış attı kıza. Ancak o saniyede bunu yapmamış olmayı diledi. Çünkü Tanrı biliyor ya Fanny’nin yan profili bile bir ressamın tablosuna aktarmayı isteyeceği türdendi.

Adam yutkunarak gözlerini tekrar yola çevirdi. Filmlerde izlerken dalga geçtiği, aşkın pençesine düşmüş çaresiz, zayıf adamlar gibi hissediyordu kendini. Bu denli zavallı hissetmesine neden olduğu için Fanny’e karşı içinde dizginleyemediği bir öfke dalgası yükseldi. Ancak bu ani sinir travması geldiği gibi gidiverdi. Bunda Fanny’nin derin bir soluk alarak Tyler’a bakmasının nedeni de büyüktü.

“Bir sorun mu var?” diye sordu genç adam. Daha fazla suskun kalamamıştı.

Fanny omzunu silkti. “İşle ilgili.”

“Anlıyorum,” dedi Tyler bir şey söylemiş olmak için. Fanny’nin tuhaf bir ifadeyle kendisine baktığını görünce dayanamayıp güldü. “Tamam, anlamadım.” 

“Bu daha iyiydi,” diye mırıldandı Fanny.

“Anlatmak ister misiniz?”

Sence? Der gibi baktı bu sefer Tyler’a. Genç adam kızın iş prensiplerine sıkı sıkıya bağlı olduğunu anlamıştı. Zaten asla Fanny’nin savruk, kural dışı bir kız olduğunu düşünmemişti. Buna nasıl cüret edebilirdi ki?

Yüzündeki gülümsemeyi silip kızla ilgili düşüncelerinin –en azından tehlikeli olan düşüncelerinin- hepsini def etti zihninden. Fanny’nin kendisi hakkında ne düşündüğünü az çok biliyordu. Kızın gözünde kendini beğenmiş bir serseriydi muhtemelen. Gerçek dışı olan bu fikirleri Fanny’nin aklından silmeyi her şeyden çok istese de bunu yapmaya kalkıştığında derin sularda kulaç atma riskini de göze almalıydı. Şayet, Fanny yüzünden kalbine aniden bir kramp girerse yüzemeyip kendini attığı o sığ sularda boğulabilirdi. Bu, her şekilde sonucunda hüsrana uğrayacağı, duygusal bir yatırımdı.

Tyler her zaman olduğu gibi, şimdide hayatı hakkında ciddi adımlar atarken, kalbiyle değil mantığıyla karar verecekti.

“Bu gün ki yardımlarınız için çok teşekkür ederim,” dedi başını hafifçe cama yaslamış olan kıza. “Helen sizi sevdi, buradan sonrasını ben idare etmeye çalışacağım. Bir kez daha böyle bir buluşmaya katlanmamanız için elimden ne geliyorsa onu ya…”

“Saçmalamayın!” diye bir bağırtı duyduğunda genç adam konuşmayı kesip olduğu yerde sıçradı. Bir an direksiyon hâkimiyetini kaybedince araba sağa sola hafif zikzak çizdi, neyse ki Tyler yoldan çıkmadan arabayı kenara çekip durdurmayı başarmıştı.

Kıza bakan gözlerinde biraz hiddet, büyük ölçüde de şaşkınlık vardı. “Aklınızı mı yitirdiniz?” diye sordu tehlikeli bir ses tonuyla. Kızın şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdığını görünce sinirlerini yatıştırmak için ellerini direksiyona dayayıp başını bileğinin üzerine yasladı.

“Üzgünüm,” diye mırıldandı Fanny. “Ben sadece…”

“Siz sadece beni şaşırtmaktan zevk mi alıyorsunuz?” diye bağırdı Tyler başını hızla kaldırarak. “Eğer kontrolü tamamen kaybetseydim şu anda arabanızla birlikte uçurumdan aşağı yuvarlanıp parçalanmış olurduk!”

Fanny kendini toparlamıştı anlaşılan çünkü Tanrı biliyor ya, şu anda oda en az genç adam kadar kızgın görünüyordu. “Ama ne yuvarlandık, nede parçalandık!” dedi kız inatçı bir tavırla. “Sapasağlamsınız. Hatta o kadar sağlamsınız ki karşıma geçmiş bana yüksek perdeden nutuk çekiyorsunuz!”

Tyler gülsün mü ağlasın mı bilemiyordu. Bu kız alttan almanın ne demek olduğunu bilmiyor olabilir miydi? Evet, Tyler’ın izlenimlerine göre öyleydi.

“Bakın,” dedi titreyen sesine lanet ederek. “İnanın şu anda bana bağırmak istemezsiniz Bayan Fanny.”

Kız ellerini sinirle sağa sola salladı. “Nedenmiş?” diye sordu hırçınca.

Tyler sınırlarının zorlandığının farkındaydı ancak işin kötü yanı, Fanny genç adama ne yaptığının bilincinde değildi. Gerçekten sinirliyken bir adamın damarına basacak kadar saf olabilir miydi? Tyler düşüncelerinin yoldan çıktığını fark edince kaşlarını çattı.

“Size neden olduğunu söylemeyi çok isterdim ama bu gün şanslı gününüzdesiniz. O yüzden şu çenenizi biraz kapatın ve beni daha fazla sinirlendirmemeye çalışın.”

Fanny’nin ağzından kaçan alaycı kıkırtı, Tyler’ın tüm dikkatini o güzelim dudaklara yöneltmesine neden oldu. Kızın yine bir şey söylemek için dudaklarını araladığını gördüğünde ise, Tyler çoktan mantığını bir kenara atmış ve tamamen güdülerinin emirlerini yerine getirmeye başlamıştı. Genç adam koltuğunda yan dönüp Fanny’e hızla yaklaşırken benden günah gitti diye düşünüyordu…

****** 


Fanny dudaklarının hoyrat bir öpüşle sarmalandığını hissettiğinde adeta donup kalmıştı. Ne itiraz edebiliyor, nede hışmına uğradığı bu ani zevk dalgasıyla mücadeleye girmek istiyordu. Genç adamla tartışırken böyle bir karşılık alacağını nereden bilebilirdi ki? Tamam, adamın damarına bile bile basmıştı ve kendini birazcık suçlu hissedebilirdi ama yinede bu, adama kendisini öpme hakkını kazandırmazdı.

Daha öpücüğün tadına varamadan Tyler’ın biraz geriye çekildiğini hissedince itiraz etmemek için dudağını ısırdı. Ne zaman bu kadar arsız bir kıza dönüşmüştü?

“Kalbimi kırmaya devam ediyorsunuz,” diye mırıldandı Tyler. Fanny bu boğuk sese ve ne dediğine odaklanmaya çalışırken kaşlarını çattı. Kendi sesini bulmaya uğraşırken ise, Tyler’ın başparmağını alt dudağının üzerinde hissetti. “Eğer bir erkeğin egosunu zedelemek istiyorsanız onun öpüşüne kaskatı durarak karşılık verebilirsiniz,” diye devam etti Tyler kısık bir fısıltıyla. “Sizinde az önce yaptığınız tam olarak buydu.”

Fanny şaşırıp kalmıştı. Tyler’ın söyledikleri, genç kızın, erkeklerin beyinlerinde bir sorun olduğunu düşündüğü tezini doğrular nitelikteydi.

“Bırakı…”

Hırçınca söylemeye çalıştığı sözler bir başka yakıcı öpücükle bertaraf edildi. Fanny bu defa içinden kopup gelen inlemesini bastıramamıştı. Bu sesi duyan genç adam biraz daha cesaretlenerek kızı belinden tutan ellerini daha baskıcı hale getirdi. Fanny vücudunun genç adama doğru çekildiğini hissediyor ancak dudaklarında hissettiği ısrarcı ve yumuşak dudakların varlığı, tüm doğru bildiklerinin geri planda kalmasına neden oluyordu.

Ellerini nereye koyacağını bir an bilemeyen kız çareyi genç adamın omuzlarına sıkı sıkı tutunmakta buldu. Evet, şimdi doğru pozisyonda olduğunu hissediyordu. Elini biraz daha aşağı indirerek genç adamın hızla çarpan kalbinin üzerine getirdi. Bu çarpıntı kıza cesaret verdi, içine çektiği derin solukta genç adamın tadını hissedince bir inleme daha koptu dudaklarından. Genç adamın dilini dudaklarında hissettiğinde ise ölüp cennete gittiğini düşünüyordu...

Birbirlerinden ayrıldıklarında ikisi de nefes nefese ve düşünemez haldeydiler. Ya da düşünmemeleri gereken milyonlarca şeyi düşündükleri için uyuşmuş ve bitkin durumdaydılar.

Vücutlarının üst kısımları temas halindeydi ve genç kız bu durumu fark ettiğinde kendini biraz geriye çekmeye çalıştı ancak genç adamın mengene gibi belini saran elleriyle bir milim bile kıpırdamasının imkânı yoktu. Fanny gözlerini genç adamın yüzünde gezdirdi. O sırada Tyler bir rüyadan uyanmış gibi gözlerini açtı ve Fanny’nin yaptığını yapmaya koyuldu. Oda, genç kızın yüzünü ezberlercesine gözleriyle süzüyor bu büyülü anı her an bozmasından korkarak kızı sıkı sıkıya sarmaya çalışıyordu.

Sonunda, konuşacak gücü bulduklarında Fanny dudaklarını araladı. “Bu olmamalıydı…” diye mırıldandı duyulmayacak kadar kısık bir sesle.

Hala kendini toplamaya çalışan Tyler çarpık bir gülüş attı kıza. “Nedenmiş?”

Fanny kendi sorusuyla vurulunca kıkırdadı. Tyler alnını kızın alnına dayayarak derin bir soluk çekti içine. “Gülüşüne bayılıyorum.”

Fanny bu güzel sözlerle kalbinin ritminin tekrar bozulduğunu hissetti. Kendini ilk kez âşık olan liseli bir kız gibi hissediyordu. Bu düşünceyle irkildi. Daha önce Jimmy’e âşık olmuştu zaten ve Tyler için kesinlikle böyle duygular beslemiyordu.

Biraz geri çekilmeye çalıştı, neyse ki bu sefer Tyler kıza izin vermişti. Fanny, Tyler’ın gözlerine bakarken konuşamayacağını anlayıp adamın kollarının kıskacından tamamen kurtuldu. İkisi de bir süre yüzleri birbirlerine dönük halde oturdular.

“Ne olacak şimdi?”

Fanny’nin şaşkınlıkla sorduğu soru, Tyler’ın puslu zihnine ve oradan da hızla çarpan kalbinden içeriye süzüldü. Bu samimi ve çocuksu soru, genç adamın kalbinde kısa sürede hükümdarlık sağlayıp Tyler’ın dudaklarından güçlü bir kahkaha halinde fırladı.

Olacak olan belliydi ama Tyler bu konu hakkında henüz kıza açıklama yapmayı düşünmüyordu. Kıza cevap vermeden arabayı çalıştırdı. Koltuğuna iyice yerleştiğinde yanında huzursuzca kıpırdanan Fanny’e bakıp gülümsedi. Kızın gözlerindeki endişe titreşimleri genç adamın gülümsemesine gölge düşürdü.

Derin bir nefes alıp kıza uzandı. Minik çenesini parmaklarının arasına alarak Fanny’nin kendisine bakmasını sağladı. “Endişelenme,” diye mırıldandı. “İstemediğin hiçbir şey olmayacak.”

Genç adam o sırada şaşkınlıkla kızla arasındaki resmiyeti bir kenara bıraktığını fark etti. İşin ilginç yanı Fanny’nin henüz bunu fark etmemiş olmasıydı. Kız omuz silkti ama adamın elini çenesinden çekmemişti. Bu Tyler’ı yeniden gülümsetti.

“Elbette istemediğim hiçbir şey olmayacak,” dedi son derece egoist bir tavırla.

Tyler bu ukala cevap karşısında tek kaşını havaya kaldırdı. “Bu bir meydan okuma mı?”

Fanny gözlerini kocaman açtı. Bu adamın zihin frekansları kesinlikle parazitliydi. “Ne münasebet! Tabii ki bir meydan okuma değil. Hem öyle olsa ne olur ki?”

Tyler, Fanny’nin hararetli savunması üzerine ellerini kızın çenesinden çekip güçlü bir kahkaha daha attı. “İnan bana son söylediğin söz bir meydan okumaydı,” dedi gülüşünü güçlükle kontrol altına aldığında. “Ve ben, memnuniyetle bu düello teklifini kabul ediyorum.”

Fanny’nin sinirle kaşlarını çattığını ve ellerini yumruk yaptığını görünce derin gamzelerini ortaya çıkaracak şekilde gülümsedi.

“Sen aklını kaçırmışsın,” dedi kız kendi kendine söylenir gibi. “Evet, bunun tek mantıklı açıklaması bu.”

“Neyin tek mantıklı açıklaması bu?” diye sordu genç adam cevabı bilmesine rağmen.

“Tabii ki beni öpmenin!” dedi kız hışımla.

Tyler hiç istifini bozmadan arabayı hareket ettirdi. “O zaman,” dedi kendinden emin bir tavırla. “Senin öpüşüme karşılık vermenin nedeni neydi?”

Bu sorunun karşılığı kocaman bir sessizlik oldu. Tyler kıza baktığında onun gözlerini kıstığını ve inatla kendisine bakmayı reddettiğini fark etti.

“Bilmiyorum!” dedi kız sonra sinirle. “Onun suçlusu da sensin. Beni tecrübenle etkiledin.”

Tyler şaşkınlıkla kaşlarını havaya kaldırdı. “Gerçekten mi?” dedi sonra hayretle. Fanny düşündüğünden daha masumdu o zaman. Bu, genç adamın biraz daha yavaş ilerlemesine neden olacaktı ama sonunda istediğini elde edecekti.

“Beni etkilediğine dair noter tasdikli bir belge vermemi de ister misin? Diye sordu Fanny alayla.

Tyler keyifle omzunu silkti. “Neden olmasın?”

“Ah,” diye mırıldandı Fanny. Sonra anlamsızca bir şeyler söylemeye başladı. Tyler biraz daha dikkat kesildiğinde kızın Fransızca küfrettiğini fark etti. Bu kelimeler genç adamın şimdiye kadar duyduğu en melodik, en kusursuz, en etkileyici Fransızca’yla söyleniyordu, hal böyle olunca adam kıza bir türlü sinirlenemiyordu. Muhtemelen Fanny, Tyler’ın Fransızca bildiğini düşünmüyordu. Bu genç adamın işine gelirdi…

******

 Fanny ne yaparsa yapsın öfkesini kontrol altına alamıyordu. İçten içe bu sinirinin birazda kendisine yönelik olduğunu biliyordu. Adamın öpüşünden etkilendiğini ne diye ağzından kaçırmıştı ki. Adama tokat atması gerekirken oturmuş, burada karşılıklı atışıyorlardı. Âşık bir çift gibi… Fanny başını sağa sola salladı. Resmen adamın öpüşünden, gülüşünden, kısık, derinden gelen sesinden ve varlığından hoşlanıyordu. Tanrım ondan hoşlanıyordu… Bu felaketti!

Fanny, camı aralayarak yatıştırıcı birkaç soluk çekmeye çalıştı içine. Ama ne yazık ki bu bir işe yaramıyordu. Aldığı nefesler bir türlü ciğerlerine ulaşamıyordu sanki. Kalbinin bu defa daha korkutucu bir hızla çarptığını fark etti.

Başını Tyler’a çevirip fısıldadı. “Dur. Lütfen dur…”

Tyler bu çaresiz fısıltıyı duyduğunda keskin bir frenle arabayı durdurdu. Kızın çok mu üstüne gitmişti? Hayır, öyle olduğunu sanmıyordu. O zaman neden Fanny boğulacakmış gibi görünüyor ve dudakları git gide beyazlıyordu? Genç adam panik yaptığını kıza göstermeden ve Tanrı’ya kendisine metanet bahşetmesi için yakararak arabadan indi. Hızla Fanny’nin tarafına gelip kızın kapısını açtı. Fanny şimdi daha da bitkin görünüyordu.

“Ne oldu?” diye sordu korkuyla.

Fanny cevap vermek yerine ellerini Tyler’a uzattı. Genç adam, kızı, başını çarpmamaya özen göstererek arabadan kucaklayıp indirdi. Aracın kapısını ayağıyla kapatarak yol kenarındaki çimenliklerin üzerine kızı yatırdı.

“Fanny, beni duyuyor musun?”

Kız derin nefesler çekiyordu içine. Tyler Fanny’nin bileğini parmaklarının arasına alıp nabzını buldu. Sonra kendi nabzını da kontrol etti. Fanny’nin ki normal olamayacak bir hızda atıyordu.

Kızı tekrar kucaklamaya yeltenirken “Hastaneye gidiyoruz,” diye mırıldandı.

“Hayır!” Ancak Fanny’nin güçlü itirazı adamı durdurdu.

Tyler yatıştırıcı bir şekilde elleriyle kızın saçlarını okşadı. “Neden gitmek istemiyorsun? Belki ciddi bir durum vardır.”

“Hayır,” dedi kız tekrar. “Birazdan düzelirim.”

Tyler öyle olması için dua etti. “Eğer beş dakika içinde düzelmezsen gideceğiz ama,” dedi sonra. Ona bir şey olmasına dayanamazdı.

Fanny “Tamam,” diye fısıldadı.

Tyler ellerini bir türlü Fanny’nin ipek gibi saçlarından çekemiyordu. Adeta zaman durmuş Tyler’da o duran zamanın içine Fanny’le birlikte hapsolmuştu.

“Daha iyi misin?” diye sordu adam umutla.

Fanny’nin dudakları gülümseme bile denemeyecek bir zayıflıkla yukarı doğru kıvrıldı. “Henüz bir dakika bile olmadı.”

Tyler kızın bu durumdayken dahi espri yapmaya çalışmasını hayret ve takdirle izledi. “Bana sorunun ne olduğunu söyleyecek misin?” diye sordu kızın üzerine biraz daha eğilirken.

Fanny’nin gözleri kapalıydı. Eğer açık olsaydı muhtemelen Tyler’ın yüzüne bu kadar yakın durduğunu fark eder ve o anda sinirle kendine gelirdi. Tyler bu düşünce karşısında gülümsedi. Ancak Fanny’nin dudaklarından kaçan yorgun soluk, genç adamı da soluksuz bırakınca Tyler’ın gülüşü bir balon misali söndü.

“İtiraz etmede gidelim hastaneye,” diye mırıldandı.

Fanny başını sağa sola salladı. “Hastanelerden nefret ederim.”

“Seni iyileştirdikten sonra onlardan yine nefret edebilirsin,” dedi Tyler. “Hatta istersen, bu süre zarfında seni tedavi eden kişinin başka biri olduğunu hayal edebilirsin. Doktor değil de… Ne bileyim hangi mesleği seviyorsan o mesleği yapan kişi olduğunu. Ya da…”

Fanny gözlerini aralayınca Tyler sustu. Kız gözlerini birkaç kez kırpıştırarak yüzünde endişe kıvrımları oluşan ve aslında alaycı tavrının altında deli gibi korktuğu belli olan Tyler’a odaklandı.

“Travma geçirmiş gibi konuşmayı bırakır mısın? Hasta olan senmişsin gibi davranıyorsun.” Neyse ki kızın sesi artık daha normal çıkıyordu.

Genç adam kıkırdayınca Fanny’de gülümsedi. “İyi olman için her şeyi yapabilirim,” dedi adam samimi bir itirafla. Fanny, Tyler’ın bu sözleri yalnızca paniklediği için söylediğini düşünmeyi tercih etti. Böylesi daha güvenliydi.

“İyiyim,” dedi Fanny. Adamın şüpheli tavrını fark edince “Gerçekten iyiyim,” dedi bu defa daha yüksek sesle. Kız o anda birkaç şeyin farkına birden vardı. Adamın yüzündeki çizgiler kaybolmuş ve gözlerindeki donuk bakış yerini güzel parıltılara bırakmıştı, ayrıca Tyler, genç kıza haddinden fazla yakın duruyordu.

Fanny, yerinden doğrulmaya çalışırken yeni bir keşifte daha bulundu. Adamın eli saçlarındaydı! Kız, oturur pozisyona geldiğinde Tyler’ın elinin yanına düştüğünü gördü. Fanny, bu yoksunluk hissinin tamamıyla az önceki kriz yüzünden olduğunu düşünerek gülümsemeye çalıştı.

“Ufak bir panik atak,” dedi adamın bu kadarını bilmeye hakkı olduğunu düşünerek. “Büyütülecek bir şey değil.”

Tyler ciddi bir ifadeyle onayladı. “Sanırım ilk kez başına gelmiyor.”

Bu, sorudan çok, bir saptamaydı. Genç kız başıyla adamı onaylayarak ayaklandı. O sırada Tyler’da hızla doğrulmuş ellerini her ihtimale karşı kıza doğru uzatmıştı. Fanny, bu ilginin kalbinde neden olduğu ani baskı yüzünden içten içe, sesiz bir yıkım yaşadı. Evet, korktuğu başına gelmiş ve kalbi, hem de kendi kalbi, sahibine; genç kıza ihanet etmişti.

Fanny, nasıl bir aptallık edipte bu tehlikeli istilaya karşı koyabileceğini düşünmüştü? Daha öncede aynı şeyleri yaşamamış mıydı? Aslında hayır, yaşamamıştı. Zaten Jimmy’le çocukluklarını birlikte geçirmişler ve ergenlik çağına geldiklerinde ise birbirlerine karşı boş olmadıklarını hissetmişlerdi. En azından Fanny o zaman Jimmy’nin kendisine buna benzer bir teklif yaptığını hatırlıyordu. Küçükken her şeyi irdelemeyi düşünecek kadar şüpheci ve mantıklı değildi. O an için Jimmy’le olmak genç kıza doğru gibi gelmişti. Şimdi, yıllar sonra kalbiyle yeniden tanışınca, aslında Jimmy’e olan hislerini doğru düzgün açığa kavuşturamadan, kalbine insafsızca ceza kestiğini anlıyordu.

Hayal meyal Tyler’ın koluna girdiğini ve onu arabaya götürdüğünü fark etti. Koltuğa oturduğunda başını arkaya yaslayarak gözlerini kapattı. Aklı ve kalbi yıllar öncesine doğru yolculuğa çıkarken “Dinlenmek istiyorum,” diye mırıldandı. En azından bu açıklama, Tyler’ın onu, çıkmak üzere olduğu uzun yolculuktan sorularıyla geri döndürmesini engellerdi…

HER ZAMAN Kİ GİBİ; BEĞENMENİZ DİLEĞİYLE...

2 yorum:

Özlem Yavaş dedi ki...

Ayşe ablacım ellerine sağlık yine çok hoş bir bölümdü :) ama isyan etmeme az kaldı hani yeni bölümümüz bizim ? üstelik her şey bu kadar hızlı akmaya başlamışken bekletmek oluyor mu hiç :(

Ayşe Karasoy dedi ki...

Canım teşekkür ederim:) Bölümler arasında ne yazık ki uzun boşluklar oluyor. İnan bende her gün yeni bölüm yayınlamayı istiyorum ama ne yazık ki mümkün değil. Beklettiğim için üzgünüm yeni bölüm geliyor:)