6 Mayıs 2013 Pazartesi

DEJA-VU; 28. BÖLÜM


Tyler ılık –fazla ılık- bir duş almış ve bilgisayarının karşısına geçmişti. Gün boyu yaşadıklarını kelimelere döküp ölümsüzleştirmeyi deli gibi istese de, şimdi bir türlü hissettiklerini tarif edecek doğru kelimeleri bulamıyordu. Bu hikâyede tıkandığı birçok nokta vardı ve ne yazık ki başladığı işi yarım bırakamamak gibi bir probleme de sahipti. Bu yüzden yazmaya uğraştığı romanı bitirecek ve sonunda her zamanki gibi gururla eserini eline alacaktı. En azından umduğu buydu…

Derin bir soluk alıp parmaklarını bilgisayarın klavyesine yerleştirdi. Ancak masanın üzerinde duran kahve bardağına gözü takılınca konsantrasyonu tekrar bozuldu. Sakin kalmak için sabır dileyerek çalışma odasından çıktı.

Evin hemen hemen bütün ışıkları yandığı için her yer aydınlıktı. Tyler mutfağa girip hali hazırda çalışır durumda olan makineden bir bardak kahve aldı kendisine. Dudaklarını bardağa değdirdiğinde aklına bambaşka anılar hücum etti. Fanny’nin tatlı dudaklarının verdiği hissi anımsamak zihnini bir pelteye dönüştürmeye başlayınca, Tyler başını hızla iki yana salladı. Tanrım, 15 yaşındaymış gibi davranıyordu. Yıllardır böylesine bir kontrol kaybı yaşamamıştı. Bu berbat hissi unuttuğunu ve yendiğini düşünüyordu ancak, Fanny’nin hayatına girmesiyle tüm duyuları alt üst olmuştu.

Adam, kendi kendine sırıttı. Fanny gibi renkli bir kızla böylesine heyecanlı günler geçirmeyeli uzun zaman olmuştu. Ya da Tyler bu tarz kızlardan bile bile uzak durmuştu, şimdi kendi kendine bunun tartışmasını yapmayacaktı. Fanny’le ilişkilerini hangi boyuta taşıyacağına henüz karar vermişti. Muhtemelen kız, adamın böyle düşüncelerle beynini yorduğunu ve kendi kendine ukalaca kararlar aldığını bilse sinirden köpürürdü. Ancak Tanrı biliyor ya, Tyler bu tür bir sahneden korkmuyor, aksine, Fanny’nin sinirlenince dalgalı denizleri anımsatan gözlerini seyre dalmak için çılgınca bir istek duyuyordu.

“Evet,” diye mırıldandı kendi kendine. “Çılgınca…”

Bilgisayarının başına geri dönmek gelmedi içinden, bu yüzden hararetli düşüncelerini susturup telefonunu cebinden çıkardı. Fanny’nin numarasını fırtına adı altında kaydetmişti. Sinsi bir tatmin duygusuyla kızın bunu görünce ne yapacağını merak etti. Dizine yediği tekme aklına geldiğinde ise ürpermeden edemedi. Fanny boş konuşacak bir kız değildi, eğer birisini öldüreceğini ya da şiddet uygulayacağını söylerse bunu yapacak gibi görünüyordu. Tyler, kızın yanındayken bedenini daha dikkatli koruması gerektiğini düşündü. Bir şey yapabileceğine inandığından değildi, Tyler güçlü kuvvetli ve yıllarca profesyonel boks yapmış bir adamdı, ancak tedbirli olmaktan zarar gelmezdi. Evet, onunki sadece basit bir önlemdi. Bu düşüncelerine isyan eden aklının çenesini kapatarak kahve bardağını sertçe tezgâha bıraktı. Ne yani, ufak bir kızın kendisini dövebileceğini düşünmek akıl karımıydı? Hayır, kesinlikle değildi…

Genç adam mantıksızca düşünceleri şimdilik kenara itip hala elinde tuttuğu telefonun rehberine Helen’in adını yazdı. Numara ekranda görününce arama tuşuna bastı. Birkaç çalışın ardından hattın öbür ucundan kadının neşeli sesi duyuldu. “Selam Tyler.”

“Selam,” dedi genç adam gizli bir gülümsemeyle. “Sesin iyi geliyor.”

“Bunun nedenini gayet iyi biliyorsun genç adam.”

Tyler küçük bir kahkaha attı. “Evet, sanırım biliyorum.”

Helen’in derin bir soluk aldığını duydu. “Yıllardan sonra ilk kez doğru bir seçim yaptığını düşünüyorum,” dedi kadın son derece ciddi bir tonla.

Tyler’ın gülümsemesi ağır ağır söndü. “Çok uzun zamandır sana sormak istediğim bir şey var,” dedi sonra sakin bir sesle. “Neden kız arkadaşlarımızla bu kadar yakından ilgileniyorsun?”

Karşıdan bir yanıt alabilmek için genç adam birkaç dakika beklemek zorunda kaldı. Sonunda, Helen’in keyfi çattığında; “Zamanında bunu yapmadığım için oğlum bir hayat kadınını karım diye karşıma çıkardı,” dedi Helen. Sesi şimdi hiç olmadığı kadar bitkin çıkıyordu. “Başlarda itiraz etsem de sonra kızın iyi bir kalbi olduğuna inanıp her şeyi kabullendim. Bu, gelinimi bahçıvanımızla yatakta yakalamadan önceydi elbette. Bunu oğluma söylediğimde beni yalancılıkla suçladı ve ikisi bir evi terk ettiler. Aradan beş yıl geçtiğinde bir gece yarısı kapım çalındı. Kapıyı açtığımda karşımda yağmurdan sırılsıklam olan oğlumla, 4 yaşındaki torunum Eric’i buldum. O gece Eric’in gözlerinde şahit olduğum korku dolu bakışların bir daha asla ona yaklaşmasına izin vermedim. Oğlum, karısının başka bir adamla kaçıp gittiğini ve kendisinin de onun peşine düşeceğini söyledi. Bunu yapmaması için yalvardım, ama beni her zamanki gibi dinlemedi. Eric’i kollarıma bırakarak bir gün geri döneceğine dair söz verip gözden kayboldu.”

Tyler dinledikleri karşısında şaşkına uğramış, dizlerinin bağı çözüldüğü için yere oturmak zorunda kalmıştı. Helen’in bu anlattıklarının birçoğunu Eric’in bile bildiğini sanmıyordu.

“Bunları neden şimdi bana anlatıyorsun?” diye fısıldadı.

“Sen sormuştun,” dedi Helen bilgiç bir tavırla. “Bu olanlardan Eric’in haberi yok. Ama sanırım benim ona anlattığım hikâyede onu hiçbir zaman tatmin etmedi. Milano’dan döndüğünde her şeyi ona ben açıklayacağım. Bu yüzden şimdilik bu konuda sessiz kalmanı rica ediyorum.”

Tyler “Elbette,” diye mırıldandı. “Sen Eric’e anlatana kadar bu konuda bir şey söylemeyeceğim.”

Helen’in derin bir nefes aldığını duydu Tyler. Sonra kadın; “Olanları anlatırken sende burada olmalısın,” dedi. “Eğer Eric senin her şeyi önceden bildiğini duyarsa aranızda sorun çıkabilir.”

Tyler zoraki de olsa gülümsedi. “Tamam, bende orada olacağım,” dedi boşta olan elini burun kemerine götürürken. “İyi geceler Helen.”

“İyi geceler evlat.”


Genç adam serin yatağına uzandığında huzursuzca kıpırdandı. Rahat bir uyku çekebilmek için bu günün hatıralarını zihninden uzaklaştırmalıydı. Önce Fanny’i, sonrada Helen’in anlattıklarını unutmaya çalıştı. Bu iyi gelmişti, şimdi kendini çok yorgun ve uykuya hazır hissediyordu…


Puslu bir güne, aynı derecede kasvetli bir ruh haliyle başladı Tyler. Brenda, bir gün önce yeni doğum yapan akrabasını ziyaret etmek için izin almıştı, bu yüzden ev garip bir sessizliğe gömülmüştü. Tyler şaşkınlıkla Brenda’ya alıştığını fark etti. Bu düşünce eskiye, çok çok eskiye dayalı bazı anıların zihnini zorlamasına neden oldu. Annesinin varlığının da evlerini doldurmasından hoşlanırdı bir zamanlar, tabii kendi babasıyla evli olduğu zamanlar…

Genç adam, mutfak masasında, bir dilim tostla kahvesini yudumlarken homurdandı. Lanet olası vazgeçilmez anılar, insanı ne kadarda zayıf düşürüyorlardı. Tostun son parçasını da ağzına atar atmaz ayaklandı. Bu gün arabasını bakıma götürecek ardından da kendine yeni bir araba almak için piyasayı araştıracaktı. Eric, arabalardan Tyler’dan daha iyi anlıyordu. Genç adam, arkadaşının, ihtiyaç duyduğu bu zamanda yanında olmasını dilerdi.

Tişörtünün üzerine ince bir ceket giyerek arabasının anahtarıyla birlikte evden ayrıldı. Aracına bindiğinde etrafı inceledi. Yeni bir araç almadan önce şu an kullandığı arabasını elinden çıkarmak istiyordu. Bu yüzden, iyi bir bakım ve temizlikle arabanın daha yüksek bir meblağa satışa çıkacağını düşünüyordu.

Yola çıktığında, aklında Fanny’e yardım eden tamirci dükkânı vardı. Nedendir bilinmez, genç adam arabasının bakımını orada yaptıracaktı. Kavşaktan sapmadan önce hızını düşürdü, aklına gelen düşünceyi uygulamaya koymak için fazla düşünmedi bile, düşünmeye kalkarsa vazgeçeceğinden korkuyordu. Telefonunu cebinden çıkarıp Fanny’i aradı. Birkaç çalıştan sonra telefonun ucundan kızın tanıdık, melodimsi sesi duyuldu.

“Alo.”

“Merhaba,” dedi Tyler. Bir yandan da arkasından korna çalan arabaların çenesini kapatmak için kavşaktan dönmeye çalışıyordu.

“Tyler?” dedi kız şaşırmış gibi. Genç adam bu şaşkınlığın nedenini anlamıştı. Kızın telefonuna kendi numarasını ‘yakışıklım’ adı altında kaydetmişti. Sinsi bir gülümseyiş musallat oldu yüzüne. “Ta kendisi,” dedi ukala bir tavırla. Fanny’nin derin bir soluk aldığını duydu. Kızın çatılan kaşlarıyla koyulaşan gözleri bir an zihninde beliriverdi.

“Sen… Sen ne cüretle…”

Genç adam kızın sinirli kekelemesine dayanamayıp kahkahayı patlattı. Sarsılarak gülüyor bir yandan da Fanny’nin evine doğru yol alıyordu. Kendine gelip sustuğunda, Fanny tekrar konuştu. Bu defa sesi sinirini bastırdığı için titriyordu, ama az önceki şaşkınlığını üzerinden attığı da belliydi. “Neden aradın?”

Tyler’ın kahkahası beklenti dolu bir gülümseyişe büründü. “Arabalardan anlar mısın?” diye sordu.

“Evet,” dedi kız bir saniye bile düşünmeden.

Tyler tahminlerinde yanılmadığı için seviniyordu. “Bende öyle düşünmüştüm,” dedi bilmiş bir tavırla. “Benimle bir yere gelir misin?”

“Nereye?” diye sordu kız. Sesi artık şüpheli geliyordu.

“Araba alacağım, bana yardım edebilir misin?”

Tyler bir süre karşı tarafın konuşmasını bekledi. Kızın kendisini reddetmemesini umuyordu.

“Tamam,” dedi Fanny suskun saniyelerin ardından. “Nerede buluşacağız?”

Tyler mutlulukla sırıttı. “Sizin eve doğru geliyorum aslında.”

“Ben evde değilim ama” dedi kız.

Tyler, Fanny’nin gülümsediğini sesinin tonundan anlamıştı. Arabasını yavaşlattı. “Öyle mi? Nerede olduğunu sorabilir miyim?”

“Elbette, Holding’de çalışıyorum,” dedi Fanny.

Tyler yüzünü buruşturdu. Bunu nasıl düşünememişti. Dudaklarından yalnızca “Ah,” nidası dökülebildi.

Bu ses üzerine kız belli ki daha da keyiflenmişti. “Şöyle yapalım,” dedi Fanny. “Sen benim evime git, bende birazdan orada olurum. Benim misafirim olduğunu ve adını söylersen seni içeri alırlar. Güvenliği bilgilendireceğim şimdi.”

“Tamam,” dedi Tyler. Hemen ardından Fanny’nin telefon bağlantısını kestiğini fark etti.

Genç adam, Talbert malikânesine vardığında hızını düşürdü. Kapıdaki güvenlik kulübesindekilere adını ve Fanny’nin misafiri olduğunu söyledi. Adamlar hiç tereddüt etmeden, bir baş onayıyla kapıyı açtılar. Tyler içeri süzüldüğünde arabayı çalışır vaziyette bırakıp aşağı indi. Kendi yerini hemen bir güvenlik görevlisi almıştı.

Malikâneye yaklaşıp kapı ziline bastı. Saniyeler içinde kendini evin salonunda bulmuştu. Birisi ceketini alıyor bir diğer çalışanda ne içmek istediğini soruyordu. Genç adamın bu hızdan başı döndü. İnsanların, hayatına bu denli müdahale etmesinden hoşlanmadığını fark etti. Bir kahve alabileceğini söyleyip tepesinde bekleyen kızı da odadan gönderdi. Kendini koltukların üzerine yavaşça bırakırken iç çekti. Tanrım, ne hareketli bir hayattı bu böyle…

Yarım saat sonra elinde kahve bardağıyla otururken Tyler evdeki bir başka hareketlilikten Fanny’nin geldiğini anlamıştı. Oturduğu yerde hiç istifini bozmadan kızın hızlı adımlarla salona girmesini bekledi. Beklediği kişi salondan adımını atar atmaz zaten olduğu yerde donup kalmıştı, şimdi istese de kıpırdayamıyordu.

Fanny’nin üzerinde siyah, dar kesim bir elbise vardı. Hiçbir dekoltesi olmamasına rağmen elbise şaşırtıcı biçimde seksi ve… Miniydi. Evet, kesinlikle elbiseye uyan en iyi tanım miniydi. Tyler bocalamış bir halde ağır ağır doğruldu. Fanny’nin daha önce böyle giyindiğini görmemişti. Kız, işe hep böylemi gidiyordu? Eğer öyleyse, genç adam Holding’de Fanny’nin karşısına çıkan erkeklere acımadan edemedi.

“Hoş geldin,” dedi kız. Fanny’nin yaklaşmasıyla genç adamın burnuna egzotik, farklı bir parfüm kokusu geldi. Bu koku Fanny’nin, kişiliğinin bir parçasını soyut biçimde etrafına yaymasına yardımcı oluyordu adeta.

Genç adam kızın uzattığı elini gördüğünde toparlandı. “Merhaba,” dedi, gülümsemeye çalışıyordu bir yandan da. Kızın elini tutup hızlı bir öpücük kondurdu.

Fanny şaşırmıştı. Gözlerinin birkaç saniyeliğine büyüdüğünü görmüştü Tyler. Kız elini geri çektiğinde kibarca boğazını temizledi. “Ben kıyafetlerimi değiştirirken senden biraz daha beklemeni rica edeceğim,” dedi.

Tyler bu ricanın üzerine atladı. “Elbette, sorun değil.”

Fanny arkasını dönüp yürümeye başladığında genç adam gözlerini zorlada olsa uzun, biçimli bacaklardan ayırdı. Kızın üzerindeki elbiseyi değiştirmesi iyi olacaktı, hem kendi, hem de Tyler’ın iyiliği için…
******

Fanny odasına girdiğinde diz üstü bilgisayarını ve çantasını her zamanki yerlerine koydu. Aynanın önünden geçerken üzerindeki elbise dikkatini çekti. Bu gün, Holding’deki herkes Fanny’i gördüğünde önce bocalıyor sonrada gözlerini dikip ona bakıyorlardı. Kız, bu tepkinin benzerini Tyler’da da görünce şaşırmıştı. Ancak şimdi, aynanın karşısında kendine bakarken, bu tepkilerine hak verdi. Elbise resmen üzerinde yok gibiydi. Tamam, bu belki abartılı bir tabirdi ama insanlar böyle giyinmesine alışık olmadıkları için bocalamışlardı. Kız, bu konuyu Madam’la uzun uzun konuşmalıydı. Aslında Alanis’le konuşması gereken konular gün geçtikçe çoğalıyordu ve Fanny bir türlü vakit ayıramayarak kadını ihmal etmeye başlamıştı.

Derin bir iç çekerek aşağıda kendini bekleyen adama yoğunlaştı. Giysi dolabını açıp kendini her zaman rahat hissettiği yeşil bol bir pantolonla, kareli krem rengi bir gömlekte karar kıldı. Elbiseden kurtulduğunda saç spreyiyle tek tarafında topladığı saçlarını değiştiremeyeceğini fark etti. Bu spor kıyafetin üzerine saçları gitmeyecekti, bu yüzden kız giyindikten sonra, pantolonun renginde bir avcı şapkası takıp aynanın karşısına geçti. Gözlerindeki yoğun makyajın yerine hafif bir kalem çektiği için, yüzü sabaha nazaran daha canlı ve daha genç görünüyordu. Görüntüsünden memnun kalan Fanny, telefonuyla arabasının anahtarını alıp aşağı indi.

Salona girdiğinde Tyler’ı bıraktığı gibi buldu. “Gidelim mi?” diye seslendi dikkati kendisinde olmayan adama.

Tyler, gözlerini üzerine dikince kız, az önce hissettiği tuhaf yoksunluk hissinden kurtuldu. Bu kurtuluş, içinde bir şeylerin huzursuzca kıpırdanmasına neden olmuştu. Genç adam hızla yanına geldiğinde Fanny bir adım geri atmamak için zor tuttu kendini.

“Hiçbir şey değişmedi,” diye mırıldandı Tyler. Fanny anlamadığını belli etmek için kaşlarını kaldırdı. Adam, bu tepkisine güldü. “Gidelim,” dedi sonra kendini kızdan uzaklaştırarak.

Fanny kaşlarını çattı. Önünden yürüyen adamın sırtına doğru “Dengesiz,” diye mırıldandı. Tyler hızla kendisine dönünce olduğu yerde sıçradı.

“Bir şey mi dedin?”

“Hayır,” dedi Fanny. Tyler başıyla onayladı ama gözleri şüpheyle kısılmıştı. Fanny gülmemek için dudağını ısırdı. Bu hareketi, adamın dikkatini, istediğinden daha fazla üzerinde sabitlemesine neden oldu. “Gitmiyor muyuz?” diye sordu sonra dayanamayarak.

“Gidiyoruz,” diye mırıldandı Tyler. Gözleri hala dudaklarındaydı. Fanny homurdandı, sonrada Tyler’ın omzunu sıyırarak öne geçti. Adamın fazlasıyla yakın mesafeden kendisini takip ettiğini hissediyordu. Evden çıkarken hizmetlinin, Tyler’a ceketini uzattığını gördü. Kızın yüzündeki samimi gülümseme Fanny’nin sinirlenmesine neden oldu. Hem de nedensiz yere…

Dışarı çıktıklarında Fanny, Tyler’ın yanına gelmesini bekledi. Adam karşısına dikildiğinde; “Neden telefonuma o isimle kaydettin numaranı?” diye sordu. O anı hatırlayınca dişlerini sinirle birbirine kenetledi. Tyler aradığında yaşadığı şoku hiçbir zaman unutamayacaktı. Yakışıklım-mış… Ah, sinir bozucu herif!

Genç adam keyifle gülümsedi. Gözlerini hiç çekinmeden gözlerine dikmesi kızın sinirlerini bozmuştu. Şimdiye kadar çoktan, adamın arkasına bile bakmadan kaçması gerekirdi. Fanny en asabi ifadesini oturtmuştu yüzüne.

“Sen başka bir isim mi tercih ederdin?” diye sordu Tyler muzırca.

Fanny’nin hararetli bir tavırla sözlerini onayladığını görünce genç adam elini çenesine koyarak “Mm,” diye mırıldandı. “Bakalım senin için başka neler bulabiliriz, yani benim için. Karşı konulmaz olabilir mesela. Ya da… Çekici. Eğer buna da hayır diyorsan çarpıcı-yı kesin onaylarsın. Ama…”

“Kes şunu!” diyen neşeli bir ses duymadan önce Tyler’ın durmaya hiçte niyeti yoktu.

“Bunların hiç biri olmaz,” dedi Fanny. Tyler genç kızın gözlerindeki ışıltıyı ve gülünce ortaya çıkan çenesinin kenarındaki ufak gamzeyi hayranlıkla izledi. “Öyle mi?” diye sordu sonra şaşırmış gibi. “Ah, anladım. Sen bu kelimelerin benim erişilmez meziyetlerimi tam olarak ifade etmediğini düşünüyorsun.”

Tyler sözlerini tamamlar tamamlamaz Fanny kahkahalara boğuldu. Kendini daha fazla tutamamıştı. Bir insan övünürken bile bu denli sevimli olabilir miydi? Ah, evet kesinlikle olabilirdi. Karşısındaki bu adam, sorusuna verilmiş canlı bir yanıttı.

“Neyse,” dedi sonra Fanny boş vermiş gibi. “Sanırım ben yeni bir tane bulana kadar telefonumdaki ismin konumunu koruyacak. Tabii benim bulduğum ismin meziyetlerini tam olarak ortaya koyduğundan emin olacağım.”

Tyler ciddi bir ifadeyle onayladı. “Kesinlikle bu ikimiz içinde en iyisi.”

Fanny gülümsemeye devam ederken başını sağa sola sallayıp adamın gözlerinin kıskacından sıyrıldı. Arabasının olduğu yere giderken güvenlik görevlisinin de Tyler’ın aracını çalışır vaziyette çıkış kapısının önünde bıraktığını gördü.

“Nereye gidiyoruz?” diye sordu. Arabasının kapısını açmış bekliyordu.

Tyler kendi aracına ilerlerken duraksadı. “Sen beni takip et yeter,” dedi sonra kendinden emin bir ses tonuyla.

Fanny homurtuları arasında aracına binip, Tyler’ın bahçeden çıkmasını beklemeye başladı. Sonunda, ana caddeye vardıklarında, Tyler’ın fren lambalarının yandığını gördü. Yavaşlayarak adamın hangi yola sapacağını beklemeye başladı. Sağ tarafa doğru yol aldığını görünce kızda onun peşinden ilerledi.

Aslında bu gün için başka planları vardı. Sabah Holding’de yeni bir dinamitin fitilini ateşlemişti. Her zamanki gibi yönetim kurulundakiler Fanny’nin araya sıkıştırdığı yeni projeyi onaylamak istemiyorlardı. Zaten programlar yeterince doluydu ve kızın böyle bir sunumla karşılarına çıkmasından hoşlanmamışlardı. Ancak bu itirazların hiç biri Fanny’i yıldıramazdı, ya o ateşlediği dinamit elinde patlayacaktı, ya da kız fitil bitmeden önce dinamiti güvenli bir yere fırlatacaktı. Her halükarda Fanny, ikinci seçenekten yanaydı…

Kız, bunca karmaşanın ardından babasıyla özel olarak konuşabilmeyi isterdi, ancak Tyler’ın beklenmedik telefonu kendi isteklerini ikinci plana itmesine neden olmuştu. Derin bir soluk alıp yanaklarını şişirdi. Bu gidişata bir dur demeliydi. Fakat ciddi anlamda bir tehlikede söz konusu değildi. Henüz

Düşüncelerinin sarhoşmuşçasına bir düzensizlikle yol aldığını fark eden Fanny silkindi. Her zaman ki gibi sakin olmayı denemeli hatta gerekirse bunun için kendisini zorlamalıydı. Kontrolsüz öfkesinin çoğu kez insanlar ve olaylar üzerindeki acı etkisine şahit olmuştu çünkü. Bir hasarı daha kaldıracak durumda değildi şimdi, hele Tyler’ın üzerinde yıkıcı bir etki bırakmayı hiç istemezdi. Kendi kendinden adamı korumaya çalışması gülünçtü aslında, ama kız, bunun üzerinde çokta kafa yormayacaktı.

Dikkatini yola verdiğinde tanıdık bir muhitte olduklarını fark etti. Tyler’la ilk karşılaştıkları gün, arabası arızalandığında da bu yoldan tamirci dükkânına gitmişlerdi. Kız, adamın ne düşündüğünü anlamaya çalışırken, Tyler ilerideki toprak yola sapıp arabayı tamirhanenin önüne doğru sürdü. Fanny arkasından ilerleyip arabasını durdurdu. Kapıyı açıp aşağı indiğinde, Tyler çoktan birkaç adamla el sıkışmış, gülümsüyordu.

Fanny çekingen adımlarla kıyafetleri yırtık, elleri yüzleri yağ lekesi olan adamların yanına yaklaştı. Kısa boylu, şişman olan adamı tanımıştı. Buranın sahibi olduğunu Alvin’le ikisi konuşurlarken duymuştu.

“Merhaba,” diye seslendi.

Adamlar, yüzlerine tüm ihtişamıyla vuran güneş ışığından gözlerini kısarak, karşılarında duran kıza, hayranlıkla karışık bir saygıyla baktılar. Birkaç saniyenin ardından kendini ilk toparlayan tamirhanenin sahibi oldu. “Hoş geldiniz,” dedi adam. Bir iki adımda Fanny’e yaklaştı. Oğullarının bir an önce kendilerini toparlamalarını sağlamak adına, geriye dönüp sert bir bakış attı iri adamlara.

Anthony babasının bakışlarının etkisi sayesinde artık ağzı açık bir şekilde kıza bakmıyordu ama Jason ağabeyi kadar umursamıyordu babasını. Çapkın bir gülümsemeyle kıza yaklaştı.
“Merhaba,” dedi. Ardından kimsenin cesaret edemediğini yapıp kıza elini uzattı.

Fanny yüzüne temkinle ve birazda hayranlıkla bakan gence gülümsedi. Çocuğun samimiyeti kızın hoşuna gitmişti. Aslında 1.80’lik, iri yapılı bir adamı çocuk olarak düşünmesi sadece kendisini rahatlatmak içindi. Karşısındaki adamın pervasız gülüşünden ve cesaretinden hoşlanmıştı çünkü. Bu arkadaşça hisleri, emektar korkularının ihtişamıyla bozguna uğratmak istemiyordu.

Elini uzatarak adamın elini sıktı. Bu hareketinden sonra karşısındaki gülümseyiş daha görkemli bir hal aldı. Fanny gözlerinin kamaştığını hissetti, okuduğu dönem romanlarında gülüşleriyle bile, bir Prenses’in kalbini feth eden çapkın delikanlılara inanmakta zorluk çekerdi. Fakat bundan sonra, yazarların kitaplarında belirttikleri her hangi bir duygu ya da fiziki özellikle dalga geçmeyeceğine dair kendi kendine söz verdi.

Gencin hala elini tutuğunu görünce kendisi geri çekilmek zorunda kaldı. Yüzüne gerçek bir gülümseme koyup “Ben Fanny,” diye mırıldandı.

Delikanlı tek kaşını kaldırıp alayla yaşlı adama döndü. “Bende Jason,” dedi sonra haddinden fazla yüksek sesle.

Fanny kıkırdadı. Yaşlı adamın gençlere attığı uyarıcı bakışı ve bu çocuğun umarsız davranışını görmüştü. Diğer adam daha temkinliydi. Fanny biraz daha dikkatle bakınca iki delikanlının birbirlerine çok fazla benzediklerini fark etti. Düşünceleri yüzüne yansımış olacak ki “Ağabeyim,” diyerek konuya açıklık getirdi Jason.

Fanny başıyla anladığını belirtti. Sonrada bakışlarını biraz öteden çatık kaşlarla kendisini izleyen Tyler’a dikti. Adam sırtını tamirhanenin soğuk duvarına yaslamış, tek eli cebindeyken yoğun bir sorgulamayla Fanny’e bakıyordu. Kız olduğu yerde huzursuzca kıpırdandı. Genç adamın bakışlarındaki nedensiz öfke, Fanny’i germişti.

BEĞENMENİZ DİLEĞİYLE, UZUN BİR BÖLÜM HUZURLARINIZDA...

Hiç yorum yok: