3 Temmuz 2013 Çarşamba

DEJA-VU; 29.BÖLÜM

Genç kız öldürücü bakışlardan gözlerini kaçırmamak için tüm iradesini kullanmak zorunda kaldı. Bu adamın derdi neydi? Fanny bu tavırları hak edecek hiçbir davranışta bulunmamıştı. Ayrıca yaptıkları Tyler’ı hiç mi hiç ilgilendirmezdi. Anlaşılan bunu genç adama hatırlatması gerekiyordu. Kız, yanında dikilen adamları geçip Tyler’a yaklaştı.

Genç adam kızın geldiğini görünce doğrulmuştu. Fanny, Tyler’ın ayaklarının dibine gelip durduğunda adamın yanağında bir kasın seğirdiğini gördü. Tanrım, bu gerçekten heyecan verici bir görüntüydü.  

“Bir sorun mu var?” diye fısıldadı. Diğerlerinin bu konuşmayı duymalarını istememişti.

“Bilmem,” diye yanıtladı Tyler sorusunu. Adam, Fanny gibi sesini kısma gereği duymamıştı.

“Derdin ne senin?” diye bağırdı Fanny. Tabii kısık bir ses tonuyla…

Sonunda Tyler’ın kayıtsız duruşunu bozmuştu. Adam bir anda yaslandığı duvardan doğrulup Fanny’le arasındaki birkaç adımlık mesafeyi, santimlerle hesaplanacak kadar düşürdü. “Emin ol, derdimin ne olduğunu burada öğrenmek istemezsin!”

Fanny çenesini dikleştirerek aralarındaki boy farkının gözünü korkutmasına engel olmaya çalıştı. “Adi herifin tekisin,” dedi her kelimeyi vurgulayarak.

Tyler’ın ellerinin yanında yumruk olduğunu gördü. “Sabrımı zorlama Fanny!”

Kız, isminin genç adamın dudaklarından dökülüşünü izlerken katıksız bir zevk aldı. Adama söyleyeceği birbirinden etkileyici hakaretleri unutmuştu artık. Tyler’ın konuşmasında belli belirsiz bir Fransız aksanı vardı. Fanny bunu yeni fark etmişti, belki de adam, karşısında ilk kez kontrolünü kaybettiği için hafif bir aksan kayması yaşamıştı. Tyler’ın Fransız olduğu kızın aklına gelmezdi. Zihnindeki soru diline döküldüğünde ise, buna genç adamdan çok kendi şaşırmıştı.

“Fransız mısın?”

Sorusu karşısında Tyler’ın ifadesi gözlerinin önünde inanılmaz bir değişim göstererek yumuşadı. Önce dudağının kenarına dokunan gülücük, birkaç saniyede etkisini arttırarak gözlerine de yansıdı. İki yanağında derin çukurlar oluşturan gamzeleri, kıza çocukken sahibi olduğu ağaç evin tanıdık güvenliğini hissettiriyordu.

Fanny yutkunarak bir adım attı geriye doğru.

“Fransız değilim,” dedi Tyler. Ses tonu da ifadesi gibi yumuşamıştı.

Fanny biraz daha ayrıntı alabilmek için beklenti dolu gözlerle adama baktı. Ancak sessizlik uzadığında alacağı yanıtın bu kadarla sınırlı olduğunun farkına vararak üzüldü. Genç adam, hakkında hiçbir ayrıntı vermiyordu ve Fanny, bu durumu düşündüğünden daha çok kafasına takıyordu.

“Bay Tyler.”

Hemen arkalarından gelen ses aralarındaki sessiz iletişimin katili oldu. Tyler dikkatini kızın üzerinden çekmişti ve Fanny bu hareketin kalbinde yarattığı boşluk üzerine, zihnine üst üste emirler yağdırmaya başladı. Kes şunu! Sakin ol! Aklını mı yitirdin?

Yanından geçerken Tyler’ın kolu kendi omzuna değince Fanny irkildi. Söz geçiremediği tepkileri kızın ruhen yorulmasına neden oluyordu, bu yüzden, şu andan itibaren olayları birazda olsa akışına bırakmaya karar verdi. Gözlerini az önce Tyler’ın yaslandığı duvarda sabitleyerek zihnine toparlanması için zaman tanıdı. Yüzündeki tüm mimikleri büyük bir zorlamayla derin kuytulara sakladı. Artık diğerleriyle muhatap olmak için hazırdı.

Arkasını döner dönmez Jason’la yüz yüze geldi. Gencin gözlerindeki cesur bakış Fanny’nin bir anda gerilmesine neden oldu. Farkında olmadan bu çocuğa umut vermiş olabilir miydi? Tanrım, öyle olmamasını umuyordu.

Başını biraz yana eğerek Jason’ın kapadığı görüş alanının kıyısından Tyler’ı görmeye çalıştı. Sonunda genç adam Fanny’nin acınası çabasını fark etmiş olacak ki, geriye doğru birkaç adım atıp, Fanny’nin boynunu, olası bir fıtık ihtimalinden son anda kurtardı.

Fanny, Tyler’ın aracının kaportasını açtığını görünce hemen hareketlenerek genç adama katıldı. Tyler kızın yanına geldiğini fark ettiğinde gülümsemişti. Genç kız gelişi güzel ortaya çıkan bu mimiğin tüm duyularını neden ayağa kaldırdığını bilmiyordu. Neyse ki, hoş bir ayaklanmaydı bu.

Jason’ı görmezden geldiği için kendini suçlu hissediyordu ama zararın neresinden dönse kardı. Farkında olmadan delikanlının aklını uygunsuz fikirlerle doldurmayı istemezdi. Evet, en iyisi bundan sonra gülümsemelerine ve bakışlarına dikkat etmesiydi.

Tyler’ın hararetle yanındaki tamirhane sahibiyle konuştuğunu fark edince dikkatini onların üzerinde toplamaya çalıştı.

“Araba gayet iyi durumda,” diyordu tamirhane sahibi. Kız, bir an önce adamın adını öğrenmesi gerektiğini düşündü. Neyse ki çok geçmeden Tyler bu isteğini yerine getirdi.

“Biliyorum Bay Colin,” dedi Tyler. “Sizden tek istediğim arabanın dış görünümünü ve koltukların yüzünü yenileyip daha şık bir hava vermeniz.”

Fanny, Colin’in eliyle çenesindeki sakalları sıvazladığını gördü. “Bizim işimiz tam olarak bu dediklerinizi kapsamıyor, ama” dedi yaşlı adam. “Yinede sizin için yakınlardaki bir dükkânı önerebilirim. Sahibi arkadaşımdır, bu isteklerinizi seve seve yerine getireceğinden eminim.”

Fanny Tyler’ın yanıt vermeden önce kaşlarını çattığını ve dudaklarını büzdüğünü fark etti. Sanki adam hayal kırıklığına uğramış gibiydi. “Peki,” dedi bir süre uzaklara baktıktan sonra. “Sizin dediğiniz gibi olsun. Adresi alabilir miyim?”

******

Tyler Colin’den adresi aldıktan sonra arabasına binip Fanny’nin peşinden gelip gelmediğini kontrol etti. Zaten kızın başka seçeneği yoktu, ama genç adam göz ucuyla da olsa Fanny’i sürekli izlemekten kendini alamıyordu. Tamirhane sahibinin oğluna attığı içten gülüş, hala sinirleri üzerindeki etkisini sürdürüyordu. Tanrım, bir gülümseme güneşi kıskandırabilir miydi? Eğer gülücük Fanny’e aitse, evet, kıskandırabilirdi…

Tyler kendi kendine sırıttığını fark edince toparlandı. Bu kız sağlıklı bir kalbe bile kriz geçirtebilirdi. Genç adam daha ne kadar bu durumda kalması gerektiğini düşündü. Bir an önce kıza duygularını açmalıydı, böylece gereksiz kıskançlık krizleri yüzünden tartışmak zorunda kalmazlardı. Tanrım, eğer imkânı olsa Fanny’i bir yere kapatır yüzünü sadece kendisinin görmesini sağlardı, böylesi herkes için daha iyi olurdu. Fanny hariç…

Genç adam çalan telefonun sesiyle düşüncelerinden arındı. Muhasebecisinin numarası ekranda gözükünce, telaşlanmadan edemedi.

“Alo.”

“Merhaba Bay Tyler. Ben Eva.”

“Merhaba Eva, her şey yolunda mı?”

“Mm, aslında birkaç vergi problemi var efendim. Size mail yollamıştım dün. Sanırım görmediniz.”

Tyler derin bir soluk aldı. Mail kutusuna bir haftadır bakmıyordu ve yönetmesi gereken işleri boşlamıştı. “Fırsat bulunca ilk işim mesajlara bakıp seni aramak olacak Eva. Üzgünüm, bu ara yeni bir kitap üzerinde çalışıyorum.”

Genç adam telefonun öbür ucundan kadının derin bir soluk aldığını duydu. Artık Tyler’ın dalgınlıklarına ve ara sıra işleri boşlamasına alışmış olması gerekirdi, ama Eva gibi kuralcı bir kadın, asla Tyler’ın -ara sıra- yaptıklarını hoş görmezdi.

“Pekâlâ, Bay Tyler,” dedi kadın. Tyler, Eva’nın, sesini yumuşatabilmek için konuşmaya ara verdiğine yemin edebilirdi. “O halde telefonunuzu bekliyor olacağım.”

“Harika!” dedi Tyler haddinden fazla heyecanlı bir sesle. “En yakın zamanda görüşürüz Eva.”

Genç adam telefonu kapatırken yorgun bir soluk koyuverdi. Otuz yaşına gelmiş ve şimdiden hayattan bezmişti. Yaşamın güzelliklerle dolu olmadığını uzun zaman önce anlamıştı. Eğer mutlu olmak istiyorsan azimle mücadele etmen gerekirdi. Ya da en iyisi her şeyi boş verip yeni günün getirdiği anları, arkana yaslanarak beklemekti. Tyler’ın da yıllardır yaptığı buydu. İşler, beklentiler, yenilgiler ve kısa sürede olsa haz veren kazançlar… Yaşamın bunlardan ibaret olması, Tyler’ın, şimdilerde daha çok canını sıkıyordu. Ancak artık bu ürkütücü monotonluğa renk katan biri vardı hayatında. Fanny…

Genç adam elindeki adrese bir kez daha göz atarken gülümsüyordu. Ulaşmaları gereken yere neredeyse gelmişlerdi. Dikiz aynasından kendisini takip etmekte olan Fanny’i kontrol etti. Kızla arasında fazla bir mesafe yoktu, bu yüzden Fanny’nin telefonla konuştuğunu görebiliyordu. Kendini birden, Fanny’nin kiminle görüştüğünü merak ederken buldu. İçindeki bu ilkel dürtüler her şeyi daha zor bir hale getiriyordu. “Lanet olsun…” diye mırıldandı. Bütün bu karmaşayla nasıl yalnız başına mücadele edecekti?



Bir buçuk saat sonra Fanny yanında oturan Tyler’ın düşünceli yüzünden gözlerini zorla ayırdı. Arabayı toprak yolda aşırı hızla kullanmak kıza tuhaf bir mutluluk veriyordu. Ancak Tyler’ın garip sessizliği Fanny’i de konuşmaktan alıkoyuyordu. Fakat lanet şanssızlığı yüzünden hangi tarafa sapacağını Tyler’a sorması gerekiyordu.

“Sağdan mı?”

“Hayır,” diye mırıldandı adam. Hayali bir dünyadan şimdiki zamana geçiş yapmış gibiydi sesi. “Soldan.”

Fanny, söylediği yöne sapınca, Tyler’ın; “Arabayı benim kullanmama izin vermeliydin,” dediğini duydu. Hah! Genç kıza hakaret etse daha iyiydi.

“Arabalar konusunda senden daha iyiyim,” dedi sert bir tavırla. “En azından yüksek sesten korkup direksiyon kontrolümü yitirmiyorum.”

Fanny yan gözle genç adama bakınca yanağında bir kasın seğirdiğini gördü. Ve genç adam biraz… Korkutucu görünüyordu. Tyler’ın, ithamına yanıt vermeyeceğini anlayınca, içinde tuhaf bir pişmanlık dalgası filizlendi. Kahretsin, Fanny hiçbir zaman pişmanlık hissetmezdi ki.

“İlerideki yoldan sağa sap ve ana yola çık,” dedi Tyler. Sesi öyle duygusuzdu ki Fanny ruhunun buz tuttuğunu hissetti.

“Sorun ne anlamadım ama” dedi Tyler’ın verdiği yol güzergâhını takip ederken. “Üzgün olduğumu bilmeni istiyorum.”

“İçim rahatladı,” diye mırıldandı adam. Fanny oturduğu yerde gerildi. Direksiyonu tutan elleri acıyınca parmaklarını gevşetti. Ne yani, bu adam genç kızın sürekli özür dilediğini falan mı sanıyordu. Fanny bir başkasına en son ne zaman özür dilediğini, ya da üzgün olduğunu söylediğini hatırlamıyordu bile. Az önceki talihsiz anı saymazsa tabii.

Ana yola öyle bir manevrayla döndü ki, araba önce sağa, sonrada sola neredeyse tam bir dönüş yaptı.

“Senin sorunun ne?” diye bağırdı Tyler.

Genç kızın beklediği tepkide buydu. “İçimi rahatlatmak için yaptım,” dedi kinayeli bir sesle. Tyler’ın homurdandığını duydu ama arabayı toparlayana kadar adamın ağzından çıkan sözcüklere net bir anlam veremedi.

Biraz daha dikkat kesildiğinde Tyler’ın “Kesinlikle sabrımı zorluyor,” diye mırıldandığını duydu. “Daha ne kadar bekleyebilirim ki, Tanrım, kız tam bir baş belası!”

Fanny acı bir fren yapıp Tyler’ın ön cama doğru eğilmesini izledi. “Sen bana baş belası mı dedin? Seni dengesiz!”

“Ne? İnkâr mı ediyorsun?” diye bağırdı Tyler.

Fanny şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez haldeydi. Çaresizliği histerik kahkahalar halinde dudaklarından döküldü.

 “Gülüyor musun?” diye sordu adam. Sesi şok olmanın biraz daha üst sınırındaydı.

“Elbette gülüyorum. Senin dengesiz ruh hallerin karşısında başka ne yapabilirim ki?”

“Arabayı durdur!” diye bağırdı genç adam. Fanny adamın emrine itaat etmek için değil, sırf merakı yüzünden arabayı biraz daha sürüp küçük bir restoranın otoparkına park etti. Daha anahtarı kontaktan çıkarmadan Tyler kendini araçtan dışarı atıp kızın kapısına yaklaşmaya başlamıştı. Fanny ondan önce hareket etme isteğiyle anahtarı alarak kapıyı açtı. O sırada yanına gelen genç adam ellerini aracın içine uzatıp, Fanny’i hızlı bir hareketle dışarı çekti.

“Lanet olsun sana!”

Bu sert sözlerin ardından dudakları Fanny’nin dudaklarıyla buluştu. Kız, adamın bu tavrından hoşlanmamıştı. Elleriyle çaresiz birkaç hamle yapıp genç adamı omuzlarından itmeye çalıştı. Hamlesi başarısız olunca Tyler’ın alt dudağını sertçe ısırdı.

“Hay…”

Adamın, genç kızın dudaklarını rahat bırakarak, küfür etmek için açılan ağzını kapatması kendi can güvenliği açısından iyi olmuştu. Fanny, daha fazla hakarete uğramaya niyetli değildi.

“Seni dengesiz! Her aklına estiğinde beni öpebileceğini mi sanıyorsun?”

“Eğer bana bir kez daha dengesiz dersen, seni dizime yatırıp pataklarım!”

Fanny bu tehditkâr sözlerin vücudunda yarattığı etki karşısında yutkunmak zorunda kaldı. “Sıkıyorsa dene,” dedi. Sesinin sert tonunu korumaya çalışıyordu. “Gör bak ondan sonra neler oluyor!”

“Tanrım! Sen hiç uslanmaz mısın?”  
                
“Bu soruyu sorarken ilahi bir güç tarafından cezalandırılmaman gerçekten şaşırtıcı.”

Tyler tuhaf bir kahkaha atınca Fanny sinirden ayağını yere vurmamak için zor zapt etti kendisini. Ancak birkaç dakika sonra genç adamın gülmeyi bırakıp yüzüne anlaşılmaz bir ifadeyle bakması Fanny’i daha da rahatsız etti. Çevreye yayılan ve kalbini olağanüstü bir güçle sarmalayan duygu akımından kurtulmak istercesine bir adım geriledi.

“Bana ne yapıyorsun böyle?” diye fısıldadı adam. Kelimeleri soru niteliğini taşısa da bir cevap beklemediği çok açıktı.

Ancak Fanny suçlamalar karşısında sessiz kalacak yapıya sahip değildi. “Sana hiçbir şey yapmıyorum,” dedi. Sonrada kendine olan güvenini tazelemek ister gibi ellerini göğsünde birleştirip bacaklarını biraz araladı. Duruşunu göremese de, şu anda sağlam bir tavır sergilediğini düşünüyordu.

Tyler’ın gözlerinde yanan ateş, yerini alaycı parıltılara bırakınca canın cehenneme, diye geçirdi içinden genç kız. Bu adam nasıl oluyordu da birkaç mimikle kızı bu denli savunmasız bırakabiliyordu?

Fanny’nin zihnindeki karmaşıklık, sinirli kelimelerde hayat buldu. Her zamanki gibi… “Şu saçma sapan öpücüğün yüzünden arabayı durdurmamı istediysen seni seve seve öteki dünyaya postalayabilirim!”

“Hım, nasıl yapacaksın onu?”

Fanny bu cesur sözlerin üzerine hafifçe gülümsedi. Birkaç adımda Tyler’ın ayaklarının dibine gelip göğsünde bağladığı ellerini çözerek adamın omuzlarına yerleştirdi. Tyler’ın büyüyen gözlerinden ve hızlanan nefesinden öylesine büyük bir haz aldı ki yüzündeki ufak gülümseme birdenbire bütün ışığıyla gözlerine yansıdı. Tyler’ın aralık duran bacaklarının arasına tek dizini yerleştirip hızla yukarı kaldırdı. Ancak ne yazık ki genç adamın acıyla haykırması kızı sandığı kadar mutlu etmemişti.

Tyler iki büklüm olmuş ellerini önünde birleştirmişti. Fanny dudağını ısırıp elini kendinden hızla uzaklaşan adama doğru uzattı. Tyler sert bir hamleyle elini savuşturunca “Üzgünüm,” diye fısıldadı. Fakat içten özrü, Tyler’ın iniltilerinin ve yanlarından geçen arabanın sesi altında ezildi.

“Lanet olsun!” Tyler’ın homurtuları sonunda anlamlı kelimelere bürünebilmişti. “Bunu yapmak zorunda mıydın?”

“Evet.” Kız adamın bakışlarını görünce cevabını saliseler içinde değiştirdi. “Hayır!”

“Bu daha iyiydi,” diye mırıldandı Tyler. Sonrada kendini arabanın kaputunun üzerine bıraktı. “Bir an gerçekten öteki dünyaya gittiğimi sandım,” dedi. Ses tonu sinirlerinin ne durumda olduğuyla ilgili kıza bilgi vermiyordu.

Bu yüzden Fanny temkinli adımlarla Tyler’ın karşısına dikildi. Tabii aralarında bir kol boyu mesafe bırakmayı da ihmal etmemişti. “Bak,” dedi az önceki olaydan sonra ortadan toz olan özgüveninin kırıntılarına sığınmaya çalışarak. “Gerçekten üzgünüm. O kadar ileri gitmek istememiştim.”

Tyler artık daha normal görünüyordu. En azından yüzündeki o acı ifade kaybolmuştu. “Sanırım bunu hak ettim. Yinede daha nazik olabilirdin.”

Fanny omzunu silkti. “Genelde bu kadar kaba değilimdir. Ama sen tüm genellemelerimin dışındasın sanırım ve benim buna bir çözüm bulmam gerekiyor.”

Tyler’ın gözleri şüpheyle kısıldı. “Ne demek istiyorsun?” diye sordu.

Fanny bu soruyu cevapsız bırakarak adamın yeni yeni sönen sinirlerini tekrar alevlendirmişti. Tyler oturduğu yerden doğruldu, Fanny olduğu yerde bekledi. “Ne demek istediğini söylemeyecek misin?” diyerek az önceki sorusunu farklı bir şekilde yineledi adam.

Fanny başını olumsuz anlamda sağa sola salladı. “Bu sana açıklayabileceğim bir şey değil,” dedi. Sesi bir çocuğa ders anlatırmışçasına sakin ve temkinliydi.

“Sen yinede açıklamayı dene,” dedi Tyler. İstediği zaman gerçekten inatçı olabiliyordu. “Eğer anlayamazsam söz, bunun için senin anlatımını suçlamayacağım.”

“Ah,” dedi Fanny elini kalbine götürürken. “Bunlar ne kadar hoş sözcükler. Bende lütfun için, ayaklarına kapanma isteği uyandırıyor.”

Tyler sırıttı. “Pekâlâ,” dedi. Hala beklenti dolu gözlerle kıza bakıyordu. “Açıklama yapacak mısın?”

Fanny dudaklarını büzerek genç adama değişik bir mimikle baktı. Bu adam istediklerini almaya alışık olan tiplerdendi ancak, ne var ki Fanny, ondan korkup sinecek kadar pasif bir kız değildi.

“Sana dakikalardır bir açıklama yapmaya çalışıyorum zaten,” dedi kız.

Tyler pes ettiğini belli edercesine sıkıntılı bir soluk alıp geri çekildi. “Sanırım inatlaşmanın anlamı yok,” diye mırıldandı. “Artık gidelim mi?”


Fanny soruya cevap vermeden Tyler’ın yanından geçip sürücü kısmına oturdu. Genç adamda yanına oturduğunda arabayı çalıştırarak otoparktan çıktı. Hayatta gerçekten susulması gereken anlar vardı ve Fanny ile Tyler’ın içinde bulundukları bu zaman dilimi, o anlardan biri olma özelliğini taşıyordu. Bu yüzden ikisi de gereksiz cümlelerle aralarında uzayıp giden sessizliğin önünü kesmediler. Şimdi dikkatler yolda, zihinler ise çıkmazdaydı…

KEYİFLİ OKUMALAR...

Hiç yorum yok: