25 Aralık 2013 Çarşamba

DEJA-VU; 32.BÖLÜM

Fanny gecenin etkilerini sabah kalktığında da üzerinde hissetti. Başı ağrıyor, gözleri hiç uyumamış gibi batıyor ve ısırdığı yanağı acıyla sızlıyordu. Eliyle başını ovalayarak banyoya girdi. Güzel bir duş alıp saçlarını kuruttu. Fön makinesiyle hiçbir teli atlamadan, zorlu bir uğraş vererek saçlarını dümdüz etti. Giysi dolabını açarak, bir süre ne giyeceğini düşündü. Siyah bir takım elbisede karar kılıp, yüksek yakalı beyaz bir gömlek ve siyah topuklu ayakkabıyla kombinini tamamladı. Bu gün, içinden ciddi giyinmek gelmişti, ruh halinin bunda ne kadar etkisi olduğunu sorgulamadı. Fönlediği saçlarını sıkı bir topuzla ensesinde topladı. Gözlerine yoğun, siyah bir makyaj yapıp dudaklarını hafifçe renklendirdi. İş kadınıyla, kapak kızı arasındaki o ince çizgiyi aşmamaya çalışıyordu.

Gece kapattığı telefonunu açıp bilgisayar çantasını eline aldı. Etrafına son kez göz atarak odasından çıktı. Aşağı inerken unuttuğu bir şey olup olmadığını kontrol ediyordu zihninde. O sırada evin arka tarafından yaklaşan Alanis’le göz göze geldi.

“Günaydın,” dedi kadın fazla neşeli bir sesle.

“Günaydın.”

Fanny başka kelimeye yer vermeyecek şekilde yanıtlamıştı Madam’ı. Kahvaltı yapılan salona girdiğinde tüm dikkatini kardeşinin gülümseyen, yakışıklı yüzüne verdi. “Günaydın,” dedi gülümsemeye çalışarak. “Afiyet olsun Marco.”

Masaya yaklaştığında kendi sandalyesinin olduğu taraftaki servis tabağından birkaç çatal omlet aldı. “Sana da günaydın.” Fanny kardeşinin ses tonundaki tuhaflığı fark ettiğinde peçeteyle ağzının kenarlarını temizliyordu.

“Bir sorun mu var?” diye sordu. Masadan uzaklaşıp kardeşinin gözlerine dikti gözlerini. “Niye öyle bakıyorsun Marco?”

Genç adamın yüzünde hınzır bir gülümseme vardı. “Hiç,” dedi omzunu silkerken. “Bu gün çok ciddi görünüyorsun da.”

“Ben her zaman ciddi görünürüm evlat,” dedi Fanny. Marco keyfini bir nebzede olsa yerine getirmişti. Babasının rahatsız edici varlığının fazlasıyla farkındaydı, yinede ısrarla adamla göz göze gelmedi.

“Sen bana evlat mı dedin?” diye sordu Marco. Gözlerinde sahte dehşet pırıltıları dolanıyordu. “Bu gün doğum günün de ben mi bilmiyorum?” diye sordu.

Fanny soru karşısında afalladı. “Elbette bu gün doğum günüm değil seni velet. Neden sordun?”

“Ve şimdi de velet,” dedi çocuk düşünceli bir sesle. Daha çok kendi kendine konuşur gibiydi.

“Marco!” dedi Fanny uyaran bir tonla.

Çocuk derin bir nefes alarak dirseklerini masaya dayadı. Biçimli çenesini eline almış kısık gözlerle ablasını süzüyordu. “Orta yaş krizine girmiş gibi davranıyorsun da,” diye mırıldandı. “O yüzden doğum günün olup olmadığını merak ettim.”

Fanny dudağını ısırıp gülmemeye çalıştı. “O dediğin krizi yaşamam için daha birkaç yıl geçmesi gerekiyor, bu arada bilmem farkında mısın ama yaz mevsiminin başlarındayız ve benim doğum günüm Kasım ayında.”

“Ve sen bu güzelim yaz gününde siyah takım elbiseyle işe gidiyorsun.”

Fanny hiç bu açıdan düşünmemişti. “Bu gün canım bunu giymek istedi,” dedi. Başını eğip kendini süzme isteğine karşı koymaya çalışıyordu. Aynada kıyafetine baktığında renklerin mevsime uyup uymayacağını düşünmemişti bile.

“Belki de size daha renkli bir elbise seçmeme izin vermelisiniz Bayan Fanny.”

Fanny, Madam’ın tam arkasında durduğunu fark etmemişti. Bu yüzden bariz bir irkilmeyle durumdan hoşnut olmadığını belli etti. “Gerek yok,” dedi duygusuz bir sesle. “Beş yaşından bu yana kıyafetlerimi kendim seçebiliyorum.”

Sözlerinin salondaki tüm ılıman havayı dağıtması üzerine, Fanny meydan okuyan gözlerle babasına baktı. Alvin’in, sinirlerinin bozulduğunu ifade etmesini bekledi. Bu ifade yoluyla şimdi daha büyük bir metanetle başa çıkabilirdi. Dün gece o kadar afallamıştı ki, ne yapacağını bilememiş, gece boyunca sinirden ve üzüntüden kendi kendine işkence etmişti. Ancak durum şimdi farklıydı, Fanny dünkü çocuk değildi. Bu yüzden babasının ikinci bir kez şiddete başvurmasına müsaade etmeyecekti. Gözlerini dikmiş Alvin’e bakarken, adam gülümsemeye başlayınca Fanny bocaladı.

“Küçücük bir kızken annenle kıyafet kavgası yaptığını hatırlıyorum,” dedi Alvin. Yüzündeki sinir bozucu -zoraki olduğu belli olan- gülümseme hala konumunu koruyordu. “Daha o zamandan, ne kadar inatçı bir kız olduğunu belli etmiştin.”

Alvin’in bakışları konuşurken sürekli arkasında bir noktaya kaydığı için, Fanny babasının, gözlerine bakamadığını var saydı. Ancak durum tahmin ettiği gibi değildi. “O zamanlar bana haddimi bildirmeliymişsiniz öyleyse,” dedi kızgın olduğunu düşündüğü bir ses tonuyla. Oysa kelimeleri buram buram kırgınlık kokuyordu. “Etkili yöntemlerinizle erkenden tanışmam daha iyi olurdu.”

“Babamla neden resmi konuşuyorsun?” Marco’nun olanlara anlam veremediği, sorduğu sorunun saçmalığından belli oluyordu.

“Böylesinin daha iyi olduğuna karar verdim,” dedi Fanny. “Nasıl konuşmam gerektiğini öğrenmem için koca bir gece vardı önümde. Bende bunu en iyi şekilde değerlendirdim.”

Kız, yanıtı kardeşine verse de, bakışlarını babasının gözlerinden ayırmamıştı.

“Kes şunu Fanny!” dedi Marco. Ayağa kalkmış hızlı adımlarla ablasına yaklaşıyordu. “Neler olduğunu bilmeyen bir tek ben varım sanırım. Hanginiz anlatmak istersiniz?”

“Benim işim var,” dedi Fanny kaçamak bir tavırla. “Hoşça kal Marco.”

Kardeşinin itirazlarını umursamadan kendini evden dışarı attı. Temiz hava ciğerlerine dolarken adımlarını sakinleştirdi. Garajını açarak arabasına bindi. Bilgisayar çantasını yolcu koltuğuna koyduğunda, dolan gözlerine lanet etti. İki gündür devreleri yanmış gibi davranıyordu. Tamir olmak için ihtiyacı olan tek şey çalışmaktı. Başka bir şey düşünemeyinceye, yaşadıklarını unutuncaya ve sinirlerini alt edinceye kadar çalışmalıydı. Yoksa günleri hem kendisine, hem de ailesine zehir edecekti…

****** 


Beni özledin mi?” Eric başını onaylamaz bir tavırla iki yana salladı. “Senin acilen bir sevgiliye ihtiyacın var dostum.”

Tyler, Eric’in bavullarını aracının bagajına yerleştirdikten sonra gülümsemesini bastırmaya çalışarak sürücü koltuğuna oturdu. Eric yanında yerini alınca emniyet kemerlerini takıp yola çıktılar.

“O konuda çalışmalarım sürüyor,” diye mırıldandı genç adam. “Ancak kızın pek istekli olduğunu söyleyemeyeceğim.”

Eric’in dudakları “Cık, cık,” derken tuhaf bir hal aldı. “Ne yani, sen şimdi bana o meşhur cazibenin, Fanny’nin üzerinde işe yaramadığını mı söylüyorsun?”

“Tam olarak bu kelimeleri kullanmamış olsam da, evet.”

“Vovv! Dostum bu anlar tarihe geçmeye değer.”

Tyler gözlerini devirdi. “Senin işler nasıl gitti?” diye sordu konuyu değiştirmek adına. “Röportajını yapabildin mi?”

Eric tuhaf sesler çıkararak homurdanınca Tyler şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. “Ne demeye çalışıyorsan bizim dilimizi kullan. Sizin gezegenin lisanına aşinalığım yok.”

Sert bir yumruk darbesi omzunu adeta yamultunca Tyler inledi. “Araba kullanıyorum!” diye bağırdı genç adam. “Ölmemizi mi istiyorsun?”

“Araba kullanırken dikkatinin çok çabuk dağıldığını söyleyen oldu mu sana?”

“Ukalalığına alıştım da, konuyu değiştirmek istemeni anlayamıyorum,” dedi Tyler. “Röportajı yaptın mı yapmadın mı?”

“Yaptım.”

“Pekâlâ, nasıl birisiydi şu yatırımcı?”

“Bu sorunun geleceğini biliyordum,” diye söylendi Eric. Homurtularına engel olamıyordu. “Çok klişe bir insan olduğunu biliyor muydun?”

“Cevap verirken bunları biliyor muydunuz, kısmını atlarsan sevinirim Eric.”

“Anlamadığın bir şey var dostum, benim hayattaki yegâne amacım seni sevindirmek falan değil.”

Tyler aracı hızlı bir manevrayla yol kenarına çekerek durdurdu. “Tamam,” dedi bir çocukla konuşurmuş gibi. “Söylemek istemediğin şey ne?”

“Röportaj yaptığım adam bir eş cinseldi ve benden hoşlandı.”

Eric’in bir çırpıda söylediği kelimeler Tyler’ın zihnini birkaç dakika boyunca meşgul etti. Sonunda, olayın ciddiyetini anlayınca genç adam kahkahayı koyuverdi.

“Kes gülmeyi!”

Tyler istese de kendini tutamıyordu. “Ah zavallı Eric,” diye mırıldandı gülüşünün arasında. “Yoksa seni taciz mi etti?”

“O kadar da değil.”

Eric’in suratı öylesine kızardı ki Tyler durdurmaya çalıştığı kahkahaları üzerinde ki hakimiyetini tamamıyla kaybetti.

Eric arkadaşını nasıl susturacağını biliyordu. “Helen’e ne zaman gidiyoruz?” diye sordu dişlerini sıkarken.

Tyler gülmeyi kesti ama dudaklarındaki ince gülümsemeyi yok etmeye şu anda kimsenin gücü yetemezdi. “En yakın zamanda.”

Eric’in beklediği yanıt bu değildi. “İşte bu tuhaftı,” dedi şüpheci bir ses tonuyla. “Neler döndüğü anlatacak mısın bana?”

“Benim anlatacak bir şeyim yok. Ama sanırım Helen’in var.”

“Tamam,” dedi Eric. “Bu akşam gidelim öyleyse Helen’e.”

“Bende öyle düşünmüştüm. Bu arada bir misafirimiz de olacak.”

“Kim?”

“Fanny.”

Eric daha ne kadar şaşırabileceğini düşünürken açık kalan ağzını kapattı. “Önce arabanı değiştiriyorsun, sonra Helen’e gitmeye can atıyorsun ve bana tekme atan kızla birlikte yemek yememi istiyorsun. Sen aklını mı yitirdin?”

Tyler gülümsedi. “Bu kadar abartmana gerek yok dostum. Her şeyi oluruna bırak.”

“Ve bunu bana muhasebecisiyle ufak bir sorun yaşadığı için bütün hesaplarını didik didik ettiren adam söylüyor.”

“Hey! Ben parayı sokaktan toplamıyorum. Tabii ki işlerimi birinci elden kontrol edeceğim.”

“Kimse parayı sokaktan toplamıyor dostum ancak ikimizde işleri oluruna bırakmak konusunda pek iyi sayılmayız.”

“Haklısın. Sanırım…”

“Tabii ki haklıyım! Ben her zaman haklıyımdır.”

“Hı hı.”

“Ciddiyim!”

“Ne yazık ki biliyorum.”

“Tyler?”

“Efendim?”

“Kapa çeneni.”



Tyler, Eric’i evine bıraktıktan sonra, arabasını kendi evine doğru sürdü. Her ne kadar birlikte geçirdikleri zamanın yarısından fazlasını laf dalaşı yaparak ziyan etseler de, Eric’i ve varlığını yanında hissetmeyi seviyordu. Bu sapıkça bir sevgi değildi, tamamıyla dostane duygular besliyordu arkadaşına karşı.

Genç adamın dudaklarından bir homurtu kaçtı. Kendi düşünceleriyle bile savaş halindeyken kitabını nasıl tamamlayacağı hakkında hiçbir fikri yoktu. Yayın evlerinden gelen talepler azalmamıştı ancak genç adam kimsenin beklentilerine yanıt verecek, ya da uzun soluklu toplantılarda vakit geçirecek durumda değildi. Dikkatini tamamıyla Fanny’e vermeyi istiyordu. Kızın, kendisinde uyandırdığı duygular farklıydı. Daha önce hissettiklerine hiç benzemiyordu. Genç adam bu yüzden kalbinin sesini dinleyip adımlarını o doğrultuda atacaktı. Mantığın aşkla aynı yerde barınamayacağını uzun zaman önce tecrübe etmişti.

Evine vardığında hızla aracından inerek aralık olan kapıdan içeri girdi. Brenda’ya seslenmek üzereyken elektrik süpürgesinin sesiyle irkildi. Belli ki kız temizlik yapıyordu, Tyler bu yüzden, hizmetliye rahatsızlık vermek istemedi. Odasına yönelerek merdivenleri üçer beşer tırmandı. Üzerindeki kıyafetleri çıkarıp yatağın üzerine fırlatırken dudaklarında neşeli bir şarkı cirit atıyordu. Dolabının önünde durup ne giyeceğine karar vermeye çalışırken Paris’e ufak bir yolculuk yapması gerektiğini anladı. Eric’i hava alanından almadan önce de ofisine uğramış ve birçok belgenin eksik olduğunu fark etmişti. Genelde çalışmalarını evinden yönetse de kitabı yazıp, yayınlayacağı vakit bir ofise ihtiyacı olacaktı. Bu nedenle Amerika’ya gelir gelmez ilk işi kendine ferah ve güzel manzaralı bir çalışma mekânı bulmak olmuştu.

Fanny’le samimiyeti ilerletmişken Ülke’den kısa süreliğine de olsa ayrılmak gelmiyordu içinden. Ancak bu yolculuğu yapmak zorundaydı. Fanny’e Paris yolculuğunda yanında olmasını teklif etse ne derdi acaba. Muhtemelen sağ kroşesiyle sağlam bir yanıt verirdi genç adama. Tyler sırıttı. Yinede bu riski almaya değeceğini düşünüyordu. Uygun bir fırsatını bulursa bu soruyu Fanny’e sormayı, zihninin bir köşesine yazdı. Ne olur ne olmaz diyede kendini kızın vereceği her türlü yanıta, ruhen hazırlamaya çalıştı…


Genç adam Fanny’nin evinin önünde beklemeye henüz başlamıştı ki, Malikâne’nin dev kapısı açıldı ve son derece gösterişli bir araç, bahçeden yavaşça dışarı çıktı. Kız dakikti, Tyler bu özelliği her erkek gibi takdire şayan bulmuştu. Koltuğunda biraz öne eğilerek kornaya bastı. Fanny’le göz göze geldiğine gülümsedi. Kızdan karşılık alıp alamadığını bilmiyordu, çünkü çalışır vaziyette duran aracının yola koyulması için gaza çoktan basmıştı. Usta bir manevrayla Fanny’nin önüne geçerek ana yola çıktı. Kızın, bu hareketi yüzünden ne kadar sinirlendiğini ancak tahmin edebilirdi. Neyse ki yanıtını da, çok geçmeden yanından hızla geçen Fanny’nin sert kornasıyla almıştı.

Kahkahasını dizginleyip tek eliyle emniyet kemerini bağladı. Aracın gazına biraz daha yüklenerek Fanny’e yetişti. Arabasını daha bu gün almıştı. Fanny’le yapacağı ufak yarışla aracın kapasitesini de birinci elden test etmiş olacaktı. Fanny’nin kullandığı araç, genç adamınkinden daha üstün bir modeldi. Ancak Tyler’ın pes etmeye niyeti yoktu.

İki genç Helen’in çakıl taşlarıyla döşeli ev yoluna kadar yarıştılar. Çoğu zaman Fanny önde olsa da, genç adam son anda ani bir atak yaparak kızı boş anında yakalamış ve yarışı az bir burun farkıyla kazanmıştı.

Tyler aracından indiğinde, Fanny’nin açık olan camından homurdanmalarını duyabiliyordu. “Adi herif!” Genç adam ağır adımlarla, varlığını belli etmemeye çalışarak kızın aracının camına yaklaştı. Fanny ellerini direksiyona dayamış, başını da öne eğmişti. “Bu hiç adil değil!”

Kızın sinirini gören genç adam daha fazla dayanamadı. “Bu yaşta bu sinir,” dedi ayıplarcasına. “Gerçekten çok zararlı olabilir.”

Fanny sesi duyar duymaz başını kaldırmış çatılan kaşlarıyla genç adamı aşağılarcasına incelemeye almıştı. “En azından ben adil yarışıyorum Moore,” dedi genç kız alayla. “Bu yüzden hayatım boyunca hiç vicdan azabı çekmedim.”

Tyler atılan taşın ağırlığı altında ezilmemek için ellerini arabanın tepesine yaslayıp kıza doğru yaklaştı. “Senin adına sevindim,” dedi sesini alçaltarak. “Her hangi bir nedenden ötürü azap çekmeni istemem doğrusu.”

“Gerçekten mi?” diye sordu kız. Bir ses tonu ancak bu kadar çok anlam ifade edebilirdi. “Bu ne kişilik karmaşası böyle Moore. Karakterinin çeşitliliğine yetişmeye çalışırken başım dönüyor.”

“Benim kollarıma bayılabilirsin.”

“Ben asla bayılmam. Hele yakınlarımda sen varsan, asla!”

“Ah anlıyorum.” Tyler tatlı atışmalarından o kadar çok keyif alıyordu ki kapının önüne çıkıp kendilerini izlemeye başlayan Helen ve Eric’ten haberdar bile değildi. “Elbette benim yakınlarımdayken kendinde olmak istersin. Kim benimle geçireceği zamanı ziyan etmek ister ki?”

“Ben!” diye atıldı Fanny. “Ben senin şu sinir bozucu konuşmalarına maruz kalmamak için her şeyi yapabilirim.”

“Az önce benim yakınlarımdayken bayılmayacağını iddia eden sen değil miydin? Yoksa müthiş ikna yeteneğim kollarıma kurulmaya karar vermene yetti mi?”

“Sen beni ancak, olası cinayetini kurgulamaya ikna edebilirsin.”

“Kendi ölümümü kurgulayacak olsaydım bunun için senin yardımına ihtiyaç duymazdım.”

“Bende seni öldürmeyi planlasaydım bunun için yardım almazdım.”

Tyler dudaklarını sıkıp ifadesini zorla sertleştirmeye çalıştı. Şu anki ruh haliyle bu pek mümkün değildi. “Pişman olmaz mısın?” diye fısıldadı sesine bir parça daha etkileyicilik katarak. “Dünya üzerinden benim gibi bir şaheseri silip atmak, senin şu hiç ses çıkarmayan vicdanının çenesini, sonsuza kadar kapanmamak üzere açmaz mı?”

“Ben ona razıyım,” dedi Fanny. Yüzünde acıklı bir ifade vardı. Genç kız elini kalbinin üzerine götürerek sergiledikleri diyaloğa bir parça daha dram serpiştirdi. “Yeter ki bu çile artık bitsin.” Fanny aracın kapısını açmak için hamle yaptı. Tyler biraz geri çekilince kapı açıldı, kızda dışarı çıkabildi. Adamın karşısına dikildiğinde yüzünde çaresiz bir ifade vardı. “Kararını verdin mi?” diye sordu.

Tyler Fanny’nin hareketlerindeki abartıya gülmemeye çalışırken bir şeyler kaçırmış olmalıydı. “Ne demek istiyorsun?”

“Son sözlerinin neler olacağı konusunda,” dedi kız. “Kararını verdin mi?”

Genç adam başını yere eğdi. “Eğer bu kadar ısrarcıysan, evet, kararımı verdim.”
“Seni dinliyorum.”

“30 yıllık hayatım boyunca, hiçbir konuşmadan bu kadar zevk almamıştım.” Genç adam sözlerinin devamını getirirken gözlerini genç kızın şaşkınlıkla açılmış gözlerine dikti. “Hiçbir bakışın karşısında bu denli savunmasız kalmamıştım, hiçbir dudağın tadına böylesine hasretle susamamıştım ve ölüm meleğinin bu kadar güzel olduğunu bilseydim, çok önce canımı tehlikeye atardım.”


Tyler bir adım ilerleyerek Fanny’nin teninin sıcaklığına temas etti. “Ölmeden önce,” diye mırıldandı göz kapakları ağır ağır kapanıp, kısık gözleri kızın dudaklarına odaklanırken. “Hasretimi dindirmeme izin ver meleğim.”


HER ZAMAN Kİ GİBİ, UZUN ARA YÜZÜNDEN ÜZGÜNÜM... KEYİFLİ OKUMALAR...