21 Temmuz 2014 Pazartesi

DEJA-VU; 36.BÖLÜM

    Tyler yattığı yerde sürekli kıpırdanıp durduğu için beynine uyuma komutunu veremiyordu bir türlü. Aklı Eric’in sözlerindeydi. Gece yatmadan önce aynanın karşısına geçip Eric’in sözünü ettiği beyaz telleri aramakla geçirmişti birkaç değerli dakikasını. Tabii ki zihnini meşgul eden asıl konu bu değildi ama beyaz saçlarda insanı çok huzurlu hissettirmiyordu doğrusu.

Arkadaşı bunu sinir bozucu bir tavırla hatırlatmış olsa da zamanın akıp gittiği doğruydu ve belli bir yaştan sonra, geçen zaman insana çokta iyi davranmıyordu. Genç adam artık hayatını sevdiği, güvendiği ve duygularına karşılık alabileceği biriyle geçirmek istiyordu. Çocuk istiyordu, bir oda dolusu olmasa da, hayatını güneşlendirecek minik bir bebek yaşamını daha anlamlı kılacaktı. Yaşlandığında ise sevdiği kadınla beraber verandalarında oturup batan güneşi seyretmek, buruşuk yanaklarını torunlarının öpücükleriyle ısıtmak istiyordu. O veranda da yanında oturmasını istediği kişi Fanny’di. Tüm bu evlilik fikrinin odak noktasında, hayallerinin tam da başköşesinde Fanny yer alıyordu. Tyler, hayatının anlamını bulmuştu bunu daha fazla inkâr etmenin ya da kaçınılmaz olanı geciktirmenin anlamı yoktu.

Eli, kucağında duran ve Fanny’nin numarasının ekranda yer aldığı telefonuna gitti. Saat sabahın beşiydi. New York’ta saat 11 olmalıydı. Fanny muhtemelen işinin başına geçmiş, görevini doğru dürüst yapmayanlara çıkışmakla meşguldu. Genç adam son anda biraz daha beklemeye karar verdi. Zorla da olsa beynine verdiği emirlerin ışığında telefonu başucundaki komodine bırakıp yastığına iki eliyle birden sarıldı. Dudaklarında oynaşan gülümseme kahkahaya dönüştüğünde neden güldüğü hakkında hiçbir fikre sahip değildi. Aşkın güzelliği de buydu işte. Sabaha kadar uykusuz kalsanız dahi, sonunda uykuya daldığınızda, dudaklarınızda güzel bir gülücüğün izleri oluyordu.

******

Fanny, Tyler’ın sandığının aksine çalışanlarına çıkışmakla değil onların tebriklerini gülümseyen bir yüzle kabul etmekle meşguldü.

 “Bu ödülü hak etmiştiniz efendim, tebrikler.”

“Hepimiz hak etmiştik Bay Stan. Teşekkürler.”

Fanny, toplantı salonundan çıkıp odasına giderken birkaç çalışanla daha ayaküstü sohbet etti. Dün gece geç saatlere kadar süren ödül gecesinden dolayı zaten yorgundu ve aklı dünden bu yana haber alamadığı Tyler’daydı. Birkaç kez türlü bahanelerle adamı aramayı aklından geçirmişti ancak gururuna yenik düşüp sonunda telefona uzanan elini durdurmuştu.

  Odasına sığındığında olduğu yerde kalakaldı. “Bay Martin?”

 “Merhaba Bayan Fanny.”

 Genç kız, bu adamdan bir süredir başarıyla kaçıyordu. Odasına hangi cüretle girebilmişti? Sekreteri hangi cehennemdeydi?

         Kız tedirginliğine rağmen masasına ulaşıp adamla arasına güvenli bir mesafe koydu. “Neden burada olduğunuzu sorabilir miyim?”

     “Şaşırdınız değil mi?”

     “Aslına bakarsanız evet. Hala soruma cevap vermediniz.”

  Adam elini ceketinin iç cebine uzatıp iki tane kâğıt parçası çıkarınca Fanny kaşlarını kaldırdı. “Benimle sinemaya gelir misiniz?”

“Efendim?”

   Martin sırnaşık bir tavırla gülümsedi. “Bu kadar şaşırırsanız kalbimi kırarsınız ama. Ne diyorsunuz?”

 “Bakın Bay Martin!” Fanny biraz duraksayıp nefesini ve sinirlerini kontrol altında tutmaya çalıştı. “Sizinle sinemaya veya başka bir yere gelmek istemiyorum. Umarım kalbiniz kırılmaz çünkü ben bu tarz aktivitelere yalnızca ailemle birlikte giderim.” Bu tamamen doğru değildi elbette. Fanny bazen Nick ve eski sınıf arkadaşlarından bazılarıyla sinemaya, tiyatroya ya da çeşitli gösterilere gidiyordu. Fakat bu adamdan uygun bir dille kurtulabilmesi için tek çaresi yalana başvurmaktı.

         “Ah…” Martin’in ses tonu hayal kırıklığıyla doluydu. “Bu kötü oldu Bayan Fanny,” diye mırıldandı. “Gerçekten çok, çok kötü oldu.”

         Tuhaf sözlerinin ardından Martin hızlı adımlarla odayı terk etti. Fanny hafifçe ürperdi. Bu adamda rahatsız edici bir elektrik vardı. Az önceki mırıltıları da neydi öyle? Genç kız kızgınlıkla masasındaki telefona sarıldı. Sekreter masasından anında yanıt geldi.
“Bayan Fanny?”

“Hemen odama gelin!”

Fanny sabırsız bir tavırla masasında otururken sekreteri içeri girdi. Kadının telaşı, kızarmış yüzünden hareketlerine kadar, bütün vücudunu esir almıştı. Fanny bu sahneyi görünce sinirlerini biraz törpüledi. İnsanları korkutmaktan ya da endişelendirmekten hoşlanmıyordu.

“Benim haberim olmadan bu odaya kimseye almamanız gerektiğini size söyledim mi, söylemedim mi?”

“Şey… Söylediniz efendim. Ben Bay Martin’in içeri girdiğini fark etmedim. İhtiyaç molası vermiştim o sırada girmiş olmalı. İnanın bilseydim…”

Fanny elini yukarı kaldırarak kadının daha fazla açıklama yapmasına engel oldu. Bu adam kendisine ulaşmak için bilerek sekreterinin olmadığı bir anı seçmiş olabilir miydi? Hayır, dedi kendi kendine. Paranoya yapıyorsun.

“Çıkabilirsin.”

Kadın ikiletmeden genç kızın söylediğini yaptı. Fanny elleriyle alnını ovuşturmaya başladı. İki gündür sinirlerine hâkim olmakta güçlük çekiyordu. Bunun kesinlikle Tyler’ı görememesiyle bir ilgisi yoktu. O adamın şu anda aklında ne işi olduğunu dahi bilmiyordu. Sandalyesini geriye iterek yerinden hızla doğruldu. Acilen bir projeye ihtiyacı vardı. Babası geçen seferki arsa fiyaskosundan sonra Fanny’den biraz dinlenmesini rica etmişti. Ancak elbette bu genç kızın yapmak istediği en son şeydi. Gelişinden daha da hızlı adımlarla ofisini terk etti. Sekreterine göz ucuyla baktığında yerinde oturduğunu ve temkinli bakışlarla kendisini süzdüğünü gördü. “Matt’in yanına gidiyorum. Birisi sorarsa yarım saat içinde geleceğimi söylersin.”

“Peki efendim.”

Genç kız en iyi anlaştığı mimarın yanına giderken güzel bir projenin karşısına çıkması için dua etmeye başladı…

“Dubai’den mi?”

“Evet, bu akşam gelecekler. Oldukça zengin olduklarını eklememe gerek yok sanırım. Büyük bir otel inşa ettirmek istiyorlar. Bunun içinde biz seçildik.”

“Projede bende yer alacağım.”

“Evet, bugün bir toplantı yapıp bu konuyu sizinle konuşacaktık zaten. Siz olmadan bu projenin altından kalkamayız.”

Genç kız gülümsedi. “Elbette kalkabilirsiniz fakat böyle düşünmen güzel.”

Karşılık olarak Matt’de gülümseyince genç kız karşısındaki yüze alıcı gözüyle baktı. Adam, kumral saçları, bembeyaz dişleri, hafif yanık teni ve mavi gözleriyle kapak mankenlerini andırıyordu. Ancak Fanny’nin kalbinde dostça duyguların haricinde herhangi bir his yoktu. Aslında bu mavi gözlerin yerine, yakıcı yeşil gözleri tercih ederdi ve o gözlerin kendisine bakarken hayranlık ve saygıyla beraber kısılmasını. Bazende alaycı bir tavırla parıldamasını… Ah, topla kendini Fanny.

“Evet, hepsi bu kadar sanırım. Bir saat içinde toplantıda görüşürüz.”

“Görüşürüz efendim.”

Genç kız sonunda dikkatini dağıtacak bir proje bulmuştu. Yaramaz bir çocuk misali aklına sızıp duran yeşil gözleri başını sallayarak zihninden uzaklaştırdı. Neredeydi bu adam ve neden en son yaptıkları tuhaf telefon konuşmasından sonra bir daha aramamıştı?

“Adi herif…” Fanny yüksek sesle dile getirdiği hakaretin rahatlatıcı etkisiyle çenesini biraz yukarı kaldırdı. Önündeki toplantıya hazırlanmak için odasına girdiğinde Tyler’ı ve beraberindeki düşünceleri bir sandığa kilitleyip üzerine oturmuştu. Evet, hayat böyle daha güzeldi…

“Nerelerdesin sen?”

Genç kız karşı taraftaki kızgın ve tiz sesi duyunca telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı. “Merhaba canım arkadaşım, nasılsın?”

Arkadaşım mış, kaç gündür beni ihmal ediyorsun.”

“Özür dilerim. Gerçekten Sally, çok üzgünüm. Bir türlü seninle buluşacak zaman bulamadım. Ama eğer vaktin varsa, her zamanki kafede seninle hasret gidermeyi istiyorum.”

Karşı taraftan bir süre ses çıkmadı. “Tamam,” dedi kız sonra. Sesi yumuşamıştı. “Ne zaman?”

“Hemen. Ben şimdi kafenin önüne park ettim.”

“Bende birazdan orada olurum.”

Fanny içindeki suçluluk duygusuyla dudağını sertçe ısırdı. Arkadaşını ihmal etmişti. Bunun hiçbir mantıklı savunması olamazdı. Aracından çıkıp kapısını hızla çarptı. Sally’nin gönlünü bir şekilde almalıydı. Kafeye girip yerine oturduğunda hala arkadaşına kendini nasıl affettirebileceğini düşünüyordu. Aklına bir fikir gelmeyince omuzlarını silkip kaderini zamanın ellerine bırakmaya karar verdi. Nasıl olsa o, bir şekilde her şeyi yoluna koyardı…

Sally uzun saçlarını savurarak yanına geldiğinde Fanny endişeyle önünde duran kahve fincanına bakıyordu.

“Merhaba,” dedi çekingen bir sesle.

Arkadaşının çatık olan kaşları ağır ağır düzleşti. Alnının ortasındaki kırışıklıklarda bu sayede yok olmuştu. “Merhaba benim kaçak arkadaşım.”

Selamlaması o kadar sevgi doluydu ki Fanny heyecanla kızın boynuna sarıldı. “Seni sevdiğimi biliyorsun değil mi?”

“Elbette biliyorum, fakat bunu kalabalık ortamlarda yüksek sesle dile getirmesen iyi olur.”

Genç kız kıkırdadı. “Hadi oturalım. Aç mısın?”

“Evet, hemde çok.”

Siparişlerini almak üzere yanlarına gelen garsondan masayı güzelce donatmasını istediler. Alacakları kalorileri bir seferlik umursamamaya karar vermişlerdi.

Sally eliyle saçlarını arkasına savururken tek kaşını soran bir ifadeyle kaldırdı. “Bana nerelerde olduğunu anlatacak mısın?”

Fanny boğazını temizledi. Bir yandan da nereden başlayacağını düşünüyordu. “Aslında buralardaydım. Ancak birkaç sorun üst üste geldi ve ben kendimi işe verdim. Evet, net olursak benden haber alamamanın suçlusu işim.”

“İşinin patronu sen değil misin?”

“Teknik olarak evet. Ancak teoriye bakacak olursan tam tersi.”

Sally, masaya ellerini yerleştirip bakışlarını Fanny’e dikti. “Tamam, sen kimsin ve benim aklı başında arkadaşıma ne yaptın? Genelde saçmalayan taraf ben olurdum, bu durumdan da oldukça memnundum!”

Fanny dudaklarını büzdü. “Az önce bana iltifat ettiğinin ve genelde saçmaladığını kabul ettiğinin farkında mısın?”

“Şu an farkına varıyorum. Peki sen şu anda ne kadar saçma bir konuşma içinde olduğumuzun farkında mısın?”

“Kendi adıma bu ithamı kabul etmiyorum.”

Sally homurdandı. Fanny keyiflendi. “Görüşmeyeli sen neler yaptın?”

Sally omuzlarını düşürdü. “Davalarım her zamankinden daha sıkıcıydı. Boş zamanlarımda anneme kafeyi yeniden dizayn etmesinde yardımcı oldum. Erkek arkadaşımdan ayrıldığım için mutsuzum ve yeni bir aşk için sonuna kadar açtığım kalp kapılarım yüzünden, cereyandan öleceğim.”

“Nick seni aramadı mı? Bizim evde telefon numaralarınızı paylaştığınızı görmüştüm.”

“Nick’in aklına bile geldiğimi sanmıyorum. Eğer kuruntulu bir tip olsam adamın gey olduğunu söylerdim.”

“Değil.”

“Ne?”

“Nick, Gey değil.”

Sally yavaşça gülümsedi. “Sen nereden biliyorsun?”

Fanny boğazını temizleyerek yüzüne hücum eden kanı yavaşlatmaya çalıştı. “Bir keresinde… Laf arasında geçmişti.”

“Hım…”

Hım ne?”

“Yok bir şey. Bir adamın, gey değilim, deme ihtiyacını hissettiği konuşmanın içeriğini merak ettim sadece. Sen beni Nick’e ayarlamaya çalışırken, o bunu istememiş ve sende bir tartışma sonucunda gey olup olmadığını sormuş olabilir misin?”

“Tabii ki olamam. Nesin sen? Fantastik roman yazarı mı?” Tanrım, yalan söylemede zaman geçtikçe daha iyi olduğunu hissediyordu Fanny. Bu, elbette bir övünç kaynağı olmamalıydı ama az önceki gibi zor zamanlar için yedekte böyle bir kabiliyetin olması işe yarıyordu işte.

Garsonlar masayı hem görüntüleri hem de lezzetleri güzel olan yemeklerle donatırken iki arkadaş sessizliğe büründüler. Çalışanların tecrübeyle kazandıkları el çabuklukları ve titiz servis açma çabaları sonucu, az önce sıradan olan masa şimdi çiçek bahçesini andırıyordu.

Sally parmaklarının iç tarafını masanın kenarlarına dayamış vücudunu geride tutarken iri iri açılmış gözlerini ve burnunu masanın ortasındaki tatlı tabağına yanaştırmıştı. “Benim gördüklerimi sende görüyor musun?” diye fısıldadı. Gülümseyerek yanlarından ayrılan garsonların farkında değildi.

Fanny dikkatle eğilerek Sally’nin gözlerini diktiği yere odaklandı. “Neyi görüyor muyum?” diye sordu arkadaşının kullandığı fısıltılı sesle.

“Tabaktaki tatlı çeşitlerini... O asil duruşlarını, üzerlerini beyaz bir gelinlik misali kaplayan beyaz kremayı ve nazlı bir çiçek gibi sağa sola serpiştirilen meyve taneciklerini. Benim için mutluluğun tanımı bu işte!”

Fanny tabağa biraz daha dikkatle baktı. Sally’nin trans halinden bir parça da olsa etkilenmiş ve gözüne sıradan görünen tabaktaki şiirselliği fark edemediği için şaşkına dönmüştü. “O beyaz gelinlik diye tabir ettiğin krema ve nazlı çiçekler gibi serpiştirilen meyve tanecikleri kaç kalori, haberin var mı senin?”

Sally başını hiç kaldırmadan gözlerini Fanny’e dikti. Biraz… Korkutucu görünüyordu ve küskün. “Elbette haberim var, ancak senin hatırına bugün diyetimi bozmayı düşünüyordum.”

Fanny siparişlerini vermeden önce yaptıkları konuşmayı hatırladı. “Ah, evet bu gün kalorileri boş verecektik.”

“Ben bunu hiç çaba sarf etmeden başardım. Peki, sen ne zaman bana katılacaksın.”


Fanny gülümsedi. Eline çatalını alıp masanın ortasında ki tatlı tabağına daldırdı. Ağzına büyükçe bir çilek tanesini atarken gözlerini yummuştu. “Hımm,” dedi kendinden geçmiş bir halde. “Bu, sana katıldığımı gösterir mi?”


Hiç yorum yok: