13 Ağustos 2014 Çarşamba

DEJA-VU; 37.BÖLÜM

Saçmalama Eric!”

“Dostum, lütfen dikkat et. Sesin git gide tizleşmeye başladı. Az önceki hostesin bize çift kişilik battaniye verdiğini unutmadım daha.”

Tyler uçağın koridorlarında güzel fiziğiyle salınan hostese çekingen bir tavırla baktı. “Kadına ‘biz gey değiliz’ dediğine inanamıyorum. Hemde yüksek sesle!”

“Ne deseydim? ‘Ah, hayır hanımefendi, lütfen o çift kişilik battaniyeyi alıp bize ayrı ayrı battaniyeler verir misiniz. Hayatta isteyeceğim en son şey yanımda oturan bu suratsız herifle aynı örtünün altında uyumaktır...’ Böyle söylemem seni tatmin eder miydi?” Tyler dudaklarını kıpırdatmaya başlamadan Eric tek parmağını havaya kaldırdı. “Ve lütfen, yine ‘saçmalama’ diye bağırma.”

“Biletlerimizi neden yan yana aldıysan… Sanki bu tartışmaları daha önce yaşamadık hiç.”
“Evet, aslına bakarsan bu durum ortaya tuhaf sonuçlar çıkmasına neden oluyor.”

Eric koltukta yan dönüp dikkatle Tyler’a bakmaya başlayınca genç adam rahatsız oldu. “Ne saçmalıyorsun yine?”

“Daha önce de bizim gey olduğumuzu düşünenler ve dile getirenler olmuştu. Yan yana geldiğimiz zaman ortaya nasıl bir resim çıkıyor da, insanlar bu sonuca varıyor, merak ettim şimdi.”

Tyler, ellerini göğsünde birleştirdi ve başını cam kenarıyla koltuğun arasına yerleştirdiği ufak yolculuk yastığına dayadı. “Eğer bana biraz daha öyle bakarsan ortaya nasıl bir resim çıktığını yan çarprazımızda oturan şu ufaklığın telefonundaki resimlerden görebilirsin.”

Eric, dikkatle arkasına döndüğünde 11-12 yaşlarında bir kızın çantasının altına sakladığı telefonuyla uçaktakilerin resimlerini çektiğini fark etti. Genç adam kısa sürede şaşkınlığını dizginleyip kalın dudaklarını yayarak gülümsedi ve beklemeye başladı. Nihayet genç kızla göz göze geldiğinde tek kaşını soran bir ifadeyle havaya kaldırdı. Kız önce panikledi, ardından da gülümsedi ve iki sevimli gamze az önce yaptığı afacanlığı tamamen kapatarak, Eric’in gözlerini kamaştırdı. Ufaklık işaret parmağını dudaklarına götürüp başını hafifçe yana eğdi. İfadesiyle adeta genç adama yalvarıyordu.

Eric, kızın sevimli yüzünden gözlerini ayırıp yanında taşıdığı çantasından ufak bir not defteriyle kalem çıkardı.

‘Neden?’  

Bu tek kelimelik soruyu yazdığı kâğıdı, defterden koparıp kıza doğru uzattı. Genç kız, büyük bir ataklık göstererek iki saniye içinde kâğıdı alıp okumaya başlamıştı. Yüzünde muzip bir gülümseme kol geziyordu. Aynı çabuklukla oda yanındaki çantasından bir kalem çıkararak genç adamın kâğıdının altına cevabını karaladı. Bu esnada yanında uyuyan ve muhtemelen annesi olan kadına göz atmayı da ihmal etmemişti. Kâğıdı özenle katlayıp Eric’e geri uzattı.

“Ne yapıyorsun?”

Tyler’ın fısıltısı Eric’i yerinden sıçrattı. “Ufaklıkla yazışıyorum.”

“Neden?”

“Bir nedene mi ihtiyacım var?”

“Elbette var.”

Eric, omzunu silkti. “Can sıkıntısı ve merak diyelim.”

Tyler, boğuk bir sesle homurdandı ve başını yastığına geri koyarak gözlerini kapattı.

Eric, gözlerini devirdikten sonra elindeki kâğıdın katlarını yavaşça açtı ve içindeki yanıtı okudu.

‘Can sıkıntısı ve merak diyelim…’

Genç adam, yanıtı bir kez daha okudu. Cevap değişmemişti. Bu defa kaşlarının ikisi de yukarı kalkmıştı. Beyin frekansları kızla aynı dalga boyundaydı. Neyse ki sıkıcı yolculuğu az önce güzel bir maceraya dönüşmüştü. Dikkatle kendisine bakan şu ufaklık sayesinde…
Kalemi eline alıp hızla bir soru daha yazdı.

‘Başka?’

Kâğıdı kıza uzatarak gelecek yanıtı beklemeye başladı. Kızın kaşları bir çatılıyor bir gülümsüyordu. Bir süre bekledikten sonra kalemini eline alıp kâğıdın arkasını çevirdi ve yazmaya koyuldu.

Eric, beklerken yerinde duramıyor kızın cevabını deli gibi merak ediyordu. Çok geçmeden kucağına ufak bir kâğıt parçası düşünce genç adam irkildi. Kız parmaklarını dudaklarına kapatmış gülümsemesini saklamaya çalışıyordu. Belli ki adamın az önceki tepkisi komiğine gitmişti.

Eric kıza göz kırpıp hevesle kâğıdı açtı.

‘Ben cevabımı verdim. Şimdi sizin teorilerinizi öğrenmeyi tercih ederim.  -Başka?- sorusunu bu kez de kendinize yöneltin bakalım.’

Eric, cevabı okuyunca beğeniyle gözlerini kıstı. Kızda hatrı sayılır derecede felsefik yetenek vardı. Genç adam bundan sonraki yanıtlarını ona göre verecekti. Bir iki dakika kızın söylediğini yapmaya çalıştı. Başka? Bu soruyu kendisine sorduğu zaman aklına türlü senaryolar geliyordu. Küçük bir kız, annesi yanında uyurken, görevlilerden gizli, neden uçaktaki yolcuların fotoğraflarını çekerdi? Çocuksu bir eğlence için olabilirdi, ancak kızın az önce verdiği yanıta baktığında Eric bunun altında çok daha gerçekçi ve şaşırtıcı bir nedenin yattığına inanıyordu. Uçakta ilgisini çeken bir şey görmüş ve sonra farkında olmadan herkesin fotoğrafını çekmeye başlamış olabilirdi. Genç adam bu fikri akla yatkın buldu. Küçük not kâğıdında yer kalmadığını görünce yeni bir sayfa yırtarak teorisini özenle kıza sundu.

Genç kız, kâğıdı okuduğunda başını sağa sola salladı. Hayal kırıklığına uğradığı belli oluyordu. Eric kaşlarını çatarak üzerine çullanan endişe bulutlarını somurtkanlığıyla tersledi.

Bir iki dakika sonra kucağına yine bir kâğıt parçası düştü. Adam bu defa kızın yüzüne bakmadan kâğıdı açıp okumaya başladı.

Can sıkıntısı ve merak… Yukarıda yazmış olduğunuz teorinizin cevabını ben ilk sorunuzda da vermiştim zaten. Eğer uçakta ilgimi çeken bir şey görmüş olsaydım ve bunu cep telefonuma kaydetmiş sonra da can sıkıntısına resim çekmeye devam etmiş olsaydım –ki bu doğru değil- bu sizin bana yönelttiğiniz -başka?- sorusunu tamamen gereksiz ve geçersiz kılardı. Neden bana -başka?- Diye sordunuz. Yoksa asıl canı sıkılan ve merakına yenik düşen siz misiniz?

Eric, hayretten açık kalan ağzını büyük bir çabayla kapattı. Bir gazeteci olarak nasıl böyle bir hata yapabilmişti? Kahretsin! Adam içinden kendi kendine sövmeye devam ederken kâğıda yazmaya başladı.

Beni yakaladın küçük sincap. Söyle bakalım bu kadar güzel cümle kurmayı nereden öğrendin?

Eric, kâğıdı kıza uzatırken dudaklarını aşağı sarkıtıp gözlerini süzdü. Ufaklık, adamın teslimiyetinden keyif almış gibiydi. Yinede nezaketen uzanıp genç adamın omzunu nazikçe sıvazladı.

Eric, karşısındaki bu küçük kızla rolleri değiştirdiklerini hissediyordu. Kız gerçekten az önce uzanıp omzunu sıvazlamıştı değil mi? Genç adam elini burun kemerine götürerek başını sağa sola salladı. “Saçlarımı okşamadığı ve elime bir şeker tutuşturmadığı için şükürler olsun.” Genç adam kendi kendine konuşmaya devam ederken kızın yanıtı naif bir yağmur tanesi gibi kucağına düşüverdi.

Adam, elinde tuttuğu büyük kâğıt parçasının kendi not defterinden olmadığını fark etti. Kız, kendi defterinden yırtmış olmalıydı.

İltifatınız için teşekkür ederim. -Küçük sincap- tabirini de beğendim… Okuma yazmayı öğrenmem diğer insanlara kıyasla biraz daha farklıydı. Ben sağırım ve konuşamıyorum. İlerleyen teknolojinin dahi kar etmediği doğuştan gelen bir rahatsızlık bu. Ancak elbette hastalığım okuma yazma öğrenmeme mani değildi. 4 yaşındayken okumayı 5 yaşındayken de özel bir eğitimle yazmayı öğrendim. Annem harika bir öğretmendi, ancak biraz daha büyüdükten sonra ben daha fazlasını istedim ve profesyonel yardım aldım. Bunun yanı sıra çevremdekiler harika bir çizim yeteneğim olduğunu söylerler. Bu konuda bende hiçbir zaman mütevazı olmayı başaramamışımdır. Resim çizmek kadar çekmeyi ve eski resimleri barındıran galerileri gezmeyi de severim. İnsanları doğal halleriyle resmetmekten hoşlanıyorum. Kameralara bakarak dudak büzülmesinden ya da çeşitli numaralarla samimi bir gülümseme yakalanmaya çalışılmasından çok, insanların belki de kendilerinin bile farkında olmadıkları doğal yönlerini kayıt altına almayı seviyorum. Uçaktaki insanların fotoğraflarını çekmemde bu yüzdendir. Çok nadiren bu kadar çok insana, böylesine doğal bir ortamda belli etmeden yaklaşabilirsiniz… Umarım cevaplarım sizi memnun etmiştir…
Küçük sincap…

Genç adam, kızın uzun cevabının son satırına geldiğinde hayal kırıklığına uğramıştı. Yazı öylesine akıcı ve samimiydi ki Eric, yalın bir kalemden çıkmış, eşsiz bir romanın sayfalarında kaybolduğunu hissetmişti. Bu yüzden son satırları ve imzayı gördüğünde dudaklarında büyük bir hüsranın izlerini taşıyan gülümsemesi oynaşıyordu. Başını kaldırıp, dikkatli gözlerini üzerine dikmiş olan kızla bakıştı. Sağır ve dilsiz olması kızın hayata ve güzelliklere olan ilgisini kaybetmesine sebep olamamıştı. Bu öylesine hazin ve şahane bir mutluluk tablosuydu ki, Eric gözlerine dolan ve bakışlarını buğulandıran gözyaşlarını ancak gözlerini birkaç kez kırpıştırdıktan sonra def edebilmişti.

Küçük sincap yavaşça gülümsedi. Ardından iki elinin başparmaklarıyla dudaklarının kenarına bastırıp yukarıya doğru kaldırdı. Yüzünde yapmacık ama az öncekinden daha büyük bir gülücük oluşmuştu. Eric kızın ne demek istediğini anladı. Küçük sincap kendisine acınmasını istemeyen oldukça onurlu ve olgun bir kızdı. Eric’in kıza karşı duygularında acımaya yer yoktu. Bunu kıza belli etmek için gülümsedi. Bu oldukça büyük, dişlerinin neredeyse tamamını ortaya koyan bir gülümsemeydi ve takdir doluydu. Karşılığında küçük kızın başıyla yaptığı onaylama genç adamın göğsünü kabarttı. Eric çok dikkatle dudaklarını kıpırdattı. “Adın ne?”

Küçük kız, aynı özenle dudaklarını hareket ettirdi. “Sara.”

Eric, şu an işaret dilini bilmeyi her şeyden çok istiyordu. Bu küçük kızla giriştiği ilginç diyalog, uzun zamandan bu yana en çok ilgisini çeken olay olmuştu. Çaresiz, yeniden not defterine sığındı ve kalemi eline alarak hızla yazmaya başladı.

Tanıştığıma çok memnun oldum Sara. İnan bana... Çizdiğin resimleri görebilmeyi ve seninle olan diyaloğumuzu sürdürebilmeyi çok isterim. Bu arada, umarım benim resmimi de çekmişsindir, yoksa kendimi çok yoksun hissederim. Benim adım Eric. Eric Moore. Bir gazeteciyim, hiçbir suç kaydım yok. Çevremde oldukça güvenilir birisi olarak tanınırım. Yanımda horul horul uyuyan bu korkunç adama hakkımda merak ettiklerini teyit ettirebilirim. Kendisi benim en yakın arkadaşım olma ayrıcalığına sahiptir. Aşağıya iletişim bilgilerimi yazıyorum. Dilerim beni kırmazsın…

Eric, notunu tamamlayıp aceleyle kıza uzattı. Uçağın havaalanına iniş yapmasına az bir zaman kalmıştı. Bu süre zarfında kızdan kesin bir onay ve gelecekte görüşeceklerine dair bir umut almak istiyordu. Ah, tam bir yeni yetme gibi davranıyordu ancak ufaklıkla gerçekten iyi anlaşmıştı. Bu sıcak muhabbetin öylece sonlanmasını istemiyordu. Neyse ki kızdan gelen yanıt, Eric’i mutlu edecek kapasitedeydi.

Bende sizinle tanıştığıma çok memnun oldum. Size inanıyorum, sözlerinizin teyite ihtiyacı olduğunu da düşünmüyorum. Aksi takdirde sizinle bu yazışmayı yapıyor olmazdık. Diğer herkes gibi, sizin ve yanınızda uyumakta olan şanslı arkadaşınızın resmini de çektim. İletişim bilgilerinizi kaydettim. Aşağıya kendi bilgilerimi yazıyorum. Amerika’nın hangi eyaletinde oturduğunuzu öğrenebilir miyim? Ben New York’tanım.

Eric kızın iletişim bilgilerini hızlıca kaydederken gülümsüyordu. Çantasından yeni bir not defteri çıkarırken Tyler uyandı. Eric uyku sersemliğini henüz üzerinden atamamış olan arkadaşına ne olduğunu anlatmaya başladı. Tyler’ın yazıştıkları kâğıtları dikkatle okumaya başlaması, genç adamın da bu olaya ilgi duyduğunu gösteriyordu.

Uçak havaalanına inerken iki adamda küçücük bir kızın yazdığı notları endişe ve merakla beklemeye başlar olmuşlardı. Çok kısa zamanda aralarında güzel bir dostluk oluşmuş, üç samimi yürek gerçek bir sevgiyle birbirine bağlanmıştı…
 ------

“Sana çaktırma demiştim!”

“Ne yani? Şimdi suçlu ben mi oldum?”

Tyler eliyle saçlarını karıştırarak hızla yol alan taksinin ön camından, sürekli değişen manzaraya odaklanmaya çalıştı. “Kadın bizim sapık olduğumuzu düşündü!”

“Hayır. Kadın senin sapık olduğunu düşündü.” Eric, arka koltuğa kurulmuş, göğsünde kavuşturduğu kollarıyla son derece umursamaz bir görüntü sergiliyordu. “Nasıl olsa Sara’dan iletişim bilgilerini aldım,” dedi sinirden köpüren arkadaşına. “Annesinin bizi onaylamasına ihtiyacımız yok. Hem Tanrı aşkına, bir insanın beni onaylamaması için ne gibi bir nedeni olabilir ki? Sonuçta kızıyla güzel bir arkadaşlık kurmuştuk.”

Tyler dirseğini oturduğu koltuğun baş kısmına dayayarak hafifçe geriye döndü. “Kadın haklı olarak kızının ne olduğu belirsiz iki adamla muhatap olmasını garipsemiştir. Kızın konuşamadığını da varsayarsak durum oldukça tuhaf.”

“Ama ben ona durumu açıkladım. Yazarak anlaştığımızı, çok akıllı bir kızı olduğunu ve bunun gibi kelimeleri son derece güzel bir dille ifade ettiğime inanıyorum. Kadının kızımdan uzak durun, demesine neden olacak tek kelime dahi etmedim.”

“O bir anne dostum. Anneler çocuklarını dünyaya getirirken ekstra bir savunma mekanızmasına da sahip olurlar.”

“Sen nereden biliyorsun?”

“Bir yerde okumuştum.”

“Şimdi de hamilelik dergilerini mi okuyorsun?”

Tyler tısladı. Evet, yanında oturan taksi şoförünü dahi irkiltecek kadar vahşi bir tıslamaydı bu.

“Neden seninle aynı taksiye bindim ben?”

“Çünkü bana bayılıyorsun.”
******
Bu kadar sinirli olması normal değildi. Elini saçlarının arasından geçirerek kuaförün büyük bir özenle yaptığı modeli bozdu. Hava güzeldi, güneş pencerelerdeki tülleri havalandırıyor şerit şerit düştüğü yerlerde gökkuşağından yollar oluşturuyordu. Fanny, Elena’nın kafesinde oturuyordu. İşlerini yarım bırakmış, açılışı yapılmadan önce kafenin son halini görmek istemişti. Sally ortalarda görünmüyordu, az önce gelen bir telefon yüzünden kendini servis mutfağına kapatmıştı.

Tyler’dan son yaptıkları tuhaf telefon görüşmesinden bu yana haber alamamıştı. Onu merak etmemeliydi. Hiçbir bağları yoktu ama ediyordu işte. Tüm sinirlerini ayağa kaldıran inanılmaz bir güçle merak ediyordu hemde.

“Bana yardımcı olur musun Fanny?”

Elena’nın sesiyle yerinden sıçrayan genç kız, hızla doğruldu. “Elbette. Ne yapmamı istersin?”

“Masaları konumlandırmak için yardımına ihtiyacım var. Sen bu iş için biçilmiş kaftansın.”
Fanny gülümsedi. Ufak tefek, yerinde duramayan kadının peşine takılarak bir yığın masa-sandalye takımının olduğu bölüme doğru yürüdü. Eğer bunların hepsini tek başına yerleştirmeye kalkarsa, bir hafta boyunca kıpırdayacak hali kalmazdı. Aklına gelen fikir üzerine gülümsemesi büyüdü. “Elena?” diye seslendi tatlı bir tavırla. “Bir arkadaşımı yardıma çağırmamın sakıncası var mı?”   


Fanny, eline kâğıt kalemi almış, oturma planı için doğru yerleşimi çizmeye uğraşıyordu. Sally hala servis mutfağındaydı. Beş dakika önce başını kapıdan uzatarak önemli bir dava üzerinde çalıştığını söylemişti. Bu seferki müvekkili biraz gevezeydi anlaşılan.

Genç kız, kafenin kapısının açıldığını bildiren zil sesini duyunca başını kaldırıp baktı. Nick, koltuk altına kaskını almış, gözleriyle çevreyi tarıyordu. Bakışları Fanny’i yakalayınca dişlerini göstererek gülümsedi. Üzerine yapışan dar tişörtle kot pantolonu içersinde, hatrı sayılır bir çekiciliğe sahipti.

“Yine iş başındasın,” dedi adam kafenin içine doğru birkaç adım atarken. Fanny hafifçe gerinip boynunu ve tutulan belini gevşetmeye çalıştı. “Elena’ya yardım ediyorum.”

“Ve bende bu noktada senin yardımcın olacağım sanırım.”

Fanny sırıttı. “Pratik zekânı hep takdir etmişimdir.”

Nick, küçük bir reverans eşliğinde genç kıza çapkın bakışlarını sundu. Doğrulduğunda başı hafifçe yana yatmış dudakları güzel bir gülümsemeyle şekillenmişti. “Sizden kompliman duymak benim için bir onurdur Bayan Talbert.”

“Biliyorum. Ancak Elena’nın enfes kurabiyelerinin tadına bakmak istiyorsak eğer, elimizi çabuk tutmalıyız.”

İki genç, büyük bir uyum içinde, Elena’nın tiz sesiyle verdiği talimatlar eşliğinde, masa ve sandalyeleri uygun bir şekilde konumlandırdılar. Elena, kafesinin barok tarzına uygun olarak etrafa serpiştirilen çiçeklerin önlerinin kapanmasını istemiyordu. Bu yüzden bazı değişiklikler yapmakta sakınca görmedi. Nick, Elena’nın –özellikle kızdığında- tiz çıkan sesi yüzünden kadına yalnızca bir kez itiraz etme gafletinde bulunabilmişti. Bunun karşılığında aldığı cevap o kadar uzun ve kulak tırmalayıcıydı ki adam bir daha ağzını bile açmamıştı. Şimdi kucağında ki büyük masayı az önce aldığı yere geri taşırken sadece gözlerindeki kızgınlığı görebileceği kadar Fanny’le bakışmıştı.

Genç kız, Elena’nın bu kadar zorlu bir kadın olduğunu bilmiyordu ve bu kadar kararsız. Ancak hatasını geçte olsa anlamıştı. Artık Nick’e borçlanmıştı. Borcunu ne şekilde ödeyeceğiyse tamamen Nick’in insafına kalmıştı. Utançtan yanakları kızaran Fanny, beceriksiz hareketlerle sandalyeyi Nick’in yanına taşıdı.

“Üzgünüm, Nick, gerçekten eğer…”

“Üzülme,” dedi adam, sesi biraz keskin çıkmıştı. Fanny gözlerini genç adama dikti. Nick, derin bir soluk aldı. Parmaklarını saçlarının arasından geçirerek kollarındaki kasları ortaya serdi. “Üzülmene değmez. Sadece beni uyarabilirdin.”

“İnan bana Elena’nın bu kadar kararsız olduğunu bilmiyordum. Normalde çok nazik, kibar..” Nick’in kaşlarının ukalaca havaya kalktığını gören Fanny, Elena’ya düzdüğü gereksiz iltifatları noktaladı. “Tamam,” dedi pes etmiş bir ses tonuyla. “Sana borçlandım.”
Nick, bir süre sabit gözlerle kıza baktı. Belli ki az önceki sözlerini kafasında evirip çeviriyordu. “Diyelim ki bana borçlu olduğunu kabul ettim. Borcunu nasıl öderdin?”

 “Makul olduğu sürece, seçimi sana bırakırdım.”

 “Hım, peki, bana yemek yapmanı istesem?”

“Ne?” Fanny adamın garip isteği karşısında şaşkına dönmüştü.

“Bana yemek yapmanı istiyorum. Kendi ellerinle.”

“Sen ciddi misin?”

“Hem de çok.”

Fanny, ellerini beline dayayarak birkaç adım geri çekildi. “Pekâlâ,” dedi kısa bir süre düşündükten sonra. “En kısa sürede bizim eve yemeğe davetlisiniz bayım.” Genç kız net bir gün verememişti. İşlerinin önüne ne gibi engeller çıkaracağını bilemiyordu. Randevularını ayarlayıp Nick’e kesin tarihi söyleyecekti.

Neyse ki Nick harika bir adamdı. Günü belirlemediklerinin farkında değilmiş gibi davrandı. “Sabırsızlanıyorum hanımefendi. Her ihtimale karşı kapıda bir ambulans bekletsem mi?”

“Şansını zorlama Nick!”

“Ups! Tamam.”

Genç kız tatminkâr bir tavırla gülümsedi. Sally ortaya çıkmak için tamda o anı seçmişti.
“Erkekleri dünya üzerinden kaldırmanın bir yolunu biliyor musun Fanny? Çünkü eğer…” Genç kızın sesi Nick’i görünce giderek azaldı ve sonunda tamamen yok oldu.

Fanny, arkadaşının sorusunu “Hayır, bilmiyorum,” diyerek cevapladı. Sally’nin Nick’i gördüğünde yaşadığı şaşkınlığı hala üzerinden atamadığını fark ettiğinde ise sözlerini devam ettirme gereği hissetti. “Eğer böylesine değerli bir formülü bilseydim de, bunu böyle ulu orta açık etmezdim.”

Sally, elindeki telefonu cebine sokuşturup Fanny’nin cevabını duymazdan gelerek aceleyle bir iki adım attı. Geriye doğru… Fanny bu tepkiyi görünce gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. “Siz… sizin burada olduğunuzu bilmiyordum.”

“Fark ettim,” dedi Nick. Fanny’nin aksine, o, gülümsemesini saklama gereği duymamıştı. “Sizi böylesine öfkelendiren erkeği merak ettim şimdi.”

Sally komik bir tavırla ellerini kuş gibi havada salladı. “Boşverin. Önemsiz bir mesele.”

Nick, tek kaşını kaldırdı. “Pekâlâ,” dedi kızı daha fazla utandırmak istemediği için. “Siz öyle diyorsanız…”

Fanny, Sally’nin yanaklarının kızardığını fark edince duruma müdahale etti. Daha önce arkadaşının bu kadar şaşkın ve çaresiz göründüğünü hatırlamıyordu. Dudaklarına ufak bir gülümseme kondurup başını nazikçe mutfağa doğru eğdi. “Eğer bu aldığım Elena’nın kurabiyelerinin kokusuysa az önce bize çektirdiği işkenceyi hemen affedebilirim,” diye mırıldandı.

Nick, omzunu yavaşça kaldırıp indirdi. Bu arada kaslarla bezeli olan kollarını da göğsünde kavuşturmuştu. “Keşke bende şu kurabiyelerin tadına bakabilseydim. Belki o zaman, senin kadar affedici olabilirdim.”

Sally, konudan bir haber olduğu için aralarında geçen konuşmaya anlam verememişti. Bir avukat olarak en nefret ettiği şey habersiz kalmaktı. Biçimli kaşları çatıldı, dudaklarını gerdiği için çenesinin kenarında ufak bir gamze oluşmuştu.

“Biri bana da ne olduğunu anlatacak mı?”

Fanny, elbette en yakın arkadaşına annesini kötüleyemezdi. Zaten ortada büyütülecek bir problemde yoktu. Kurabiyelerinin kokudan oluşturdukları soyut yolu takip etmek için hazırlandı. Ellerini bedenine oturan pantolonunun ceplerine zar zor sıkıştırdı. “Ben mutfağa gidiyorum.” Topuklarının üzerinde keskin bir dönüş yaparak Sally’nin kısılan gözlerinden ve Nick’in afallamış yüzünden hızla uzaklaştı. Onlardan uzağa attığı her bir adımda kendini daha güvende hissediyordu ve daha korkak…


Fanny’nin arkasından bakan iki genç, yalnız kaldıklarında ne yapacaklarını bilemediler bir süre. Sally bir iki kere ayaklarının üzerinde sallandı. “Sanırım,” dedi sonrasında karşısındaki adamın yanında hissettiği telaştan rahatsız olarak. “Bizde Fanny’i takip etmeliyiz.”

BEĞENMENİZ DİLEĞİYLE. KEYİFLİ OKUMALAR...

Hiç yorum yok: