13 Şubat 2014 Perşembe

DEJA-VU; 33.BÖLÜM

Fanny dudaklarına kapanan dudakların ve tenine yayılan ani ısının etkisine kapılırken adamın son sözü zihninde dönüp duruyordu. Meleğim, demişti Tyler etkileyici sesiyle ve Fanny tek bir kelimeyle bu denli dağıldığına inanamıyordu.

Genç kız keyiften deliye dönmüş olan kalbine söz geçirmeye çalışmadı, çünkü şu anda tüm duyuları, Tyler’ın dudaklarının hissettirdiklerine odaklanmıştı. Çaresizce ve biraz da isteksizce adamın öpüşüne karşılık vermeye başladı. Bu, Tyler’ı cesaretlendirmeye yetmişti. Adam, iki elini de kızın beline sarıp bedenini bedenine biraz daha yaklaştırdı. Fanny genç adamın fit vücuduna temas ettiğinde titredi.

Genç kız bu adama neden karşı koyamadığını bilmiyordu, öğrenmekte istemiyordu. Yine de aklının başında kalan son zerresiyle biraz geri çekilip dudaklarının ayrılmasını sağladı.

“Bunu bir daha yapmamanı söylemiştim,” diye mırıldandı. Öpüşmeyi bitirdiği için kendi kendinden azar yerken gözlerini adamın omzuna dikti.

“Elimde değil,” diye fısıldadı Tyler boğuk bir sesle.

“Kahretsin,” diye mırıldandı Fanny. Sesi sinirli olmaktan çok uzaktı.

Tyler şaşkınlıkla biraz geri çekildi. “Ne oldu?”

“İkimizde aynı dertten muzdaribiz.”

Tyler’ın kahkahası uzun süre etrafı inletti. İleride, birbirlerine yaslanmış iki genci seyreden Eric ve Helen bu ses üzerine gülümsediler. Eric, arkadaşının sonunda mutluluğu ve doğru insanı bulduğunu biliyordu, bunun için tüm kalbiyle Tanrı’ya şükrediyordu. Helen’de kendi oğlundan daha çok sevdiği Tyler’ın güvenli bir limana demir attığının farkındaydı. Şimdi sıra, canından daha çok sevdiği Eric’teydi. Düşüncelerinin verdiği mutlulukla torununun belinde olan elini biraz daha sıkılaştırdı. Karşılığında, başının tepesine sevgi dolu bir öpücük aldı.

Tyler, dudaklarında mutlu bir gülümseme ve kazandığı ufak zaferin kalbinde yarattığı ferahlamayla Fanny’i eve doğru yönlendirdi. Helen ile Eric’i kendilerini bekler vaziyette kapıda bulunca şaşırdılar. Tyler, arkadaşının yüzünde gördüğü buruk ve anlamlı gülümsemeden nasıl bir sonuç çıkarması gerektiğini bilmiyordu. Bu yüzden tek kaşını kaldırarak Eric’e baktı. Genç adam, Tyler’ın bu tavrı üzerine sırıttı. Şimdi kendi gibi görünüyordu işte. Tyler başını sağa sola sallarken Fanny’nin hızlı adımlarla yanından geçtiğini gördü.   

Genç kız, Helen’e yaklaştığında, kadın kollarını Eric’ten ayırıp Fanny’e sardı. Tyler, bu içten karşılama üzerine gülümsedi, Helen’i sevmek ve karşılığında sevgisine mazhar olmak her insana nasip olmazdı. Ancak Fanny tek buluşmada her ikisini de elde etmiş gibi görünüyordu.  
    
“Hoş geldiniz,” dedi Helen Fanny’den ayrılırken. “Haydi içeriye geçin.”

Kadın arkasını dönüp evden içeri girdiğinde, Tyler Fanny’nin cesur bakışlarını Eric’e diktiğini gördü. Tanrı yardımcısı olsun, arkadaşı şu anda bütünüyle savunmasız görünüyordu. 

“Merhaba,” dedi Fanny. İlk adımı atarak akıllılık etmişti.

Eric kibarca gülümsedi. Yüzündeki şoka uğramışlık ifadesi, yavaş yavaş yok oluyordu. “Merhaba,” dedi genç adamda karşılık olarak. “Hoş geldiniz.”

Fanny, Eric’e kısa bir baş selamı vererek, ağır başlı bir ifadenin eşliğinde Helen’in ardından eve girdi.

Eric ve Tyler genç kızın arkasından baka kaldılar bir süre. “Ihm,” dedi Eric tuhaf bir ses tonuyla. “İlginç bir kız.”

Tyler, hoşnut bir tavırla arkadaşını onayladı.

“Ondan hoşlanıyorsun değil mi?” diye sordu Eric. Tyler’ın hoşlanmaktan ziyade, sevgiyle dolup taşan gözlerine, uzun süre bakmaktan kaçınmaya çalışıyordu. O gözlerde şahit olduğu sevgi huzmesi, Eric’e çok genç yaşta kaybettiklerini ve belki de bir daha asla elde edemeyeceklerini anımsatıyordu.

“Evet,” diye mırıldandı Tyler. “Sanırım öyle.”

Eric, gözlerini irice açan Tyler’a bakarken sırıtıyordu. “Bunun farkına ilk defa varmıyorsun herhalde.”

“İnanamayacaksın ama Fanny’den hoşlandığımı ilk kez sesli olarak dile getiriyorum. Hem de senin karşında! Aklımı yitirmiş olmalıyım.”

“Aşk bir kendini kaybediş biçimidir…” dedi Eric. Sesindeki abartılı ton Tyler’ın kaşlarını çatmasına neden oldu. Eric derin bir nefes aldıktan sonra Wagner’in geleneksel marşını ıslıkla çalmaya başlayarak içeriye yöneldi. Tyler arkadaşını takip ederken homurdanıyordu.

“Kes şunu! Fanny duyup yanlış anlayacak.”

“Ah, keşke…”

Tyler elini yumruk yapıp arkadaşının omzuna sert bir darbe indirdi.

“Çocuk gibi davranmayı kes Tyler Moore!”

Bir anda kulaklarına hücum eden Helen’in tiz sesi, genç adamları kısa süreliğine felce uğrattı. İlk toparlanan Eric oldu. “Kesinlikle sana katılıyorum büyükanne.”

“Az önceki sözlerim seni de etkilemeliydi genç adam!” Helen’in sert sözlerinin ardından Eric’in yüzünde oluşan somurtma Tyler’ı neşelendirdi. Salondan kısık sesli bir kahkaha geldiğinde ise tüm başlar o tarafa çevrildi.

Fanny eliyle dudaklarını kapatmış, gülüşünü bastırmak için insanüstü bir çaba harcıyordu, ancak az önceki sesten de anlaşılacağı gibi bu işte başarısız olmuştu.

“Afedersiniz,” dedi hiçbir pişmanlık belirtisi göstermeyerek. “Bölmek istememiştim.”

Kızın sözlerindeki kinaye, anlaşılan Helen’in hoşuna gitmişti, çünkü kadın her zamankinden daha memnun bir tavır takınmıştı. “Fanny’i duydunuz,” dedi Helen. “İstemeden de olsa böldüğü konuşmamıza geri dönmezsek, kızcağız kendini kötü hissedecek.”

Fanny bu çarpıtılmış yorumun ardından yeni bir gülme krizine girerken Tyler ve Eric yüzlerindeki hoşnutsuzluk ifadesiyle beş yaşından büyük göstermiyorlardı.

“Didişmenizin nedenini açıklayın bana,” dedi Helen. Genç adamlardan cevap gelmeyince sesinin tonunu yükseltti. “Hemen!”

“Büyükanne,” dedi Eric uyaran bir sesle. “Unuttuysan hatırlatayım; bizler artık 30 yaşına gelmiş yetişkin erkekleriz. Eğer bizimle konuşurken seçtiğin kelimeleri ve sesinin tonunu ayarlayamazsan ciddi anlamda egomuza zarar verirsin.”

Tyler, arkadaşına canı gönülden katılıyordu.

Eğer Helen; “Horoz gibi başını sallamayı kes Tyler!” nidasıyla adamı olduğu yere mıhlamasaydı, genç adam arkadaşının sözlerine, hararetli bir baş onayıyla destek vermeye devam edecekti.

Helen ne Tyler’ın kaş çatmasından, nede Eric’in aydınlatıcı açıklamasından etkilenmişti. “Sizleri ben büyüttüm,” dedi sakin bir sesle. “Doğru mu?”

“Evet,” dediler bir ağızdan.

“Öyleyse sizinle nasıl konuşacağıma yalnızca ben karar veririm, doğru mu?”

Bu defa genç adamlardan uyumsuz sesler çıkmaya başladı. “Mırıldanmayı bırakında sizin yerinize sorduğum soruyu ben cevaplayayım!” dedi Helen. “Evet, doğru. Sizinle nasıl istersem öyle konuşurum. Şimdi bu gereksiz tartışmalarımızı bir kenara bırakıp ayakta kalan misafirimize eşlik edelim. Tabii mümkünse ben eşlik etme şerefine, oturarak nail olmak istiyorum.”

******

Fanny, Helen’in sevimli salonunun, mükemmel yiyeceklerle donatılmış yemek masasındaki sandalyesinde huzursuzca kıpırdandı. Yanında ki genç adamın, gergin omuzlarına istemeden de olsa ara sıra temas ediyor ve bu fiziksel yakınlığın aklını fazlasıyla meşgul etmesi, Fanny’i deli ediyordu. Hali hazırda Tyler’ın bahçede verdiği öpücüğün etkisini üzerinden atamamışken birde böyle bir taarruzla karşı karşıya kalmak, genç kızın sinirlerini yıpratmıştı.

Helen’in dikkatli gözlerinden kaçınmaya çalışarak sandalyesini biraz sola kaydırmayı denedi. Ancak nafile çabası bir sonuç vermedi, çünkü Tyler niyetini önceden kestirmiş gibi, kolunu Fanny’nin sandalyesinin arkasına atmıştı. Fanny bu hareketle Helen’in dikkatini üzerine çektiğini bildiği için, kendini hareketsiz kalmaya zorladı. Sandalyenin iki yanını sıkıca kavrayan ellerini gevşetti ve Tyler’ın ayağına olabildiğince sert bir tekme atarak hıncını almaya çalıştı. Ancak ayağı koca bir boşluğa savrulduğu için kız dengesini kaybetti ve yüzüstü masaya kapaklanacakken elleri tam zamanında imdadına yetişerek masayla yüzü arasında set kurdu.

Fanny yanaklarına hücum eden kırmızılığın farkındaydı fakat başını kaldırması gerektiğini de biliyordu. Ağır ağır doğrulduğunda, tahmin ettiği gibi Eric ve Helen’in gözlerini üzerine dikilmiş buldu. Eric, elinde çatalı ve kocaman açılmış ağzıyla Fanny’e bakakalmıştı.

“Sen iyi misin?” diye sordu Helen.

Fanny iyice bozulan sinirlerini kahkaha krizi ile dışa vurmak istemediği için Eric’in komik görüntüsünden gözlerini ayırdı.

“İyiyim,” diye yanıtladı Helen’in sorusunu.

“Birden masaya kapaklanınca…” Yan tarafından gelen kıkırtı, Helen’e sözünü yarım bıraktırdı, Fanny’nin ise sinirle dudağını ısırmasına neden oldu.

“Dua ediyordum,” dedi Fanny. Helen’in şaşkın bakışlarına cesurca karşılık verdi.

“Dua mı?”

“Evet, yemekler o kadar güzeldi ki bir anda masaya kapanıp dua etmek geldi içimden. Ellerinize sağlık.”

“A… Afiyet olsun. Güzel dileklerini Mary’e iletirim.”

“Lütfen iletin.” Fanny daha ne kadar aptal durumuna düşeceğini bilmiyordu. Ama az önceki küçük düşüş anını hayatı boyunca unutamayacaktı. Gururunun zedelenen kısmını onarma sözü verdi kendi kendine. Ne yapıp edecek, Tyler’ı bir şekilde rezil edecekti, hem de sevdiği insanların içinde.

Yedikleri sessiz yemeğin ardından koltuklara geçerlerken Fanny, Tyler’ı küçük düşürme girişimlerine başlamıştı. Adama, ayağa kalkıp önünden geçerken çelme takmaya çalıştı. Ancak Tyler hamlesini yine geçersiz kıldı. Fanny, alevler çıkan gözlerini genç adama diktiğinde, çapkın bir göz kırpma ve tapılası bir gülümsemeyle ödüllendirildi. Hayır, kahretsin! Bunları ödül olarak düşünmemeliydi. Az önceki sevecen tavırlar kaybettiği ilk mücadelesinin aşağılayıcı nişanlarıydı. “Bu daha iyiydi,” diye mırıldandı sessizce. En azından Helen’in sorusunu duyana kadar yeterince sessiz olduğunu düşünmüştü.

“Bir şey mi dedin Fanny?”

“Hayır.” Kısa ve net yanıtı kadını tatmin etmişe benzemiyordu. Neyse ki Eric’in seslenmesi üzerine odanın öbür ucuna doğru hareket ettiler. Fanny, Helen’in önden yürümesini bekledikten sonra usulca Tyler’ın yanına yaklaştı. “Pislik!” Kısık sesle dile getirdiği bu kelimeye bütün öfkesini yansıtmaya çalışmıştı.

Ne var ki, sözleri adama yine etki etmemişti. Genç kız Tyler’ın havaya kalkan kaşlarının ortasına sert bir yumruk atmayı ciddi ciddi düşünürken, Helen tarafından çağrılınca, hayallerinden sıyrılıp kendini gülümsemeye zorladı. Lanet olası Tyler bu çabasını da görmüş ve alenen sırıtmıştı.

Fanny seri bir hareketle Helen’in yanına oturduğunda Tyler’da kendini ikilinin tam karşısında ki koltuğa bıraktı.

“Anlatın bakalım. İlişkinizi bir adım ileri götürmeye hazır mısınız?”

Fanny Helen’in doğrudan sorduğu soruya o kadar şaşırdı ki, kadının gözlerinde kol gezen neşe pırıltılarının farkına varamadı.

“Fanny’i bilmem,” diye yanıtladı Tyler Helen’in sorusunu. “Ancak ben o dediğini yapmaya dünden razıyım Helen.”

Tyler’ın sözleri nereye çeksen oraya gidecek nitelikteydi. Fanny dişlerini gıcırdatırken, bir an Helen’e her şeyi anlatmayı geçirdi aklından. Ancak birkaç saniye içerisinde bu fikri zihninden savuşturdu. Bu tatlı kadını kaybetmeyi istemiyordu. Günün birinde bunun olacağının farkındaydı ancak o talihsiz anı elinden geldiğince geciktirecekti.

“Elbette Helen’in o dediğini yapmayı istersin,” dedi Fanny. Sesinde tatlı bir alaycılık vardı. “Malum, benim gibi kusursuz bir kız karşına bir daha asla çıkmayacak. Ancak ben aynı şeyi senin için düşünmüyorum. Bu nedenle ben, Helen’in o dediğini yapmaya o kadarda hevesli değilim.”

Fanny, Tyler’ın yanağında kontrolsüzce atan kastan o kadar büyük haz aldı ki, kendini dizginlemese, ayağa kalkıp “Kazandım!” diye bağırabilirdi.

“Kusursuz olduğundan şüphem yok,” dedi genç adam. Sesinde bastırılmış - Fanny’i fazlasıyla mutlu eden- bir sinir vardı. “Ancak benim hakkımda olumsuz bir karar vermen için henüz erken olduğunu düşünüyorum. Belki de kararın konusunda sana yardımcı olması için, ilişkimizi, Helen’in de dediği gibi bir adım ileri götürmeliyiz.”

Fanny büyük bir abartıyla başını sağa sola salladı. Öyle ki bir an boynundan tuhaf –kemikleri kırılıyormuş gibi- sesler geldi. “Yanılıyorsun. Ben her zaman ileri görüşlü bir insan olmuşumdur. Yani anlayacağın, bu ilişkinin bir adım ya da on adım yol kat etmesi, benim sana fazla olduğum gerçeğini değiştirmez.”

Fanny biraz önce söylediği sözleri diline dökmeden de hata yaptığının farkındaydı. Ancak adamdan öç alma isteği gözünü o kadar döndürmüştü ki, kaba ve kırıcı sözlerinin, çevresinde ki sevecen insanlara vereceği zararı düşünmek istememişti.

“Ben…” diye mırıldandı çaresizce. “Özür dilerim. Sanırım dozumu aştım.” Genç kız kimsenin gözlerine bakamadan ayağa kalkıp çıkışa yöneldi. Kapının yanında asılı olan çantasını koparırcasına çekerek askıdan çıkmasını sağladı. Tam evden çıkmak için hamle yapmışken, koluna kapanan sert parmaklar olduğu yerde kalmasını sağladı.

“Bana bak,” dedi Tyler. Kelimeleri buyurgan olsa da sesinin tonu ılımlıydı.

“Bırak gideyim.” Fanny genç adamın gözlerindeki aşağılamaya maruz kalmak istemiyordu. Böyle bir an yaşayacağına, ölmeyi tercih ederdi. Adama verdiği değerin fazlalığı kızı bir an için afallattı. Ancak kendinden başka türlüsünü beklemesi hataydı zaten. Hiçbir zaman sevmediği birinin kalbine yaklaşmasına izin vermemişti. Tyler’a karşı bir şey hissetmediğine kendini nasıl ikna edebilmişti?

Genç adamın parmakları baskısını arttırınca zoraki bir tavırla yüzünü adama çevirdi. Bakışlarıysa hala yerle yakın temas halindeydi.

“Yerde benden daha ilgi çekici bir şey olduğuna inanmak istemiyorum,” diye mırıldandı Tyler. Fanny dudaklarını ısırarak gözlerini genç adamın yüzüne odakladı.

“İyi bir gelişme,” dedi Tyler. “Ancak gözlerim, burnumdan daha bakılasıdır.”

Fanny dayanamayıp gülümsedi. “Kes şunu,” dedi sessizce. “Ne yaparsan yap kendimi daha iyi hissetmeyeceğim.”

“Bu, koca bir yalan.” Tyler, tespitinde haklıydı. Fanny ise bunu genç adama asla söylemeyecekti. “Haklı olduğumu biliyorum,” diyerek devam etti genç adam. Sesi kendinden fazlasıyla emin çıkıyordu.  

  Fanny sadece omzunu silkti. Tyler’a yanıt vermemekte kararlıydı.

“Az önceki sözlerinde ciddi olmadığını da biliyorum,” diye ekledi Tyler. “Yalnızca benden intikam almaya çalışıyordun.”

Fanny ne yaptığını anlayamadan kendini Tyler’ı onaylarken bulmuştu. “Evet.” Bu tek kelimeyle adamın bütün tespitlerinin doğruluğunu kabul etmişti.

Tyler elini genç kızın çenesinin altına koyarak yeniden gözlerine bakmasını sağladı. “Haydi, içeri geçelim,” dedi ikna edici bir ses tonuyla. “Eğer şimdi kaçıp gidersen bundan hayatın boyunca pişmanlık duyacaksın.”

“Nereden…” biliyorsun demeden durdurdu Fanny kendini. “Nereden çıkardın?” demeyi tercih etti onun yerine. Böylesi kulağa daha doğru geliyordu. En azından kendi kulağına…

“Seni tanıdığım kadarıyla, kaçıp gidecek bir kız değilsin. Konu ne olursa olsun.”

Kahretsin, adam genç kızı doğru tanımlamıştı. Fanny isteksizce bir adım geri çekildi. Böylece Tyler’ın elinin, çenesinden uzaklaşmasını sağladı.

“Pekâlâ,” dedi. Dağılan güvenini toparlamaya çalışıyordu. Böylesi zayıf anlardan oldu bitti hoşlanmamıştı. “O zaman içeriye geçelim de Helen’le bu konuyu konuşup, unutalım.”

Tyler gülümsedi. “İşte bu!”

Fanny, Tyler’ın önünden salondan içeri girdi. Başını dik tutuyor elinden geldiğince duygusuz bir tavır takınmaya çalışıyordu. Ancak kendi bu kadar çabalarken, Helen’in gülümser bir ifadeyle, koltuğunda yüzü kapıya dönük halde oturduğunu görünce, şaşkınlıktan bir an ifadelerini kontrol etmeyi unuttu. Neyse ki bir iki saniye içinde kendine gelip açık kalan ağzını kapatmıştı.

“Ben…”

Tam çekingen bir tavırla söze girmişti ki Helen elini kaldırıp konuşmasını sonlandırdı. “Eğer siz öpüşüp barıştıysanız, bizim için tekrar açıklama yapmanıza gerek yok.”

“Öpüşmek mi?” diye bağırdı kız.

“Barışmak mı?”

“Ne? Öpüşüp barışmadığınızı mı söylemeye çalışıyorsunuz?”

“Hayır.”

“Evet.”

“Çocuklar!”

Odadaki gençler Helen’in bağırtısıyla, büyük bir uyum içerisinde oldukları yerde sindiler.
Fanny bir süre sonra tekrar söze girme cesaretini gösterdi. Eric ve Tyler, henüz konuşma kabiliyetlerini kazanmış gibi görünmüyorlardı. Helen’in gerçekten güçlü bir sesi ve onunla eşdeğer olarak, keskin bakışları vardı.

“Barıştık, ama öpüşmedik.”

Helen gözlerini kısarak bir süre genç kıza baktı. “Her neyse,” dedi sonra omzunu silkerek. “O açığınızı da ilk fırsatta kapatırsınız.”

“Bende öyle umuyorum.”

Fanny Tyler’ın tam kulağının dibinden gelen fısıltısının etkisini tüm vücudunda hissetti. Adamın kısık ve etkileyici sesi, söylediklerini daha anlamlı kılıyordu.

“Çok beklersin,” diye cevap verdi bir solukta.

“Sanmıyorum.”

Genç kız dirseğini adamın karnına geçirdi. Tyler’a, kaçması ya da hamlesini tahmin etmesi için fırsat vermemişti. Artık, adamın yaptığı her hatanın intikamını almanın verdiği huzurun tadını çıkarabilirdi. Gönül rahatlığıyla derin bir iç çekerek Helen’in yanında ki kanepeye oturdu.

“Benim kabalığımdan önce,” dedi sakin bir tavırla. “Nerede kalmıştık?”

Helen, kızın açık sözlülüğünden ötürü, haklı kızgınlığına çoktan bir son vermişti. Eric’te, Tyler’a haddini bildiren ve cakasını birazcıkta olsa söndürebilen birine karşı kızgın kalabileceğini sanmıyordu. Bu yüzden, kızın yüzündeki üzgün ve mahcup ifadeyi silmeyi umarak alaycı bir tavırla ortamı yumuşatmaya çalıştı. “En son, eğlenceli bir sohbetin en can alıcı yerinde, sen çivinin üzerine oturmuşsun gibi yerinden aniden zıplayıp dışarı fırlamıştın.” Eric’le aralarındaki resmiyete yemek masasında bir son vermişlerdi. Genç adamın sırıtarak yaptığı açıklama Fanny’nin omuzlarındaki ağır yükü hafifletti.

Tyler içinse aynı şeyi söylemek mümkün değildi. “O çivinin üzerine seni oturtacağım ben şimdi,” dedi arkadaşına tehditkâr bir ses tonuyla.

Eric şımarık bir tavırla tek kaşını kaldırdı. “Var mısın iddiasına?” diye sordu. “Sen beni o çivinin yanına yaklaştıramadan ben seni onunla buluşturmuş olurum. Daha doğrusu poponu…”

“Popo mu?” Helen bu kelimeyi öylesine küçümseyerek dile getirmişti ki Fanny, içinde bulundukları muhabbetin garipliğinin farkına, yalnızca kendisinin vardığını düşünüyordu.
“Ne dememi bekliyordun büyükanne?”

“Daha etkileyici bir kelime bekliyordum.”

“Kalça gibi mi?”

“Kesinlikle hayır…”

Fanny dayanamayıp güldü. “Tamam,” dedi elini havaya kaldırırken. “Sanırım artık kalkma vaktimiz geldi.” Sözlerini bitirirken, gözlerini Tyler’a dikmişti.

Genç adam, kızın gizli bir tehditle sarmalanmış onay bekleyen ifadesi üzerine biraz gülümsedi. “Fanny haklı,” dedi sonra ayağa kalkarken. “Bu tuhaf muhabbete daha fazla katlanabileceğimi sanmıyorum.”


Eric, Tyler’ın sözlerine burun kıvırırken Helen sırıttı. Böyle gülünce kadın olduğundan daha genç ve dinç görünüyordu. Ancak bazı küçük anlarda Fanny, Helen’in gözlerinde derin bir acının tuz buz olmuş parçacıklarını görüyordu. Kadını bir anda bu kadar hüzne boğan ve güzel gülümsemesine karanlık bir kötülük misali çöken acının kaynağını merak etti. Kim bilir, belki günün birinde Helen’le araları bozulmamış olursa, zihnindeki soru işaretlerinin cevaplarını onun kendi ağzından duyardı. Bunu tüm kalbiyle istiyordu, belki o zaman, kadına yardım etmenin bir yolunu bulurdu…

YENİ BÖLÜM KARŞINIZDA. KEYİFLİ OKUMALAR...