3 Temmuz 2016 Pazar

Pinokyo'nun Rüyası ve Gitme...

Güzel arkadaşım Selvi'nin diğer muhteşem romanları; PİNOKYO'NUN RÜYASI ve GİTME...

Okumanızı yürekten tavsiye ediyorum...





SEN! BİR SELVİ ATICI ROMANI...





    Yine bir Selvi Atıcı romanı, yine harika kurgu ve karakterlerin birleşimi; SEN...

    Süheyla; "SEN" romanının başrol bayan kahramanı. Canından çok sevdiği kardeşinin çelişkili ölümüyle sarsılmış ve zihnini kemiren bu bulmacayı çözmek için ant içmiş, bu uğurda her türlü tehlikeye atılmaktan çekinmemiş bir kadın o. 

    Bir gün hayat Süheyla'ya güzel bir sürpriz yapıyor ve Demir'le kaderlerini birleştiriyor. İki karakterde aralarındaki çekimle mücadele etmeye çalışsalarda sonunda aşk kazanıyor ve Süheyla acı bulmacasını Demir'le birlikte çözüyor. 

    Selvi yine okuyucuyu içine çeken, sürükleyici, muhteşem bir romana daha imza attı. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim...  ,

DEJA-VU; 39.BÖLÜM

          Kulakları uğulduyordu… Zihni her zamankinden daha yavaş çalışıyor, sıkça övündüğü hızlı anlama yetisi, en çok ihtiyaç duyduğu anda onu terk etmiş gibi görünüyordu. Genç adamın gözlerinin yeşil derinliklerinde boğulurken, kurtulmak, aklına gelen en son düşünce bile değildi. Aksine, daha da dibe dalmak, tutuklusu olduğu bu bakışlarda kaybolmak istiyordu. Saniyeler geçtikçe beklentiler artıyordu. Bir şeyler söylemesi gerektiğinin farkındaydı. Eğer boğazına pusu kuran yoğun duyguları yutkunabilseydi bunu yapacaktı. Gözlerinin önünden sevdiklerini kaybettiği günler ve o günlerin ruhunda bıraktığı derin yaraların acılarından kıvrandığı anlar geçti. Uykusuzluktan bilincini yitirdiği zamanlar, aldığı ilaçların zihnini uyuşturması ama acılarına çare olamayışı geçti. Boşluğa diktiği gözlerini uyuyabilmek için kırpamadığı anları hatırladı. Ayakları içgüdüsel olarak geriye doğru hareketlendi. Yeşil gözlerdeki çırpınışı şiddetlendi. Tüm duyuları kaçmak için hareketlendi ancak genç adamın tek bir sözü, güneş misali içindeki fırtınanın üzerine doğuverdi.

     “Gitme…”

  Boğazından bir hıçkırık koptu. Engelleyemediği bir dışa vurum, büyük bir titizlikle sakladığı duygularına aralanan kapının habercisiydi bu hıçkırık. Çoktandır bu anı bekliyormuş gibi hazırda bekleyen duygu istilasını engellemek için, elini ağzına kapattı. 

    Eğer Tyler onu kollarının arasına almasaydı, kontrolünü yeniden kazanabilirdi. En azından kız, öyle düşünmek istiyordu. Adamın erkeksi kokusunu içine çekerken burnunu ceketinin yakasına gömdü. Omuzlarını sarsan hıçkırıklar, genç adamın sıkı tutuşu sayesinde onu yere yıkamıyordu. Ağladı. Geçmiş için, hayat, masum kalbini erkenden yaşlandırdığı için ağladı. Kaybettiği ve bir daha geri kazanamayacağından korktuğu hayalleri için ağladı. Şu anda kollarında olduğu adama karşı hissettiği derin hislerden kaçmak ve tam aksine, onu hiç bırakmamak arasında bocalamaktan yorulduğu için ağladı. Belki de hep ermek istediği kurtuluşa yakılan bir ışık gördüğü için, karanlıktan kurtulduğu için, ışığın şifa verici nuruyla yıkandığı için ağladı. Her şey için, dakikalarca, hiç susmayacakmış gibi ağladı... 

      Tüm bu süre zarfında, sırtını sıvazlayan ve sessizliğiyle onu sarmalayan adama sıkıca sarıldı. Aydınlık hep böylesine gösterişli miydi, yoksa kız, uzun süre karanlıkta yaşadığı için mi gözleri böylesine kamaşmıştı? Artık önemi yoktu, nedeni ne olursa olsun, hayatın renklerini, boğucu hiçliğe tercih ederdi…

    Tyler, kollarında tuttuğu hazineyi kaybetmekten ölesiye korkuyordu. Kızın, ağlamaya ihtiyacı olduğunun farkındaydı. Acı hıçkırıkları yüreğini dağlasa da, onu saran kollarını bir an bile gevşetmedi. Bekledi. Onu, ilk gördüğü andan bu güne dek hep beklemişti. Belki de hayatı boyunca beklediğiydi kollarının arasında ki mucize. Farkında olmadan aradığıydı… Gelecek, şu an, yağmur sonrası pencerelere konuk olan buğu misali belirsiz ve kırılgan olsa da, genç adamın emin olduğu tek bir şey vardı; Fanny, beklemeye değerdi…


    “Aman Tanrım, ben…”

“Şşş… İstediğin kadar ağlayabilirsin.”

Genç kız, adamın sesindeki rahatlatıcı tınıdan mest oldu. Kendini onun kollarına bırakmak, yaşamın hiçbir yükünü omuzlamadan umarsız tavırlarda bulunmak, hayat yolunda onunla beraber ilerlemek ne kadar da kolay ve muazzam görünüyordu. Başını gömdüğü güvenli limandan ayırdı, yukarı doğru, genç adamın gözlerinin içine baktı. Henüz ondan uzaklaşmaya hazır değildi.

Bakışlarını cesaretle karşılayan Tyler’ın dudaklarında çapkın ve çocuksu bir gülümseme belirdi. Bu, dayanılmaz bir birleşimdi. “Burnun kızarmış,” dedi keyifle.

Fanny kıkırdadı. Onca gözyaşından sonra gülebildiğine inanamıyordu. Şu anda zamanı durdurabilmeyi her şeyden çok isterdi. Geçmişten ve gelecekten soyutlanarak, kendilerine ait bir zaman kozasının içinde, bu adamla birlikte yaşayabilirdi, hatta daha ileri gidip, onunla birlikte yaşlanabilirdi. Tabii hayat bir peri masalı olsaydı…

İstemeye istemeye ellerini ve bedenini genç adamdan uzaklaştırdı. Aklı onda takılı kalsa da fiziken aralarına mesafe koymak, sağlıklı düşünme yetisini yeniden kazanması için gerekliydi. Genç adamın yüzünde oluşan ifadeden kendisiyle aynı düşünceleri paylaşmadığını anlayabiliyordu. İçinden yükselen sevinç dalgasını hoyratça bastırdı.

“Be… ben ne diyeceğimi bilemiyorum.” Ah! Ne aptalca bir yanıttı. Tyler’ın gözlerindeki bakış, şimdi temkinli bir hale bürünmüştü. Yüzündeyse gülümser hiçbir ifade kalmamıştı. 

“Anlıyorum,” dedi adam. Yanağında atan damar dışında gayet sakin görünüyordu.

“Hayır, anlamıyorsun. Ben… Çok ani oldu, beklemiyordum.” Fanny konuştukça Tyler uzaklaşıyordu sanki. Genç kız çaresizce doğru kelimeleri bulmaya çalıştı. Böyle bir durumda ne söylenirdi ki? Eğer duygular karşılıklıysa, söylenecek söz belliydi aslında. Ben de seni seviyorum… Lanet olası bazı kelimelerin bu kadar büyük bir güce sahip olması espri anlayışı olmayan insanlara bir ders niteliğindeydi adeta. Hayat, geleceğimizi bazen iki üç kelimenin, bazen de tek bir suskunluğun ellerine bırakacak kadar güvenilmezdi. Peki, Fanny, bir kez olsun körü körüne güvenmeyi deneyebilir miydi? Hayata ve karşısında tüm gerçekliğiyle dikilen bu adama. 

27 yaşındaydı. Hiç âşık olmamıştı. Hayatı yarım yamalak yaşamış sayılırdı. Şimdi Tyler’a karşı hissettiklerini yok sayar ya da reddederse ilk başta kendisi, benliğini affedemezdi. Bu kafa karışıklığına bir son vermeliydi. Hem de en doğru biçimde.

“Ağırdan alsak olmaz mı?” En iyi soru değildi belki ama en azından güven yolunda atılan bir adımdı.

“Ne demek istiyorsun?”

“Yani, önce birbirimizi daha iyi tanımaya çalışsak.”

“Çıkmak gibi mi?”

Fanny gülümsedi. “Evet. Çıkmak gibi.”

“Fanny…” Genç adam duraksadı. Aldığı derin solukla omuzları yorgunca inip kalktı. “Belki de bu konuşmayı unutmalısın. Seni zorlamak istemiyorum. Duygularımın incineceğini düşünerek benimle bir ilişkiye başlayamazsın.”

“Biliyor musun? Her seferinde beni sinirlendirecek bir şeyler söylemeyi başarıyorsun!”

     “Öyle mi?”

   “Evet. Sadece çıkma teklifimi kabul edemez misin?”

  Tyler gülümsedi. “Teknik olarak, bunu benim teklif ettiğimi sanıyordum.”

   “Hayır. Ben teklif ediyorum. Benimle çıkar mısın?”

   “Pekâlâ, güzel kadın. Çıkma teklifini kabul ediyorum.”

   “Gördün mü? O kadar da zor değilmiş.”

Genç adam gülümsedi. Aralarında derin ve anlamlı bir sessizlik oluştu. “Artık seni her istediğimde öpebilirim, biliyorsun değil mi?”

Fanny’nin boğazından hıçkırıkla karışık bir kahkaha çıktı. “Sen öyle san!”

“Öyle sanıyorum.” Tyler, ardından tam da az önce söylediğini yapmaya koyuldu. Fanny ise dudakları işgal altındayken, dile döktüğü kadar isteksiz değildi. Aksine, her hangi bir reddediş belirtisi göstermeden genç adama karışılık verdi. 

Ay ışığı iki gencin tepelerinde mucizevî huzmeler oluştururken ve yeryüzünün kulak tırmalayan gürültüsünden uzakta, doğanın eşsiz şarkılarıyla mest olurlarken, kalpleri de dudaklarıyla beraber birbirine bağlandı. Kader, bir kez daha ağlarını ördü, yeni bir aşk hikâyesi tüm mistik güzelliği ve zorluklarıyla beraber iki kalbe de yerleşti. Sonsuzluğun tekinsiz ve güzel sokaklarına mutlulukla, ilk adımlarını attılar…

******


Parmaklarını yıpranmış fotoğrafın yüzeyinde gezdirdi. Samimiyetle gülümseyen yüzün üzerine geldiğinde, eli hareket etmeyi bıraktı. Dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Boğazından güçlü bir kahkaha çıktı. Artık onu takdir edecek birisi vardı. Planladıklarını hayata geçirmek için daha fazla beklemesine gerek yoktu. Yeniden sahneye çıkacak, oyununu büyük bir başarıyla icra edecekti. Yetenekleri ayakta alkışlanacaktı. O, en önde kendisini izliyor olacaktı. Artık yalnız değildi, değildi… 

Bir kahkaha daha attı. Tiz ses, boş odada dolandıktan sonra kulaklarında hoş bir Arya gibi çınladı. Bir anda ayağa fırlayıp deli gibi dönmeye başladı. Ellerini havaya kaldırarak haykırdı.

 “Perde açılsın!” 


******


“Artık dönmeliyim. Bizimkiler meraktan delirmiş olmalılar.”

Tyler, başı omzunda dayalı duran kızın mırıltısıyla gözlerini açınca, binlerce yıldız, onay verir gibi genç adama göz kırptı. Saatlerdir konuşuyorlardı. Bir noktadan sonra ayakta durmaktan yorulmuş ve genç adamın ceketinin üzerine, yere uzanmışlardı. Havanın serin olmaması şanslarınaydı. Yoksa Fanny üzerinde ki ince kıyafet yüzünden donma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirdi. 

Genç adam, başının altındaki kolunu çekip saate baktı. Tek kolu, yanındaki güzelliğe sarılı haldeydi. Saat gece yarısı 2’yi biraz geçiyordu. “Sanırım haklısın,” diye fısıldadı. “Ancak seni bırakmaya henüz hazır değilim. Yarım saat daha kalalım. Sonra döneriz.” 

“Pekâlâ, sadece yarım saat ama.”

Tyler gülümsedi. “Patronluk taslamayı seviyorsun değil mi?”

Genç kız, dirseğini büyük bir başarıyla genç adamın boşluğuna sapladı. Tyler inledi. Fanny başını omzundan kaldırmış ışıldayan gözlerle kendisine bakıyordu. “Siz erkeklerin biz kadınlar hakkında yanlış bildiği bir sürü bilgi var.”

Tyler meraklanmıştı. “Beni aydınlatacağını umuyorum.”

“Elbette, bunu büyük bir memnuniyetle yapacağım.” Tyler, Fanny’nin yüzüne musallat olan saçları büyük bir özenle kulağının arkasına sıkıştırdı. Genç kız gülümsedi. Avuçlarını Tyler’ın göğsüne yasladığı için kalp atışlarının hızlandığını fark etmiş olmalıydı. Genç adam beklemeye devam etti, Fanny söze başladığında kelimeler dudaklarının arasından melodik bir tınıda çıkıyordu. “Biz kadınlar,” dedi bilmiş bir edayla. “İlişkilerde otorite kuran taraf olmak istemeyiz.”

Genç adam, Fanny konuştukça daha da keyifleniyordu. “Gerçekten mi?” diye sordu. 

Fanny gözlerini devirdi. “Elbette. Bir kere bu yaradılışımıza aykırı. Her neyse seni böyle bilgilerle sıkmak istemiyorum. Demek istediğim; bir ilişkide kadınla erkeğin nerede durmaları gerektiğini bilmeleri ve buna uygun davranmaları şarttır!”

“Ups! Öyleyse benim şimdi sana, canım her na halt çekiyorsa onu yapacağımı söylemem ve seni şu anda eve göndermek istemediğim için, dizlerini kırıp yanımda kalmanı sağlamam en doğrusu olacak sanırım.”

“Ve kadınla erkeğin anlama kapasitelerindeki farkı, bir kere daha, çok net bir biçimde ortaya koyduğunuz için teşekkürler bayım!”

 “Rica ederim hanımefendi.”

“Tyler!”

“Canım?”

“Bilerek mi hödüklük yapıyorsun?”

“Genelde evet.”

Fanny kıkırdadı. Tyler, şu an kendini, yaşamı boyunca hiç olmadığı kadar mutlu ve hayat dolu hissediyordu. Evet, Fanny’den tam olarak sevgisinin karşılığını alamamış olabilirdi, ancak ikisi de çoktan birbirlerine doğru yol almaya başlamışlardı. Genç adam, şimdilik bu ufak adımlarla yetinecekti. Sonrası içinse tek ümidi, Fanny’nin de onu sevmesi olabilirdi, aksi olduğu takdirde Tyler kalbinin bu hüznü kaldırabileceğini sanmıyordu... 



Gece, tüm sessizliğiyle, yerde birlikte yatan çifti sarmalamıştı. Tyler, hafif bir titremeyle gözlerini araladı. Bir süre şaşkınlıkla başının üzerinde salınan karaağaçın yapraklarına baktı. Yanıbaşından derin bir soluk sesi gelince başını biraz çevirdi. Fanny? “Ah! Lanet olsun!” Sessizce küfretti. Uyuyakalmış olmalıydılar. Kolunu kaldırıp saate baktı. 4.30, Fanny, bu durumdan hiç memnun olmayacaktı. Usulca doğrularak Fanny’e sarılı olan kolunu dikkatlice geri çekti. Bir süre, ay ışığının nuruyla yıkanan kızın yüzünü inceledi. Şu anda göremese de eşsiz bir mavilikte olduğunu bildiği gözler, kusursuz bir burun, dolgun dudaklar ve biçimli, küçük bir çene… Tam bir mükemmeliyet portresiydi. Ancak dış görünüşü böylesine çarpıcı olmasaydı da, Tyler yine onu severdi. Genç adam, artık, kadınları sadece dış görünüşleriyle değerlendirdiği günleri geride bırakmıştı. Fanny’nin konuşması, bakışları, bazen susuşu ve daha bir sürü şahane özelliğiydi Tyler’ı büyüleyen. Tabii, bunların yanında, güzelliği, Tanrı’nın ona bahşettiği bir başka armağandı.

Kızın ürperdiğini hissedince “Fanny?” diye fısıldadı. Önce kaşlarını çatan kız ardından homurdanarak gözlerini araladı. “Beni rahat bırak Marco! Tam da harika bir rüya görüyorken…”

Tyler’ın içini bir umut dalgası kapladı. Fanny, onun, harika bir rüya olduğunu düşünüyordu! “Uyan Fanny,” dedi bir kez daha. Genç kız bu defa gözlerini tamamen açtı. Şimdi çok daha bilinçli görünüyordu. “Tyler? Ama sen…”

“Evet benim. Artık gitmemiz gerek.”

“Ah! Sakın bana uyuyakaldığımızı söyleme.” Kız hızla yerinde doğruldu. Tyler ayağa kalktıktan sonra elini uzatıp Fanny’nin de kalkmasına yardımcı oldu. Ceketini yerden aldıktan sonra kızı arabaya yönlendirdi. Sonra çabucak kendisi de şoför koltuğuna geçti. Anahtarı kontağa takıp aracı çalıştırdı.

“Evet, uyuyakalmışız.” Nihayet kızı yanıtlayabilmişti. Motor biraz ısınınca geri geri ormanlık yoldan çıktı. Ana yola ulaşana kadar ikisi de tek kelime etmediler. Genç adam kızın paniğini hissedebiliyordu. “Endişelenme,” diye fısıldadı. “Gerekirse babanla ben konuşurum.”

“Ona ne söyleyeceksin? Beni kaçırdığını ve sonra birlikte uyuyakaldığımızı mı?”

Tyler boğazını temizledi. “Kafedeyken oda oradaydı, yani seni kaçırdığımı biliyor olmalı. Cep telefonumda da her hangi bir aranma kaydı yok, demek ki sandığın kadar endişelenmemiş, ya da bana güveniyor.” 

Fanny omzunu silkti. “Bunu gidince öğreneceğiz.”

Tyler, büyük evin bahçesine arabayı park ettiğinde, Fanny’nin tedirgin gözlerle güvenlik görevlisine baktığını hissetti. Dişlerini sıkarak kendini sakinleşmeye zorladı. Genç kız arabadan inmeye kalktığında, ona engel olmadı, kendisi de araçtan çıkarak Fanny’nin yanına yaklaştı. Ellerini avuçlarına alarak kızı, gözlerinin içine bakmaya zorladı. “Biz yanlış bir şey yapmadık,” dedi üzerine basa basa. “Ayrıca ikimiz de yetişkiniz. Lütfen bu kadar endişelenmeyi bırakır mısın?”

“Biliyorum. Haklısın. Ben sadece onları merakta bıraktığım için üzülüyorum.”

“Öyleyse gerçekten seninle birlikte içerir girer ve kayıp olduğun tüm bu zaman zarfında, seni zorla alıkoyduğumu söylerim.”

Fanny’nin dudakları kıvrıldı. Gözlerinde yaramaz parıltılar dolaşmaya başlamıştı. “Bence bunu yapmak istemezsin,” diye fısıldadı. 

Tyler, bir adım daha atarak kıza iyice yaklaştı. Şimdi solukları birbirine karışıyordu. “Neden?” diye sordu. Kızın ani heyecanına kapılıvermişti. Aralarındaki atmosferin bu kadar sık değişime uğraması, genç adamı büyülüyordu. Fanny’le, hayatı boyunca sıkılmayacağını biliyordu. Tek dileği; kendisinin de Fanny’e yeterli gelebilmesiydi. Her açıdan.

“Babam uzun yıllar boyunca boks yaptı ve bu işte oldukça iyidir.”

Tyler sırıttı. Dudakları geriye doğru çekilince mükemmel dişleri ortaya çıktı. “Demek ki babanla ilk ortak noktamızı bulduk.”

Fanny’nin gözleri şaşkınlıkla irileşti. “Şaka yapıyorsun!” diye soludu.

“Hayır güzelim. Yapmıyorum.”

Genç kız, Tyler’dan uzaklaşarak geri geri yürümeye başladı. Başını inanamazmış gibi sağa sola sallıyordu. “Gitsen iyi olur,” diye seslendi Tyler’a. “Seni sonra ararım.”

Tyler, kızın sesindeki keyiften mest oluyordu. “Arasan iyi edersin!” diye bağırdı iyice uzaklaşan Fanny’e. “Yoksa ikinci bir kaçırma girişiminde bulunmak zorunda kalacağım.”


******


Ayakkabılarını eline alarak kapıyı yavaşça kapattı. Her yer zifiri karanlıktı. Evin belli bölgelerinde yanan gece lambaları, kızın bulunduğu yere ışık vermiyordu. Kalbinin heyecanlı çarpıntısı yüzünden nefes nefeseydi. Keşke bu heyecanı, babasına vereceği hesap yüzünden duyuyor olsaydı. Oysa Tyler’ın yanındayken kalbinin ritimlerine söz dinletemiyordu. Geçirdiği muhteşem vakitlerin analizini yapabilmesi için bir an önce kendiyle baş başa kalmalıydı. 

Asansöre girerek kapısını usulca kapattı. Büyük bir sessizlikle odasının bulunduğu koridora kısa sürede ulaştı. Marco’nun odasının önünden geçerken nefesini tuttu. Tanrım, kendini 15 yaşında ilk kez eve geç gelmiş bir genç kız gibi hissediyordu. Tyler’ı, ona bunları yaşattığı için öldürebilirdi, ya da öpebilirdi. Ah, kafası karışıktı…

Kendi odasına girdiğinde büyük bir hızla üzerindeki elbiseden kurtuldu. Işığı açtığında, kafede bırakmak zorunda kaldığı ceketinin ve çantasının çalışma masasının üzerinde olduğunu gördü. Tyler’ın onu apar topar kafeden çıkarışını hatırlayınca yanakları utançla kızardı. Banyoya yönelerek makyajını temizledi. Saçları karmakarışıktı ancak onlarla ilgilenemeyecek kadar yorgundu. Yüzünü soğuk suyla bir iki kez yıkadıktan sonra, eşofmanlarını giyip, yatmak üzere odasına döndü…  

Uyumak istiyordu. Yatağın içinde bir kez daha dönerek, elini her zaman yaptığı gibi yanağının altına sıkıştırdı. Tyler’la kısa süreliğine de olsa uyuduğu için, yorgun olmasına rağmen gözleri kapanmıyordu şimdi. Homurdandı. Sabah kalktığında, gözaltlarında kocaman morluklar olacaktı ve şimdiden ailesinin kendisiyle nasıl dalga geçeceğini biliyordu.
Seni seviyorum… Bu sözler sürekli beyninin içinde dönüyor ve kalbine yolladıkları ısıyla, kızın yatakta sağa sola dönmesine neden oluyorlardı. Fanny, genç adamın kollarında hissettiği sıcaklığı tekrar tadabilmek için yanında duran yastığı kucağına alıp sıkıca sarıldı. Ne yazık ki aynı duyguları hissedememişti. Ah, çok garipti. Her hissi, her düşüncesi kıza şaşkınlık veriyordu. Karmakarışıktı. Âşk dedikleri, böyle bir şey miydi? Ama o âşık değil di ki…

Artık daha yüksek sesle homurdanıyordu. Saatlerce yatağın içinde dönüp durduktan sonra, sabaha karşı bilincini yitirdi ve uykuya daldı. Hala, kucağına aldığı yastığa sarılı haldeydi…



UZUN bir aranın ardından yeni bölümle sizlerleyim... Keyifli okumalar...