30 Mart 2012 Cuma

DEJA-VU; 19.BÖLÜM

19.BÖLÜM

Yarım saatlik yolculuğun ardından havaalanının kapısından içeri girdi. Yapılan duyurulardan ve insanların telaşla etrafta koşuşturmasından rahatsız oldu. Eric’in uçağının kalkmasına 7 dakika 
kalmıştı. Tyler kapıyı görebileceği bir kafeye oturup kahve istedi kendine.


İçeceğini yudumlamaya yeni başlamışken kapıdan telaşla giren Eric’i gördü. Hesabı ödeyip kahvesini yarım bırakmak zorunda kaldı. Eric’in işlemlerini rahatça halledebilmesi için vedayı kısa 
kestiler.


“Gidince beni ara,” dedi Tyler.

Eric bir kez daha sarıldı arkadaşına. “Mutlaka arayacağım, ayrıca bu günün ayrıntılarını görüşmemiz gerek.”

Tyler gözlerini devirdi. “Tamam, geç kalacaksın.”

Eric koşar adımlarla uzaklaşırken Tyler bir süre onu izledi. Arkadaşı işlemleri halletmek için gözden kaybolunca, genç adamda dışarı çıkıp aracına bindi.

Aracın yönünü sessiz sığınağının olduğu tarafa çevirerek gaza biraz daha bastı. Hayatında ilk kez ne yazacağını bilmiyordu. Bütün duyguları birbirine karışmıştı. Saçmalayamıyordu bile! Defteri eline alana kadar beklemeye karar verdi. Bilgisayarını evde bıraktığı içinde pişman olmuştu…

******

Fanny verdiği kararlardan pişmanlık duymamayı öğrenmişti zamanla. Şimdi hissettiği de pişmanlık değil kızgınlıktı. Ne diye o adama iyilik yapmak zorunda hissetmişti ki kendini! Sally’le konuştuktan bir süre sonra farkında olmadan Tyler’ı düşünmeye başlamıştı. Adamın yardımlarının karşılığını bir şekilde vermek zorundaydı ve bu ufak aşk oyunu iyi bir yol gibi gözükmüştü.

Yatağında oturmuş günün muhasebesini yaparken bu işten nasıl sıyrılabileceğini bulmaya çalışıyordu. Ama bir söz vermişti değil mi? Şimdi geri dönmek olmazdı.

“Alt tarafı bir yemek,” diye mırıldandı kendi kendine. Başını ellerinin arasına alarak dizlerini karnına çekti. “Adi herif!” Neden o kadar imalı konuşmuştu ki? Fanny gayet kibar bir tavırla yaklaşmıştı adama. Hatta Eric’e yaptığı hakaretin zerresini dokundurmamıştı Tyler’a. Ama buna rağmen iyi niyeti su istimal edilmişti. Şu Tyler sürekli huy değiştiren bir adamdı belki de. Davetten kimseye haber vermeden ayrılmasının nedeni de bu olmalıydı. Babasının yüzünün Tyler’ın oradan ayrıldığını öğrenince nasıl düştüğünü görmüştü Fanny. O herifin bunu yapmaya hakkı yoktu. Bir anda ailesinin hayatına dahil olup sonrasında hiçbir şey söylemeden çekip gidemezdi! Neyse ki Helen yüzünden görüşmek zorunda kalacaklardı. O zaman bunun hesabını soracaktı Fanny.

Yastığını elini alıp sağını solunu yumrukladı. Bunu biraz kabarması için birazda sinirlerini gevşetmek için yapmıştı. Gece lambasını kapatıp uzandı. Odada sadece açık olan pencereden içeri sızan ay ışığı vardı.

Gelecek günlerin planını yapmak zordu bu haldeyken. Ama her şeyden önce Tyler’la buluşup Helen’in nasıl biri olduğunu öğrenmesi gerekiyordu. Sahte sevgili olduklarına göre kız kendi hayatındakileri de çarpıtarak söyleyebilirdi kadına. Holding’i olduğunu değil de bir mimarlık şirketi olduğunu söylemeyi tercih ederdi mesela…

Kısa bir süre için Tyler’ı ve Tyler’la ilgili olan her şeyi zihninden kovdu. Neyse ki otelin açılışı sorunsuz gerçekleşmiş ve bir başarıya daha imza atmışlardı. Yeni projeler şimdiden masasına doluşmaya başlamıştı muhtemelen.

Gözlerinin yavaş yavaş kapanmaya başladığını fark edince rahatladı. Bir süre sonra bilincini kaybetmişti…

******

Tyler not defterine uzun süredir bakıyordu ama tek kelime bile yazamamıştı. Bu gün nasıl bir gündü böyle? Zorla yazdığı yazıları sonra beğenmeyip karaladığı için defteri kapatıp ayağa kalktı. İçinden gelen ani dürtüyle güçlü bir çığlık attı. Bu yeterli gelmeyince aynı işlemi bir kez daha tekrarladı. Rahatladığını hissediyordu…

Defalarca atılan çığlıklardan sonra Tyler konuşamayacak haldeydi. Nefes nefese aracına yönlendi. Ertesi güne sesi kısılacaktı muhtemelen. Şimdi bile boğazı kaynar su dökülüyormuş gibi yanıyordu.
Defteri arka koltuğa fırlatıp aracını çalıştırdı. Eric’te gittiğine göre yapacak işlerinin sayısı azalmıştı. Amerika’da görmek istediği ve özlediği birçok yer vardı. Yarın uzun soluklu seyahatlerinden birine çıkabilirdi. “Tabii bir aksilik çıkmazsa,” diye mırıldandı kendi kendine…


Genç adam evine geldiğinde kıyafetlerini değiştirip kendini yatağa attı. Tüm bedeni yorgunluktan inliyordu adeta. Özellikle de boğazı. Eric’in daha önce kendisine mazoşist dediğini hatırlıyordu. Arkadaşı kesinlikle haklıydı, işler yolunda gitmediğinde Tyler kendine bir şekilde zarar vermeyi başarırdı.

“Lanet olası düşünceler,” diye mırıldandı. “Gidin başımdan!” Artık kafayı yediğini düşünüyordu genç adam. Kendi kendiyle olan konuşmaları kavgaya dönüşmüştü. Bundan sonraki evre, karşısında kimse olmamasına rağmen havaya yumruk savurmaktı galiba. Gözlerini kapatıp uykuya dalmayı bekledi. Böylesi düşünmekten çok daha iyiydi…


Gece nasıl yattıysa sabahta aynı şekilde kalktı Tyler. Boğazında ki yanma hissedilmeyecek gibi değildi. Birkaç kez yutkunmayı denedi ama acıya tahammül edemediği için bundan vazgeçti. Yere düşen pikeyi görünce yatakta doğruldu. Ne yazık ki ayaklarının olması gerektiği yerde başı vardı. Bazen sağa sola dönerken uyandığı için, uyurken sürekli kıpırdandığını biliyordu. Tabii bu sabahki gibi yere düşen yastık ve pike de nasıl uyuduğuna dair iyi ipuçlarıydı.

Gözlerini ovalayarak banyoya ilerledi. Yüzünü yıkadıktan sonra acıyan boğazına bir çare bulmak amacıyla aşağı indi. Brenda’nın mutfakta çıkardığı gürültüleri duyunca gülümsedi.

Kendine biraz çeki düzen vererek sessizce mutfak kapısından içeri girdi. Brenda İtalyan’ca bir şarkı mırıldanıyordu.

“Günaydın,” dedi Tyler. Ama sesi kurbağa gibi çıkmıştı. Brenda’nın yerinden sıçradığını görünce yüzünü buruşturdu. “Özür dilerim, korkuttum sanırım.”

Brenda kocaman açılmış gözleriyle Tyler’a döndü. “Önemli değil efendim, sesinize ne olduğunu sorabilir miyim?”

“Kısıldı,” dedi Tyler kısaca. Brenda dudaklarını birbirine bastırıp başını bir kez aşağı eğdi. “Omlet ve krep yaptım efendim. İster misiniz?”

Tyler; “Şakamı yapıyorsun?” diye mırıldandı. “Tabii ki isterim.” Aman Tanrım, sesini düzeltmek için bir şeyler yapmalıydı. “Bana bir bardak su verir misin Brenda?”

“Tabii efendim.”

Tyler suyu zorla da olsa içtikten sonra biraz rahatlamıştı. Brenda’nın boğazını temizlediğini duyunca başını kaldırdı. “Bildiğim bir karışım var, sesinizi düzelteceğine eminim. Yapmamı ister misiniz?”

“Nasıl bir karışım bu?” diye sordu Tyler. Bilmediği şeyleri yiyip içmezdi.

“Büyükannemden öğrenmiştim. Biz İtalyan’ların sıkça kullandığı bir karışımdır. Güvenilir olduğuna emin olabilirsiniz.”

Tyler başıyla onayladı. Bozuk sesini ne daha fazla duymak istiyor nede Brenda’ya duyurmak istiyordu. Kahvaltısı büyük bir hızla önüne gelince şaşırdı. Kahveyle beraber omleti yemeye çalıştı. 
Ardından Brenda’nın karışımını içip ayağa kalktı.


“Etkisini ne kadar sürede gösterir?”

“Yarına kadar bu sesle gezmek sorundasınız. Ayrıca gece yatmadan karışımı bir kez daha içmeniz gerekiyor ama yarına normale döneceğinizin garantisini verebilirim.”

“Tamam, teşekkürler.”

Tyler karışımın biraz daha erken etki etmesini tercih ederdi. Bu sesle ne geziye çıkabilir nede az sayıda olan arkadaşlarıyla buluşabilirdi. Ofisine gidip bilgisayarının karşısına oturdu. Ama dün gece duş almadığı için kendinden gelen kokudan rahatsız oldu.

Çareyi yukarı çıkıp banyo yapmakta buldu genç adam. Sıcak su zihni yenilemek için iyi bir seçenekti… Duşun keyfini çıkarırken dışarıdan Brenda’nın seslendiğini duydu.

“Söyle Brenda.”

“Bir ziyaretçiniz var.”

Tyler suyu kapattı. “Kimmiş?”

“Adının Fanny olduğunu söyledi efendim. Ayrıca kendisine kapıda beklemesini söylediğim için biraz sinirli!”

Tyler Fanny’nin adını duyunca havluyu beline sarıp dışarı fırlamıştı bile. Brenda ani bir hareketle arkasını dönüp; “Ben konuğunuzla ilgileneyim efendim,” dedi.

Tyler uygunsuz bir davranışta bulunduğunun farkındaydı ama şu an hiçbir şey umurunda değildi. 
“Fanny kapıda beklemeye devam etsin,” dedi. “Ben geliyorum birazdan.”

,
Brenda başıyla onaylayıp tek kelime etmeden odadan çıktı. Tyler dolabını açıp spor bir pantolonla gömlek geçirdi üzerine. Saçları hala ıslak olduğu için kolayca şekil alıyordu. Eliyle birkaç kez arkaya tarayıp odadan çıktı. Merdivenleri acele etmeden, ağır ağır indi. Neyse ki bacakları sözünü dinliyordu.

Kapıya geldiğinde derin bir nefes aldı. Boğazı sabah ki kadar acımıyordu. Aralık olan kapıyı sonuna kadar açtı. Fanny’nin sırtı kapıya dönüktü. Sık sık soluk aldığını ve ellerini yumruk yaptığını gördü 
Tyler. İçin için gülerken “Merhaba,” dedi.


Fanny hızla yüzünü genç adama döndü. “Merhaba mı?” Tyler kızın gözünden çıkan okların hedefindeydi. Ups! Bir insan sinirlenince bile bu kadar güzel olabilir miydi?

“Siz misafirlerinizi kapıda mı bekletirsiniz?” diye sordu kız hışımla.

Tyler hala Fanny’nin partide söylediği acı sözlerin etkisindeydi. “Evet, davetsiz gelen misafirlerim kapıda bekletilirler,” dedi kısık olduğu için sertlik katamadığı sesiyle.

Fanny derin bir nefes çekti içine. Ardından tek kaşını havaya kaldırıp alaycı bir ifade takındı. 
“Söylediklerinizi tam olarak anlayamadım. Kurbağa misali çıkan sesinizden olsa gerek.”


Tyler gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. “Kapıda daha fazla dikilmeyin isterseniz. İçeri girelim.”

Fanny gözlerini kocaman açtı bu sözlerden sonra. Kısık bir sesle “Gerçekten mi?” diye sordu. Tyler bocalamıştı. “Gerçekten beni içeri davet edecek kadar kibarlaşabilir misiniz bir anda. Aman Tanrım. Bu inanılmaz bir değişim!”

Tyler sözlerdeki abartılı kinayeye daha fazla dayanamayıp kahkahayı koyuverdi. “Sizinle konuşmak eğlenceli Bayan Fanny.”

“Keşke bende aynı şeyi söyleyebilseydim,” diye mırıldandı Fanny. Tyler gülümsemesi hala yüzündeyken kapının ağzından çekilip kızı içeri davet etti. Fanny ufak bir tereddüdün ardından hızlı adımlarla Tyler’ın önünden geçip içeri girdi.

Adam büyük bir keyifle kapıyı kapatıp kızı takip etti.

“Bu taraftan efendim.” Brenda’nın ortaya çıkması iyi olmuştu.

Tyler Fanny’nin önüne geçip salondaki tekli koltuğun başında dikilmeye başladı. Kızın oraya oturmasını istemiyordu. Bu defa genç adam hedefi tam on ikiden vurmuştu çünkü Fanny koltuğa yönelmişti.

Brenda “Ne içersiniz?” diye sorunca birbirlerine sinirli bakışlar atmaktan vazgeçtiler. Fanny geniş koltuklardan birine oturup arkasına yaslandı. “Hiçbir şey,” dedi sert bir sesle. “Fazla kalmayacağım.”

Brenda’nın bocaladığını gören Tyler gülümseme ihtiyacı hissetti. “İki kahve lütfen.”

Hizmetli başını eğip büyük adımlarla odadan ayrıldı. Fanny’nin gazabından korkmuştu muhtemelen.

Genç adam tekli koltuktan ayrılıp Fanny’nin yanına oturdu. Kız sinirle kaşlarını çattı.

“Sizinle Helen hakkında görüşeceğim.”

“Sizi dinliyorum,” dedi Tyler. Ne soracağını tahmin ediyordu.

“Helen’in nasıl biri olduğunu öğrenmek istiyorum. Ayrıca kendisine hakkımdaki her şeyi açıklamaya niyetim yok. Holding’im olduğunu değil mimarlık ofisim olduğunu söyleyeceğim.”

Tyler şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Bu tahminlerinin dışındaydı. “Neden?”

Fanny inanamazmış gibi başını iki yana salladı. “Kendinize olan güveninizi anlıyorum elbette Bay Tyler ama bu kadarı biraz fazla değil mi?”

Tyler iyice bocalamıştı. Rahatça arkasına yaslanmaktayken birden doğrulup gözlerini kıza dikti. “Ne demek istiyorsunuz?”

Fanny; “Sizde bir Holding varisini tavlayabilecek kapasite var mı?” diye sordu. Adamın cevap vermesini beklemeden “Tabii ki yok,” diye mırıldandı. “Helen’in şaşırıp kalp krizinden ölmesini istemem. Yani hayat şartlarımı sizin kapasitenize göre ayarlamam gerektiğini düşündüm.”

Tyler hayatında ilk kez böylesine incelikle aşağılanmıştı. Bu sözler genç adamı sinirlendirmenin aksine güldürüyor ve kamçılıyordu. “Öylemi düşünüyorsunuz?” diye sordu.
Fanny başıyla onayladı.

“Hakkımda başka ne düşündüğünüzü merak ettim doğrusu,” dedi Tyler. Boğazının yanmasıyla birkaç kez öksürdü. Lanet olası öksürük

Başını Fanny’e çevirdiğinde kızın tek parmağını çenesine koyduğunu ve düşüncelere dalmış olduğunu gördü. Bu haliyle bile bir tablodan fırlamış gibi görünüyordu.

“Hakkınızda düşünmeye pek fırsatım olmadı,” diye mırıldandı Fanny. Bu sözleri söylerken gözlerini kapatmıştı. “İzin verirseniz sizinle olan münasebetimi bir gözden geçireyim. Sonra fikrimi söylerim.”

Tyler saatlerce hatta günlerce bekleyebilirdi. Fanny’nin güzel gözlerini göz kapakları saklamıştı belki ama adam er geç, o eşsiz gözlerin engin mavisiyle buluşacağını biliyordu. Ucunda böyle bir ödül olduktan sonra beklemenin lafı bile olmazdı.

Tyler Fanny’nin yüzünün her bir milimini ezberlerken Brenda odaya girdi. Genç adam parmağını dudaklarına götürüp sus işareti yaptı. Brenda başıyla onaylayıp dumanı tüten kahveleri sehpaya bıraktıktan sonra sessizce salondan ayrıldı.

Birkaç saniye sonra Fanny gözlerini araladı. Dudaklarında güzel bir gülümseme vardı. Gözlerini Tyler’a dikti. Ardından saydırmaya başladı. “Siz, tanıdığım kadarıyla bencil ve ukalasınız. Her istediğini elde etmeye alışkın olan tiplerdensiniz. Hayatınızda pek zorluk çektiğinizi sanmıyorum,” dedi Fanny. Ardından kendi kendini başıyla onayladı.

Tyler içinden yanılıyorsun dedi. Ama gülümsüyordu. “Sizden daha farklı bir şeyler beklerdim,” diye mırıldandı. Sessiz konuşunca boğazının acısı azalıyordu.

“Ne gibi?” diye sordu Fanny.

Tyler omzunu silkti. “Boş verin.”

Sehpadaki kahveyi eline alıp yudumladı. Fanny’nin gülümsediğini gördü yan gözle. “Ne?”

“İlginç alışkanlıklarınız var. Bir anda iki bardak kahve mi içersiniz?”

Tyler kahvesi elinde kalakaldı. “O bardak sizin içindi.”

“Hımm, unutkansınızda,” diye mırıldandı Fanny. “Size hiçbir şey içmeyeceğimi söylemiştim.”

Tyler sırıttı. “Belki fikrinizi değiştirirsiniz diye düşünmüştüm. Kötü bir ev sahibi olduğumu düşünüyorsunuz ama misafirlerimin karşısına geçip tek başıma kahve içmek alışkanlıklarımın arasında yok.”

“Bende sürekli fikir değiştiren biri değilimdir,” dedi Fanny. Sonra muhabbetin gidişatından hoşlanmamış gibi silkindi. “Helen nasıl biri?” diye sordu aniden.

Tyler elindeki kahveyi bırakıp ciddi bir ifade takındı. “Helen’in benim için ne kadar değerli olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım ama hakkında size bilgi veremem çünkü kendisi yapmacık insanlardan nefret eder. Onunla karşılaştığınız zaman şimdi nasılsanız öyle olun. Yani kendiniz gibi. Başka bir şey yapmanıza gerek kalmaz böylelikle.”

Fanny başıyla onayladı. Demek ki açıklama mantıklı gelmişti. “Buluşma ne zaman olacak?”

“Ne zaman istersek.”

“Yarın sizin için uygun mu?”

“Evet,” dedi Tyler.

Fanny bu onaylamanın ardından ayaklandı. “Yarın öğlen 1’de burada olurum. Bekletilmekten hoşlanmam, geldiğimde hazır olursanız sevinirim.”

Ne tesadüftür ki Tyler’da dakik bir adamdı. Fanny’nin sözlerine yanıt vermek yerine, önce davranıp salonun kapısına doğru ilerledi.

Arkasından genç adamı takip eden kız; “Hoşça kalın,” dedi.

“Yarın 1’de görüşürüz…”


Fanny’nin evden ayrılmasıyla derin bir soluk aldı Tyler. Ne zor bir kızdı ama!

Her şeye rağmen genç adam Fanny’e karşı boş değildi. Duygularının azda olsa farkına vardığına göre savunma duvarlarını kaldırmanın zamanı gelmişti. Bir sıfır mağlup başladığı aşk savaşında skoru eşitlemek şimdilik tek hedefiydi…

UMARIM BEĞENİRSİNİZ...

16 Mart 2012 Cuma

DEJA-VU; 18.BÖLÜM

18.BÖLÜM

Tyler davetlilerin arasına karışmamak için elinden geleni yapıyordu. Şimdiden Alvin sayesinde kendine bir ömür yetecek kadar insanla tanışmıştı. Fazlası bünyesine zarardı! Eric’in flört etmeyi bırakıp yanına geleceği yoktu. Bu yüzden genç adam şu meşhur verandayı görmeye karar verdi.

Fanny’nin methini duymuştu. İşini iyi yapmasının ve inatçılığının yanı sıra genç erkeklerin neredeyse hepsi kızın güzelliğinden de bahsediyorlardı. Tyler bu durumdan rahatsız olmamalıydı. Fanny çok güzel bir kızdı. Bunu her erkek fark ederdi. Ama genç adam kızın güzelliğinin başka erkekler tarafından yorumlanmasından hoşlanmamıştı.

İnsanlara çarpmamak için tek elini cebinden çıkarıp kibar hamlelerle kendini dışarı attı. Temiz havayı içine çekerken içerideki havanın ne kadar boğucu olduğunun farkına vardı. Birbirine karışan ter, parfüm ve yiyecek kokuları oksijeni öldürüyordu.

Aydınlatılmış dar yola sapıp otelin arka tarafına ilerledi. İlk geldiklerinde verandanın etrafı çok kalabalıktı, genç adam bu yüzden inceleme işini sonraya bırakmıştı. Hedefinde kimsenin olmadığını görünce rahatladı. Adımlarını hızlandırıp muhteşem verandaya ayak bastı.

Merdivenlerden itinayla çıkıyor kolonlara ve eşyalara işlenen motiflere hayranlıkla bakıyordu. Şimdi anlıyordu insanların verandayı neden bu kadar konuştuklarını. Tyler, mimarlıkla ilgisi olmamasına rağmen üç gün gibi kısa bir sürede böylesine muhteşem bir yapıtın inşa edilemeyeceğini biliyordu. Fanny teorileri geçersiz kılan bir kızdı. İnatçıydı ve inandıkları doğrultusunda her şeyi yapabilirdi.

Genç kız hakkında öğrendiği her şey bir hazine değerindeydi Tyler için. Bunun nedenini hali hazırda kendine itiraf edemese de, Fanny hakkında bir şey öğrenirim umuduyla bu gün kaç kişinin gereksiz konuşmalarına tahammül ettiğini anımsamıyordu.

Bu duyguyu uzun zamandır tatmamıştı. Büyük aşkı Rose’a karşı bu tarz duyguların bir kısmını hissetmişti. Ama şimdiki durumu farklıydı. Rose, genç adamı en yakın arkadaşlarından biriyle aldatmadan önce Tyler’la iki arkadaş gibiydiler. Birbirlerini anlayan, hem dost hem sevgili olan bir çift…

O zamanlar Tyler daha genç ve tecrübesizdi. Rose’un Paris’in güzelliğini gölgede bıraktığını düşünürdü. Ne aptallık!

Kız önce genç adamı kendine âşık etmiş ardından da en yakın arkadaşıyla aldatmıştı. Tyler ondan sonra hiçbir kadına masum gözüyle bakamamıştı. Fanny’le tanışana dek! Dünyada hala el değmemiş varlıkların ve duyguların olduğunu görmek güzeldi Tyler için.

Oysa önceleri genç adama göre bu evren yaşanılamayacak kadar kirlenmişti. İnsanlar ellerindeki güzelliklerin kıymetini bilmiyorlardı, hayatın bu düzenine uymayıp değer bilenlereyse tekmeyi basıyorlardı. İlginç bir döngüydü bu. Tyler’da haddini aşmış ve düzeni bozarak fazlasıyla sevmişti Rose’u. Sonrasındaysa sonuçlarına katlanmıştı elbette.

Şimdi sevmek deyince durup bir kere daha düşünüyor ve dizginleri elinde tutan hayata büyük bir saygıyla yaklaşıyordu genç adam. İnsanlar kukla gibilerdi. Çoğu, kurulmuş düzeni sorgulamadan yaşıyorlardı...

Tyler sırtını verandanın duvarına verip kollarını göğsünde birleştirdi. Yıldızların ışığı yeryüzündekileri kıskandıracak cinstendi. Onları daha iyi görebilmek için başını arkaya yaslayıp gözlerini kıstı. Verandanın açılıp kapanan tavanındaki ışıklandırmalar kapatılmıştı.

Genç adam gecenin sessizliğindeki huzuru seviyordu ve garip bir şekilde kendini bu verandada Fanny’e yakın hissetmişti. Kıza olan takıntısının ciddi boyutlara ulaştığını fark etti şaşkınlıkla. Anlaşılan hala dersini almamıştı. Ne iflah olmaz bir insandı!

Genç adam sırıttığını fark etti. Sonra yan taraftan gelen kısık sesler duydu. Neyse ki tepesinde ya da etrafında ışık yanmıyordu. Kör, karanlık bir noktadaydı Tyler. Sesler gittikçe yaklaştı ve iki kişinin silueti ışıklandırmaların arasından göründü. Tyler gelenlerin kimliğini çözünce kalp atışlarının hızlandığını fark etti.

Eric’in Fanny’le ne işi vardı? Genç kızın, arkadaşına verdiği dersten fazlasıyla memnun kalmıştı. Sonrasında dans pistinde kızın kendinden bu konuda bir yorum beklediğini fark etmişti ama bilerek sessiz kalmıştı. Eric kendi işini kendi halledebilirdi. Şimdide bu konuda konuşuyorlardı muhtemelen.

Tyler bunları düşününce gerildi. Eric’in Fanny’e bir şey yapmayacağını biliyordu elbette ama birden içinde Fanny’i koruma dürtüsü belirmişti. Rahatsız edici bir şeydi bu.

Fanny verandanın basamaklarına geldiğinde duraksadı. “Hak etmiştiniz,” dedi. Tyler ses tonundan kızın güldüğünü anladı.

Eric omzunu silkti. “Evet, bazen aşağılık bir adam olabiliyorum.”

Fanny başıyla onaylamıştı galiba. Tyler tam olarak göremedi çünkü o sırada kendide Eric’in sözlerini onaylamakla meşguldü. Arada oluşan sessizliği bölmek ister gibi Eric’in verandaya döndüğünü ve “Hım,” diye mırıldandığını duydu.

Bu hareketi Fanny’nin dikkatini çekmişti. “Ne?” dedi kız. Tyler görünmemek için Tanrı’ya yakarıyordu. Bir anda ortaya çıksa muhtemelen ikisi de şaşıracaklardı. Ama böyle giderse Eric genç adamı görecek ve durumu kavrayamayıp orada olduğunu açık edecekti.

Tyler bir an Eric’le göz göze geldi. Arkadaşı verandanın ilk basamağını çıkıp dikkatle o yöne baktı. Tyler’ı tanımıştı çünkü genç adam Eric’in gözlerinin büyüdüğünü görmüştü.

Fanny’de arkasından basamağı çıkmaya yeltendi ama Eric geri hamle yapınca duraksadı.

“Veranda muhteşem!” dedi Eric abartılı bir heyecanla. Tyler rahat bir nefes aldı. Arkadaşı sandığı kadar anlayışsız değildi demek ki.

Fanny muhtemelen bir değişiklik olduğunu sezmişti ama “Öylemi?” demekle yetindi. Sesindeki ufak şüphe kırıntılarını gizleyememişti.

Tyler genç kızı artık daha iyi tanıyor, her hareketini ve bütün cümlelerini dikkatle takip ediyordu. Gerçi çok konuşmaya fırsatları olmamıştı ama yakında olacaktı!

Eric gereksiz bir kahkaha atınca Tyler irkildi. “Sabah görmüştüm verandayı, gecede çok güzel görünüyor.”

Fanny “Teşekkür ederim,” dedi. Hemen sonrasındaysa ekledi. “İyi misiniz?”

“Evet, sadece her an sizden bir darbe yiyebilirim diye gerginim biraz.”

Tyler, iyi toparladı diye düşündü. Nede olsa Eric gazeteciydi. Ağzı iyi laf yapardı.

Fanny “Korkmanıza gerek yok,” dedi. Keyiflenmişti belli ki. “Durup dururken kimseye şiddet uygulamam.”

“Sanırım rahatlamalıyım,” dedi Eric.

Fanny “Şimdilik,” diye mırıldandı. Bu sözün peşine Eric’ten gerçek bir kahkaha yükseldi.

Eric nihayet durduğunda Fanny’nin dudaklarından da bir kıkırtının kaçtığını fark etti Tyler. Kızın kahkahasını ilk defa duymuştu. Bu sözlerini doğrulamak istercesine Fanny; “Çok sık gülüyorsunuz, bu çok güzel bir şey,” dedi.

Eric’in bocaladığını tahmin ediyordu Tyler. Daha önce kimseden böyle bir şey duymamıştı muhtemelen. “Çok sık mı gülüyorum?” diye sordu.

Fanny “Evet,” dedi. “Ben çok fazla kahkaha atmam.”

Eric ellerini ceplerine sokup ileri geri topuklarının üzerinde hareket etti. “Böyle bir şeyi ilk defa siz söylüyorsunuz bana. Tyler’dan bile duymadım bunu.”

Genç kız başını yere eğdi. Tyler karanlık bölgede beklemekten sıkılmıştı artık. Kendini ileri atıp konuşmaya dahil olmamak için zor duruyordu. Fanny’nin “Bay Tyler’ı ne kadar zamandır tanıyorsunuz?” demesiyle olduğu yerde dondu kaldı. Şimdi durduğu bölgeden memnundu.

“Kendimi bildim bileli Tyler’ı tanırım,” diye yanıtladı Eric. “Biz kardeş gibiyizdir.”

“Fanny “Hım,” dedi. Ne yani sadece bu kadar mıydı? Lanet olsun.

Tyler kendine ne olduğunu bilmiyordu. Ne zamandan beri bir kızın ağzından çıkacak lafı böylesine büyük bir merakla beklemeye başlamıştı? Bir an önce kurtulmalıydı bu berbat psikolojiden.

Eric’le Fanny’de susmuşlardı. Arkadaşının neden bir şey söylemediğini merak etti Tyler. Ortamları neşelendirmek ve durgun olan konuşmaları toparlamakta Eric’in üzerine kimseyi tanımazdı.

Neyse ki bir süre sonra Eric’in suskunluğu işe yaradı. Fanny’nin bir adım gerileyip başını havaya kaldırmasıyla genç kızın yüzünü tüm ayrıntılarıyla gördü Tyler. Şimdi kız ışığın altındaydı ve kaşlarını çatmıştı. “Sizi çok fazla tanımıyorum,” dedi Eric’e. Bir şeye karar vermiş ve öyle konuşuyordu sanki. Eric başıyla onayladı. “Ama bu söyleyeceklerim benim için önemli. Kimseye borçlu kalmak istemem,” diye devam etti Fanny.

Derin bir nefes almak için duraksadı. “Bir şekilde Bay Tyler’a borçlandım. Bilmiyorum haberiniz var mı, şimdi borcumu ödemek için elime bir fırsat çıktı ama plansızca kendimi bir işe atmam.”

 Eric ağır ağır onayladı. “Ne gibi bir fırsat?”

“Konuşmalarınıza kulak misafiri olan bir tanıdığım vasıtasıyla Bay Tyler’ın sahte bir kız arkadaşa ihtiyacı olduğunu duydum. Bu konuda yardımcı olmak istiyorum ama işin ne kadar ileri gideceğini öğrenmek isterim.”

Tyler Eric’in ne kadar bocaladığını görmek için arkadaşına baktı. Ya Eric kendini fazla çabuk toparlamıştı ya da Tyler bu gün gerçekten arkadaşını tanıyamıyordu. Çünkü Eric bocalamak yerine sonunda beklediği bir haberi almış gibi sırıtıyordu!

Tyler’ın şaşkın suratıyla karşılaştırılınca Eric fazlasıyla sakin görünüyordu. “Anlıyorum,” dedi kibarca. “Bu konuda arkadaşıma ve bana yardımcı olursanız size gerçekten minnettar kalırız.”

Tyler Eric’in kendi adına konuşmasından ilk kez rahatsız olmadı. Evet, gerçekten fazlasıyla mutlu olurdu Fanny kız arkadaşı olmayı kabul ederse. Genç kızın üzerine basa basa söylediği sahte kelimesini sildi aklından. Bunu eklemeye hiç gerek yoktu.

Fanny başıyla onayladı. “Yalnız dediğim gibi Bay Tyler’la da bu konunun ayrıntılarını konuşmak isterim.”

Eric hemen onayladı. “Tabii, içeri geçelim isterseniz. Muhtemelen Tyler oradadır.”

Kızdan aldığı onayla Eric basamaktan indi. Fanny önden ilerlerken Eric arkasına dönüp Tyler’a zafer işareti yaptı. Genç adamda olduğu yerde dans etmemek için zor tutuyordu kendini. Hemen durduğu noktadan bir iki adım uzaklaştı. Smokinin yakasını eliyle düzeltip gülümsedi. İki yanağındaki derin gamzeler çukurlaştı gülümseyince.

Hızlı adımlarla verandayı terk edip önde ilerleyen çifti takibe başladı. Eric ve Fanny içeri girince kendide otele adeta daldı. Hızlı adımlarla az önce neredeyse kaçarak uzaklaştığı insan kalabalığının arasına karıştı.

Önündeki masadan yeni doldurulmuş bir şarap aldı ve duvara yaslandı. Tyler’ı gören saatlerdir orada durduğunu ve insanları seyrederek keyifle şarabını yudumladığını sanırdı.

Birkaç dakika sonra Eric insanları yararak genç adama yaklaşmaya başladı. Tyler gürültüden arkadaşının çokta kibar davranmadığını anladı. Yanında Fanny olduğu için Eric gereğinden fazla yer açmaya çalışıyordu. Buda insanların yalpalamalarına ve özellikle beylerin kötü bakışlarına neden oluyordu. Neyse ki büyük bir mücadelenin ardından Eric nefes nefese keyifle gülümseyen Tyler’ın yanına geldi.

Eric arkadaşının rahat tavırlarını görünce içinden “Aşağılık herif!” demişti muhtemelen. Bunu tahmin etmek Tyler için çokta zor değildi. Verandada Eric konusunda ilk defa yanılmıştı ama onun sebebi yanında bir bayanın olmasıydı. Arkadaşının iç dünyası bayan falan dinlemezdi…

Fanny muhteşem elbisesinin eteklerini toparlayıp çantasını öbür eline aldı. Tyler dikkatle kızı incelerken sonunda başını kaldırıp yüzüne baktı Fanny. Genç adam fark ettirmeden yutkundu. Demek ki heyecanlanınca genç kızın gözleri koyulaşıyordu. Tyler bir önceki konuşmalarında kızın gözlerinin daha açık renkte olduğuna yemin edebilirdi. Tanrım ne güzel bir keşifti bu böyle!

Fanny küçük bir gülümsemeyle Tyler’ı selamladı. “Merhaba.”

“Merhaba,” dedi Tyler yaslandığı duvardan doğrulurken.

Fanny tereddütle etrafına bakındı. Tyler o sırada kıza çaktırmadan Eric’e göz kırptı. Arkadaşı kibirli bir hareketle tek kaşını kaldırdı. Genç adam tam bir şey söyleyecekken Fanny’nin bakışlarını üzerinde hissetti. Genç kıza baktığında hareketlerindeki tereddüdün yok olduğunu gördü.

“Sizinle bir konuda konuşmak istiyorum,” dedi Fanny. “Bay Eric’e meseleden biraz bahsettim. Ayrıntıları ondan öğrenirsiniz, Bayan Helen’in sizi sevgilinizle görmek istediğini biliyorum. Bu konuda yardımcı olmak istiyorum, böylece kendimi size karşı borçlu hissetmeyeceğim.”

Tyler bu sözlerin doğrudan kendisine söylenmesinden hoşlanmıştı. Az önceki gizlilik kaybolmuştu artık. İçin için kızın teklifini hemen kabul etmek istese de; “Bana karşı kendinizi borçlu hissetmenize gerek yok,” dedi kibarlık olsun diye.

Fanny sabırsız bir hareketle başını sağa sola salladı. “Benim ne hissetmem gerektiğini konuşmayalım şimdi, siz dediniz diye kendimi suçlu hissetmememi beklemiyorsunuz herhalde?” Hayır, kesinlikle bu kadar büyük bir beklenti içersine girmemişti Tyler.

Kız, Tyler’ın bir şey söylemesine fırsat bırakmadan devam etti. “Bir anlaşma yapalım, ben size bu konuda yardım edeyim, sizde şu tamirci olayını unutun ve bundan kimseye bahsetmeyin.”

Tyler bu sözlerin üzerine şüpheyle gözlerini kıstı. Genç kızın hayatından kovulmuş gibi hissetmişti kendini. Alvin’lerin evinde karşılaştıklarında kız daha önce tanışmamışlar gibi davranınca Tyler’da ayak uydurmuştu duruma. Ama şimdi anlıyordu ki Fanny, Tyler’ın hayatında olmasını istemiyordu.

Bu düşünce bir bıçak gibi saplandı adamın kalbine. Soğuk anlaşma kelimesinden bir kez daha nefret etti. Fanny’e karşı oluşmaya başlayan hislerinin üzerini itinayla örttü. Zamanla o duyguların yok olacağından emindi. Madem kız öyle istiyordu, Tyler’da bu anlaşmayı kabul edecek ve umarsızca kızın hayatından uzak duracaktı.
Tek kaşını havaya kaldırıp Eric’in nefret ettiğini söylediği alaycı ifadesini oturttu yüzüne. “Siz nasıl isterseniz Bayan Fanny, madem kendinizi bana karşı borçlu hissediyorsunuz öyleyse şu anlaşmayı kabul edeyim ve içiniz rahat etsin.”

Fanny’nin bu soğuk sözlerin ardından irkildiğini ve katılaştığını gördü. Genç kız sert bir hareketle başını bir kez aşağı eğdi. “Anlaştık öyleyse. Ayrıntıları da burada konuşalım.”

“Memnuniyetle,” dedi Tyler. Eric’in kaşlarını çattığını fark etti. Başını arkadaşına çevirip gözleriyle uyarıcı bakışlar gönderdi. Eric rahatsız olunca kibarca Fanny’den izin isteyip oradan ayrıldı. Ortamdaki gergin hava elle tutulur cinstendi.

“Ne öğrenmek istiyorsunuz?” diye sordu Tyler soğuk bir ses tonuyla. Sesinin tonunu ayarlayamıyordu, elinde olmadan buz gibi bir duvar örmüştü çevresine.

“Her şeyi!” dedi Fanny. Başını iyice dikleştirmişti, boynu bir porselen bebeğinki kadar kırılgan ve sert duruyordu. Kızın alnındaki bir damarın attığını görünce dişlerini sıkmakta olduğunu anladı Tyler. Bundan tuhaf bir keyif aldı. Kızın, farkında dahi olmadan genç adamı bu kadar kırmış olması tehlikeli bir durumdu.

Tyler kalbini onarırken kolay evrelerden geçmemişti. Geçmişini tek görüşte unutturan ve yeni yetme gibi davranmasına neden olan bu kıza fırsat vermeyecekti daha fazla.

“Helen Eric’in büyükannesi, beni de oğlu gibi görür,” dedi düz bir sesle. “Benim onu ne kadar sevdiğimi sahte kız arkadaş arayışına girmemden anlamışsınızdır muhtemelen.” Kızın gözlerinde şimşekler çaktığını görünce biraz ileri gittiğini düşündü. “Bu oyunun çok uzun süreceğini sanmıyorum,” dedi kibar olmaya çalışarak. “Yalnızca Helen’le yiyeceğimiz bir akşam yemeği ve belki sonrasında yapılacak birkaç görüşme.”

Fanny bakışlarını genç adamın gözlerinden ayırıp yere dikti. Tyler kızın düşünceyle kaşlarını çattığını fark etti. Zaten kız Tyler’ın yanında ya çok ciddi duruyor ya da sinirle kaşlarını çatıyordu.

Tyler asla kimsenin hayatında zorla yer edinmek için çabalayan bir insan olmamıştı. Bu kız ne sanmıştı Tyler’ı. Aptal aşıklardan mı? Eğer öyle düşünüyorsa –ya da bu güne kadar düşünüyorduysa- şimdi yanıldığını anlamış olmalıydı.

Fanny başını yerden kaldırdığında derin bir nefes aldı. “Tamam,” dedi duygusuz bir sesle. “Akşam yemeği ve birkaç görüşme. Sonrasında borcumu ödemiş olacağım.”

“Evet,” dedi Tyler sertçe. Fanny’nin burun deliklerinin sinirle açıldığını, gözlerinin kısıldığını gördü. “İyi akşamlar,” dedi kız dişlerinin arasından. Ardından hızla arkasını dönüp Tyler’dan uzaklaştı.

Genç adam kızın kendisinden uzağa attığı her bir adımda kalbinin büzüldüğünü hissetti. Lanet olası gülünç duygular. İnsanı ne hale getiriyorlardı. Hala elinde tuttuğunu fark ettiği şarabı kafasına dikti. Sonra da bunaldığı ortamdan, önce yaptığı gibi kaçar adımlarla uzaklaştı. Kendini dışarı atıp ufak bir çabanın ardından görevliler sayesinde aracını buldu.

Otelden ayrıldığında papyonu sertçe çekip çıkardı boynundan. Gömleğinin birkaç düğmesini açıp rahatladı. Arabanın camlarını aralayarak ılık akşam havasında rüzgârı yüzünde hissetme çabasına girişti. Başarılı olamadığını fark edince klimayı açtı. Garip bir ateş basmıştı vücuduna.

Arabanın hızını arttırdı bir an önce evine varma isteğiyle. Kimseye haber vermeden ayrılmaması gerekiyordu davetten belki ama o anda tek derdi o ortamdan uzaklaşmaktı. Bay Alvin’e acil bir işinin çıktığını söylerdi sonra. Başkada açıklama yapması gereken kimse yoktu zaten.

Evinin bahçesine aracını park ederken telefonunun çaldığını duydu. Cebinden çıkarıp ekrana baktı. “Ne var Eric?”

“Neredesin?”

“Eve geldim şimdi.”

“Ne? Neden?”

“Sıkıldım,” dedi Tyler kısaca.

Eric daha fazla uzatmadı. “Bende ayrılıyorum öyleyse, uçağa yetişmem gerek.”

“Lanet olsun! Ben gideceğini unuttum tamamen.”

“Önemli değil,” dedi Eric telefonun ucundan. Yavaş yavaş kalabalık seslerin uzaklaştığını duydu Tyler. Eric dışarı çıkmıştı demek ki.

“Bende eve gidip eşyalarımı alayım, havaalanında buluşuruz.”

Tyler aracını yeniden çalıştırdı. “Tamam.”

Fanny’le yaptığı konuşma aklını başından almıştı. Keşke bu iyi bir kendini kaybediş olsaydı. Ne yazık ki berbat farkındalıklar yaşamıştı. Fanny’nin o katı tavırları Tyler’a mı özeldi acaba? Belki de genç kızın hayatında biri vardı, tamam bu ihtimal gerçek dışıydı, erkek arkadaşı olsaydı bu gün ki davette tanışırdı ama belki de hoşlandığı biri vardı. Olabilirdi. Keşke olmasaydı…

Tyler direksiyona sert bir yumruk attı. Araç hafifçe yalpalayınca sakinleşmeye zorladı kendini.

Aşk tehlikeli bir duyguydu. Hatta duyguların içinde en zararlı olanıydı. Tyler yıllardır yaptığı gibi şimdide o kahrolası zırvalıktan uzak duracaktı. Bu ne kadar zor olabilirdi ki?

Belki Fanny’i eskisi kadar az görecek olsaydı sorun olmayabilirdi ama şimdi Helen sayesinde sık sık görüşeceklerini biliyordu. Hem de sevgili olarak… “Ah,” dedi Tyler sinirle. “Bayan Fanny’nin de belirttiği gibi; sahte sevgili!”

O kelimeyi güzelim cümlenin içine koymak zorundaydı sanki… Sinir bozucu, asi ve fazla güzel olan kız Tyler’ın ezberini bozuyordu. Genç adamın bütün atıp tutmaları, Eric’e yaptığı büyük konuşmalar tuz buz olup uçmuştu sanki.

Tyler bu konuda kafasını daha fazla yormamaya karar verdi. Düşünmesi gereken bir kitabı vardı. Ah, evet bir kitabı vardı ve genç adam bu gün yaşadıklarının her ayrıntısını zihninde canlı tutmak zorundaydı! Kitabına kattığı kurgunun ve duyguların haricinde gerçekleri de yansıtmalıydı. Yanından eksik etmediği ajandası arka koltuktaydı. Eric’i uğurladıktan sonra sessiz bir yere gidip günlük notlarını tutabilirdi…

BEĞENMENİZ DİLEĞİYLE...