6 Haziran 2018 Çarşamba

JULIA QUINN!





ÇOK sevdiğim bir diğer yazar olan JULIA QUINN ve kitaplarından kısaca söz etmek istiyorum sizlere.

Julia Quinn 1970 doğumlu ABD’li Best Seller aşk romanı yazarıdır. Yazarın harika yazım kabiliyeti onu diğer bir çok aşk romanı yazarından ayırmış, kitapları defalarca New York Times gazetesinin ‘en çok satan kitaplar’ listesine girmiştir.


Tanıtımını yapacağım ilk seri; BRIDGERTONS SERİSİ olacak.

Sırasıyla seri kitapları;


1) Yüreğe Söz Geçmiyor  (Daphne – Simon)



2) En Çok Beni Sev  (Kate – Anthony)



3) Son Söz Aşkın (Sophie – Benedict)



4) Rüyalar Gerçek Olsa  (Penelope – Colin)



5) Sonsuz Sevgilerimle (Eloise – Phillip)



6) Sana Muhtacım (Francesca – Michael)




7) Öpüşünde Saklı (Hyacinth – Gareth)




8) Biz Evleniyoruz (Lucy – Gregory)


              

Bridgertons serisi 8 kitaptan oluşmaktadır. Bilgilenmeniz için serinin arka kapak yazılarını yukarıda sizlerle paylaştım...

Yazarın diğer kitapları;


WYNDHAM SERİSİ;

1) KAYIP DÜK



2) HAYAL ETMEDİĞİN KADAR





Smythe-Smith Quartet Serisi;

4 KİTAPTAN OLUŞMAKTADIR;

1) CENNET GİBİ

KONUSU,

Bazen yalnızca arkadaş olmak yetmez, âşık da olursun.


Honoria Smythe-Smith:



A) Berbat keman çalıyor
B) Çocukken ona takılan 'Böcek' isminden dolayı hâlâ kırgın
C) Ağabeyinin en iyi arkadaşına KESİNLİKLE âşık değil
D) Hepsi



Marcus Holroyd:



A) Chatteris Kontu
B) Üzücü şekilde ayağını burkmaya eğilimli
C) En iyi arkadaşının kız kardeşine KESİNLİKLE âşık değil
D) Hepsi



İkisi beraber:
A) Bolca çikolatalı pasta yiyorlar
B) Korkunç bir hastalığı ve dünyanın en kötü müzik gösterisini atlatıyorlar
C) Çaresizce birbirlerine âşık oluyorlar
D) Hepsi



Bu bir JULIA QUINN kitabı, bu yüzden cevapları biliyorsunuz değil mi?



2) BENİ ÖPTÜĞÜN GECE


KONUSU;

“Aşk böyle bir şey miydi? Başkasının acısı kendi acından daha mı çok yakardı canını?”

Anne Wynter belki de olduğunu söylediği kişi değildir…

Ama yine de soylu bir ailedeki üç genç hanımın mürebbiyesidir ve işini çok iyi yapmaktadır. Mesleğinin cilvesi gereği bir gece kendini geleneksel Smythe-Smith müzikalinde piyano başında, daha sonra enstrümanlarla dolu bir odada saklanırken, ardından da Lord Winstead'in yüzündeki yaralara eğilip bakarken bulur. Lord Winstead, uzun süredir erkeklerden uzak durmayı başaran Anne'i yıllar sonra gerçekten etkileyen ilk erkektir. Duygular işin içine girdiğinde genç kadın için zor günler başlar ve bir mürebbiye olarak, soylu bir erkekle birlikte olamayacağını kendine hatırlatması giderek imkansız hale gelir…

Daniel Smythe-Smith ölümcül bir tehlikeyle yüz yüze olabilir…

Ama yine de bu durum onu aşık olmaktan alıkoyamaz. Ailesinin geleneksel müzikalinde piyano başındaki gizemli kadını gördüğü ilk an, sanki zaman durur ve genç adam, ne olursa olsun, Anne'in peşine düşmeye yemin eder. Fakat Daniel'ın, onu öldürmeye ant içmiş bir düşmanı vardır. Ve düşman, Anne'in hayatını bir kez tehlikeye attığında Daniel'ı durduracak hiçbir şey yoktur…



3) DUDAKLARIMDA ŞARKISIN


KONUSU;

New York TimesÇoksatan Yazarı Julia Quinn yeni romanıyla okuyucularını hem güldürecek hem de onların kalplerini sızlatacak.


Hugh bu kadının can sıkıcı şekilde ukala olduğunu düşünüyordu...



Hugh Prentice hazırcevap kadınlara karşı asla sabırlı değildi ve eğer Leydi Sarah Pleinsworth utangaç ya da mahcup kelimelerinden haberdarsa bile onları çoktan lugatından çıkarmıştı. 



Pervasız bir düello matematik dehası olan Hugh'u sakat bir bacağa mahkûm etmişti ve şimdi Sarah gibi bir kadınla evlenmeyi hayal etmesi şöyle dursun, ona kur bile yapamazdı.



Sarah bu adamın delinin teki olduğunu düşünüyordu…



Hugh'un yaptığı düello neredeyse Sarah'ın tüm ailesini mahvedeceği için onu asla affedemezdi ama Sarah'ın asıl tahammül edemediği onun kişiliğiydi. Ancak bu ikili bir haftayı yan yana geçirmek zorunda kaldıklarında, ilk izlenimlerin o kadar da güvenilir olmadığını keşfedeceklerdi.



Sonra ilk öpücük ikincisine, üçüncüsüne ve dördüncüsüne yol açarken, matematik dehası lord hesabını şaşıracak ve her zaman hazırcevap olan leydi belki de ilk defa kendini nutku tutulmuş halde bulacaktı.



4) The Secrets of Sir Richard Kenworthy
Not: Serideki 4. kitap henüz Türkçe’ye çevrilmemiştir.
DİĞER KİTAPLARI


BANA SEVDİĞİNİ SÖYLE




ŞAHANE BİR KADININ GİZLİ GÜNLÜĞÜ

Konusu:


Bayan Miranda Cheever, henüz on yaşındayken; “muhteşem güzelliğe” dair hiçbir iz taşımıyordu. Taa ki, yakışıklı ve gösterişli Vikont Turner, onun bir gün büyüyerek çok güzel bir kadın olacağını söyleyene dek.. İşte o zaman Miranda, bu adamı sonsuza dek seveceğini biliyordu…

Oysa ilerleyen yıllar Miranda için ne kadar kolay olduysa, Turner için o kadar da acımasız olmuş; önemli bir kaybın altında ezilmiş, yalnız ve acı çeken bir adama dönüşmüştü.

Fakat Miranda yıllar önce günlüğünün ilk sayfasına geçirdiği bu gerçeği asla unutmadı… Kaderi olan bu aşkın, parmaklarının arasından kayıp gitmesine izin vermeyecekti…




Yazarın Türk diline çevrilen kitaplarını yukarıda sizler için arka kapak yazılarıyla birlikte paylaştım. Belirttiğim sıralamaları takip ederseniz herhangi bir aksaklık yaşamadan kitapları okuyabilirsiniz. Çok beğeneceğinize eminim. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.





AYŞE KARASOY VAN



3 Temmuz 2016 Pazar

Pinokyo'nun Rüyası ve Gitme...

Güzel arkadaşım Selvi'nin diğer muhteşem romanları; PİNOKYO'NUN RÜYASI ve GİTME...

Okumanızı yürekten tavsiye ediyorum...





SEN! BİR SELVİ ATICI ROMANI...





    Yine bir Selvi Atıcı romanı, yine harika kurgu ve karakterlerin birleşimi; SEN...

    Süheyla; "SEN" romanının başrol bayan kahramanı. Canından çok sevdiği kardeşinin çelişkili ölümüyle sarsılmış ve zihnini kemiren bu bulmacayı çözmek için ant içmiş, bu uğurda her türlü tehlikeye atılmaktan çekinmemiş bir kadın o. 

    Bir gün hayat Süheyla'ya güzel bir sürpriz yapıyor ve Demir'le kaderlerini birleştiriyor. İki karakterde aralarındaki çekimle mücadele etmeye çalışsalarda sonunda aşk kazanıyor ve Süheyla acı bulmacasını Demir'le birlikte çözüyor. 

    Selvi yine okuyucuyu içine çeken, sürükleyici, muhteşem bir romana daha imza attı. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim...  ,

DEJA-VU; 39.BÖLÜM

          Kulakları uğulduyordu… Zihni her zamankinden daha yavaş çalışıyor, sıkça övündüğü hızlı anlama yetisi, en çok ihtiyaç duyduğu anda onu terk etmiş gibi görünüyordu. Genç adamın gözlerinin yeşil derinliklerinde boğulurken, kurtulmak, aklına gelen en son düşünce bile değildi. Aksine, daha da dibe dalmak, tutuklusu olduğu bu bakışlarda kaybolmak istiyordu. Saniyeler geçtikçe beklentiler artıyordu. Bir şeyler söylemesi gerektiğinin farkındaydı. Eğer boğazına pusu kuran yoğun duyguları yutkunabilseydi bunu yapacaktı. Gözlerinin önünden sevdiklerini kaybettiği günler ve o günlerin ruhunda bıraktığı derin yaraların acılarından kıvrandığı anlar geçti. Uykusuzluktan bilincini yitirdiği zamanlar, aldığı ilaçların zihnini uyuşturması ama acılarına çare olamayışı geçti. Boşluğa diktiği gözlerini uyuyabilmek için kırpamadığı anları hatırladı. Ayakları içgüdüsel olarak geriye doğru hareketlendi. Yeşil gözlerdeki çırpınışı şiddetlendi. Tüm duyuları kaçmak için hareketlendi ancak genç adamın tek bir sözü, güneş misali içindeki fırtınanın üzerine doğuverdi.

     “Gitme…”

  Boğazından bir hıçkırık koptu. Engelleyemediği bir dışa vurum, büyük bir titizlikle sakladığı duygularına aralanan kapının habercisiydi bu hıçkırık. Çoktandır bu anı bekliyormuş gibi hazırda bekleyen duygu istilasını engellemek için, elini ağzına kapattı. 

    Eğer Tyler onu kollarının arasına almasaydı, kontrolünü yeniden kazanabilirdi. En azından kız, öyle düşünmek istiyordu. Adamın erkeksi kokusunu içine çekerken burnunu ceketinin yakasına gömdü. Omuzlarını sarsan hıçkırıklar, genç adamın sıkı tutuşu sayesinde onu yere yıkamıyordu. Ağladı. Geçmiş için, hayat, masum kalbini erkenden yaşlandırdığı için ağladı. Kaybettiği ve bir daha geri kazanamayacağından korktuğu hayalleri için ağladı. Şu anda kollarında olduğu adama karşı hissettiği derin hislerden kaçmak ve tam aksine, onu hiç bırakmamak arasında bocalamaktan yorulduğu için ağladı. Belki de hep ermek istediği kurtuluşa yakılan bir ışık gördüğü için, karanlıktan kurtulduğu için, ışığın şifa verici nuruyla yıkandığı için ağladı. Her şey için, dakikalarca, hiç susmayacakmış gibi ağladı... 

      Tüm bu süre zarfında, sırtını sıvazlayan ve sessizliğiyle onu sarmalayan adama sıkıca sarıldı. Aydınlık hep böylesine gösterişli miydi, yoksa kız, uzun süre karanlıkta yaşadığı için mi gözleri böylesine kamaşmıştı? Artık önemi yoktu, nedeni ne olursa olsun, hayatın renklerini, boğucu hiçliğe tercih ederdi…

    Tyler, kollarında tuttuğu hazineyi kaybetmekten ölesiye korkuyordu. Kızın, ağlamaya ihtiyacı olduğunun farkındaydı. Acı hıçkırıkları yüreğini dağlasa da, onu saran kollarını bir an bile gevşetmedi. Bekledi. Onu, ilk gördüğü andan bu güne dek hep beklemişti. Belki de hayatı boyunca beklediğiydi kollarının arasında ki mucize. Farkında olmadan aradığıydı… Gelecek, şu an, yağmur sonrası pencerelere konuk olan buğu misali belirsiz ve kırılgan olsa da, genç adamın emin olduğu tek bir şey vardı; Fanny, beklemeye değerdi…


    “Aman Tanrım, ben…”

“Şşş… İstediğin kadar ağlayabilirsin.”

Genç kız, adamın sesindeki rahatlatıcı tınıdan mest oldu. Kendini onun kollarına bırakmak, yaşamın hiçbir yükünü omuzlamadan umarsız tavırlarda bulunmak, hayat yolunda onunla beraber ilerlemek ne kadar da kolay ve muazzam görünüyordu. Başını gömdüğü güvenli limandan ayırdı, yukarı doğru, genç adamın gözlerinin içine baktı. Henüz ondan uzaklaşmaya hazır değildi.

Bakışlarını cesaretle karşılayan Tyler’ın dudaklarında çapkın ve çocuksu bir gülümseme belirdi. Bu, dayanılmaz bir birleşimdi. “Burnun kızarmış,” dedi keyifle.

Fanny kıkırdadı. Onca gözyaşından sonra gülebildiğine inanamıyordu. Şu anda zamanı durdurabilmeyi her şeyden çok isterdi. Geçmişten ve gelecekten soyutlanarak, kendilerine ait bir zaman kozasının içinde, bu adamla birlikte yaşayabilirdi, hatta daha ileri gidip, onunla birlikte yaşlanabilirdi. Tabii hayat bir peri masalı olsaydı…

İstemeye istemeye ellerini ve bedenini genç adamdan uzaklaştırdı. Aklı onda takılı kalsa da fiziken aralarına mesafe koymak, sağlıklı düşünme yetisini yeniden kazanması için gerekliydi. Genç adamın yüzünde oluşan ifadeden kendisiyle aynı düşünceleri paylaşmadığını anlayabiliyordu. İçinden yükselen sevinç dalgasını hoyratça bastırdı.

“Be… ben ne diyeceğimi bilemiyorum.” Ah! Ne aptalca bir yanıttı. Tyler’ın gözlerindeki bakış, şimdi temkinli bir hale bürünmüştü. Yüzündeyse gülümser hiçbir ifade kalmamıştı. 

“Anlıyorum,” dedi adam. Yanağında atan damar dışında gayet sakin görünüyordu.

“Hayır, anlamıyorsun. Ben… Çok ani oldu, beklemiyordum.” Fanny konuştukça Tyler uzaklaşıyordu sanki. Genç kız çaresizce doğru kelimeleri bulmaya çalıştı. Böyle bir durumda ne söylenirdi ki? Eğer duygular karşılıklıysa, söylenecek söz belliydi aslında. Ben de seni seviyorum… Lanet olası bazı kelimelerin bu kadar büyük bir güce sahip olması espri anlayışı olmayan insanlara bir ders niteliğindeydi adeta. Hayat, geleceğimizi bazen iki üç kelimenin, bazen de tek bir suskunluğun ellerine bırakacak kadar güvenilmezdi. Peki, Fanny, bir kez olsun körü körüne güvenmeyi deneyebilir miydi? Hayata ve karşısında tüm gerçekliğiyle dikilen bu adama. 

27 yaşındaydı. Hiç âşık olmamıştı. Hayatı yarım yamalak yaşamış sayılırdı. Şimdi Tyler’a karşı hissettiklerini yok sayar ya da reddederse ilk başta kendisi, benliğini affedemezdi. Bu kafa karışıklığına bir son vermeliydi. Hem de en doğru biçimde.

“Ağırdan alsak olmaz mı?” En iyi soru değildi belki ama en azından güven yolunda atılan bir adımdı.

“Ne demek istiyorsun?”

“Yani, önce birbirimizi daha iyi tanımaya çalışsak.”

“Çıkmak gibi mi?”

Fanny gülümsedi. “Evet. Çıkmak gibi.”

“Fanny…” Genç adam duraksadı. Aldığı derin solukla omuzları yorgunca inip kalktı. “Belki de bu konuşmayı unutmalısın. Seni zorlamak istemiyorum. Duygularımın incineceğini düşünerek benimle bir ilişkiye başlayamazsın.”

“Biliyor musun? Her seferinde beni sinirlendirecek bir şeyler söylemeyi başarıyorsun!”

     “Öyle mi?”

   “Evet. Sadece çıkma teklifimi kabul edemez misin?”

  Tyler gülümsedi. “Teknik olarak, bunu benim teklif ettiğimi sanıyordum.”

   “Hayır. Ben teklif ediyorum. Benimle çıkar mısın?”

   “Pekâlâ, güzel kadın. Çıkma teklifini kabul ediyorum.”

   “Gördün mü? O kadar da zor değilmiş.”

Genç adam gülümsedi. Aralarında derin ve anlamlı bir sessizlik oluştu. “Artık seni her istediğimde öpebilirim, biliyorsun değil mi?”

Fanny’nin boğazından hıçkırıkla karışık bir kahkaha çıktı. “Sen öyle san!”

“Öyle sanıyorum.” Tyler, ardından tam da az önce söylediğini yapmaya koyuldu. Fanny ise dudakları işgal altındayken, dile döktüğü kadar isteksiz değildi. Aksine, her hangi bir reddediş belirtisi göstermeden genç adama karışılık verdi. 

Ay ışığı iki gencin tepelerinde mucizevî huzmeler oluştururken ve yeryüzünün kulak tırmalayan gürültüsünden uzakta, doğanın eşsiz şarkılarıyla mest olurlarken, kalpleri de dudaklarıyla beraber birbirine bağlandı. Kader, bir kez daha ağlarını ördü, yeni bir aşk hikâyesi tüm mistik güzelliği ve zorluklarıyla beraber iki kalbe de yerleşti. Sonsuzluğun tekinsiz ve güzel sokaklarına mutlulukla, ilk adımlarını attılar…

******


Parmaklarını yıpranmış fotoğrafın yüzeyinde gezdirdi. Samimiyetle gülümseyen yüzün üzerine geldiğinde, eli hareket etmeyi bıraktı. Dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Boğazından güçlü bir kahkaha çıktı. Artık onu takdir edecek birisi vardı. Planladıklarını hayata geçirmek için daha fazla beklemesine gerek yoktu. Yeniden sahneye çıkacak, oyununu büyük bir başarıyla icra edecekti. Yetenekleri ayakta alkışlanacaktı. O, en önde kendisini izliyor olacaktı. Artık yalnız değildi, değildi… 

Bir kahkaha daha attı. Tiz ses, boş odada dolandıktan sonra kulaklarında hoş bir Arya gibi çınladı. Bir anda ayağa fırlayıp deli gibi dönmeye başladı. Ellerini havaya kaldırarak haykırdı.

 “Perde açılsın!” 


******


“Artık dönmeliyim. Bizimkiler meraktan delirmiş olmalılar.”

Tyler, başı omzunda dayalı duran kızın mırıltısıyla gözlerini açınca, binlerce yıldız, onay verir gibi genç adama göz kırptı. Saatlerdir konuşuyorlardı. Bir noktadan sonra ayakta durmaktan yorulmuş ve genç adamın ceketinin üzerine, yere uzanmışlardı. Havanın serin olmaması şanslarınaydı. Yoksa Fanny üzerinde ki ince kıyafet yüzünden donma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirdi. 

Genç adam, başının altındaki kolunu çekip saate baktı. Tek kolu, yanındaki güzelliğe sarılı haldeydi. Saat gece yarısı 2’yi biraz geçiyordu. “Sanırım haklısın,” diye fısıldadı. “Ancak seni bırakmaya henüz hazır değilim. Yarım saat daha kalalım. Sonra döneriz.” 

“Pekâlâ, sadece yarım saat ama.”

Tyler gülümsedi. “Patronluk taslamayı seviyorsun değil mi?”

Genç kız, dirseğini büyük bir başarıyla genç adamın boşluğuna sapladı. Tyler inledi. Fanny başını omzundan kaldırmış ışıldayan gözlerle kendisine bakıyordu. “Siz erkeklerin biz kadınlar hakkında yanlış bildiği bir sürü bilgi var.”

Tyler meraklanmıştı. “Beni aydınlatacağını umuyorum.”

“Elbette, bunu büyük bir memnuniyetle yapacağım.” Tyler, Fanny’nin yüzüne musallat olan saçları büyük bir özenle kulağının arkasına sıkıştırdı. Genç kız gülümsedi. Avuçlarını Tyler’ın göğsüne yasladığı için kalp atışlarının hızlandığını fark etmiş olmalıydı. Genç adam beklemeye devam etti, Fanny söze başladığında kelimeler dudaklarının arasından melodik bir tınıda çıkıyordu. “Biz kadınlar,” dedi bilmiş bir edayla. “İlişkilerde otorite kuran taraf olmak istemeyiz.”

Genç adam, Fanny konuştukça daha da keyifleniyordu. “Gerçekten mi?” diye sordu. 

Fanny gözlerini devirdi. “Elbette. Bir kere bu yaradılışımıza aykırı. Her neyse seni böyle bilgilerle sıkmak istemiyorum. Demek istediğim; bir ilişkide kadınla erkeğin nerede durmaları gerektiğini bilmeleri ve buna uygun davranmaları şarttır!”

“Ups! Öyleyse benim şimdi sana, canım her na halt çekiyorsa onu yapacağımı söylemem ve seni şu anda eve göndermek istemediğim için, dizlerini kırıp yanımda kalmanı sağlamam en doğrusu olacak sanırım.”

“Ve kadınla erkeğin anlama kapasitelerindeki farkı, bir kere daha, çok net bir biçimde ortaya koyduğunuz için teşekkürler bayım!”

 “Rica ederim hanımefendi.”

“Tyler!”

“Canım?”

“Bilerek mi hödüklük yapıyorsun?”

“Genelde evet.”

Fanny kıkırdadı. Tyler, şu an kendini, yaşamı boyunca hiç olmadığı kadar mutlu ve hayat dolu hissediyordu. Evet, Fanny’den tam olarak sevgisinin karşılığını alamamış olabilirdi, ancak ikisi de çoktan birbirlerine doğru yol almaya başlamışlardı. Genç adam, şimdilik bu ufak adımlarla yetinecekti. Sonrası içinse tek ümidi, Fanny’nin de onu sevmesi olabilirdi, aksi olduğu takdirde Tyler kalbinin bu hüznü kaldırabileceğini sanmıyordu... 



Gece, tüm sessizliğiyle, yerde birlikte yatan çifti sarmalamıştı. Tyler, hafif bir titremeyle gözlerini araladı. Bir süre şaşkınlıkla başının üzerinde salınan karaağaçın yapraklarına baktı. Yanıbaşından derin bir soluk sesi gelince başını biraz çevirdi. Fanny? “Ah! Lanet olsun!” Sessizce küfretti. Uyuyakalmış olmalıydılar. Kolunu kaldırıp saate baktı. 4.30, Fanny, bu durumdan hiç memnun olmayacaktı. Usulca doğrularak Fanny’e sarılı olan kolunu dikkatlice geri çekti. Bir süre, ay ışığının nuruyla yıkanan kızın yüzünü inceledi. Şu anda göremese de eşsiz bir mavilikte olduğunu bildiği gözler, kusursuz bir burun, dolgun dudaklar ve biçimli, küçük bir çene… Tam bir mükemmeliyet portresiydi. Ancak dış görünüşü böylesine çarpıcı olmasaydı da, Tyler yine onu severdi. Genç adam, artık, kadınları sadece dış görünüşleriyle değerlendirdiği günleri geride bırakmıştı. Fanny’nin konuşması, bakışları, bazen susuşu ve daha bir sürü şahane özelliğiydi Tyler’ı büyüleyen. Tabii, bunların yanında, güzelliği, Tanrı’nın ona bahşettiği bir başka armağandı.

Kızın ürperdiğini hissedince “Fanny?” diye fısıldadı. Önce kaşlarını çatan kız ardından homurdanarak gözlerini araladı. “Beni rahat bırak Marco! Tam da harika bir rüya görüyorken…”

Tyler’ın içini bir umut dalgası kapladı. Fanny, onun, harika bir rüya olduğunu düşünüyordu! “Uyan Fanny,” dedi bir kez daha. Genç kız bu defa gözlerini tamamen açtı. Şimdi çok daha bilinçli görünüyordu. “Tyler? Ama sen…”

“Evet benim. Artık gitmemiz gerek.”

“Ah! Sakın bana uyuyakaldığımızı söyleme.” Kız hızla yerinde doğruldu. Tyler ayağa kalktıktan sonra elini uzatıp Fanny’nin de kalkmasına yardımcı oldu. Ceketini yerden aldıktan sonra kızı arabaya yönlendirdi. Sonra çabucak kendisi de şoför koltuğuna geçti. Anahtarı kontağa takıp aracı çalıştırdı.

“Evet, uyuyakalmışız.” Nihayet kızı yanıtlayabilmişti. Motor biraz ısınınca geri geri ormanlık yoldan çıktı. Ana yola ulaşana kadar ikisi de tek kelime etmediler. Genç adam kızın paniğini hissedebiliyordu. “Endişelenme,” diye fısıldadı. “Gerekirse babanla ben konuşurum.”

“Ona ne söyleyeceksin? Beni kaçırdığını ve sonra birlikte uyuyakaldığımızı mı?”

Tyler boğazını temizledi. “Kafedeyken oda oradaydı, yani seni kaçırdığımı biliyor olmalı. Cep telefonumda da her hangi bir aranma kaydı yok, demek ki sandığın kadar endişelenmemiş, ya da bana güveniyor.” 

Fanny omzunu silkti. “Bunu gidince öğreneceğiz.”

Tyler, büyük evin bahçesine arabayı park ettiğinde, Fanny’nin tedirgin gözlerle güvenlik görevlisine baktığını hissetti. Dişlerini sıkarak kendini sakinleşmeye zorladı. Genç kız arabadan inmeye kalktığında, ona engel olmadı, kendisi de araçtan çıkarak Fanny’nin yanına yaklaştı. Ellerini avuçlarına alarak kızı, gözlerinin içine bakmaya zorladı. “Biz yanlış bir şey yapmadık,” dedi üzerine basa basa. “Ayrıca ikimiz de yetişkiniz. Lütfen bu kadar endişelenmeyi bırakır mısın?”

“Biliyorum. Haklısın. Ben sadece onları merakta bıraktığım için üzülüyorum.”

“Öyleyse gerçekten seninle birlikte içerir girer ve kayıp olduğun tüm bu zaman zarfında, seni zorla alıkoyduğumu söylerim.”

Fanny’nin dudakları kıvrıldı. Gözlerinde yaramaz parıltılar dolaşmaya başlamıştı. “Bence bunu yapmak istemezsin,” diye fısıldadı. 

Tyler, bir adım daha atarak kıza iyice yaklaştı. Şimdi solukları birbirine karışıyordu. “Neden?” diye sordu. Kızın ani heyecanına kapılıvermişti. Aralarındaki atmosferin bu kadar sık değişime uğraması, genç adamı büyülüyordu. Fanny’le, hayatı boyunca sıkılmayacağını biliyordu. Tek dileği; kendisinin de Fanny’e yeterli gelebilmesiydi. Her açıdan.

“Babam uzun yıllar boyunca boks yaptı ve bu işte oldukça iyidir.”

Tyler sırıttı. Dudakları geriye doğru çekilince mükemmel dişleri ortaya çıktı. “Demek ki babanla ilk ortak noktamızı bulduk.”

Fanny’nin gözleri şaşkınlıkla irileşti. “Şaka yapıyorsun!” diye soludu.

“Hayır güzelim. Yapmıyorum.”

Genç kız, Tyler’dan uzaklaşarak geri geri yürümeye başladı. Başını inanamazmış gibi sağa sola sallıyordu. “Gitsen iyi olur,” diye seslendi Tyler’a. “Seni sonra ararım.”

Tyler, kızın sesindeki keyiften mest oluyordu. “Arasan iyi edersin!” diye bağırdı iyice uzaklaşan Fanny’e. “Yoksa ikinci bir kaçırma girişiminde bulunmak zorunda kalacağım.”


******


Ayakkabılarını eline alarak kapıyı yavaşça kapattı. Her yer zifiri karanlıktı. Evin belli bölgelerinde yanan gece lambaları, kızın bulunduğu yere ışık vermiyordu. Kalbinin heyecanlı çarpıntısı yüzünden nefes nefeseydi. Keşke bu heyecanı, babasına vereceği hesap yüzünden duyuyor olsaydı. Oysa Tyler’ın yanındayken kalbinin ritimlerine söz dinletemiyordu. Geçirdiği muhteşem vakitlerin analizini yapabilmesi için bir an önce kendiyle baş başa kalmalıydı. 

Asansöre girerek kapısını usulca kapattı. Büyük bir sessizlikle odasının bulunduğu koridora kısa sürede ulaştı. Marco’nun odasının önünden geçerken nefesini tuttu. Tanrım, kendini 15 yaşında ilk kez eve geç gelmiş bir genç kız gibi hissediyordu. Tyler’ı, ona bunları yaşattığı için öldürebilirdi, ya da öpebilirdi. Ah, kafası karışıktı…

Kendi odasına girdiğinde büyük bir hızla üzerindeki elbiseden kurtuldu. Işığı açtığında, kafede bırakmak zorunda kaldığı ceketinin ve çantasının çalışma masasının üzerinde olduğunu gördü. Tyler’ın onu apar topar kafeden çıkarışını hatırlayınca yanakları utançla kızardı. Banyoya yönelerek makyajını temizledi. Saçları karmakarışıktı ancak onlarla ilgilenemeyecek kadar yorgundu. Yüzünü soğuk suyla bir iki kez yıkadıktan sonra, eşofmanlarını giyip, yatmak üzere odasına döndü…  

Uyumak istiyordu. Yatağın içinde bir kez daha dönerek, elini her zaman yaptığı gibi yanağının altına sıkıştırdı. Tyler’la kısa süreliğine de olsa uyuduğu için, yorgun olmasına rağmen gözleri kapanmıyordu şimdi. Homurdandı. Sabah kalktığında, gözaltlarında kocaman morluklar olacaktı ve şimdiden ailesinin kendisiyle nasıl dalga geçeceğini biliyordu.
Seni seviyorum… Bu sözler sürekli beyninin içinde dönüyor ve kalbine yolladıkları ısıyla, kızın yatakta sağa sola dönmesine neden oluyorlardı. Fanny, genç adamın kollarında hissettiği sıcaklığı tekrar tadabilmek için yanında duran yastığı kucağına alıp sıkıca sarıldı. Ne yazık ki aynı duyguları hissedememişti. Ah, çok garipti. Her hissi, her düşüncesi kıza şaşkınlık veriyordu. Karmakarışıktı. Âşk dedikleri, böyle bir şey miydi? Ama o âşık değil di ki…

Artık daha yüksek sesle homurdanıyordu. Saatlerce yatağın içinde dönüp durduktan sonra, sabaha karşı bilincini yitirdi ve uykuya daldı. Hala, kucağına aldığı yastığa sarılı haldeydi…



UZUN bir aranın ardından yeni bölümle sizlerleyim... Keyifli okumalar...

14 Temmuz 2015 Salı

DEJA-VU; 38. BÖLÜM

Genç adam, arabasının kapısını kapattı. Meraklı gözlerle etrafı süzerken, gömleğinin yakasını elleriyle kontrol etti. Hafif bir müzik kulağına çalınıyor, gecenin karanlığına inat, iki tarafa yerleştirilen led ışıkları, küçük kaldırım taşlarını aydınlatıyordu. Adam, uzun adımlarla şık bir yol oluşturan aydınlığı takip etti. Adımları hızlandıkça karşısındaki yapı netleşiyor, kalabalığın oluşturduğu uğultu daha anlamlı kelimelere bürünüyordu. Kapıya yaklaşınca derin bir soluk aldı. Her şey yolunda gidecekti, buna yürekten inanmasaydı eğer, şu anda burada olmazdı. Kapıyı itikleyerek açtı, içeri birisinin girdiğinin habercisi olan tepesindeki çanın çaldığını, kendisinden başka duyan olmadı. Şık giyimli insanlar, o sırada çok daha ilgi çekici görünen yemek masalarına odaklanmışlardı. Etrafta zarifçe koşturan garson kızların telaşı, arada tabaklara çarpan çatal bıçak seslerine karışıyordu.

Genç adam usulca kalabalığa yaklaştı. Tanıdık bir yüz görme umuduyla bakışlarını kafenin içinde gezdirdi, o sırada mor bir elbisenin uçuşan eteği gözüne takıldı. Bu, saniyelik bir görüntüydü ancak, Tyler, aradığını bulmuştu. Bütün dikkatini mor elbiseye vererek kafenin köşesindeki küçük kapıya ulaştı. Burası servis mutfağı olmalıydı. Genç adam kapı aniden açılınca biraz gerilemek zorunda kaldı. Garson kız elindeki servis tepsisiyle kala kalmıştı. “Lavaboyu mu arıyordunuz efendim?”

“Hayır,” dedi Tyler. “Mor elbiseli bir kadını arıyorum.”

Genç kızın yanakları kızardı, gözleri usulca hala açık duran kapıdan içeri kaydı. “Aradığınız kişi, Bayan Fanny mi?”

“Ta kendisi. Bakışlarınızdan onun içeride olduğu sonucunu çıkardım. Yanılmıyorum değil mi?”

“Ha… hayır efendim. Yanılmıyorsunuz. Kendisi içeride.”

Tyler, kızın kenara çekilmesinin hemen akabinde hızla içeri süzüldü. Tezgâhın başında tabakları süslemekte olan çalışanların şaşkın bakışları arasında mutfağın sessiz, karanlık köşelerine doğru ilerledi ve sonunda onu gördü. Uzun dalgalı saçları asi bir nehir gibi omuzlarından aşağı dökülüyor, dudaklarında ki kırmızı ruj, loş ışıkta kışkırtıcı derecede cazip görünüyordu. Elbisesinin uzun etekleri bacaklarını köpüklü dalgalar misali sarmalamıştı. Karşısındaki kıza alçak sesle bir şeyler mırıldanıyor, aynı zamanda da tüm içtenliğiyle gülümsüyordu. Tyler, boğazına yapışıp kalan yumruyu yutkunarak gidermeye çalıştı. Tanrım, bu kıza hissettiği duygular daha ne kadar derinleşebilirdi?

Genç kız, bakışlarını aniden genç adamın gözlerine dikince, Tyler bu konuda daha fazla düşünmek zorunda kalmadı. Fanny’nin dudakları önce şaşkınlıkla aralandı ardından saklayamadığı bir keyifle hafifçe büzüldü. Konuştuğu kızıl saçlı kızla kısaca vedalaşıp ağır adımlarla genç adama yaklaştı.

“Burada ne arıyorsun?”

“Seni.”

“Beni mi? Beni neden arıyorsun?”

Genç adam bir iki adımda kızla arasındaki dayanılmaz bulduğu mesafeyi kapattı. Genç kızın eline sıkıca yapışarak geldiği yöne doğru yürümeye başladı. Fanny’nin parmakları kendi avcunun içinde küçücük kalmıştı. Ancak kız, ufak tefekliğinden beklenmeyecek biçimde kuvvetliydi. Genç adamın mengene misali kavradığı parmaklarını geri çekmeye çalışırken, topuklu ayakkabıların üzerinde, yürümekle koşmak arasında bir hızla ilerlemeye çabalıyordu.

“Ne yaptığını sanıyorsun?” Kızın tıslaması öfke ve heyecan doluydu.

Genç adam kısık sesle güldü. “Seni kaçırıyorum.”

“Bence sen beni değil aklını kaçırıyorsun. Hemen bırak elimi!”

“Üzgünüm ama bu artık mümkün değil.”

İkili, kalabalığın arasına büyük bir telaşla daldığında ortamdaki uğultu aniden kesildi. Herkes, pür dikkat önlerinden geçen absürt çifte odaklanmıştı. Genç kız, insanların bakışlarını görünce rahatsız olmuştu anlaşılan, çünkü artık Tyler’ın elinden kurtulmak yerine onu sıkı sıkıya kavrıyordu. Genç adam, kızın korkusundan korkunç bir bencillikle beslendiğini hissetti. Tutuşunu daha da sıkılaştırarak Fanny’i kafenin kapısından dışarı sürükledi.

“Tyler!”

“Canım?”

Canım mı? Sen sarhoş musun? Ya da daha kötüsü, beni biriyle mi karıştırıyorsun?”

Genç adam, yeniden derinden gelen bir sesle güldü. Kızı arabasının yanına çekerek kapıyı açtı. Fanny’nin itirazlarına kulaklarını tamamen tıkayarak onu arabanın ön koltuğuna doğru adeta fırlattı. Genç kız oturduğu yerde toparlanmaya ve elbisesinin dekoltesini kapatmaya çalışıyordu. Tyler, ıslıkla keyifli bir İskoç ezgisi tuttururken şoför mahaline geçti.

Fanny’den yayılan buram buram öfke ve egzotik parfüm kokusu burnuna doldu ve tüm duyularını harekete geçirdi. Genç adam arabanın içindeki aydınlatmanın düğmesine bastıktan sonra yanındaki güzelliğe döndü.

“Merhaba.”

Genç kızın dolgun dudakları açıldı, ardından yavaşça kapandı. Ne diyeceğini bilemiyormuş gibi görünüyordu. Tabii çok kızgın olduğu için, dili tutulmuşta olabilirdi, genç adam ikinci olasılığı büyük bir keyifle zihninden kapı dışarı etti.

Bir kez daha denedi. Kızdan ufakta olsa bir tepki almak için çıldırıyordu. “Büyüleyici görünüyorsun.”

Sözleri baruta çakılan bir kibritten farksızdı. İçten içe bunun bilincinde olsa da, genç kızın dudaklarının arasından kayıp gelen küfre zihnen kendini hazırlaması mümkün değildi…

Arabanın içini saran mutlak sessizlik, genç adamın boğazını bir iki kez temizlemesiyle bozuldu. “Evet… Ihm, sanırım bu sözleri hak ettiğimi düşündün.”

Fanny’nin hiddeti bir nebze sönmüş gibi görünüyordu. Aslında genç kız düpedüz utanmıştı. Kucağında sıkıca birbirine kenetlediği için eklem yerlerinde beyazlıklar oluşan parmakları, onu fena halde ele veriyordu.

Tyler’ın dudakları istem dışı kıvrıldı. “Bu, seni biraz olsun rahatlattıysa eğer, yolumuza devam edelim.” Genç kızdan ses çıkmadı. Tyler kızın utangaç sessizliğini diğer özellikleri gibi dayanılmaz derecede çekici buldu. Dayanılmaz derecede çekici mi? Ah, yakında aşk şiirleri yazmaya başlarsa eğer, hiç şaşırmayacaktı…

Genç adam, gecenin karanlığında yol alırken arabanın hızını fazla yükseltmedi. Fanny’nin yanındaki varlığının tadını çıkarırken Paris’te onu özleyerek geçirdiği saatlerin sona ermesinden dolayı, derin bir de şükran duyuyordu.

Tyler direksiyonu tutan parmaklarının terden nemlendiğini fark etti. Lanet olsun! Heyecanını dizginleyemezse eğer, gece hiçte planladığı gibi bitmeyecekti. Arabanın hızını ani bir kararla arttırdı. Fanny’nin elleri emniyet kemerinin güvenliğine sığınmak istermiş gibi hafifçe yukarı kalktı.

Tyler ıssız bir ağaç kümesine doğru aracı yönlendirdi. Bir iki metre ilerledikten sonra gizli sığınağına ulaşmıştı. Uçurumun kenarına biraz yanaşarak kontağı kapattı. Araç içi ışıkları hala açıktı ve genç adam yanında ki kızın kahverengi dalgalar halinde omuzlarından aşağı dökülen saçlarının rengine büyülenerek bakıyordu.

“Seni buraya neden getirdiğimi merak ettiğini ve çok öfkeli olduğunu biliyorum. Ancak senden ilk olarak istediğim şey açık fikirli olman. Lütfen Fanny, hemen öfkelenme ve söyleyeceklerimi düşün.” Genç kız başını kaldırdı. Gözleri her zamankinden daha büyük ve… korkmuş görünüyordu.

“Hey,” diye mırıldandı Tyler ona doğru eğilerek. “Benden korkmuyorsun değil mi? Ne oldu benim tanıdığım öfkeli kıza?”

“Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor. Muhtemelen sinir komasına girmiştir!”

Tyler sırıttı. “İşte benim kızım.”

Fanny, derin bir soluk aldı. Kontrolünü yeniden kazanmaya çalışıyormuş gibi görünüyordu. Tyler beklerken endişelenmemeye çalıştı.

“Pekâlâ, “dedi kız çenesini biraz daha yukarı kaldırırken. “Seni dinliyorum Tyler.”

İşte başlıyoruz… “Önce araçtan inelim.”

Fanny, adamı şaşırtarak, sessizce itaat etti. Tyler, konuşmanın böyle sakin devam edebilmesi adına, içinden çaresizce yakardı. Arabanın ön tarafında buluştular. Ilık bir meltem yerde ki yaprakları havalandırıyor gökyüzündeki yıldızlar, yeryüzünün yapay parlaklığına inat, ulaşılmaz ve muhteşem görünüyorlardı. Genç adam Fanny’nin bakışlarının hayranlıkla ışıldadığını ve bulunduğu yeri profesyonel bir gözle taradığını fark etti.

“Beğendin mi?” diye sordu.

Genç kız omuzlarını kaldırdı, ardından yavaşça saldı. “Beğenilmeyecek gibi değil.”

Tyler, kızın beğenisinden hoşnut, tüm cesaretini kelimelerinde biriktirerek konuşmaya başladı. “Fanny, seni ilk gördüğüm anı hayatım boyunca unutmayacağım. Amerika’ya yeni gelmiştim. Dokuz yıl aradan sonra…”

Genç kız, dudaklarını kıpırdattı. Tyler, parmaklarını kızın dudaklarına bastırarak konuşma girişimini engelledi. “Lütfen dinle. Sadece dinle.” Fanny, başını usulca eğerek genç adama susmayı kabul ettiğine dair güvence verdi.

Genç adam, elini geri çekti. Kızın dudaklarının davetkâr ısısını parmaklarında hissediyordu hala. Sözlerine devam etti. “Karanlık olmasına rağmen arabalarımızın farlarından yüzünü ve kızgınlığını görebiliyordum. Güzelliğin başımı döndürmüştü. Yol yorgunluğundan direksiyon başında uyuya kaldığımı ve bir rüya olduğunu sanmıştım. O günden bu güne, hiç uyanmadığım ve uyanmak istemediğim bir rüyanın içindeyim Fanny. Bana ne yaptın bilmiyorum ama tılsımın beni esir aldı.”

Tyler, kızın hiç kıpırdamadığını hatta gözlerini bile kırpmadığını fark edince omuzlarına uzanıp genç kızı hafifçe sarstı. “Nefes al Fanny.”

Kız, zapt ettiği soluğunu hızla dışarı verdi. Genç adam ise ellerini kızın omuzlarından çekemiyordu bir türlü. Beynine üst üste komutlar vererek sonunda parmaklarını gevşetti ve son olarakta avuçlarını genç kızın omuz kemiklerinden yavaşça çekti. Fanny’nin gözleri kısılmış, dudakları sıkı sıkı kapanmıştı. Beyninden geçen düşüncelerin yoğunluğu bakışlarına yansımıştı. Öyle ki, Tyler, kızın düşüncelerinin şaşkınlık ve inanamamazlık arasında gidip geldiğini bile anlayabiliyordu. Genç kız, nihayet bir mırıltı çıkardı ağzından. “Yani…”


“Yani,” diye tekrarladı Tyler. Fanny’nin kelimeleri toparlamasını bekleyecek sabrı yoktu. Çok uzun zamandır bu anı düşlüyordu. “Seni seviyorum.”


KEYİFLE OKUMANIZI DİLERİM...