14 Temmuz 2015 Salı

DEJA-VU; 38. BÖLÜM

Genç adam, arabasının kapısını kapattı. Meraklı gözlerle etrafı süzerken, gömleğinin yakasını elleriyle kontrol etti. Hafif bir müzik kulağına çalınıyor, gecenin karanlığına inat, iki tarafa yerleştirilen led ışıkları, küçük kaldırım taşlarını aydınlatıyordu. Adam, uzun adımlarla şık bir yol oluşturan aydınlığı takip etti. Adımları hızlandıkça karşısındaki yapı netleşiyor, kalabalığın oluşturduğu uğultu daha anlamlı kelimelere bürünüyordu. Kapıya yaklaşınca derin bir soluk aldı. Her şey yolunda gidecekti, buna yürekten inanmasaydı eğer, şu anda burada olmazdı. Kapıyı itikleyerek açtı, içeri birisinin girdiğinin habercisi olan tepesindeki çanın çaldığını, kendisinden başka duyan olmadı. Şık giyimli insanlar, o sırada çok daha ilgi çekici görünen yemek masalarına odaklanmışlardı. Etrafta zarifçe koşturan garson kızların telaşı, arada tabaklara çarpan çatal bıçak seslerine karışıyordu.

Genç adam usulca kalabalığa yaklaştı. Tanıdık bir yüz görme umuduyla bakışlarını kafenin içinde gezdirdi, o sırada mor bir elbisenin uçuşan eteği gözüne takıldı. Bu, saniyelik bir görüntüydü ancak, Tyler, aradığını bulmuştu. Bütün dikkatini mor elbiseye vererek kafenin köşesindeki küçük kapıya ulaştı. Burası servis mutfağı olmalıydı. Genç adam kapı aniden açılınca biraz gerilemek zorunda kaldı. Garson kız elindeki servis tepsisiyle kala kalmıştı. “Lavaboyu mu arıyordunuz efendim?”

“Hayır,” dedi Tyler. “Mor elbiseli bir kadını arıyorum.”

Genç kızın yanakları kızardı, gözleri usulca hala açık duran kapıdan içeri kaydı. “Aradığınız kişi, Bayan Fanny mi?”

“Ta kendisi. Bakışlarınızdan onun içeride olduğu sonucunu çıkardım. Yanılmıyorum değil mi?”

“Ha… hayır efendim. Yanılmıyorsunuz. Kendisi içeride.”

Tyler, kızın kenara çekilmesinin hemen akabinde hızla içeri süzüldü. Tezgâhın başında tabakları süslemekte olan çalışanların şaşkın bakışları arasında mutfağın sessiz, karanlık köşelerine doğru ilerledi ve sonunda onu gördü. Uzun dalgalı saçları asi bir nehir gibi omuzlarından aşağı dökülüyor, dudaklarında ki kırmızı ruj, loş ışıkta kışkırtıcı derecede cazip görünüyordu. Elbisesinin uzun etekleri bacaklarını köpüklü dalgalar misali sarmalamıştı. Karşısındaki kıza alçak sesle bir şeyler mırıldanıyor, aynı zamanda da tüm içtenliğiyle gülümsüyordu. Tyler, boğazına yapışıp kalan yumruyu yutkunarak gidermeye çalıştı. Tanrım, bu kıza hissettiği duygular daha ne kadar derinleşebilirdi?

Genç kız, bakışlarını aniden genç adamın gözlerine dikince, Tyler bu konuda daha fazla düşünmek zorunda kalmadı. Fanny’nin dudakları önce şaşkınlıkla aralandı ardından saklayamadığı bir keyifle hafifçe büzüldü. Konuştuğu kızıl saçlı kızla kısaca vedalaşıp ağır adımlarla genç adama yaklaştı.

“Burada ne arıyorsun?”

“Seni.”

“Beni mi? Beni neden arıyorsun?”

Genç adam bir iki adımda kızla arasındaki dayanılmaz bulduğu mesafeyi kapattı. Genç kızın eline sıkıca yapışarak geldiği yöne doğru yürümeye başladı. Fanny’nin parmakları kendi avcunun içinde küçücük kalmıştı. Ancak kız, ufak tefekliğinden beklenmeyecek biçimde kuvvetliydi. Genç adamın mengene misali kavradığı parmaklarını geri çekmeye çalışırken, topuklu ayakkabıların üzerinde, yürümekle koşmak arasında bir hızla ilerlemeye çabalıyordu.

“Ne yaptığını sanıyorsun?” Kızın tıslaması öfke ve heyecan doluydu.

Genç adam kısık sesle güldü. “Seni kaçırıyorum.”

“Bence sen beni değil aklını kaçırıyorsun. Hemen bırak elimi!”

“Üzgünüm ama bu artık mümkün değil.”

İkili, kalabalığın arasına büyük bir telaşla daldığında ortamdaki uğultu aniden kesildi. Herkes, pür dikkat önlerinden geçen absürt çifte odaklanmıştı. Genç kız, insanların bakışlarını görünce rahatsız olmuştu anlaşılan, çünkü artık Tyler’ın elinden kurtulmak yerine onu sıkı sıkıya kavrıyordu. Genç adam, kızın korkusundan korkunç bir bencillikle beslendiğini hissetti. Tutuşunu daha da sıkılaştırarak Fanny’i kafenin kapısından dışarı sürükledi.

“Tyler!”

“Canım?”

Canım mı? Sen sarhoş musun? Ya da daha kötüsü, beni biriyle mi karıştırıyorsun?”

Genç adam, yeniden derinden gelen bir sesle güldü. Kızı arabasının yanına çekerek kapıyı açtı. Fanny’nin itirazlarına kulaklarını tamamen tıkayarak onu arabanın ön koltuğuna doğru adeta fırlattı. Genç kız oturduğu yerde toparlanmaya ve elbisesinin dekoltesini kapatmaya çalışıyordu. Tyler, ıslıkla keyifli bir İskoç ezgisi tuttururken şoför mahaline geçti.

Fanny’den yayılan buram buram öfke ve egzotik parfüm kokusu burnuna doldu ve tüm duyularını harekete geçirdi. Genç adam arabanın içindeki aydınlatmanın düğmesine bastıktan sonra yanındaki güzelliğe döndü.

“Merhaba.”

Genç kızın dolgun dudakları açıldı, ardından yavaşça kapandı. Ne diyeceğini bilemiyormuş gibi görünüyordu. Tabii çok kızgın olduğu için, dili tutulmuşta olabilirdi, genç adam ikinci olasılığı büyük bir keyifle zihninden kapı dışarı etti.

Bir kez daha denedi. Kızdan ufakta olsa bir tepki almak için çıldırıyordu. “Büyüleyici görünüyorsun.”

Sözleri baruta çakılan bir kibritten farksızdı. İçten içe bunun bilincinde olsa da, genç kızın dudaklarının arasından kayıp gelen küfre zihnen kendini hazırlaması mümkün değildi…

Arabanın içini saran mutlak sessizlik, genç adamın boğazını bir iki kez temizlemesiyle bozuldu. “Evet… Ihm, sanırım bu sözleri hak ettiğimi düşündün.”

Fanny’nin hiddeti bir nebze sönmüş gibi görünüyordu. Aslında genç kız düpedüz utanmıştı. Kucağında sıkıca birbirine kenetlediği için eklem yerlerinde beyazlıklar oluşan parmakları, onu fena halde ele veriyordu.

Tyler’ın dudakları istem dışı kıvrıldı. “Bu, seni biraz olsun rahatlattıysa eğer, yolumuza devam edelim.” Genç kızdan ses çıkmadı. Tyler kızın utangaç sessizliğini diğer özellikleri gibi dayanılmaz derecede çekici buldu. Dayanılmaz derecede çekici mi? Ah, yakında aşk şiirleri yazmaya başlarsa eğer, hiç şaşırmayacaktı…

Genç adam, gecenin karanlığında yol alırken arabanın hızını fazla yükseltmedi. Fanny’nin yanındaki varlığının tadını çıkarırken Paris’te onu özleyerek geçirdiği saatlerin sona ermesinden dolayı, derin bir de şükran duyuyordu.

Tyler direksiyonu tutan parmaklarının terden nemlendiğini fark etti. Lanet olsun! Heyecanını dizginleyemezse eğer, gece hiçte planladığı gibi bitmeyecekti. Arabanın hızını ani bir kararla arttırdı. Fanny’nin elleri emniyet kemerinin güvenliğine sığınmak istermiş gibi hafifçe yukarı kalktı.

Tyler ıssız bir ağaç kümesine doğru aracı yönlendirdi. Bir iki metre ilerledikten sonra gizli sığınağına ulaşmıştı. Uçurumun kenarına biraz yanaşarak kontağı kapattı. Araç içi ışıkları hala açıktı ve genç adam yanında ki kızın kahverengi dalgalar halinde omuzlarından aşağı dökülen saçlarının rengine büyülenerek bakıyordu.

“Seni buraya neden getirdiğimi merak ettiğini ve çok öfkeli olduğunu biliyorum. Ancak senden ilk olarak istediğim şey açık fikirli olman. Lütfen Fanny, hemen öfkelenme ve söyleyeceklerimi düşün.” Genç kız başını kaldırdı. Gözleri her zamankinden daha büyük ve… korkmuş görünüyordu.

“Hey,” diye mırıldandı Tyler ona doğru eğilerek. “Benden korkmuyorsun değil mi? Ne oldu benim tanıdığım öfkeli kıza?”

“Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor. Muhtemelen sinir komasına girmiştir!”

Tyler sırıttı. “İşte benim kızım.”

Fanny, derin bir soluk aldı. Kontrolünü yeniden kazanmaya çalışıyormuş gibi görünüyordu. Tyler beklerken endişelenmemeye çalıştı.

“Pekâlâ, “dedi kız çenesini biraz daha yukarı kaldırırken. “Seni dinliyorum Tyler.”

İşte başlıyoruz… “Önce araçtan inelim.”

Fanny, adamı şaşırtarak, sessizce itaat etti. Tyler, konuşmanın böyle sakin devam edebilmesi adına, içinden çaresizce yakardı. Arabanın ön tarafında buluştular. Ilık bir meltem yerde ki yaprakları havalandırıyor gökyüzündeki yıldızlar, yeryüzünün yapay parlaklığına inat, ulaşılmaz ve muhteşem görünüyorlardı. Genç adam Fanny’nin bakışlarının hayranlıkla ışıldadığını ve bulunduğu yeri profesyonel bir gözle taradığını fark etti.

“Beğendin mi?” diye sordu.

Genç kız omuzlarını kaldırdı, ardından yavaşça saldı. “Beğenilmeyecek gibi değil.”

Tyler, kızın beğenisinden hoşnut, tüm cesaretini kelimelerinde biriktirerek konuşmaya başladı. “Fanny, seni ilk gördüğüm anı hayatım boyunca unutmayacağım. Amerika’ya yeni gelmiştim. Dokuz yıl aradan sonra…”

Genç kız, dudaklarını kıpırdattı. Tyler, parmaklarını kızın dudaklarına bastırarak konuşma girişimini engelledi. “Lütfen dinle. Sadece dinle.” Fanny, başını usulca eğerek genç adama susmayı kabul ettiğine dair güvence verdi.

Genç adam, elini geri çekti. Kızın dudaklarının davetkâr ısısını parmaklarında hissediyordu hala. Sözlerine devam etti. “Karanlık olmasına rağmen arabalarımızın farlarından yüzünü ve kızgınlığını görebiliyordum. Güzelliğin başımı döndürmüştü. Yol yorgunluğundan direksiyon başında uyuya kaldığımı ve bir rüya olduğunu sanmıştım. O günden bu güne, hiç uyanmadığım ve uyanmak istemediğim bir rüyanın içindeyim Fanny. Bana ne yaptın bilmiyorum ama tılsımın beni esir aldı.”

Tyler, kızın hiç kıpırdamadığını hatta gözlerini bile kırpmadığını fark edince omuzlarına uzanıp genç kızı hafifçe sarstı. “Nefes al Fanny.”

Kız, zapt ettiği soluğunu hızla dışarı verdi. Genç adam ise ellerini kızın omuzlarından çekemiyordu bir türlü. Beynine üst üste komutlar vererek sonunda parmaklarını gevşetti ve son olarakta avuçlarını genç kızın omuz kemiklerinden yavaşça çekti. Fanny’nin gözleri kısılmış, dudakları sıkı sıkı kapanmıştı. Beyninden geçen düşüncelerin yoğunluğu bakışlarına yansımıştı. Öyle ki, Tyler, kızın düşüncelerinin şaşkınlık ve inanamamazlık arasında gidip geldiğini bile anlayabiliyordu. Genç kız, nihayet bir mırıltı çıkardı ağzından. “Yani…”


“Yani,” diye tekrarladı Tyler. Fanny’nin kelimeleri toparlamasını bekleyecek sabrı yoktu. Çok uzun zamandır bu anı düşlüyordu. “Seni seviyorum.”


KEYİFLE OKUMANIZI DİLERİM...

Hiç yorum yok: